şükela:  tümü | bugün
  • yirminci yuzyildan once yazilmis en buyuk ingiliz operasi olarak kabul edilir..librettosu nahum tate tarafindan virgil'in aeneid'ine dayanarak yazilmistir, beste henry purcell'e aittir..konu ozet olarak soyle gelisir: truva savasi'ndan sag cikan truvali prens aeneas ve adamlari, roma'da yeni bir sehir kurarak kaderlerini izlemek için truva sehrinin enkazindan kacarlar. fakat yollarını kaybederek, kuzey afrika kıyılarında kartaca'ya varırlar ve burada kartaca kralicesi dido tarafından agirlanirlar. dido ise devlet isleri ve diger meselelerin yuku altinda kendini kasvetli ve morali bozuk hissetmektedir. kisa sure icinde truvalı prens ve kralice dido arasında nedimelerinde de genel bir sevinc uyandiran bir ask iliskisi baslar (onlara niyeyse acep?). ama aeneas'in bir buyucunun kotu etkileri sonucu ortaya cikan gereksiz "kaderim beni zorluyor aney rahat duramiyorum" duygusu onu yeni bir truva sehri bulma amaciyla kartaca'dan uzaklastirir. arkada kalan dido, rahatlatilamayacak kadar cok uzulmus bir durumdadir ve kısa süre icinde kirik bir kalp yuzunden, etrafinda agit yakan ask melekleriyle bok yoluna olur, gider..
  • henry purcell'in üç perdelik operası.. sıkı bir virgiliussever olan henry beyin isteğiyle nahum tate'in librettosunu yazdığı bu eser, ilk defa 1680 ila 1689 yılları arasında chelsea'de yatılı bir kız mektebinde oynanmıştır.. ilk ingiliz operalarından biri olması hasebiyle de ayrı bir ehemmiyet arzetmiştir zamanında -halen de ediyordur zaar.. içindekileri sayarsak:

    * dido: kartaca kraliçesi (mezzo-soprano),
    * belinda: cariye (soprano),
    * büyücü (soprano),
    * æneas: dido'nun sevdiceği (tenor)..

    birinci perdenin ilk sahnesi haşmetli kartaca sarayında geçer.. kraliçe dido, dostu, sırdaşı belinda hanıma, æneas'a olan aşkını itiraf eder; nitekim æneas da tam bu esnada damlar ve o da dido'ya olan aşkından dem vurur.. koromuz devreye girek tabii akabinde; aşk meşk attırır bir süre..

    ikinci perdeye geldiğimizde, büyücü ve madrabazların aşıklara tuzak kurduğunu görürüz.. küçük bir ormandayız efendim.. dido ve æneas avdan dönmektedirler; lakin o anda muazzam bir fırtına kopar ve bizim zelil hokkabaz æneas'a mercury suretinde görünür.. ona, jüpiter beyin kendisine derhal harap truva şehrini imar etmesini emrettiğini bildirir (truva'ya kaymakam olarak atanır yani bizimki); eh yiğitliğe kazurat sürdürmeyen æneas beyimiz de çaresiz kabul eder..

    son perdede, truva limanında gemiciler æneas'ı beklerken çekilmiş bir siyah-beyaz fotoğraf gözümüzün önünden geçer.. önce dido, ardından æneas görünür (yuvarlak dünya gereğince tabii); aşkını vazifesine feda etmiştir yağız oğlanımız.. dido gücenir tabii, n'apsındır kızcağız; böylece eleminden sekiz olan æneas da jüpiter'e meydan okur ve gitmemeye karar verir.. fakat gücenik kraliçe hiddetlenmiştir bir kere, kovar bizimkini kapıdan; eh æneas da, böynü bükük, truva'ya doğru yola çıkar kös kös..

    dido, bu operanın en latif bölümü olan "veda şarkısı"nı söyledikten sonra kederinden ölür valhasıl.. ilklerden biri olmasına rağmen nazarımda pek fevkaladedir efendim bu opera, o yani..
  • semaver kumpanya tarafından sahneye konulacak olan opera. bu eserde de yönetmenlik görevini üstlenen ışıl kasapoğlu, ülkemizde ilk kez ödeneksiz bir özel tiyatronun* opera sahneleyeceğini belirtiyor.
  • http://operetta.stanford.edu/iu/libretti/dido.html adresinden ulaşılabilir eser.
  • iüdk 'nın bu yıl sergileyeceği operadır.
  • "great minds against themselves conspire."
  • brava hd kanalında bugün denk geldiğim opera, operayı daha doğrusu sahne sanatlarının hepsini etkileyici bulurum. birazda sakin sakin kafamı dinlemek için tek kelime anlamasam da izlemeye koyuldum. gayet etkileyici ve güzeldi. ama içinde türkçe şarkılarda vardı. baş roldeki kadın ve erkek türkçe şarkılar söylediler. böyle bir şey beklemediğimden şaşırdım. sanırım baş roldeki kadın ve erkek türk, belki yönetmen falanda türktür bilmiyorum. sözlükten bilgisi olan arkadaşlar aydınlatabilir.
  • before sunrise filmi bu operanın ilk perdesinin giriş bölümüyle açılır. kemanların hızlanmasıyla birlikte hızla akan tren raylarını görürüz ve filmi tekrar izleyecek olmanın heyecanını yaşarız, ilk kez izleyecek olanlar ise ne şanslıdır.