şükela:  tümü | bugün
  • ural altay dilleri'nin bir alt koludurlar. ural dilleri'ne nazaran daha fazla alt kola sahiptirler.

    belli basli altay dilleri sunlardir:

    - turk dilleri
    turkce, azerice, kirgizca, ozbekce, uygurca

    - mogol dilleri
    mogolca

    - tungus dilleri
    mancu-tungus
  • tam olarak kanitlanamamis olsa da, izole dil aileleri'nden olan japonca ve korece de bu dil grubundan sanilmaktadir. ancak kanit halen daha yoktur. sadece bu dillerin yapilari, altay dilleri'ne cok benzemektedir.
  • felina ile ileti$imimizi sağlayan dillerdir..
    ben hep "altı ay dilleri" diye telaffuz etsem de, elindeki bo ile düzeltir beni.. (bkz: bo/3)
    en güzel yanı şivelerden birinin spesifik yapısını diğer bir $ivenin içine monte etmek, kelime benzerliklerinden harf oyunlu cin cümleler bulmaktır..

    --- bilgi copy paste'i ---
    altay koluna giren dillerin, tahmini olarak tarihin karanlık devirlerinde ortak bir ana altay dilinden çıktığı kabul edilir. yakın zamanlarda kore ve japon dilleri de bu grup içerisinde gösterilmeye başlanmıştır. önceleri fin-tatar, türk-tatar, turani gibi isimlerle de adlandırılmış olan altay dillerinin, kelime benzerliklerinden başka, ortak nitelikleri başlıca şu dil özelliklerinde görülür:
    - ses bilgisi bakımından bu dillerde ses uyumu vardır.
    - şekil bilgisi bakımından kelime yapımı ve çekimi son eklerde olur.
    - kelimelerde cinsiyet ayrımı yapılmaz.isim çekiminde yalın hal eksizdir.
    - genellikle sayı sıfatlarından sonra gelen isimlere, özel durumlar dışında, çokluk eki getirilmez.
    - cümle bilgisi bakımından söz diziminde belirten unsur, belirtilenden önce gelir ve şekil değiştirmez.
    - cümle kuruluşunda özne fiilden önce ve genellikle başta, fiil ise sonda bulunur.

    buna karşılık bütün bu özellikleri dil akrabalığı için yeterli görmeyen ve benzeşme, karşılıklı etki yolu ile bu diller arasında bir yakınlık, benzerlik kurulduğunu ileri süren dilciler; ana kültür kelimelerinden çoğunun altay dillerinde değişik olduğunu belirtmişlerdir.

    bu dilleri konuşan milletlerin eski tarihlerinin karanlık oluşu, çok yurt değiştirmiş ve komşu milletlerin dillerinden etkilenmiş bulunuşu, altay dillerinin karşılaştırmalı gramerinin ortaya konulmasın da güçleştirmiş ve geciktirmiştir.

    fakat son yıllarda yapılan ciddi denemeler sonucu birinci ve ikinci şahıs zamirleri karşılaştırılarak altay dilleri arasındaki benzerlik şöyle belirtilmiştir:
    türkçe:ben,sen moğolca:bi,çi tunguzca:bi,şi mançuca:bi,si
    --- bilgi copy paste'i ---
  • (bkz: türki diller)
  • dillerin evrimiyle ilgili aldığım bir yüksek lisans dersi için yaptığım projeye göre, türk dilleri, moğol dilleri, tunguz dilleri, japonca, korece ve ainuca'dan meydana gelen bir ailedir. projemde diller arasındaki ilişkiyi gramer özelliklerine göre kurdum. gramer özelliklerini ve değerlerini ise world atlas of language structures'dan aldım. toplam 192 farklı özellik tanımlanmış orada. yalnız aynı projede ural dillerinin altay dillerine gramer olarak bir hayli uzak olduğu da ortaya çıktı.

    oluşan dil ağacı: http://i.imgur.com/hhitsfn.png

    notlar:
    1- yurtdışında bir üniversite olduğu için diller ingilizce halleriyle yazılı.
    2- khalka = modern moğolca, evenki = tunguz dillerinin en yaygın dili.

    düzenleme:

    3- paint kullanılmamıştır. proje için splitstree programı kullanılmıştır. veritabanı olarak wals'ın kullanıldığını yazdım zaten.
    4- proje altay dilleri üzerine olduğu için diğer diller sadece test amaçlı konulmuştur. yoksa fince'nin almanca'yla akraba olduğunu iddia etmiyorum. amaç altay dillerinin özellikle tartışmalı dillerin diğer dillere olan uzaklığını görmek.
  • iç altay (türk, moğol, tunguz) ve dış altay (kore, japon) biçiminde de bölünen dil ailesidir.
  • ural-altay dilleri diye bir tabir literatürde kalmamıştır.
    altayistik başlı başına bir dil ailesi durumundadır.
    altay dilleri:
    türkçe
    moğolca
    mangu-tunguzca
    japonca
    korece

    bu diller ortak bir köken dile sahip. " altay dili " diye tabir ettiğimiz bu dile ait herhangi bir belge bulunmamaktadır.
    türkçe'nin kökenine ait en eski belgeler ise, yenisey yazıtları ve orhun kitabeleridir. orhun kitabeleri bulunana kadar, türkçe'nin tarihi kutadgu bilig'den öteye götürülemiyordu.
  • son dönemde şüpheli statüsünde olan dil ailesi. türkiye, orta asya, sibirya ve moğolistan *gibi yerlerde konuşulan türk, moğol, tunguz dilleriyle, daha da şüpheli olarak kore ve japon dillerini kapsar. altay dilleri'ni savunan cephe ve diller arasındaki benzerliğin coğrafi yakınlıktan dolayı oluştuğunu düşünen retçiler arasında tartışmalar sürüyor. altay dilleri'ne yönelik en çok reddiye yazan altay dilleri taraftarı iken karşı cepheye geçen prof. alexander vovin. savunanlar ve reddedenler listesi için wikipedia'ya bakabilirsiniz: https://en.wikipedia.org/…sts_and_critics_of_altaic (bkz: türkçeye en yakın diller)
  • farklı araştırmacılar tarafından farklı şekillerde gruplandırılmakta olan ancak son yıllarda daha çok bilgi sahibi olduğumuz dil grubu. günümüzdeki türkçe, japonca, korece, moğolca ve tunguz-mançu dilleri binlerce yıl önce var olmuş olan altay dilinden gelmektedir. fransızca, ispanyolca ve rumencenin latinceden türemesine benzetebiliriz bu durumu. cümle yapısı ve dil bilgisi kuralları ile günümüz türkçesine benzmekte olan altay dili günümüzde ölü bir dildir.

    tartışmalı olan korece ve japoncanın da altay dillerine dahil olduğu kanısı kuvvet kazanmış olmasına rağmen bu dillerin genetik açıdan nasıl sınıflandırılacağı konusu halen tartışmalıdır. bazılarından bahsedecek olursak; türkçe-moğol-tungus dilleri batı gurubu, kore ve japon dilleri doğu gurubunu oluşturmaktadır. ikinci bir sınıflandırma ise türk-moğol, tungus-mançu ve kore-japon dilleri şeklinde yapılan üçlü gruplandırmadır. burada tungus-mançu dillerinin ayrı şekilde grup kabul edilmesinin sebebi mançu-tungus dillerinin hem batıdaki türkçe ve moğolca ile hem de doğudaki japonca ve korece ile ayrı ayrı ortak özelliklere sahip olması ve doğudaki diller ile batıdaki diller arasında daha merkezi ve genel özelliklere sahip olması nedeniyle ayrı kategorize edlmesi gerektiği görüşüdür. bu iki görüşte de moğolca ve türkçenin benzer fonolojik değişimler geçirmesi(kelime başındaki m seslerinin b'ye dönüşmesi gibi) ve kelime haznesindeki benzerlik gibi nedenler ile bu iki dil beraber gruplandırılmıştır. ancak bu iki görüşten farklı olarak 3. bir görüş daha ortaya atılmıştır. buna göre altay dilleri içerisinde bu gruptan ilk kopan dil ön türkçedir bu yüzden moğolca ve türkçenin, altaycadan batı altayca şeklinde tek bir dil halinde ayrılıp daha sonra türkçe ve moğolca olarak iki ayrı dile evrilmesi mümkün değildir. bu görüşe göre altayca yine batı ve doğu olmak üzere tarihte ikiye ayrılmıştır ancak batı altayca denen dil aslında ön türkçenin öncülüdür. batı altaycadan moğolca ya da başka herhangi bir dil türememiştir, batı altaycanın ardından gelen tek dil türkçedir. geriye kalan 4 altay dili doğu altaycanın içerisindedir. doğu altaycadan sırasıyla moğol, tunguz-mançu dilleri ayrılmıştır. ardından japon ve kore dillerinin ayrışması ile doğu altayca dili tamamen dağılmıştır. yukarıda bahsetmiş olduğum 3 görüş haricinde birçok görüş mevcuttur ve henüz kesinleşmiş bir sınıflandırma yoktur. şu an için tek bildiğimiz bu 5 dilin altayca isimli eski bir dilden gelmiş olduğudur.

    altay dilinin genel özelliklerine gelirsek:
    -sondan eklemeli bir dildir, kelimelerin kökünde değişiklik yapılmadan kelime sonlarına gelen ekler ile kelimeler türetilir. aynı şekilde kip ve hal eklerinin yardımı ile cümleler kurulur. altaycada türkçedekinden daha fazla hal eki vardır. türkçe gibi ekler üzerine kurulmuş bir dil olduğu için çok sayıda ek bulunmaktadır.

    -sözcüklerde cinsiyet ayrımı yoktur.(avrupa dillerinden fransızcada masanın feminen, almancada çeliğin maskülen olması gibi bir ayrım yoktur)

    -artikel yani ön ek yoktur (la, le, les, der, die, das gibi)

    -tamlayanlar, tamlananlardan önce gelir.(evin kapısı, mor çanta, parlak demir)

    -soru eki mevcuttur. ancak türkçedeki soru eki "mi", türkçe değildir çince kökenlidir.

    -ünlü uyumu vardır.

    -diğer bir önemli ayırt edici özellik ise sayı sıfatları ile oluşturulmuş tamlamalarda tamlananın sonuna çoğul eki gelmez.(altı çocuk, 2 araba)

    -sessiz harf-sesli harf-sessiz harf-sesli harf ya da sessiz harf-sesli harf-sessiz harf-sessiz harf-sesli harf yapısında kurulmuş sözcükler yaygındır. fakat türkçede bu kelimelerin sonundaki sesli harflerin bir çoğu düşmüştür.

    - türkçedeki gibi f ve h harfleri bulunmaz.

    -i, e, u, o, a seslileri ve iu, io, ia çift seslileri vardır.

    türkçe kelimelerde bulunmayan bazı sesler altaycadan türkçeye geçiş esnasında kaybolmuşlardır. örneğin,:

    -altaycada p' ve p olmak üzere iki p sesi vardır. kelime başlarındaki p' harfleri ön türkçeye geçiş esnasında düşmüştür (halaç türkçesinde h harfine dönüşerek korunmuştur bir kısmı). mesela "at" sözcüğü altaycadaki p'ati kelimesinden gelmiştir. kelime başındaki p' sesinin ve yukarida belirttiğim gibi kelime sonundaki ünlü sesin düşmesi sonucu ön türkçeye at olarak geçmiştir. diğer p sesi olan p harfi de kelime başlarında b harfine dönüşmüştür. bu 2 p sesinin de kelime başlarında korunamaması neticesinde türkçe kelimelerde p harfi ile başlayan sözcük kalmamıştır. günümüzde p ile başlayan kelimeler olsa bile bu p sesleri öncesinde b harfi iken daha sonra p sesine dönüşmüşlerdir(parmak < barmak)

    -kelime başlarındaki m sesleri de benzer şekilde b sesine dönüşmüşlerdir. örneğin beyin kelimesi altaycadan ön türkçeye bejni < majni olarak geçmiştir. bu örnekler uzatılabilir: böl- < moli, bal < malv, beniz < mena. binlerce yıl önce yaşanan bu ses dönüşümleri nedeni ile de türkçede m sesi ile başlayan sözcük yoktur.

    -kelime başındaki z sesleri j'ye dönüşmüştür daha sonra bu seslerin çoğu y haline gelmiştir.

    bu ayrılmadan sonra türkçe ile ilgili dikkat çekici bir nokta ise, altaycadan uzun yıllar önce ayrılmasına rağmen özellikle gramer açısından çok yavaş bir değişim geçirmiştir. örneğin, yaklaşık 2500 yıl önce yazılmış olan alp er tunga sagusundan hala bir şeyler anlayabiliyoruz, hatta yer yer sözlükte değiştirerek kullanıyoruz:) bir örnekle açıklarsak, bir avrupalı için bu kadar eski bir metni okuduğunda bu kadar çok şey anlaması söz konusu değildir. bir ingiliz alp er tunga destanından en az bin yıl daha yeni olan beowulf'u okuduğunda hiçbir şey anlayamayacaktır, çünkü dil hem kelime hem de gramer açısından çok değişmiştir.

    japonca nispeten izole kalmış bir dildir ancak çok eski dönemlerde japonya birden fazla kez altay kavimlerinin istilasında kalmıştır bu da japon dilinin evrilişinde önemli kırılmalara sebebiyet vermiştir.

    altay dilinde sayılar aşağıdaki gibidir(fonetik alfabe ile yazamadığım için tam doğru yazamadım):

    1-biuri

    2-tiubi. türkçe'deki iki eski türkçe ek(k)i kelimesinin günümüzdeki halidir. ek(k)i ise ana altaycada "çift" anlamındaki p'ior'e kelimesinden türemiştir.

    3-niu

    4-tojv

    5-t'u

    6-nu

    7-nadi

    8-ja veya dza

    9-k'egvnv. evet eski türkçedeki tokuz sayısı bundan türemiştir.

    10-ciobe. türkçedeki yüz(eski türkçede jür') sayısının kökünün buradan geldiği düşünülmektedir. on sayısı ise yine altayca olan p'vbv kökünden gediği sanılmaktadır.

    20-k'iura. bu sayının türkçeye kir veya kır şeklinde geçmiş olabileceği ve kırk sayısının kir-kir(20+20)'den gelmiş olabileceği düşünülüyor.

    100- namo, türkçeye jom olarak geçmiştir ancak jom yerine jür' kullanılmıştır.

    1000-ciumi. türkçede 10.000 anlamındaki tümen sayısının buradan türediği düşünülmektedir. türkçe ve moğolcadaki 1000 sayısının türk ve moğol bölgesinde nispeten izole olmuş altayca mina kökündne geldiği tahmin edilmekte.

    türkçedeki beş, altı ve sekiz sayıları eğer altayca kökten geliyorlarsa bile yukarıda yazdığım altaycalarından türememiştir. diğer bir mevzu ise her bölgede aynı sayıların kullanılıp kullanılmadığı, yani bu yazdığım sayıların ne kadar genel-geçer olduğu sorunudur. örneğin, bizdeki 2 sayısı belirttiğim gibi altayca çift anlamına gelen p'iok'e kelimesinden türerken 1 sayısı altayca karşılığının aynısıdır. ancak moğolcadaki 1 sayısı(nige) altaycada tek anlamına gelen nione kelimesinden türemiştir. yani her altay dilinde kullanılan sayılarının hepsinin altayca kökten türediğine emin olunmadığı gibi altayca kökten türeyen sayıların da tümünün doğrudan yukarıdaki altayca sayma sayılarından türemediğini biliyoruz.

    ve tabi ki türkçe dahil bazı altay dilleri sayılar konusunda yenilenmeye gitmişlerdir ve sayma sistemlerini hatta sayma mantıklarını değiştirmişlerdir.

    öznelerden de bahsedecek olursak:

    1. tekil bi (mi-n)
    1. çoğul ba, bu (ma-n, mu-n)

    2. tekil si (si-n)
    2. çoğul su (su-n)

    soru zamirleri:

    ka(j): kim
    niv: ne, kim

    işaret zamirleri:

    yakındakiler için sv, ko, la, o
    uzaktakiler için ca, e, i, ta(te)

    kelimelerin sonlarına gelen şahıs ekleri türkçe, moğolca ve tunguzcada mevcut iken japonca ve korece yokturlar. bu ekler daha sonradan kelimelerin sonuna eklenmiş kişi zamirleridir.

    bazı altayca örnek kelimeler:

    bütün: büt(eski türkçe), muti(altayca)
    hepsi: kop(tür), kopv(alt)
    siyah: kara(tür), karu(alt
    soğuk: sogik(tür), siogo(alt)
    gel-: gel-(tür), gele(alt)
    kıl: kıl(tür), kila(alt)
    yaprak: japurgak(tür), liap(alt)
    el: el(tür), nali(alt)
    kalp: jürek(tür), jürvk'e(alt)
    yumurta: yumurtka(tür), umutki(alt)
    yeni: janı(tür), zejni(alt)
    boyun: bojn(tür), mojno(alt)
    uzak: ıra-(tür), p'ira(alt)
    kurt: kurt(tür), kioro(alt)

    örnekler daha da uzayarak gider. türkçe kökenli kelimelerin önemli bir bölümü altaycadan kalma sözcükler. altayca kelimeler diğer altay dillerine geçerken belli ses kuralları çerçevesinde değiştiler, yukarıda bazı türkçe kelimelerin nasıl bir değişim geçirdiğinden bahsetmiştim, ve bunların neticesinde aradan da geçen uzun yıllarından ardından altay dillerinin kelime hazneleri çok farklılaştı. tabii kelime haznelerinin değişiminde en önemli etken altay toplumlarının farklı kültürle arasındaki etkileşimlerdir.

    unutulmamalıdır ki altay dillerinin arasındaki genetik bağın en büyük kanıtı kelime benzerliklerinden ziyade dil bilgisi benzerlikleridir.

    bu entrymde bir çok eksiklik ve hata olabilir bunları burada düzeltirseniz çok sevinirim. diller konusunda da eğitim almış birisi değilim ancak merakımı gidermek için okuduğum türkçe ve yabancı çalışmalardan anladıklarımı buraya özet olarak geçmek istedim. çünkü dil bizim hayatımızın bir parçası ancak bu dilin geçmişi pek iyi bilinmiyor, yabancı akademisyenler tarafından bilmediğimiz karanlık noktalar aydınlatılıyor. umarım bu konularda bilgili kimseler bunu okuduktan sonra buraya daha aydınlatıcı şeyler yazarlar ve bunları okuyan arkadaşlar merak edip araştırırlar.

    bu entryi yazarken ana altay dili sözlüğü olan; sergei starostin, anna dybo ve oleg mudrak tarafından hazırlanmış etymological dictionary of the altaic languagestan çok faydalandım.