şükela:  tümü | bugün
  • bela tarrin (simdilik) son filmi. yine siyah beyaz. yine uzun (bu sefer sadece 3 saat). hanna schygula da oynuyor. 2001 istanbul film festivalinde oynadi. konusunu sormayin, bilemeyecegim. yalniz yarim saate yakin bir hastane plan sekansi var ki, fimi cekilir hale getiriyor.
  • şiirselliği ile insanı içine çeken , sıkıntının başgösterdiği anda verdiği harika müzik ayarlamasıyla, şaşkın şaşkın kendini izlettiren ,hiçbirşey anlatmadan da muhteşem film yapılabileceğini gösteren bela tarr filmi . 145 dakika nasıl geçti anlaşılmaz . prensin ne? kim? olduğu çok mühim değil. balina nedir ?neden orda niye balina geldikten sonra insanlar isyan ediyor? mühim değil . sadece janos'un sıradanlığına ,masumluğuna , taşıdığı insana özgü özelliklere bakmak yeter filme vurulmak için . hele dünyanın nasıl döndüğünü bardakilere anlattığı bir sahne var ki sinema nedir ? dili nasıl olmalıdır ... nasıl sanat olarak nitelendirilir hepsine cevap verecek cinsten ....
  • güneş tutulmasının canlandırıldığı açılış sahnesi ile beni baştan fetheden film. sonuna kadar izleyebilenler büyük insanlar, saygı duymak lazım. ben ilk defa béla tarr izliyorum, onu anlamaya çalıştım. sahneler tek planlardan oluşuyor ve sahne bitene kadar anca tekniği çözebiliyorsun. oyuncu kadrajdan çıkana kadar sahne değişmiyor. tiyatro gibi. her mekan tek bir plan.

    tatlı bi duygusallığı var, arada ters köşe yapıyor, müzikler harika...

    filmin bize sunduğu dünya baş karakter janos'un kafasındaki dünya ile sınırlı sanki. bu nedenle çok küçük. bu ufak dünya içerisinde kocaman bir balina... acaba biz mi ufağız yoksa dünya mı çok büyük? masalsı bi anlatımı var ki karakter sürekli akrabalarına gidip onlardan bundan sonra ne yapması gerektiğini öğreniyor, tek başına hayatına yön veremiyor, sonunda dünyası paramparça oluyor... balinanın gözü sanki bizim gözümüz, ya da bir dış dünya, içeriden dışarıya, dışarıdan içeriye bakmayı sağlayan bir pencere gibi...
  • "belki şehre bir sirk gelir..." epigrafıyla başlayan alabildiğine hardcore isimli bela tarr filmi. filmin adı hardcore, yönetmeninki ondan kara bir film. kıyametin kopmasından sen de 2, ben diyeyim 3 gün öncesindeyiz. prens mişkin modunda bir oğlan var, mahallenin getir götür işlerine bakıyor. macarların oğullarına verdiği mikloş, gyorgy, vilmoş ve ferenc'in yanısıra bir diğer isim olan lajos namına sahip getir götürcü oğlan. şehre sirk geliyor, dünyanın en büyük balinası varmış sirkte, bi de prens. sonra şehirde kıyamet beklentisi oluşuyor, ne geldiyse sirk yüzünden diyor ahali.

    bu film sirklerin insanların başına açtığı reddedilemez belaları anlatıyor. bu gerçeği yüzümüze yüzümüze çarpıyor.
  • gercekten cok garip bir film. muzik bilgisi hakkinda da anlamadigim bir seyler de diyor. sahsen, marslilarin hazirladigi bir tarih belgeseli gibi izledim. anlayarak izlenince nasil oluyor bilmiyorum ama ben cok sevmistim.

    soylemeye pek de gerek yok herhalde ama, agir film sevmeyen bunyelerin cok uzaklarinda durmasi gereken bir film bu.
  • kavgalarin, olaylarin, savaslarin ne kadar sacma sebepler yuzunden nasil insanlar tarafindan cikarildigini ve bu olaylardan, katliamlardan, catismalardan, savaslari baslatanlarin hic etkilenmedigini; olanin hep masum, kendi halinde, naif ve iyi kalpli insanlara oldugunu yari sembolik yari goze sokar bicimde oldukca agir bir tempo ve muthis muzikler esliginde anlatan bir masal.

    --- spoiler ---

    you are the sun. the sun doesn't move, this is what it does. you are the earth. the earth is here for a start, and then the earth moves around the sun. and now, we'll have an explanation that simple folks like us can also understand, about immortality. all i ask is that you step with me into the boundlessness, where constancy, quietude and peace, infinite emptiness reign. and just imagine, in this infinite sonorous silence, everywhere is an impenetrable darkness. here, we only experience general motion, and at first, we don't notice the events that we are witnessing. the brilliant light of the sun always sheds its heat and light on that side of the earth which is just then turned towards it. and we stand here in it's brilliance. this is the moon. the moon revolves around the earth. what is happening? we suddenly see that the disc of the moon, the disc of the moon, on the sun's flaming sphere, makes an indentation, and this indentation, the dark shadow, grows bigger... and bigger. and as it covers more and more, slowly only a narrow crescent of the sun remains, a dazzling crescent. and at the next moment, the next moment - say that it's around one in the afternoon - a most dramatic turn of event occurs. at that moment the air suddenly turns cold. can you feel it? the sky darkens, then goes all dark. the dogs howl, rabbits hunch down, the deer run in panic, run, stampede in fright. and in this awful, incomprehensible dusk, even the birds... the birds too are confused and go to roost. and then... complete silence. everything that lives is still. are the hills going to march off? will heaven fall upon us? will the earth open under us? we don't know. we don't know, for a total eclipse has come upon us... but... but no need to fear. it's not over. for across the sun's glowing sphere, slowly, the moon swims away. and the sun once again bursts forth, and to the earth slowly there comes again light, and warmth again floods the earth. deep emotion pierces everyone. they have escaped the weight of darkness

    --- spoiler ---
  • bir çırpıda insanı mahvediyor, ağır temposunun tam ortasında, öyle bir film. içerikli. tüm yaşayan akıl sahiplerine acizane tavsiye eder, yönetenin gözlerinden öperim, zira o, sahneleriyle bunu seyirciye yaptı zaten, borçlu kalmak istemem. bir çırpıda insanı bela tarr hayranı ediveriyor.
  • izlendikten yıllar sonra bile insanın içinde ağır ağır akmaya devam eden film.
  • müziklerini yapan mihály vig isimli şahsın, nick cave ile akraba olduğunu düşünmek, pek aptalca bir şey olmasa gerek.

    (bkz: valuska)
  • ekşi sinema'da hakkında şöyle de bir yazı vardır: http://eksisinema.com/…-belki-sehre-bir-sirk-gelir/