şükela:  tümü | bugün
  • tıpkı gözü dükkânın vitrin camına takılıp da, içeriyi göremeyen ama dükkâna yaklaştığı (kurbiyyet kesbettiği) zaman da içeriyi görüp camekânı görmekten yoksun olan kişi gibi, insan da bu alemin a'râzına (kesret'e, görünürdeki çokluğa) takıldığı zaman hakkın zât'ını ve zât'a kurbiyyet kesbettiğinde de a'râzı(zahirdeki çokluğu) göremez. hakîm kimse odur ki istediği zaman idrâkine kesret'i, istediği zaman da idrâkine vahdet'i hâkim kıldırabilsin.

    (ahmet yüksel özemre)
  • 1- doğaçlamaya dayanan türk tiyatrosu argosundaki tiyatro yapısı.
    2- ortaoyunu'nda iş yerini belirten, yalnızca iki alçak kanadı bulunan 1 arşınlık (yaklaşık 68-70 santimetre) bir peyke. önünde aralıksız bir alçak iskemle bulunur.
    (bkz: türk tiyatrosu)
  • küçükarmutlu'da bir apartmanın alt katında garip bir mekan,

    -bundan bir milyon yil önceki atalarimiz yakaladiklari davarlari nasil yiyorsa öyle yiyorsunuz. etler ortaya iri parçalar halinde ve ahşap kütük üzerinde geliyor, yaninizda bir swordswallower yoksa bölüşmekte güçlük çekebilirsiniz.
    -koca bir kalip cikolata getiriyorlar yemekten sonra, nah böyle dogum günü pastasi kadar, herkes kıyısından köşesinden bi parça yeyip yandaki masaya gönderiyor.
    -iyi pismis olsun dedigimiz etlerden resmen kan akti.
    -mekanda çay yok, türk kahvesi de türk kahvesi gibi değil.
    -kore'liler her şeyi yiyormuş, efsane değil..
    -doğum yapmamış dişi düve'nin kuyruksokumu eti gibi bir kavrami ingilizceye tercüme etmeye çalışmayın. saçmalarken "ekmek arasi köfte (bread with meatballs)" yerine "meat with balls" diyerek türk mutfagindan bihaber gavurcuklara mavi ekran verdirebilirsiniz.
    -benim gibi kurban bayramlarinda kacacak delik arayan light vejeteryan'lara uygun bi mekan degil, etten tiksinmeniz olasi.

    kendinizi yakaladigi zebraya yumulan arslanlar gibi hissetmek istiyorsaniz gidebilirsiniz..
    degilse, o kol gibi faturayla gidin bi dana alin kesin, istediginiz kadar yer kalanini da fakir fukaraya bagislarsiniz.
  • bagdat caddesinde de iki tane subesi olan kasap&hamburgerci zinciri... insanlarımız kazık yemeye o kadar alışmışlar ki burada yemek yemeyi bir ayrıcalık görüyorlar... gercek bir hamburger insanı olarak gideyim dedim... en ucuzu 12.5 en pahalısı 20 lira olan 4-5 çeşit hamburgeri olan dukkanda siparisimi verdim... efes bira istedim garson kız bana fıcı efes yok, sise efes sıcak, listedeki hicbir tuborg yok... ne var soguk? budweiser, corona vs. gevelemeye basladı... kısacası sıcak bira içmek istemiyorsan şise bası 15 lirayı gozden cıkar demek istedi... siktiri cektikten sonra inadına bir şişe efes soyledim... sidik gibi geldi... sonra etrafa baktım ulan epey ucuz işçilik epey kokoş orta yaş üstü kadınlar vs... hamburleri oyle tabakta filan da getirmiyorlar şekil olsun diye kağıda sarılı papates de külahta geliyor... ne orijinal di mi? tuvalete gittim kovadan lavabo, en dandik endustriyel vanalardan koymuslar musluk diye... ne orijinal di mi? sonra hambur geldi hayatımda gördüğüm en zayıf hamburger... neymiş koftesinin eti özelmiş... baslarım öyle özel köfteye... sonra hesap geldi... bir patates bir hamburger 2 bira 35 kagıt... verdik günahımızı bir daha tövbe diye cıktık... arkamızdan sonra garson koşturmaya başladı hesabı eksik ödediniz diye... salak kovanın dibine bakmamış özur diledi filan... buna iyi hamburger diyenlerin num num da bacon bluecheese burger, j burger da hamburger, kırıntı'da spanish ve kanyondaki gurme burgerde ya da kazık yemek istiyorlarsa hakkıyla it's a joke da hamburger yemelerini öneriyorum... bir boka benzemeyen bir sey yemek istiyorsanız, ustune salak muamelesi yiyip kazık yemek istiyorsanız da dukkana gitmenizi oneriyorum... afiyet olsun
  • hakkında hem olumlu hem de olumsuz bir çok yorumun uçuştuğu mekan. gitmeden önce sözlükten ve kimi yemek bloglarından okudum da okudum. örneğin bi ara 10 kadar kişinin zehirlendiği haberini bile okumuşluğum var. pek inananasım gelmedi. dükkan çalışanlarından birine sordum, durumun rakiplerin yaydığı bir dedikodu olduğunu söyledi. hatta rakiplerin işe başlarken gelip direk kendi dolaplarını incelediklerini, örnek aldıklarını emre mermer in de onlara yardım ettiğini falan anlattılar. yani butik et sektörü karışmış, birbirlerine düşmüşler sanırım. tavsiyelere gelelim. benim gittiğim şubede sadece tek bir çeşit avustralya şarabı vardı. şişesi 70 liraydı ve kötü bir şaraptı. açılmış şişeyi koruyamamışlar şarap eskimiş, ölmüş gitmiş. uyardık sıfır şişe açtılar. ama şişe sıfır da olsa şarap yine de başarılı bir seçim olmamış. masada hazır bekleyen yeşilliklerden para alınmasını anlarım, bunu yapan mekanlar var, bilerek gidersin, ister yersin ister yemezsin vs. ancak eti sunarken aynı tahta serviste, etin hemen yanında garnitur olarak koyduğun patatesi hesaba eklemek? nasıl akıl etmişler, dünyanın neresinde görmüşler anlayamadık. yahni sipariş etseydik, güvecin tüm içeriğini ayrı ayrı mı fatura edeceklerdi acaba. gitmişken 28 gün bekletilen dry aged seçenekelerini denemenizi öneririm. harikalar. biz sütdanasına göre daha başarılı bulduk. yaklaşık 1 kg lık sütdanası çeşitlerine göre aynı paraya 2 farklı biftek sipariş edebilirsiniz. new york olur, t bone olur... lezzetlerine diyecek laf bulamadık.
  • bir pazarlama harikası. sanırım "istanbul da herkes bir kere denese yeter" mantıgıyla acılmıs bir mekan. farklı zamanlarda gitmis yaklasık 9 kisi de "yok aga bir daha tövbe" diyorsa bir sorun var demektir. yaratılan "et bizim bildigimiz gibi pisirilir cahil herifler sizi!!!" tavrını gordugunuz an kacıp gitmek lazım ama anasinin gozune kadar gelip bir de 20 dk arabayi park etmekle ugrasinca, ya sabir cekip devam ediyor insan. lifli bir et denemek istedigimi soylememe ragmen yanlis yonlendirmelerle ısmarladıgımız ve yiyemedigimiz etlere 3 kisi 250 tl odedik, servis korkunc derecede kotu, servis elemanları kesinlikle sizi dinlemiyor, sanki bir text metnini okurmus gibi etleri anlatıyor, verdiginiz siparisleri surekli tekrarlamak zorunda kaliyorsunuz vs. vs. sonucta teorikte planlanlan seyler maalesef pratikte hayat bulmuyor.
  • yazılı ve yeni medya tasarım ve içeriklerine odaklanan, kreatifler işler yapan bir şirket. internet sayfalarının oldukça başarılı bir arayüzü var. sahipleri dünyanın en eğlenceli insanları olabilir ama sanırım dükkanın en sevimli yanı, dünyalar güzeli golden retriever tarçın!
  • istanbul'da dükkanlara sahiplerinin ismi yazılarak tabela asılması mecburiyeti 1800'lü yıllarda konulmuştur; sahipleri tarafından isim verilmesi de tabelalar asıldıktan sonra başlamıştır.
    eskiden beri bazı istanbul dükkanlarına tabela yerine, o dükkanı halka tanıtacak kule, minare, merdiven, arslan, at, deve, horoz, kuş, balık, çiçek, ağaç, gemi, kayık, araba, çizme, kafes, zincir gibi alameti farika teşkil edecek bir resim asılır, hatta bazen bunların maketleri yaptırılarak asılırdı.
  • çocukken siz babanızın dükkanında koşturursunuz, büyüdüğünüzde evladınız sizin dükkanınızda koşturur, tuhaf olur, açılışta kurdela kesilirken, içeride bir tek kişi kalır çıkartamadığınız; o da evladınızdır.

    o an, evladınızın dükkanınızda koşturmasını gördüğünüz gibi gözleriniz yaşarır, kendi çocukluğunuzda koşturup durduğunuz babanızın dükkanını hatırlar, neydim ne oldum diye düşünürken bir anda kendinizi, gözünüzden çıkan yaşların açılış anında fark edilmemesi için kendinizle yaptığınız mücadelede bulursunuz.
  • çeşme'de bir butik. şöyle bir bakınca bile bir doz lsd kafası yaşatan, vietnam savaşını protesto ettiren, volkswagen t1 ile yolculuk yaptıran giysi ve aksesuarlarla dolu. en kuytu köşesinde dahi ayrı bir renk cümbüşü... benlik bir durum yok pek ama meraklısı çok bu konseptin. o zaman lucy in the sky with diamonds, sevgili sözlük.