şükela:  tümü | bugün
  • "ben 18 yaşında erzurum’dan çıktım. üniversite okumak için izmir’e geldim. bu benim açımdan çok büyük bir riskti. arkamda bıraktığım insanlar da beni korkutuyorlardı, geldiğim yerdekiler de… erzurum ve izmir farklı şehirler; sosyolojik olarak, yaşam tarzı olarak… ben izmir’e gelirken o korkularla geldim ama ayrılırken defterime “izmir’den koparak ayrıldım” diye yazdım. izmir’i o kadar sevmemin pek çok nedeni vardı. erzurum’dan daha fazla izmirli oldum. erzurum’un birçok mahallesini bilmem ama izmir’in neredeyse bütün semtlerini biliyorum; esenyurt, balçova, gaziemir, karşıyaka, hatay, yeşilyurt…
    sokak sokak yaşadım ve sevdim izmir’i. izmir'de ben rahat ettim. niye rahat ettim? izmir o dönemde, 1985'lerde farklıydı. şimdi farklı şeyler duyuyoruz ama inşallah öyle değildir. o çoğulculuğun o birlikte yaşamanın en güzel şekilde yaşandığı şehirdi izmir.
    bana yurt çıkmamıştı o tarihlerde, biz aynı sınıfta okuyan, erzurum lisesinden birlikte geldiğim sınıf arkadaşımla birlikte bir ev tuttuk. yan komşularımız çok radikal solcu öğrencilerdi, sabahları selamlaşarak çıkıyorduk evden, birlikte okula gidip birlikte dönüyorduk.

    izmir’de beraber yaşama pratiği bana çok önemli dersler verdi. bir muhafazakâr insan olarak izmir’de çok rahat yaşadım. belirli hassasiyetleri olan, içki içmeyen birisi olarak bu benim şansım oldu. muadilim gibi gözüken, benim karşıtım gibi gözüken, istiyorsa içki içen istiyorsa namaz kılan, kılmayan, istiyorsa mini etek giyen; tarzı ne olursa olsun herkesin kendi istediği gibi yaşama hakkının olduğunu bana bir anlamda izmir öğretti. beni izmir mayaladı diyebilirim…

    erzurum’da yaşarken benim daha keskin hatlarım vardı. izmir olgunlaştırdı beni. yazılarımdan bir tanesinde “neden denizdeki taşlar köşeli değil yuvarlaktır?” diye sormuştum. deniz ve denizin içindeki o tuzda, dalgaların durmadan taşları birbirine sürterek, taşları kırmadan yuvarlatması muhteşemdir. dışarıdan o iki taşı birbirine sürtseniz kırılırlar ama denizde hiç köşeli kalamaz o taşlar…

    bizim de denizdeki taşlar gibi birbirimize değerek yuvarlaklaşmamız lazım."

    kendisiyle yapılmış harika bir söyleşi burada.
  • zaman gazetesinin aşırı keskin zekalı yazarı. öyle ki mehmet bekaroğlu ile kenan evren arasında bir ortak yön bile bulabilmiş. fethullah gülen aşkı neler yaptırıyor insana... ilahi bülent!
  • zamanda en sevdiğim yazar. içten konuşuyor, içten yazıyor, tertemiz yüzüyle güven veriyor. bana, bir gariplik sesinde, yalan yok çehresinde dizelerini hatırlattı.
  • "kürtlerle empati" diye bir yazı yazmış. ama sanıldığı gibi kürtlerle empati yapmak yerine, kürtlerle mağduriyet yarıştırma işine girmiş.

    "cemal bey'in eleştiri/özeleştirisi daha çok kürtçenin önündeki engellerle ilgili. biz de oradan başlayalım. türkçe üzerindeki yasaklar kalktı da haberimiz mi olmadı? cemil meriç'in "anadolu'ya yerleşen islamiyet'i benimseyen türklerin dili, halis türkçe, batı türkçesi" dediği osmanlıcayı 'seçmeli ders olarak okutma' talebini dillendirin bakın kıyamet nasıl kopuyor. ak parti kapatılmaktan bir oyla kurtulalı sadece üç yıl oldu. ülkeyi bekleyen ekonomik buhranı göze alabilseler kapatacaklardı. merhum necmettin erbakan'ın 28 şubat'tan kalan mahkûmiyetini hükümet ev hapsine çevirdi, cumhurbaşkanı gül de affetti. bunlar yapılmasa 84 yaşındaki eski başbakan belki hapishanede hayata veda edecekti. fethullah gülen hocaefendi'nin 1999'da 'idam! idam!' çığlıklarıyla başlayan mahkemesi de 2008'de beraatla sonuçlandı. kararın daha mürekkebi kurumadı. esad coşan hocaefendi, avustralya'da vefat ettiğinde turistik gezide bulunmuyordu. başörtülü kızlarımız üniversiteye 'aradan sıvışarak' giriyor. hükümet değişse ne olacağını tahmin etmek bile istemiyorum. kur'an kurslarını engelleyen düzenleme bir ay önce yürürlükten kaldırılabildi. bunları şunun için yazıyorum: dindarların hiç de öyle bir eli yağda bir eli balda değil."

    http://www.zaman.com.tr/…818&title=kurtlerle-empati

    ama sanki bunları yapan kendisi değilmiş gibi yazısının sonunda vesayet bizi kürt, alevi, dindar diye ayırıyor diyor. iyi de hep dile getirilen de bu yanlışlık. dindar kesim mağdur olduğunda da, muktedir olduğunda da, mağduriyetinden dolayı empati yapmak yerine mağduriyet yarıştırma yoluna giriyor . kürtçe yi alalım ele. kürtçe üzerindeki yasak ve engelleri, okullarda okutulan, dünaynın dört bir yanında şarkı söylenen/söyletilen(ki bu işi yaptırlanların en az %30-40'ı kürt), resmi ve mecburi türkçe ile karşılaştırıyor. kürtçe eğitimi geçtim, kürtçe tv, gazete yayınını geçtim, kürtçe konuşamayan, konuştuğu için zulüm gören onca insanla dalga geçmek gibi bir karşılaştırma.

    bugün islami kesim iktidardır artık. ve bugün artık onlardan beklenen empatiden daha fazlası olmalı. evet empati eksikliği dünün bir günahı idi (bkz: islami kesim/@cyrus the virus). ama bugün artık bu da yetmeyecektir. zira muktedirken, bu mağduriyetleri giderilmedikçe, mazlumun değil bizzat zülmün yanında saf tutulmuş olacaktır. ki mazeretler de artık pek inandırıcı değil.
  • dün attığı twitle hepimizi yaran zaman gazetesi yazarı.

    "#dershanemolmasaydı lütfen dikkat aradaki h unutulmasın twetler boşa gitmesin"

    https://twitter.com/…rucu/status/267390829704916992
  • zaman gazetesindeki köşesinde şöyle bir yazı yayınlamış:

    http://www.zaman.com.tr/…ubat-efsanesi_2116250.html
  • valla olanlar konusunda yalan söylemiyor, hpg yayın organları rutin eylemlerini kendi yayın organında şu kadar cemaat yurduna molotoflu saldırı yapıldı diye açık seçik propaganda ediyor. eğer bunları rapor etmesinin ateşkes ve barış süreci bitsin talebi anlamına geldiğine eminsek o zaman yanlışlardadır diyebiliriz.
  • başbakan erdoğan'ın kızlı-erkekli çıkışına kendi anlayacağı şekilde islami düzlemde tokat gibi cevap vermiştir.

    zaman gazetesi yazarı’ndan erdoğan’a tokat gibi yanıt
    8 kasım 2013 03:40

    başbakan tayyip erdoğan’ın başlattığı “kızlı-erkekli üniversiteli evlerine baskın yapılacak” tartışmasına zaman gazetesi yazarı bülent korucu, başbakan’ın talimatına kur’an’dan ayetlerle cevap vererek “öncelikle şunu belirtmek lazım; özel hayatı ve hane dokunulmazlığını beşerî hukuktan önce dinî hukuk garanti altına almıştır” dedi.

    korucu ayrıca hz. ömer’den de bir örnek verip “bir kısım kaygılı demokratlara, ‘başbakan erdoğan’ın dindarlığı, ileri sürdüğünüz gibi demokratlığından daha baskınsa endişe etmeyin’ demek yerinde olacak.” diyerek göndermede bulundu. başbakan erdoğan’ın vali, kaymakam ve belediye başkanlarına sık sık “hepinizin bir ömer olmasını istiyorum.” dediği biliniyor. bülent korucu da hazreti ömer’in bir eve yaptığı baskın olayını anlatarak mesaj verdi.

    korucu’nun yazısının ilgili kısmı şöyle:

    “öncelikle şunu belirtmek lazım; özel hayatı ve hane dokunulmazlığını beşerî hukuktan önce dinî hukuk garanti altına almıştır. söylediğimiz kural, hucurât sûresi 12. ayette şöyle ifadesini buluyor: “ey iman edenler! zannın birçoğundan sakının. çünkü zannın bir kısmı günahtır. birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. birbirinizin gıybetini yapmayın. herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? işte bundan tiksindiniz! allah’a karşı gelmekten sakının. şüphesiz allah, tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.” birbiriniz hakkında zan (kötü düşünce) içine girmeyin, bu zanları doğrulamak üzere tecessüs etmeyin (casusluk yapmayın), zanlarınızı gıybet ve dedikodu vasıtasıyla yayıp topluma mal etmeyin.”

    hz. ömer ne yapmıştı?

    ayetin özeti böyle. uygulamayla ilgili de çok çarpıcı bir olay şöyle anlatılır: “hz. ömer, bir gece medine’de dolaşıyordu. evlerden birinden şarkı sesleri duydu. hemen duvara tırmanıp içeri girdiğinde hoşlanmadığı bir manzara gördü ve içerideki adama çıkıştı. adam: “ey mü’minlerin emiri, dur, acele etme. eğer ben, allah’a karşı bir bakımdan hata işlediysem, sen üç bakımdan hata işledin: 1- allah teâlâ, “birbirinizin gizli hâllerini araştırmayın.” (hucurât 49/12) buyurduğu hâlde, sen ayıp araştırdın. 2- allah, “evlere kapılardan girin!” (bakara 2/189) buyurduğu hâlde, sen duvara tırmandın. 3- allah, “ey iman edenler! kendi evleriniz dışındaki evlere, sahiplerinden izin isteyip onlara selâm vermeden girmeyiniz. böyle yapmanız sizin için daha münasiptir. olur ki düşünür, hikmetini anlarsınız.” (nûr 24/27) buyurduğu hâlde, sen evime izinsiz girdin ve üstelik selam da vermedin.” diye karşılık verdi. hz. ömer: “eğer ben seni affedersem, sen de beni affeder misin?” dedi. adam kabul edince, hz. ömer “affettim” diyerek evden çıkıp gitti. (kenzu’l-ummâl, 3/808 hadis no: 8827)

    kaynak: http://www.halkinhabercisi.com/…na-tokat-gibi-yanit
  • at parlaması ile ilgili gündeme uyarladığı güzel bir yazı yazmış. adam adeta cemaatin zıvanadan çıkmış halini görmezden gelip hükümete bağlamış işi.

    http://www.zaman.com.tr/…yonetim-krizi_2194663.html