• çok güzel bir doğum günü sabahına uyandım.
  • temkinli konuşmakta fayda var; yaşayabileceğime, yarına sağ çıkabileceğime ilişkin kesinlemelerden uzak dururum. o yüzden diyorum ki ''eğer'' 10 sene sonrasını görebilirsem, yani 40 yaşında olduğum vakit, 20-30 yaş arasını hiç de hayırla yad etmeyeceğim... bu yaş aralığı maziden kalma acı hatıralarla dolu, ama tüm olup biteni acaba hafif bir tebessüm ile mi kafamda canlandıracağım?

    evet, bir söz var: ''geçmişten pişmanlık duymayacağız ama üzerine de bir sünger çekmeyeceğiz.'' öyle olsun. geleceğimizi geçmişten aldığımız derslerle şekillendireceğiz. zaten öyle değil midir? tecrübe üstüne tecrübe bina edilir ama mühim nokta ders çıkarıp aynı hatalara düşmemektir. insanın karakterini doğuşu itibarıyla sahip olduğu vasıflar ile birlikte çevresel şartlar: yani, bütün olarak yaşadıkları da şekillendiriyor.

    alkolik oldum ama bunu avantaja çevireceğim. bu hastalık bana bir içgörü de kattı. bu içgörüden hareketle hayatıma nizam vermekte daha incelikli olabilirim. bu alkolizm hastalığına, öyle ki, iyi ki tutulmuşum, diyeceğim kafa yapısını yakalamak mümkün.
  • rahatlığımın genişlik olarak algılanması beni bıktırdı ama yine de ben kendimden taviz vermeyeceğim.

    her yazdığım entryden bir anlam çıkarmaya çalışmaları,
    ay sen kaç erkekle konuşuyorsun merak ediyorum
    cümleleri,
    ...
    kimle konuşuyorsam çıksın ortaya bu ne be

    burası benim entry havuzum
    beğenmiyorsanız favlamazsınız o kadar
    arkadaşlar çok rahat ve eğlenceli biriyim
    bu doğru
    ancak sirk maymunu değilim
    böyle sıkıcı insanlar gelip hadi beni güldür
    aaa sen hani eğlenceliydin falan diyor bir de
    utanmazlıkta zirve...

    soytarı değilim efendim
    nezaketen cevap vermişimdir
    bence bunu anlayacak zekaya sahipsiniz
    tanrı size karşı bu kadar da cimri davranmış olamaz.
  • geçenlerde biriyle tartışırken, tartıştığım kişi nasıl bir bağlantı kurduysa, bizimle ve tartıştığımız konuyla alakasız bir üçüncü kişinin özel hayatından bahsederek kendini haklı çıkarmaya çalıştı. bir anda sözünü kesip artist artist "kes sesini, adamın özel hayatını anlatma bana!" diye tersledim. çok utandı ve konuyu kapattı. karizma da büyüklük de bende kaldı; ama adamın özel hayatını çok merak ediyordum ben ya :/ sözünü kesmeseydim de anlatsaydı keşke. umarım çok juicy bir şeyler kaçırmamışımdır. :'(
  • selamlar.

    genelde aynaya bakmam. baktığımda da gördüğüm şey pek hoşuma gitmez. kocaman bir alagavat. olacak iş değil. parlak bir yüzeyden bana bakıyor. gözümü kaçırınca o da kaçırıyor. tam bir yavşak. ne istediği belli değil. ne bok yediği belli değil. sevmem.

    birkaç vakit önce, sersemlikle mücadele kapsamında yüzüme su vururken aynaya bakmış bulundum. pek canımı sıkmadı gördüğüm şey. emekli bir alagavat. alagavatlığını yapmış, fani dünyanın rengine kanmış, değerli olan ne varsa hor görüp günlük her türlü bokun peşinden koşmuş, ömrü vakitten ibaretken tüm vaktini fuzuli işlerle çarçur etmiş... ama akıllanmış. yani çok akıllanamamış o belli. kapasite meselesi. oluru bu. akıllanabileceği kadar akıllanmış diyelim. üstüne gitmedim. gülümsedim. o da gülümsedi. gülümseyince yine biraz alagavatlaştı ama gözlerinde gördüm alevi. biraz içim ısındı açıkçası bu ayna işine.

    bir sürü mesaj geliyor. beni adam yerine koyup soru soruyorsunuz. ne yazık ki cevaplar bende değil. iyi ki de bende değil. bana güven olmaz sonuçta. bugün var yarın yokum. cevaplar bende olsaydı hepiniz boku yemiştiniz. bana sormayın, bende aramayın, benden istemeyin, beni sıkıştırmayın, ben bir bok bilmiyorum.

    cevabın birilerinde olması, bir yerlerden bir yardım gelmesi vs türünden fikirler tembel ve özgüvensiz zihnin emareleridir. çoğu insanın depresyon veya ruhsal bozukluk veya karakter kusuru sandığı şeyler tembellikleridir. zihni tembel olmayan insan oturur ve kendine şekil verir. kendine güvenen insan oturur ve kendini düzeltmenin yollarını arar. birinin bir yerlerden bir şekilde çıkıp gelip de bir tür yardım etmesini falan beklemez. bunlar hayal ürünüdürler. finansal olarak hiçbirimiz lotoyu kazanmayı beklemeyiz, buna bel bağlamayız. bir yerlerde bir cevap olmasına, birilerinin bize yardım etmesine falan da bel bağlayamayız. biri bizi duyarsa güzel, ancak gerek şart değil.

    tek bir alagavatı bir miktar yontmaya çalıştım bugüne kadar. onda da ne kadar başarılı olduğum tartışılır. alagavat yontma işine uzun yıllar önce başladım. olabildiğince profesyonel şekilde yürüttüm diyebilirim süreci. budist geleneğe de baktım, islam felsefesine de, anarşistlere de... bazı meditasyon yöntemleri öğrendim, bazılarını da keşfettim. kelimeleri ciddiye almamayı tekrar öğrendim. becerebildiğim ölçüde öğrendiğimden fazlasını unuttum. doğru-yanlış veya iyi-kötü ikiliklerinin ötesinde bir şey yaptım, uğraştım. zaten tek yapabileceğimiz uğraşmak, kalanını düşünmek kibirdir. elimizden geleni yapmalı ve sonra arkamıza yaslanmalıyız. elma yiyebiliriz böyle bir durumda. çay da içilebilir.

    bazı yöntemleri ve düşünsel kurguları paylaşmak istiyorum.

    öncelikle bu millete yaranılmaz. bu nasrettin hoca'nın sözü. eşeğe çocuğu da bindirsen kendin de binsen birileri bir laf atacak. birileri ne yaparsan yap beğenmeyecek. ve aslında yasak ama söyleyeceğim, o birilerini siklemene gerek yok. sonsuz tane o birilerinden var ve o birilerini ciddiye almanın sonu yok. hepimiz, tanım gereği, kendi hayatımızın uzmanıyız. kimse bizden daha yakından bilmiyor bizi. ruhumuzun neye nasıl çekildiğini ancak biz biliyoruz. başkasına kapalıdır bu deneyim. bu çok büyük bir özgürlüktür ancak peter parkerın amcasının da ölmeden önce dile getirdiği gibi büyük güç büyük sorumluluktur. hayatımızla ne yapacağımız bize kalmış durumda. tam da bu yüzden bu kadar zor bazen her şey.

    dünyayla savaşmaya gerek yok. aslına bakarsanız imkan da yok. dünyayla savaş sandığımız şey kendimize işkence etmek sadece. ruhumuzla, kendimizle barışmalıyız. diğer insanların, kurumların, sistemlerin bunlarla veya toptan bizimle barışmasını bekleyemeyiz. kimseden bir şey bekleyemeyiz. en yakınlarımızın bile kişiliğimize saygı duymasını bekleyemeyiz. duysalar güzel olur ama bunu beklemek çirkindir. elimizden geleni yapmalıyız ve sonrasına kafa yormamalıyız. sonrasına kafa yormak kibirdir. bizim osuruklu aklımızla anlayabileceğimiz şeyler ne yazık ki değildir. (ne zaman böyle bir şey söylesem en son okuduğu bilimsel yayın "bilim çocuk" olan birileri bilim savunuculuğuna falan soyunuyor. götünüzle okumayın. kendi kafanızdaki iptidai ikiliklere indirgemeyin gördüğünüz her şeyi.)

    etrafımızdaki çoğu şeyin ticari ürün olduğu gerçeğiyle yüzleşmeliyiz. bu böyle değilmiş gibi yaşamak mümkündür lakin bu çelişkinin gerilimini taşır insan. sağlık kurumları ticaridir. eğitim sistemi ticaridir. devletler bile ticaridir. ilaç sanarak aldığınız şey bir tane firmanın ticari ürünü. içinde şifa var mıdır? elbette. lakin ticari ürün olduğu gerçeğini değiştirmez. ticaretin kuralları işler. yarın değişiği çıkar. bugün kullandığımızın aslında öldürdüğü ortaya çıkar. kimse de çıkıp özür bile dilemez. hayat devam eder. yaklaşık yüz yıl önce şifayı üç beş tane endüstriyel devin eline emanet etti insanlık. bugün bu böyle değilmiş gibi davranmanın kimseye faydası yoktur.

    neyin ne olduğunu söylemek yerine süslü isimler icat ediyoruz ve sürekli kendimizi kandırıyoruz. kendimizi o kadar uzun süre kandırmışız ki neyin ne olduğunu söyleyen tek kişi kalmamış. varsa da ben denk gelmedim.

    bir takım ufak alanları tamamen kaplayıp üstlerinde yaşamaya başlamışız. resmen doğaya dokunmamak için uğraş veriyoruz. herhangi bir organik nesneye dokunmadan günler haftalarımız geçiyor bazen. rüzgardan, yağmurdan, güneşten, soğuktan, sıcaktan kısacası her şeyden kaçıyoruz. yorulmak istemiyoruz. sıkılmak istemiyoruz. tam da bu yüzden on dakika iş yapınca yoruluyoruz. on dakika yalnız kalınca sıkılıyoruz. tembelliği, alagavatlığı kendimize yakıştıramadığımız için mutsuzuz sanıyoruz, depresifiz, genetiğimizde var, hormonlarla ilgili, devlet elimizden tutmadı ki, ailem yeterince iyi değildi ki, kapasitemiz belli, düzgün okullarda okumadık ki, bir abimiz enstrüman öğretmedi ki, resim dersine bedenci girerdi, beden dersine fizikçi... böyle ezber laflar, ezber mızmızlıklar, ezber dert yanmalar. bazımız akıllı çıkıyor. uyanık. civelek. kimsenin akıl edemediğini akıl ediyor ve bu konuda bir uzmandan yardım alıyor. gerçekten müthiş bir feraset. düşünülmeyeni düşündü. yapılmayanı yaptı. bir uzman sayesinde hayatı değişen milyonlara katılacak. hem de kolay yoldan. ufak bir mavi hapta veya osuruklu bir tane psikoloğun basmakalıp, yavan, sası sohbetinde değil mutluluk. kolaya kaçmak bizi bu hale getirmişken cevap nasıl daha fazla kolaya kaçmakta olabilir ki? mutluluk rüzgarla güreşmekte, soğukla boğuşmakta, susamakta, yorulmakta, aç kalmakta, korkmakta, ürpermekte, terlemekte, sarılmakta, ağlamakta, gülmekte. korkmadan, kolaya kaçmadan kabullenmekte. havuca bile çatalla dokunuyor ama bir tane uzman gelsin ve tüm bu pisliği kaldırsın istiyor anadolu insanı bugün. uzman yok. hibe yok. avanta yok. hayat var. siz varsınız.

    etrafta ne varsa ticaret geleneğinin doğrudan bir sonucudur ve tanımı gereği ticari üründür. uğrunda ölmeye gideceğiniz ideolojiler, inançlar, ekoller vs hepsi ticari üründür. insanlar para vermedikleri şeyleri bedava sanacak kadar aptaldırlar. melekler bazen işerken bunu görüp gülerler.

    bunu öylesine söylemiyorum. etrafımızdaki insan yapımı her şey gerçekten de herhangi bir ticari ürünün izlediği yolları izleyerek bize ulaşmıştır. komünizm ve pringles üç aşağı beş yukarı aynı şeydir. batı kafası -tarihi boyunca- bunu anlayacak noktaya birkaç kez gelmiştir ancak doğu kafası zaten bunun farkındadır. bugün anadolu'nun temel sorunlarından birisi de hayatını araba, akıllı telefon, internet siteleri, parlak ev vs eksenlerinde sürdürmeye çalışan vasıfsız batı özentiliğidir. batılı gibi giyinmek "şık" giyinmektir. koca koca adamlar takım elbiselerin içinde maskara gibi gezinirler ve bir kişinin bile gözüne batmaz bu. işte bunun gözünüze batması okunarak öğrenilebilecek, okulda edinilebilecek bir şey değildir. bunu biri size anlatamaz. gördüğünüzün aptalca ve komik olduğunu bile anlayamıyorsanız buna yardımcı olabilecek bir kurum, bir uzman, bir kitap yoktur. bir çocuğa komik gelir herkesin aynı kıyafeti giymesi. arada öğrendiğimiz bir şeyleri unutmalıyız demektir bu da.

    futbol, akademi, okul, eğitim, turizm, balayı, dünyayı gezmek, audi, anaokuluna kırk bin lira vermek... hepsi ne yazık ki aptal işidir. hepimiz önemli ölçüde aptalız. bazılarımız daha da aptalız. 5 yaşındaki osuruklu çocuğunu ayda 3-4 bin lira verip de anaokuluna gönderen ebeveyn tanım gereği aptaldır. çirkinlik yaparak güzellik beklemektedir. ve ufacık bir bebeği de bu çirkinliklere en orta yerinden bulaştırmaktadır.

    ezber laflardan kaçınınız. laflarla düşündüğünüz an bilin ki birileri sizin yerinize düşünüyor. kelimeler, kavramlar, deyişler, deyimler, genelgeçer cümle yapıları... hepsini birilerinden öğrendik. kelimelerle düşünmeye çalıştığınızda olan şey, osuruklu birinin ilgili konudaki osuruklu laflarını çok ciddiye almak sadece. kelimelerin, kavramların, ikiliklerin, deyimlerin, önyargıların, geleneklerin olmadığı yerden düşünmeye çalışın. yere düşen bir şeyi yemek neden pis olsun mesela? bizim dışımızda her canlı yere düşen şeyi yiyor ve yerden yemek yediği için hastalanan karga görmedim hiç.

    üstteki türden bir düşünce hem pragmatizmin (charles sanders peirce) temelinde var hem de kung-fu felsefesinde. ezber iş yapma der bu iki gelenek de. her an sıfırdan bulmalısın o ana en uygun davranışı. öğren, sonra unut. kavramsal yüklerle eylem mümkün değildir. bu gerçekten de böyledir. herhangi bir dala tutunmadan önce onun sağlamlığından emin olman gerekir. daha önce tutunduğun dalların hepsinin sağlam olması bu dalın sağlam olacağı anlamına gelmez. hatta bu dalın bir gün önce sağlam olması bile bir şey ifade etmez. her seferinde anda olmalıyız.

    nesneleri her gördüğümüzde ilk kez görüyor gibi selamlamalıyız. ayrılırken de son kez görüyor gibi vedalaşmalıyız. bunu söylemek kolaydır. laf ucuzdur. yapmaksa çok zordur. bilgisayarınıza son kez bakıyor olabilirsiniz. annenizi son kez görmüş olabilirsiniz birkaç gün önce. dikkatli bakın. inceleyin. makarnanızı, ekmeğinizi bile inceleyin. sizi bir anneniz binlerce kez doyurmuştur bir de ekmek. bunu unutmayın. sarılın.

    yürüyün. ama pembe eşofman, terleme atkısı falan alacaksanız hiç uğraşmayın. yürümek kadar basit bir şeyi bile turist gibi yapacaksanız yapmayın. turist olmayın. hiçbir konuda turist olmayın. turistler ezber lafların uluslararası iyi niyet elçisidirler. aynı rotalardan dünyayı gezerler. dünya geziyoruz sandıkları şey de birbirlerine uçakla bağlanmış 3-5 tane ezber mekandır. ezber yerlerde takılırlar. aynı şeyleri görmeye çalışırlar. aynı hikayeler. aynı göstermelik duygular. aynı gösteriş dürtüsü. aynı olmamışlık. yürümek için bile acayip renklere, aletlere ihtiyacınız varsa oturun ve kendinizi sorgulayın. yürümek kadar basit bir şeyi bile devasa seremoniye çeviriyorsanız anlayın ki siyasetimizdeki, yollarımızdaki, evlerimizdeki anlamsız gösteriş sevdasının esiri olmuşsunuz. hiçbir işi sade şekilde yürütemeyecek hale gelmişsiniz.

    asya'da ilk egzersiz nefestir. her türden öğreti nefesle başlar. nefesine odaklan. nefesini kontrol et. nefes bilincin, bedenin ve ruhun birleştiği yerdir. nefesimizi istemsizce de alırız ancak istediğimizde de kontrol edebiliriz. hayatın bilinçten bilinçsizliğe aktığı yerdir nefes. bu sebeple mahayanacı da nefesine odaklanır samuray da.

    anadolu'da bunun ötesine geçilmiştir. yüze su vurmak vardır. yüzünüze su vurunuz. uyanınız. anadolu insanı uyumaya müsaittir. her yerin masalını dinler. arabın masalını dinler. rusun masalını dinler. fransızın masalını dinler. yunanın masalını dinler. osuruklu dedelerini haddinden fazla ciddiye alır. osuruklu kurumları gerçek nesneler sanır. veya sanar. sanır-sanar ikiliğine kafa takacak kadar beyni yakmış insanlar var mesela. ve üşenmeden utanmadan erinmeden yüzü kızarmadan kocaman bir mesaj atıyor. siktir git yüzüne su vur dediğimde de üzülüyor. olacak iş değil.

    taharet musluğunu kitlesel ölçekte kullanmayı akıl edememiş amerikalının ingilizin medeniyetine ulaşmaya çalışırız. çok değil 70 yıl önce atom bombası atacak kadar birbirini öldürme noktasına gelmiş ingiliz, alman, fransız, japon, amerikalı alagavatların osuruklu akıllarını medeniyet diye kovalarız. amerikalının aklı olsa amerikalı olmazdı. bunu unutmayınız. anadolu sokaklarında kedinin köpeğin cirit attığı yerdir. medeniyet doğaya hükmetmek, onu oradan alıp buraya koymak değildir. medeniyet doğanın devamı olduğunu bilmektir. bir amerikalı veya fransız medeni olmadığı gibi medeniyeti görse de tanımaz. ayık olunuz. filmleri bu kadar ciddiye almayınız. bu kadar sersem olmayınız. bir tane şeyi sorgulayınız. anadolu diye bir yer olmasaydı medeniyet sandığınız şey de olmayacaktı, ayık olunuz.

    derdiniz daha bol çeşit aburcubur, daha geniş banttan internet, arabanın telefonun vs ucuz olması ise almanya, fransa, amerika size istediğinizi verir. bu sizin bomboş bir insan olduğunuzu gösterir. bunun dışında bir şey söyleyemem, hakarete girer. boş insan olmayı anlıyorum ama bomboş olmayı anlayamıyorum. aburcubur, araba, telefon, twitter peşinde koşacaksanız yatın uyuyun arkadaşlar. bu hayat sizi aşmış. oksijeni tüketmek yerine israf ediyorsunuz. yatın uyuyun. ciddiyim. intihar falan değil. kendinizi o kadar ciddiye almayın. intihar boş iştir. kendinizi öldürecek kadar ciddiye almayınız. yatınız uyuyunuz. ertesi gün bir daha deneyiniz. leblebi kadar kalmış kafanız yine nerede ne yerim, kahve mi içsem, twitter mı kaydırsam, instagramda hikayelerimi mi paylaşsam diye düşünmeye başlarsa yeniden yatıp uyuyunuz. ertesi gün tekrar deneyiniz. başarana kadar tekrar deneyiniz. hiç barfiks çekemeyen birinin ilk barfiksini çekmesi birkaç haftalık çalışma sayesinde olur. hiç düşünce üretmemiş bir zihnin ilk düşüncesini üretmesi de birkaç ayda olur. günde 2-3 saat twitter kaydırıyorsanız geçmiş olsun siz bir aptalsınız. ama bu böyle olmak zorunda değil. twitter kaydırdığınızı fark ettiğiniz anda derin bir nefes alın. hala kaydırmak istiyorsanız yüzünüze bir su vurun. hala akıllanmadıysanız yatın uyuyun. ertesi gün daha güçlü şekilde deneyin. bunu her türlü zırvaya uygulayın. bir ay sonra beynin pası önemli ölçüde atılır.

    twitter, instagram, tablet, televizyon, internet, araba, boş sohbet, nargile, kafe, bar, kahve, bira vs olmadan on dakika geçiremeyen insanlar var. yeni nesil neredeyse istisnasız böyle. hiçbir şey yapmadan durabilmenin ne kadar büyük bir bilgelik olduğunu anlamıyor anadolu insanı. aklında belçikaya gitmek var. partiler var. kaydıraklı havuz var. ticari ürünleri gerçek sanmış. halbuki sadece oturun. hiçbir şey yapmayın. istemeseniz de aydınlanıyorsunuz. istemeseniz de bir şeyler fark ediyorsunuz. istemeseniz de hafızalarınız canlanıyor, duyularınız açılıyor.

    derdiniz kadim şeylerse, her yer üç aşağı beş yukarı aynıdır. aya güneşe yıldıza kuşa kediye bitkiye kuma toprağa taşa anneye babaya sevgiliye dosta doğaya yönelmenin almanyası avrupası çini rusyası olmaz. sadece bazı yerlerde götünüz donar, soğuktur. bazı yerlerde 3 aylık maaşınızla audi alırsınız, metal boldur. ama kadim olan hiçbir şey bunlara bağlı değildir. bunları önceleyen şeyler bunlara bağlı olamazlar zaten.

    bu her alanda böyledir. neyin neyi öncelediğine bakın. eski yunan'da sadece buna baktılar, buldukları şeyleri mantık diye okuyoruz yıllardır. okuyoruz ve anlamıyoruz da çoğu zaman. zor gibi geliyor. halbuki neyin neyi öncelediğine bakın. sakince bakın. sizi önceleyen şeylere bakın. onları sevin. öncelediğiniz şeylere bakın. eğer güzel şeyler değillerse oturun ve düşünün. sakin olun. bir parça sakinlik dünyadaki tüm bitcoinden daha değerlidir bunu unutmayın. bitcoin ile en fazla yat alırsınız ada alırsınız şehir alırsınız. sakinlik size dönemin ticari ürünlerinin hiçbirinin veremeyeceği bir şey verir. hz isa ile ortaklık kurma şansı verir. buda ile aynılaşma şansı verir. mevlana olma şansı verir. kedi olma şansı verir. kendinize bir güzellik yapmak istiyorsanız bir kediye bir güzellik yapınız. siz o kedisiniz. sadece daha aptal halisiniz. sersem hali. uyanın. yüzünüze su vurun. bir şeyler okuyarak anlayabileceklerinizin sonuna geldiniz. okumanın sonuna geldiniz. kalkın ve bir şey yapın. bir ezberinizi bozun. belki bir ay sürecek ama uğraşın. kolaya kaçmak bizi bu hale getirdi. kolaya kaçmayın.
  • bazı şeyleri zorlamamak lazım. ya sen hazır değilsin ya da gelen sana hazır değil.
  • aslında evlilik fikri hiçbir zaman ne hayallerimde ne de aklımda vardı. sadece şimdiki eşim hayatıma girdiğinde bana ne yaptıysa artık bu adamla evlenebilirim dedim ve evlendim. şimdi geri dönüp baktığımda acaba erken mi evlenmişim diyorum. üniversite bitti ve evlendim. şimdi bütün hayatımı onunla çizmem gerekiyor. hayallerim var ve bazılarında yanımda olsa da bazıları ona çok uzak. ya da ben çok ayran gönüllüyüm. bu ara çok karmaşığım çok.
  • dün başıma gelenlerden sonra anladım ki şu anki düzende eli kolu uzun birilerini tanımak hayat kurtabilir. saçma sapan herhangi bir sağlam dayanağı olmayan bir suçlama yüzünden hayatı kararabilir insanın kurulan bu yeni düzende.
  • beni hayal kırıklığına uğratan, kendimden başkası değil.
  • ekşi sözlükte yazar olabilmek için her gün dua ediyorum