tek ihtimali olan insanlarin hikayesi

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (531)
  • 1972
  • 0
  • 0
  • 0
  • 8 ay önce

yazarların ekşi sözlük'le tanışma hikayeleri

isterdim ki baş döndüren cinsten bi' tanışma anı yaşanmış olsun, ama değildi maalesef. 2003 yaprak dökümünde, o dönemdeki kız arkadaşım, yengeç burcuyla ilgili yazılanları mutlaka okumam gerektiğini söyleyerek beni buraya yönlendirmişti. hatta önce eski yazdım, bir iki denemem daha başarısız oldu, kendisi geçti bilgisayarın başına ve sözlüğü açtı. yengeç burcu erkeği yazıp enter'a bastıktan sonra okumaya başladı, hiç ilgilenmedim açıkçası. fena halde dikkatimi çekmiş, ama umursamıyor gibi görünmüştüm. ama evden ayrılır ayrılmaz ilk işim sözlüğü açmak oldu, yine ilk denemelerim sonuç vermese de siteye ulaştım. bu kez de burcumu nasıl arayacağımı unutmuştum. ama sağolsun sözlük mekanizması, bir malı bile doğru hedefe götürecek kadar geniş bir yelpazeye sahipti. galiba bana burayı sevdiren en güzel özelliklerden biriydi bu. ki sonradan öğrenecektik, sözlüğün zaten boş bkz. verme fikri üzerinden oluştuğunu...

son derece iyi hatırlıyorum, burcum hakkında yazılanları okumak inanılmaz hoşuma gitmişti. şaşkınlıktan ağzım açık kalmıştı, zira ilk kez, "duygusaldır, romantiktir, evcildir, tüydür, kıldır"dan daha spesifik şeyler görüyordum. defalarca "oha dünyada benden başka böyle hisseden, böyle düşünen ya da böyle yapan birileri var mıymış" diye sormuştum kendi kendime. öyle heyecanlıydı ki..

sözlüğü bir süre sadece burç rehberi olarak kullandığımı itiraf etmeliyim. şu bir gerçek ki, sol frame hiç mi hiç dikkatimi çekmemişti. sözlüğün sınırsız bir kaynak oluşu, benim sınırlı derecede arama merakım nedeniyle gölgeleniyordu. derken yavaş yavaş isimlere, oradan filmlere, dizilere, şarkılara geçerek düzenli bir kullanıcıya dönüşüverdim. buna rağmen sol frame'deki başlıklar çok sonraları gözüme çarpmaya başladı. ki orayı da keşfedince, sözlüğe girmek vazgeçilmez olmuştu, ama ne üyelik, ne de yazarlık geçmişti aklımın ucundan.

ancak bir gün geldi, yazma hevesiyle tutuştum, yazacak o kadar çok şey vardı ki.. ama bu defa da nasıl yazar olunabileceği hakkında bi' fikrim olmadığından sadece okumakla yetindim. sol frame'den sonraki en büyük keşfim, arka fonu (tema) değiştirmek için üye olunması gerektiğiydi. bu da okur kaydı oluyordu galiba, 2006'da olması lazım, aldım nickimi verdim arka fona galatasaray'la ilgili bir şeyler. kimdir nedir'i keşfetmem de bu günlere denk geliyordu.

nasıl yazar olunacağını yine bilmiyordum, ta ki, 4 kasım mıydı, 2007 yaprak dökümünde çaylak olduğumu öğrenene dek. ki ilginçtir, bir süredir işim nedeniyle yurt dışında olmam ve sözlüğe birkaç aydır uğramamam nedeniyle, bunun şahsıma ait bir özür ya da ödül olduğunu bile düşünmüştüm:)

10 entry'i girip bekledikten 1 hafta sonra yazar oldum ve çok tuhaftı. yazacak o kadar çok şey var demiştim ya, işte yazar olunca hiçbiri kalmadı. bir süre alakasız şeyler yazdım. gündeme hiç dahil olmadım, sol frame'de en üste gelen başlığın o an yazılan son entry olduğunu bile yazar olduktan sonra öğrenmiştim:(

inanır mısınız bilmem, 1400'ün üzerinde entry yazdım, daha adam akıllı yazmak isteyip de yazdığım entry sayısı bir elin parmaklarını geçmez. ki onlar da hiç okunmadı zaten:) mesela biri şuydu; (bkz: #12369239)

dediler ki uzun entry okutmak için zaman lazım. e benim yazmak istediklerimin hepsi uzundu? yok yani cinsellik değil burda konu. vuruş sayısı fazlaydı demek istedim. ee şey.. olay pornoya dönmeden toparlayayım:) okunmaz diye uzun yazmıyor, bu nedenle istediklerimi anlatamıyordum. okunması neden önemliydi? e anlatmak istediklerim hep benim için değerli, kutsal, hayati meselelerdi. öyle bir paçavra gibi kesilip atılamazdı.

aradan geçen sürede gördüklerim "sanırım yazmasam daha iyi olacak" düşüncesine sahip olmama yol açtı. bir gün belki yazarım, bilmiyorum. ama bu bile uzun bir entry mesela.. okunup okunmadığını ise zaman gösterecek. ve demem o ki.. sen dizime yattın, ben bir burç okudum, sonra sen büyüdün.

peki burada "okunmaz" diye yazmadıklarımı, dışarıda da "dinlenmez" diye mi anlatmamıştım? korkularıyla yüzleşememek böyle bir şey olsa gerek. biraz daha cesur olmak gerek. sevgi paylaştıkça çoğalıyorsa, hüzün de paylaştıkça azalıyordur belki...

devamını okuyayım »
01.01.2010 19:15