şükela:  tümü | bugün
  • pek çok insanin kafasinda yer eden önemli bir sorunsaldir. özellikle bilimi reddedemeyen ancak kafalarindaki dinsel dogmalarla bilim arasinda gördügü çeliskilerden dolayi zihinsel paradoks yasayan kisilerin uzlastirmaya çalistiklari iki sözcüktür.

    paradokslarina çözüm bulmak isteyen kisiler hummali bir sekilde inandiklari seylerin dogruluguna dair bilimsel bir kanit bulmaya çalisirlar. bunun için kuran didik didik edilir, kimisi bir sifre bulur (bkz: ömer çelakil) kimisi ayet mealleri ile bilimsel sonuçlar arasinda paralellilik kurar. örnegin kuran’da geçen kün feye kün (ol dedi ve oldu) ayeti. evet kuran’dan bir ayettir. kuran’da big bang teorisinin geçtigine dair kanit olarak ileri sürülmektedir. bu üç sözcükten yola çikarak yazilmis sayfalar dolusu yazilar da görmüstüm. kendince uzun uzun big bang’i anlatip araya sos kabilinden de bu ayeti ve tefsirlerini katarak teorinin kuran’da geçtigini anlatan yazilar. bu ayetten yola çikarak spermin yumurtayi döllemesini ve ceninin olusumunu uzun uzun anlatan yazilar da görmedim degil. “illa bir sey bulacagim, kuran’in bilimsel bir mucize oldugunu kanitlayacagim” diye kasarsaniz kuranda geçen her sözcükten bile bir sey çikarabilirsiniz. arayan bulur zira. buldugunu da kanitlamaya çalistigi sey baglaminda kullanir.

    adnan hoca gider yalan yanlis derleme kitaplar yazdirir müritlerine, sonra da harun yahya adiyla bastirir. analitik düsünceden yoksun bu derlemelerde kendince yaradilisi ispatlar, evrim teorisini çökertir. zaten kafasi karisik, fazla düsünmeyen insanlar da mal bulmus magribi gibi sarilir bunlara. hayatin anlamini çözdügünü sanir filan. ahmet hulusi diye biri çikar, tasavvuftan, kuran'dan sundan bundan bilgiler ile astrofizigi harmanlar, uzayli muzayli, ruhlu cinli, romanimsilar, hikayeler yazar. bazen de ciddi görünümlü kitaplar yazar islama çagdas yorum diye sürer piyasaya, tüyap’ta ücretsiz dagitir.

    bir hans von aiberg vardi. yok bu adam dünyadaki alti karadelik iki akdelik uzmanindan biriymis. stephen hawking yakin dostuymus, kendisi iskandinavmis ama türklügü kabul etmis, pek çok yasamis ve yasayan batili bilim adami gizli müslümanmis, bütün hakikatler kuranda ve islam tasavvufundaymis filan. bir sürü kalin kalin kitaplar sürmüstü piyasaya. kitaplar da ahmet hulusi’nin kitaplarini bastigi ayni yayinevinden kitsan’dan basiliyordu. çocuktuk heyecanla okuyorduk. abilerimiz vardi. kitaplarin çok derin oldugunu herkesin anlayamayacagini filan söylüyorlardi. “ben anlayabiliyorum” diye hava bastigimi da hatirliyorum. ve bazi tartismalar. yok fethullah gülen’in kurmaylarindan latif hoca bunun için “manaya maddi kilif giydirmeye çalismis” demismis, yok pek muteber degilmis. daha sonra bu adamin bogaziçi fizikten terk bir orta anadolu’lu oldugu çikmisti ortaya. aradan yillar geçti bir kitap fuarinda tezgahi açmisti kitsanci'lar. bunlarla airberg'i konusmak istedigimde ve yalanlarini irdelemeye çalistigimda gayet piskince kisiligi ve yalanlari üzerinde durmamak gerektigini yazdiklarina bakmak gerektigini filan gevelemislerdi. muhterem kendince söyleyene degil söylenene bak ilkesini söylüyordu. nihat genç de vakti zamaninda bu adam için harika bir yazi kaleme almisti. bütün yalanlarina ve saibeli kisiligine karsin dönemin sag iktidari tarafindan bakanlik bünyesinde ihya edildigini yazmisti. cennet yurdum iste.

    özellikle pozitivizmin önlenemez yükselisi ile yeni bir gard gelistirilmisti 20. yy’da. bilim diye ortaya konulan herseyin aslinda kuran'da oldugunu filan iddia etmek ve bunu kanitlamaya çalismak üzerine idi bu gard. saidi nursi de bunu yapmisti ve arkasindan gelen takipçileri de. mehmet akif ersoy'un safahat'inda da bu yaklasimi bulabilirsiniz. iste fethullah gülen de said nursi’nin risalelerinden esinlenerek bu konulara yogunlasip vaazlarinda islerken çevresindeki yakin müritlerine de kitaplar yazdirmisti. talebelerinden abdullah aymaz da savfet senih takma adi ile “kuran ve ilimler” diye bir kitap yazmisti. manaya maddi kilif giydirme isini yapmisti bir anlamda. çocuk aklimizla gözlerimizi açarak ve imanimizi daha da kuvvetlendirerek ibadet hazzi ile okurduk. sonra bir takim kerametli olaylari, dünyadaki bazi ilginçlikleri anlatip allah’a baglayan kitaplar. dedim ya çocuktuk. sözlükte de gördügümüz gibi hala bu tip seylerle hayatin anlamini buldugunu sanip kendi küçük dünyasinda (nazim hikmet’in bir siirindeki sincap gibi) mutlu olan ve bu çok böyük hakikatleri bizimle paylasmak isteyen arkadaslarimiz var. birgün gelir ol dedi ve oldu ayeti ile ilgili okuduklarini iman etmis mümin sendromu ile anlatir, gün gelir dinlerde ceza diye uzun uzun yazi yazarak sevap isledigini sanir. çünkü yapilan bu islerden sevap ummaktadir. kendisine öyle belletilmistir. zira hadiste de geçtigi gibi kim bir hayir islemisse ona sevap vardir.

    “arayan bulur” demistim. tam olarak olmasa da amin maalof’un yüzüncü ad romaninda geçen bir cümleydi. yine ayni romanda bu baglamda verilmemekle birlikte benim bu baglamda yorumladigim bir olay vardi. romanin geçtigi yillarda londra’da büyük bir yangin oluyor. o sirada ingiliz krali katolik ama halk protestan (anglikan kilisesi henüz kurulmus mu bilmiyorum) ve yanginin farkli toplumlarda algilanis tarzi: katolik romalilar diyorlar ki “tanri’nin imansiz londra halkina cezasi”, protestan londralilar da diyorlar ki “basimizda katolik bir kral oldugu için tanri’nin cezasi. bundan bes yil önce bir deprem oldu ülkemizde. hemen ortalikta bir sürü efsane “yok günah arttigi için allah ceza vermis, yok gölcük’te dalgiçlar deniz dibindeki ölü insanlari domuz suretinde görmüsler, yok yikilan evler isaretlenmis gibi yikilmis da hemen yanlarindaki bazi evlere birsey olmamis bla bla” deprem olan yerlerin görece muhafazakar yerler olmasi bir yana daha sonra olan bir depremde de kaynasli tarumar oldu. ki kaynasli ahalisi 1999 seçimlerinde %51 fazilet, %49 mhp olacak sekilde paylastirmis oylarini. buyrun buradan yakin. ama bu durumu “allah niye kendine daha çok iman ettikleri savlananlara ceza veriyor” diye gündeme getirir iseniz yanit hazir. saidi nursi versin yaniti:” küçük suçlarin cezalari küçük mahkemelerde verilir, büyük suçlarin cezalari büyük mahkemelerde verilir. bu dünyadaki cezalar öbür dünyaya nisbetle daha azdir. müslümanlara cezalari burada veriliyor ama kafirlerin cezalari büyük mahkemeye öbür dünyaya birakiliyor”

    bu tip yaklasimlarin özünde kuran’in öncelikle bir inanç kitabi oldugunu kavrayamamak yatiyor. isteyen inanir isteyen inanmaz. imani da laboratuvara koyup analiz edemezsiniz. imanla bilimin yeri apayridir. “yok o da kuran’da var yok bu da kuran’da” diyerek bir yere varilamaz. imanini böyle bir zihniyet temeline bina eden kisinin imani da saglam olamaz. düsünmeden bir iki bilimsel örnekle kuranda geçen bir iki ayet arasinda paralellik kurarak bilimsel bir kanit buldugunu sanarak iman etmek durumu. allah yildizlarla göge “la ilahe illallah” yazsa daha bir kavilesir imanlari sanirim böyle düsünenlerin. o kanit oldugu savlanan seyler olmasa iman olmayacak mi? böyle seylerle ugrasanlara tavsiyem felsefe ile ilgilenerek, düsünerek, materyalist felsefe, idealist felsefe derken kendi yaklasimlarini gerçeklestirip kendi metanoyalarini saglamalaridir. papaganlikla olmaz bu isler. açik bir kanitla olan imanin da anlami olmaz zaten.
  • bertrand russel'ın adı derhal çağrışan ve çok da alakasız sayılamayacak kitabı için (bkz: bilim ve din).
  • (bkz: #7089242)
  • bilimin temelinde bazi ön kabuller vardir. yani bazi seylere iman edilir, öyle bilim yapilir.**

    konuyu -ayrintili olmasa da- aciklamak gerekirse, bir teorik fizikcinin* kaleminden su sekilde atifta bulunulabilir:

    " tabiat ilimleri'nin temelinde bir takım îmânî umdeler (dogmalar) bulunmaktadır. bunlara zımnen ya da açık bir şekilde îmân etmedikçe tabiat ilimleri'ni inşâ etmek mümkün değildir. bunun için mutlaka:

    1) bizden bağımsız olarak bizim dısımızda var olan maddî bir âlemin varlıgına,
    2) bu maddî âlemden bilgi (enformasyon) elde etmenin mümkün olduguna, ve
    3) bu maddî âlemin anlanabilir olduguna, yâni bu âlemde vuku bulan olayların:

    a) tasvîr edilebilir,
    b) açıklanabilir,ve
    c) öngörülebilir olduklarına peşînen imân etmek şarttır. bu îmân olmazsa bu maddî âlem hakkında bilgi kazanılamayacağı âşikârdır.

    tabiat ilimleri tümüyle maddî yâni objektif bir biçimde ölçülebilme özelliği olan bir âleme dayanır ve bu âlemin düzenini ve bu düzenin uymakta olduğu kuralları:

    1) arastırır,
    2) kesfeder, ve
    3) tahkik eder.

    bu baglamda, xx. yüzyılın en büyük teorik fizikçilerinden biri olan albert einstein (1879-1955) tabiat ilimleri'nin temelindeki bu dogmaların ilkiyle ilgili olarak sunu beyân etmistir: "idrâk edenden bagımsız bir dıs âleme îmân bütün tabiat ilimleri'nin temelidir. bununla beraber, yalnız hislerle idrâk bu dıs âlemden dolaylı bir sekilde bilgi saglamakta oldugundan biz fiziksel realite'yi ancak tartısmalı (diskürsif) yollardan kavrayabiliriz. bunun sonucu olarak da fiziksel realite hakkındaki bilgilerimiz asla nihaî bilgiler olamaz" " .
  • islami açıdan bakılacak olursa; birbiri ile tamamen örtüşen ve birbirini tamamlayan, iki realitedir. islamda bilimi imandan ayrı tutmak pek mümkün değildir.
  • birbirileri ile etkileşimde bulunan fakat aynı kulvarda olmayan iki alanındır.

    şöyle ki,

    ..."önce şunu söylemeliyiz ki, iman alanı “gayb” alanıdır, “alem-i gayb”dır. “müminler allah´a gıyaben inanırlar”. oysa bilimin alanı “âlem-i şehadettir”, duyularla algılanan alandır. dolayısıyla bilim iman alanındaki bir gerçeği ispat edemez, ama aynı zamanda yanlışlayamaz da. bu sebeple bilimin kaderi ispat etmesi mümkün olamaz. kaldı ki bilim bu gün doğru olarak gördüğü bir sonuca yarın yanlış da diyebilir ...

    ...tarafsız bir bilim kendi alanında konuşur, objektiftir, ideolojik olmaz. bu sebeple bilimle din esasları arasında asla çatışma da olmaz. çatışma, ideolojik bilimle ideolojik din arasında görülebilir...*

    *-> (bkz: faruk beşer) -www.farukbeser.com adresinden alıntıdır.
  • birbiriyle ilişkisiz olduğu iddia edilmesine rağmen, teorilerle ilgili yapılan "rasyonel" eleştiriler ve literatüre geçmiş bilimsel devrim tanımları bile duygusal tepkilere yol açabilmektedir.

    (bkz: newton un hareket yasalari)
  • bu ikisinin yan yana konması bile hemen bir hasar yaratır. zira inancı operasyonel düzeye indirgeyen kof anlayışa kapı açar. bilimsel teorilerin başlancıç noktası olan inanç ise evet fayda gözetir zira teori yanlışlamak veya doğrulamak üzerine kurulur. buradan sonraki aşamaya geçmek için incelenen nesnenin, halin ne'liğini göz ardı etmek zorundayız. bu sakat kabülün ardından gelen ise inancı asıl yapabileceklerinden sıyırmak, yalnızca inancın olur kılacağı işleri mümkünsüz kılmak ve inancı hepten faydaya yontmaktır. bu yüzden inanç gece uykuya dalmayı mümkün kılan bir araç haline geldi, geliyor. oysa inanç tamamiyle farklı bir yaratıktır.
  • bir sigmund freud kitabıdır. kaynak yayınları tarafından 1994'te ilk basımı yapılmış kitabın arka kapak yazısı:
    "bilimsel ruhun dünyasal konular karşısında belirli bir tavrı vardır; dinsel konular karşısında ise bir an durur, tereddüt eder, ama sonunda bu konuda da eşiği aşar. bu süreçte hiç duraklama yoktur; bilginin hazineleri ne kadar çok sayıda insana ulaşabilirse dinsel inançtan ayrılma o kadar yaygın olmakta, ilkönce dinin en modası geçmiş ve tartışma götürür uzantıları ama sonra temel önermeleri de terkedilmektedir. yalnızca dayton'da 'maymun davası'nı açan amerikalılar, bu konuda tutarlı olduklarını ortaya koymuşlardır... uzun vadede hiçbir şey mantık ve deneyimine karşı koyamaz ve dinin bu ikisiyle olan çelikisi de çok açık seçiktir... biz bilimsel çalışma yoluyla dünya gerçeği hakkında, sayesinde gücümüzü arttırabileceğimiz ve yaşamımızı düzenleyebileceğimiz bazı bilgiler kazanılmasının mümkün olduğuna inanıyoruz... hayır bizim bilimimiz yanılsama değildir. ama bilimin bize veremediğini başka bir yerden alabileceğimizi sanmak, yanılsamanın ta kendisi olacaktır!"