şükela:  tümü | bugün
  • yazı tura oyunun bir püf noktası da şöyle açıklanabilir; tura yüzü yazı türünden biraz daha ağır olur, bu da yazı yüzünün gelme olasılığını artırır, en neticesinde "yazı"yı tercih etmek, ki$inin $ansını bir miktar artırabilir.

    ha birisi çıkar "ben buna inanmıyorum, kuran'a inanıyorum, allah'ın hikmetine inanıyorum" der, o da güzel bi inanış.
  • - var yani bizim de kendimize göre hayallerimiz...
  • --- spoiler ---

    gerçeğin yapayı her seferinde madara etmesini yakından izlemeyi keyif sayanlar için eşi bulunmaz bir film: yazı tura. orjinal dilinden esaslı bir eser izlemeyi özleyenler için.. bir kısa öyküde birden fazla hikaye; karışmış, karıştırılmış hayatlar, sıkıştırılmış kaderler..

    cemil’li alpaslan’lı fenerbahçe posterlerinin süslediği odada doğu almanya’yı perişan eden formanın isim babası rıdvan dilmen ve adaşı şeytan rıdvan; yani olgun şimşek. kaybettiği bacağına en çok top oynayamadığı için üzülen buruk kahraman. doğup büyüdüğü bölgenin en keskin ifadeleri bileyen şivesi bile şimşek’in psikopatlığını tahrip edemiyor. ne tuhaftı filmin başındaki sahne: rıdvan ve askerlikten önce söz kestiği şefika, uzun bir aradan sonra karşılaşırlar. kız rıdvan’ın maluliyeti sonrası mutlu bir evlilik kararında mütereddit; lafları geveliyor, muhabbeti tüm kaçakların kabusu bir çıkmaz sokağa sürüklüyor; parçalara ayırıyor:
    - n’öörüyon?
    - n’ööriyim..
    - baban n’öörüyo?
    - n’öörsün..
    - anan n’öörüyo?
    - n’ööerecek..
    bu sevimli seremoni, kıbrıslıların “n’apan?n’apayım; n’aptın?n’aparsın?” permütasyonunu andıran diyaloglar bütünü. bölgenin monoton havasına sebep bir itiraflar düeti.. buna benzer bir çok ayrıntı, film şeridinde seansın sonuna dek kol geziyor. rıdvan’ın tüm kahveye bağıra çağıra posta koyduğu sahnede, mekandan çıkarken duvarda asılı, “dikkat içerideki ses düzeni sürekli duyma bozukluğuna yol açar.” tabelası gibi.. trenin hızla geçerken altına iki çiçeği alması gibi.. yine film boyunca kullanılan farklı görüntü teknikleri bazı izleyicilerin ağırına gitse de, etkileyiciydi. arka sırada bazı kadınların “oyy,oooyyy başım döndü gız” diyerek ani geçişlerde kafalarını çevirdiklerini müşahede ettik.

    filmdeki öykülerdenbiri de annenin. rıdvan’ın annesi, hayatla yıllar önce vedalaşmasına rağmen, oğlu için bitkisel yaşamını sürdürüyor. “mmmhh” diye konuşuyor, çok ağır yürüyor, fiziksel özellikleri dezavantajına dönüşmüş bir halde olmasına rağmen oğlu için ayakta kalmaya çalışıyor. bu arada bir annenin oğluyla yaşadığı “eve geç gelme oğlum.” sözleşmesi ve karşı tarafın “peki anne.” sallamasıyla işi geçiştirmesi ve saat konusunda mutabakat sağlamaya çalışmaları da acıklıdır. annenin makul bir ölçü olan “21:00-22:00” teklifine yaklaşımdaki ciddiyetsizlik.. içmeye gideceğini söyleyen rıdvan’ın o gece geleceği bile meçhulken annenin saflığı, her şarta hazırlıklı olma zorunluluğu hissetmesi duygusal sahnelere neden oldu. annesi rıdvan’ı uzun süre sokaklardan topladı. onu yıkadı, acı telgrafını aldı, ayrılık haberini duydu, duyurdu.. rıdvan’ın anası ağladı..

    kenan imirzalioğlu’nun canlandırdığı hayalet cevher karakteri ise daha şanslı. olgun şimşek’in payına düşen kasaba yaşamına has yavaşlık, cevher’de hızla karışıyor. artık en yakın arkadaşından borç isteyen rıdvan değil; zeyyat abisinden gereken tüm lojistik desteği sağlamış hayalet cevher var sahnede. uyuşturucu da sınıf atlamış iki arkadaş arasında. rıdvan yakın arkadaşına gaipten duyduğu sesleri şikayet edince: “o kadar esrar içsem ben ne sesler duyarım...” yanıtını alıyor. cevher, kız arkadaşını saçından tutarak kokaine sürüklüyor.

    filmin sedef kakmalarla işlenen tüm ayrıntılarına rağmen esas mesele gözeçarpıyor: vietnam sendromu; rıdvan ve cevher’in askerlik yaptıkları dönemden etkilenmeleri; bu etkinin dengelerini bozması ve sosyal hayatta bocalamaları. bununla ilgili isyanlar kısa fakat fazlasıyla filmin içine serpildiğinden duygu sömürüsüne mahal verilmemiş. tam siz “bir gazi bu zorlukları yaşamayı hak etmiyor.” diye düşünmeye başlayacakken bir başka plan giriyor ve dağılıyorsunuz. örneğin hayalet cevher’in trende yaşadığı kaos, duyduğu sesler, benzettikleri adamlar ve sonunda endişelenen arkadaşlarına durumu özetleyişi: “kalabalıkta stres basıyor beni”.
    yine vurucu bir sahne, hayallerin demirbaş sayımı gerçekleştiriliyor: kimi çiçekçi dükkanı açacak döndüğünde; kimi transferini bekliyor, futbola kavuşacak. fakat yine siz adımınızı atamadan gözyaşına, rıdvan çoşuyor: “e belki fenerbahçe’ye gideceğim. bizim de kendimize göre hayallerimiz var kardeşim!”

    bir de eşcinsel boyutu var filmin. başlarda emanet gibi dursa da, bir sahnesi yeter. çocuk yaşta bilmediği bir şehre kurşun gibi sıkılan teoman’ın acıklı sıralaması: “bu oyuncaklar benim, bu evde ilk ben doğdum, bu sokak benim.” ve tüm bu iyelik halini öyle sahipleniyor ki feminenliği cinsiyet skalasında zıt bir kutuba kayıyor; kabalaşıyor..

    eski sevgilinin sık belirmesini anlatıyor film. aşk yolunda uğranan her bozgunda insan ruhunun yarattığı paralanmış bir hayali parlatıyor. mevcut sevgilinin ardından el sallarken, köşeden eski sevgilerin, sevgililerin görünmesi..
    sonra görünmemesi..

    --- spoiler ---
  • tefeci zeyyatın ağzının kenarındaki yoğurt gibi rahatsız edici film.*
  • aslen yazi tura atmak roma imparatorlugu'ndan, julius caesar zamanindan kalma bir yadigardir bize.
    o zamanlar evlilik, alim-satim gibi önemli konularda karar verilmesi gerektiginde ve julius sezar ortalikta yoksa, romalilar ona sayginin bir ifadesi olarak para atar, onun resmi üst tarafa gelirse imparatorun onayladigina kanaat getirirlermis.
  • bir film yapicam. icinde escinsellik, rum turk iliskileri, pkk terorü, türk sinirlarinda askerlik, türkiye'de ozurlu olmak, uyuşturucu mafyasi, 17 agustos depremi olacak dese biri, hadi canim abartma der gecersin.
    hepsini nasil bir filmin icine etkileyici sekilde yedireceksin. bunu ustadlar yapar. memlekette o ustadlardan bir tane var: ugur yucel.
    "gerceklik" konusunda kimse eline su dokemez. travmatik film etkisini salona ancak o gecirir. bu sinirlardaki insanlar neler gordu ya da onlardan neler saklandi. kac kere ustuste yere kapaklandi bu millet ya da kac kere kapaklansin diye gizli celmeler takildi. onyargilar nasil sarip sarmalamisti hepimizi ya da hep asamayalim diye travmalarla mi buyutulmustuk farkinda olmadan. yazi tura her seyi anlatirken, goruntuleri titriyor, titretiyor insani. muzigi kim yapmis, kurgusunu kim cozmus, video mu 35'le mi cekilmis diye ancak sonradan sorguluyabiliyorsunuz. bugune kadar elimizde misir izledigimiz binlerce vietman filmine karsilik iste sonunda misir patlagina dokunamadigimiz dugumlenip kaldigimiz hayatimizin butun savaslarini anlatan bir filmimiz var artik. ve adi her seyi anlatiyor: hayatimiz, yazi tura. ellerine akillarina saglik hepsinin...
  • --- spoiler ---
    tura
    --- spoiler ---
  • izledikten sonra elim ayagim titremeye basladi resmen. super otesi olmus. kesinlikle seyredilmesi gereken bir film.

    edit: soğuktanmış lan.
  • hakkında yapılan yorumlara eklenebilecek ancak birkaç seyi fazlasıyla hak eden film..

    yapılan en onemli eleştri filmin iki farklı bölüme sahip oldugu ve bunun getirdiği kopuklugun yazı tura nın bir eksikliği oldugu iddasıdır..lakin sunu dusunmek gerekir..bu iki bolumun altında yer alacakları baslık nedir? bu baslık olsa filmin adından da belli oldugu uzre farklı gorunenlerin aslında ne kadar farklı olduklarının sorgulanmasıdır..yani gercekten de ırklar insanları ayrıştırmayı ne kadar başarabilmişlerdir? ugur yucel filmde bunun muhasebesini yapmıştır..filmin başlıgını açacak olursak ve filmi bu dogrultuda degerlendirirsek daha verimli olur kanısındayım..

    merkezde olan bir turk milleti ve merkez etrafındaki çemberde azınlıklar..bir yanda kürt, diğer yanda rumlar.. bir azınlık hesaplaşması gibi bir film..insanlık kavramını, ortak noktaları aynı yerde askerlik yapmış olan iki gencin hikayelerini kullanarak anlatmayı başarmış, cok zorlu bir gorevinden altından kalkabilmiştir ugur yucel.. humanizmi vurgulmaya çalışırken cok sert, sürükleyici, iç parçalayıcı bir dil kullanılmış.. bu dil çok önemli..insanları ve yaşananları ciddiye almak gerekiyorsa ilk once seyirciyi bir sarsmalı..gercekleri hatırlatmalı.. ama bu dilin farkına varamayan bazı izleyiciler filmin sertliğinden ana başlıgı görememişler ve sonunda filmi ayrık olarak nitelendirmişlerdir..

    balık hafızalı bir millete doguda yaşanan çatışmaların gazete haberlerinden ibaret olmadığını, deprem esnasında yaşananların da sesimi duyan yok mu nidalarından ibaret olmadıgını da yüzümuze gerçekçi bir tazrda çarpan bir yapımdır yazı tura..

    kısacası ugur yucel film esnasında yazı mı tura mı diye sormamıştır.. bu soruyu gereksiz bulup bozuk parayı izleyicilerin kafalarına atarak kim çıkardı bu bozuk parayı diyerek paranın çıkış nedenlerini sorgulatmaktadır..filmin en begendiğin yonu de budur..film sorgulatmaktadır..anlatmamaktadır..anlatmak isteseydi çatışma sahnelerini bu kadar kısa tutar mıydı? anlatması gerekenin belgesel oldugunu, sinemanın sorgulatması, muhasebe yaptırması, düşündürmesi gerektiğini de vurgulayan film olmuştur..
  • uğur yücel, kenan imirzalıoğlu ve olgun şimşek'in izleyiciye yumruk attığı muhteşem film. cisimlerin asıl görüntüleri görünenden çok farklıdır. bunu anlamak için arada böyle bir yumruk yemek şart.