şükela:  tümü | bugün
  • buda ile ilgili şöyle bir hikaye var:

    bir gün bir kadının çocuğu ölüyor,
    günlerce ağlayıp kahroluyor,
    en sonunda o zamanlar bilge olarak kabul edilen buda'nın huzuruna gidiyor.
    diyor ki:
    "- ne olur bana yavrumu geri getir, sen yücesin, ne olur onu bana geri getir..."
    "- tamam ama öncelikle bana kasabada evlerine ölüm girmemiş olan bir evden baharatlar getirmen lazım. " diyor buda da.
    kadın hevesle yanından ayrılıyor, ve araştırmaya başlıyor,
    hangi evin kapısını çalışa
    aldığı cevaplar aşağı yukarı aynı oluyor,
    kimisinin ya babası ölmüş ya annesi yada ablası ve niceleri...
    kadın aylarca arıyor evine ölüm girmemiş olan evi
    en sonunda bir gün herşeyi farkediyor ve tekrar buda'nın yanına gidiyor,
    "-affet beni buda" diyor kadın
    buda da"- affedecek birşey yok senin sadece anlaman gerekeni geç anladın ama anladın"
  • hindulara gore, yasam tanrisi vishu'nun yeniden dogumlarindan (bkz: avatar) biri. budist'lere gore ise tanrinin kendisi. cogunlugun gorusune gore, duzgun bi hayat yasayip, guzel noktalara deginmis, delikanli ve muhterem bir zat.

    budist inancin yaygin oldugu ulkelerde, cekik gozlu, buyuk kulak memeli, yuvarlak yuzlu, sakin sakin gulumseyen, bagdas kurmus ve elleriyle 'kotu dusunen nah boyle olsun' isareti yapan biri olarak resmedilir ya da heykelleri yapilir.

    cin'de ozellikle kultur devriminden sonra, dinleri ve dinsel ogeleri ortadan kaldirmak ya da kucuk dusurmek amaciyla bu abimizin resimleri ve heykelleri koca gobekli, uzerindeki elbisesi gotunden dusmus, pismis kelle gibi siritan sekliyle yapilmaya baslamistir. buna ragmen beklenen tepki gosterilmedi herhalde ki, bu tur heykelcikler halen sagda solda bulunmakta ve ozellikle turistler tarafindan pek ilgi gormekte.

    bu hurmetli kisiyle ilgili en ilginc iddialardan biri ise buddha'nin aslinda hz. isa oldugudur. incil'de matta bolumunde belirtilen, dogudan isa'nin dogumunu kutlamaya gelen yildizbilimcilerin aslen hindistan'dan geldiklerine inanirlar. yine bu inanisa gore, roma ve yahudi baskisi altinda hz. isa carmiha gerilmemis, doguya dogru yol alarak bu adamlarin yanina gitmis ve orada ogretisini yaymaya devam etmistir.

    buddha'nin ogretileri ile hristiyan ogretileri arasindaki benzerliklerin yani sira, her iki inanista da kullanilan simgesel benzerlikler (kafalarin uzerinde bulunan hareler, uc cemberden olusan teslis simgesi vs.) bu gorusu kuvvetlendirmek icin gosterilir.
  • budizm inancının kurucusu ve babası... buddha'ya göre yeryüzündeki yaşam acıdan başka birşey getirmez...bu acıların nedeni açlıktır; yani zevk ve hırs çılgınlığı, yaşama isteğinin aşırılığıdır... "sekiz yollu patika" (inanç, karar, söz, edimler, emeller, düşünce ve içe bakış) insanları gerçek yüzünü göstermeyen bu dünyaya karşı koruyacaktır... yalnızca duyumların, algıların ve düşüncelerin kalıcılığına inanan buddha, insan kişiliğine inanmamıştır... öğretisine göre her insan iştahlarına egemen olarak, bilgisizlikten kurtularak, kendini başkalarına yardıma adayarak, düşmanlarını bağışlayıp severek kendi kurtuluşunu sağlayabilir. o zaman daha yeryüzündeyken nirvana'ya ulaşılacaktır....bir nevi bogazi frenleme ogretiside denebilir..
  • "yalnız bilge biri söylediği için asla söylenene inanmayın. yalnız insanların geneli tarafından inanıldığı için asla bir şeye inanmayın. yalnız eski kitaplarda yazıyor diye hiçbir şeye inanmayın. yalnız kutsal bir varlık tarafından söylendiği iddia ediliyor diye asla hiçbir şeye inanmayın. ve asla, bir başkası inanıyor diye bir şeye inanmayın. sadece, sizin aklınızla denetlediğiniz ve doğru olduğuna inandığınız şeye inanın..... kendi kurtuluşunuz için çabalayın ve başkalarına bağlı kalmayın."
  • yaşadığı dönemde hindistan'da çileci, katı kuralları olan, acı çekmeyi tavsiye eden ve bu sayede öte dünyada mutluluğa sahip olmayı vaat eden dinler hakimdi. gautama buddha ise tam tersine bu dünyada mutluluğa ulaşmak için nasıl bir yaşam sürülmesi gerektiği üzerine kafa yormuştur. bu nedenle yaptıkları bir nevi devrim sayılabilir. fakat bunu siyasi bir niteliğe sokmaya çalışmamış, bireylerin kendileri düşünce ve bilgi ile mutluluğu yakalamaları için telkinlerde bulunmuştur. budha'ya göre herkesin ışığı kendi içindedir ve arayıp bulması gerekir.

    öte dünya ile ilgili çok fazla konuşmadığı için bir dinden daha çok felsefe olarak yayılmıştır. işin dini kısmında ise buddha'nın o dönemdeki her hintli gibi reenkarnasyona inandığı biliniyor. başka türlüsünün olması imkansız olurdu heralde zaten.

    kendisi aydınlanmadan yani buddha olmadan önce sakya krallığının prensi idi. yani kişatriya kastındandı. o zamanlar hindistan'da 4 temel kast var. kişatriya 2. kast oluyor. elinin altında bir krallık ve alabildiğine zenginlik olmasına rağmen bunlardan kendisine gına, hatta tiksinti gelmiş, her şeyi bir kenara bırakıp kendini 29 yaşındayken yollara vurmuştur. yaklaşık 36 yaşında aydınlanma yaşadıktan sonra da 45 sene boyunca diyar diyar gezip öğretisini yaymıştır. o zamanlar mutsuzluktan geberen, her biri emre aydın şarkılarından daha depresif hayatlar yaşayan hintlilere öğretileri ilaç gibi gelmiştir ve cemaatine akın akın zibil gibi insan katılmıştır. 45 senede gezdiği bölgenin yüz ölçüm olarak genişliği yaklaşık olarak türkiye topraklarının 4te 1idir. buna rağmen öğretisi tüm dünyaya deli gibi yayılmıştır. tibeti çin'i hatta son yüzyılda amerikayı etkisi altına almıştır. muhtemelen insan psikolojisi ve hayatın anlamı üzerine kafa patlatıp bunları insanlara anlatırken bu kadar büyük etki yaratacağını kendisi de tahmin edemezdi. tek isteği belki de acı çeken insanlara bir nebze rahatlık verebilmekti. şahsen beni en çok şaşırtan şey buddhanın anlattıklarının derinliği veya gizemi değil de, bu kadar çok yayılabilmiş ve hala ayakta kalabilmiş olmasıdır. kimse bunun nedeni açıklayamaz heralde. asıl mucize budur hacılar.
  • aşağıdaki cümleyi kurmuş kişidir kendisi.

    - if you ask, does a man live beyond death, i answer "no", not in any sense comprehensible to the mind of man which itself dies at death, and if you ask, does a man altogether die at death, i answer "no", for what dies is what belongs to this world of form and illusion.

    yani diyor ki; bir müslümanın bir kase balı varsa hepsini yesin, cırcır olsun...
    (bkz: hellori)
  • sertab erenerin aşk ölmez kasedindeki en bayıldığım* şarkılardan biri. hep beraber bakıyoruz:

    oturdum bir ağacın altında

    (peki)

    buda gibi bağdaş kurdum

    (buda, bağdaş... e hadi bakalım)*

    kapattım gözlerimi
    açtım kalbimi
    bir uzadım
    bir kısaldım

    (vaktiyle defaten alice in wonderland'i okumuşluğumuz var tabi)

    boşverdim dünya hallerini

    (e bi uza bi kısal senin de işin zor tabi, boşver)

    oturdum bir ağacın altında

    (iş güç yok ohh, keyif)

    buda gibi bağdaş kurdum

    (bkz: buda the crossleg sitter)

    susturdum içimdeki bütün sesleri
    bir yerdeyim
    bir gökteyim

    (hazerfen ahmet çelebi misali)

    boşverdim dünya hallerini
    bu da gelir
    bu da geçer

    (buda, bu da. diyecek sözüm yok, tek kelimeyle enfes*)

    işte tam bu nokta şarkının ağır aksak gidişinden sıyrılma, neler gelir neler geçer bir bir onları sıralama, dinleyicinin ufkunu açma vaktidir.

    artık ne para ne pul

    (bekara karı boşamak kolay tabi)

    ne iş güç

    (bkz: bir meslek grubu olarak şarkıcılık)

    ne istanbul ne avrupa hayalleri

    (fazla geyik, çok sakil)

    yine de buraya kadar nispeten tolere edilebilir. nedir? dünya berbat bir yerdir, kaotiktir, binbir türlü hali vardır, ama bak budaya naapmış adam oturmuş bir ağacın altına, bağdaşını kurmuş, yummuş gözünü, ki zannederim açmış da ağzını, e tabi ye otur ondan şişmanlamış adamcağız. dert de yok tabi boşvermiş dünya hallerini, ohh! mis. boşvermiş adam ne yapsın parayı pulu işi gücü, bi kendisi bir de ağaç zaten, istanbul avrupa geçmiş bunları.... peki ya sonrası:

    trafik mrafik
    aşk meşk

    (geçişlere dikkat: trafik>aşk. yani sen kalk aşk ölmez diye kaset yap, "dön gel nerdesin" de "gel yine acıt canımı" de ondan sonra boşver aşkı diye salık ver millete. ele verir talkımı sertab yutar salkımı)

    geç

    (bekleme yapma)

    bunları geç

    (devam et, devam et)

    hiç dert etme

    (laf-ı güzaf. içi o kadar boş ki şu lafın, oraya sadece boşluk doldurmak için konduğu çok belli)

    asıl güç kendi içinde

    (işte beni koparan, yerden yere çalan, duvardan duvara çarpan cümle. işte sebeb-i cinnetim. işte dilimi düğümleyen işte kelimeleri kifayetsiz kılan söz öbeği. turuncudan bu yana sertabda görmeye başladığımız bir doğaya, "öz"e dönüş merakı, bir mistik güçler, auralar, çakralar, reikiler, feng shuiler, enerjiler..... kervanına kapılıp gitme ve ama yazık ki bunu kendisine mal edememe en azından adam gibi yansıtamama işin felsefesini bir türlü kavrayamama zaafı.)

    her gün başka biçimde

    (farkedildiği gibi gayet boş ve anlamsız sözler yığını devam ediyor. bir yandan da bu cümle bana biraz ilk kasedi hatırlattı* çalmış ama hakkını vermek lazım değiştirerek çalmış, özgün çalmış:))

    ne imf ne abd
    ne ytl

    (tabi her eurovision sonrası ağzına mikrofonu dayayıp basın toplantıları düzenlersen böyle mesaj kaygısına düşer tabi kadıncaaz, naapsın)

    ne a b c d e f

    (d'ye geldiğinde allahtan alfabemizde 29 harf var ya bi de çinli olaydık diye düşünmedim değil)
  • ve buddha onlara dedi:
    "-size benim kim olduğum sorulduğunda, ne cevap vereceksiniz?"
    onlar dediler:
    "-sen bizim varoluşumuzun temelindeki eskatalojik manifestasyon ve açıklanan öz benliğimiz bağlamının ontolojik temelisin."

    ve buddha cevap verdi:
    "-ha!?"
  • buddha'ya göre acılardan kurtulmak için aydınlanma asıl hedefdi. ona göre bütün acılar isteklerden doğardı. eğer insanın iştahını kabartan şans, rahatlık, ün, sevgi, yardım gibi şeylere sahip olmaktan vazgeçersen , o zaman artık üzüntü çekmezsin. az isteyen az üzülür, hiç istemeyen hiç üzülmez. ona göre bu dünyada ulaşabilecek en büyük olgunluk hiçbir şey istememekti.
  • ''öfkeliye cana yakınlıkla cevap ver.
    kötüye iyilikle.
    cimriye hediyeler ver,
    gerçeklerle yalancıyı sustur.
    galibiyet nefret uyandırır, çünkü yenilen mutsuzdur.
    yeryüzünde nefretle nefretin önüne geçilmez.
    sadece sevgiyle.''