şükela:  tümü | bugün
  • sözlükte yazarları takip eden stalkerların işini kolaylaştıracak pano ya da paranoyak suserların karalama tahtası.

    'hayatından siktirip gitmeyi ben senin kadar istemiyorum. evet ben de seni okuyorum her gün, bir takıntılı hasta gibi. ben senin hayatından zaten gittim. ama senin içinden gidemedim. her şey senin elinde. '

    daha önce sözlükte bu tarz bir başlık düşünülmemiş hayret.

    farzet ki o bunu okuyor olarak da düşünülebilecek ihtimal." sen güzel yemekler yaparken birden durup sorgusuz sualsiz sevişmemizi özledim. spermlerimi koşulsuz yutmanı, penisimle ilgilenirken aynı anda masum bakışlar atmanı ve sadece seninle nefes almayı bile özledim. seninle yaşamayı özledim aslında" demek istediğim. bu akşam yine en ateşli sevişmemizi kaydettiğimiz videomuzu izledim. ne güzeldik biz.
  • semantics ile morphology nin yeri ve önemini insanın çok daha iyi algılamasını sağlayan varsayımdır.
    "o"nun bunu okuyor olması insanda kendini "o"na karşı en iyi hali ile yansıtma ihtiyacını doğuracaktır.
    işte bu karşıdakine iyi görünme ve yaranmaya çalışma durumu özellikle bu konuda anlam mı şekil mi sorularını gündeme getirir ki mevzu bahis olan bu konu için doğru seçim genellikle anlam olmaktadır. kişi "o"na kendisini iyi ifade edebilmeyi, sözlerinin ve yazdıklarının biçimsel olarak harika olup boş laflar barındırmasına yeğleyecektir. bu uzun süre sonra görülen ve hala unutulamayan eski sevgilinin karşısına çıkıldığında takım elbise-kravat kombosu yapmaktansa, onunla buluşmadan önce daha önce ifade edilmek istenip de ifade edilmemiş olanların kafada toparlanılmaya çalışılmasına benzerlik gösterir.
  • türkçe bilmeyen biriyse kasıt sözlükte asla gerçekleşmeyecek olaydır.
  • "düşün ki" kısmının cümleye "imkansız" anlamı kattığı, bi gece yarısı sözlüğe sarhoş giren aşk yaralılarının uzun uzun hikayelerini yazacağı başlık adıdır.

    buradaki gibi bir şey olabilir bence benim yazacağım.
  • seni sevdiğimi unutma.
    bu yılki gezi olaylarına katılma ne olur.
    bir de seni sevdiğimi unutma.

    (bkz: bir yazarın serzenişi)
  • sana oksijen veren ağacın dalını sikeyim yavşak herif sana verdiğim emeği ilime bilime versem şimdi ihracata başlamıştım bokunda boğul emi
  • gerçekten şansımın döndüğü yer sensin sanmıştım. keşke şansımın döndüğü yer olsaydın.

    tanım: bana bunu düşündüren cümledir.
  • benim yazacağım kişi için gerçekleşmesi mümkün olmayan ihtimaldir.

    bunları mail atacaktım o 34lü hotmail adresine... atmadım.elimden geldiğince anlatmaya çalışacağım

    yıl 2005, ekim ayı,18im, nefret ettiğim o yerde öğrenciyim bir yıldır. sen burdan gideli bir buçuk yıl oluyor.
    onu tanıyalı 15 gün belki olmuş... bana senin fotoğrafını gösterdi, nedensiz yere. -bu kim? dedim.
    -nişanlımdı.
    -yaa, bakayım...çok güzelmiş, o mu bıraktı, neden ayrıldınız?
    -yo, birlikte karar verdik.(öyle değilmiş tabi)
    -olmaz mı tekrar? belki barışırsınız.

    seninle ilgili bir şeyler daha sordum sonra. şu an nerde, ne yapıyor? seviyor musun hala bile demiş olabilirim.
    (o fotoğrafını cüzdanında taşıyordu. mezuniyet için çekilmiş, lacivert cübbe ve kepli...bugünden sonra bir yıl daha taşıdı hatta. ben bazı geceler çıkarır bakardım. neden bu fotoğrafı hala saklıyor, diye düşünürdüm ama hiç söylemedim. yırtıp atıcaktım, elim gitmedi bir türlü. zarar gelsin istemiyordum. ve baka baka içime ilk kıskançlık tohumları atılmış oldu. bir adamı eski sevgilisinden kıskanacak kadar ucuz olamam telkinlerim tam da işe yaramıyordu...bir terslik vardı. )

    yani daha onunla sevgili olmadan tanıdım seni. gerçi bir ay sonra da başladık ya... evlerine üç dört kez gitmiştim o bir ayda. birlikteliğimiz başlayınca her akşam yemeğine gitmeye başladım. rica mı zorla mı işte anlarsın, senle nasılsa, ...odasında eşyaların vardı. ona aldığın kıyafetler... biz evlendikten sonra dahi iki yıl kullandığı pembe bornoz!?! iki gri polar eşofman üstü( ben üç yıl giydim bunları, senin olduğunu bilmeden) işte kırmızı kalp objeler, senin öğrenci evinde çekilen iki fotoğraf( sarı-kırmızı kareli koltuk ve kırmızı kalp yastık arka fon, siz boğuşuyorsunuz, ama sen görüntüde yoksun, elin kolun ayakların var sadece. zaten başka da fotoğraf yok, çünkü bak, o günlerinizi hatırla, pişman ol ve dön amacıyla yüzlercesini sana vermiş.
    -ee :) :) hem vazgeçmedi hem de gitti fotoğraflar desene
    - valla ya, çok pişman oldum verdiğime :)
    bunu konuşup baya gülmüştük. zaten seninle ilgili ne varsa hep çok gülerek, hiç olmadı gülümseyerek anlattı. ben de çok güldüm tabi.
    o ilk günlerde, hani senin senden bir yıl sonra mezun olan arkadaşın s. ile(hani sen, kardeşin, o,eşi,benimki istanbul'da buluştunuz da ben bütün gece benimkini arayıp taciz ettim ya, işte o s.) her gün bir saat msn'de konuşurlardı. ben de konuştum sanırım, hatırlamıyorum. neyse bir ay sonra filan ben bu s.'ye mail attım. senin no'nu istedim. ama benimkinin adresinden benimkinin ağzıyla yazdım. s. de cevap olarak; artık sen hayatına bak, onu da tamamen unut, bak sevgilin var, ne iyi, sakın benden onunla ilgili bir şey isteme artık anlamında bir cevap attı. benimkini sen konusunda ilk rezil edişim bu.

    okul dışında hep iş yerindeyim; akşam yemeği için de evlerindeyiz; benim kaldığım pansiyonda da uyuyoruz.
    daha önce hiç sevgilim olmadı ve kendine aşırı güveninden dolayı asla onunla da olmaz diye düşünürken, kendimi nasıl bir çemberin içinde bulduğumu anlatabiliyor muyum? sadece yarı zamanlı bir işe girmiş tıfıl bir ikinci sınıfken; 26 gün sonra,işinde gücünde,neredeyse on yaş büyük, görmüş geçirmiş onunla; hiç konuşmadan düşünmeden planlamadan müşterek bir hayata başladık. sadece o olsa iyi, tüm ailesiyle. neyse...her akşam evlerine yemeğe gidiyorduk dedim ya sana...ben zaten ev yemeği yemiyorum o yıllarda, o beni teklifsiz götürüyor, ben de dikkat çekmeden, tabağıma bir iki kaşık kendim koyarak, kırıcı da olmadan yiyormuş gibi yapıyorum. yiyoruz, babası kalkıyor(ah canım nerdesin) benimki de kalkıyor gidiyor koltuğa kuruluyor, eline kumanda.oh ne ala.sonra ben sofrayı topluyorum, tabakları yıkıyoruz annesiyle. hiç tanımadığım bir teyzeyle her akşam mutfaktayım.bir..iki...beş... on...artık benimkine söylüyorum. bak sizin evdeyken sen de mümkün olduğunca yanımda ol; sofrayı kaldır, mutfağa gel...ben daha ergen yaştayım, o evin oğluyla her akşam uyuyorum ve bu durumdan utandığım için yüzlerine bakmıyorum dahi, müthiş baskı hissediyorum üzerimde. ona bunları söylesem de kulak arkası ediyor ve dinlemiyor beni.

    devam edeceğim