şükela:  tümü | bugün
  • vatandashin en chok kullandigi y kromozomu isimlerinden isim duyulunca genelde akla siyah sachli kisa boylu kara kashli bocek gibi kizlar gelmekte
    her populer turk ismi gibi turkulere de konu edilmishtir
    (bkz: eminem)
  • cekik gozlu, super sevimli sahislara, ayriyetten de halalara verilen isim.. ilk turu tercih edilir haliyle :)
  • bi de oy oy emine var..
  • teyzem emine... deli yemek yapar.. kara saçli ye$il gozlu .. ama ben ona benzememi$im i$te kaaretsin..
  • tesbih fetişisti emine var bi de...
  • (bkz: yatık emine)
  • (bkz: oy oy emine)
  • kadın. beyaz tenli, kırmızı saçlı. yirmi sekiz yaşında, bekâr. gürcistandan artvin’e göçmüş bir sülalenin altıncı, oradan adapazarına göçmüş ailenin ikinci nesli.
    koç burcu. kendini ve etrafındakileri ifade için kullandığı dillerden biri astroloji. burcunu seviyor ve günlük gazetelerin burç yorumlarına hiç iltifat etmese de aynı iyimserliği paylaşıyor bu köşelerin yazarlarıyla. koçları “zeki, enerjik, havadaki, sudaki etraftaki tüm titreşimlere hassas, değişken, narsist, dolayısıyla özgüven sahibi” şeklinde tanımlıyor.
    şiirle alâkadar. şiir üretenlerle, üretmeye çalışanlarla alâkadar. ve bu husustaki herşeyle de alâkadar. önceleri özenle koruduğu gizli odası olan şiir, sonraları o zamana kadar içine girmekten imtina ettiği panayıra bir davetiye oldu. mütevazi şenlikçisi olduğu bu panayırın şenlendirenlerinden biri olabileceğini farketti ve kendini bu cümbüşün içine attı. pek çoğu tanım getirirken cümbüş demeyecektir. ama onun gelişimini göz önüne alırsak başkalarına çiğnenmekten acımış sakız tadı veren bu hareketliliği anlayabiliriz.
    ilkgençliğinde edebiyata ilgili, ağırbaşlı doğru çocuk kıvamını hakkıyla tutturabilmiş biriydi. lisede (burcunun özelliği) sivrilerek bazı mihrakların ilgisini çekti ve bir tarikat (demez o) cemaatin gönülverenlerince markaja alındı. kendi de bir gönül veren olduğunda malvarlığının yarısından çoğunu dağıtmış. diyor ki “kitaplarım (sesi titriyor bunu söylerken) öyle çoktu ve öyle iyiydi ki kütüphanem. ilkokulda dostoyevskiyle tanıştım. batı klasiklerinin çocuklar için sadeleştirilmiş versiyonlarını tükettiğimde daha el kadar çocuktum. o yüzden çok zor geldi.” cemaat içinde bulunmanın gerekliliklerini yüklenmek onu doğru çocuk yapmış. büyükler daha bu doğrudur demeden onu sahiplenmek ve gizli onaylanma için kalbinin ve aklının güç yetiremeyeceği büyük kararları el yordamıyla çalıştırmak. sonra da bu kararların işleyişini bir rüyada gibi izlemek. yaptığı bu olmuş.
    onu tanıdığımda cemaat içindeki pozisyonu doğru çocukluktan ablalığa kaymıştı. onlara bir kaç numara büyük geldiğini düşünüyordu ve bu düşüncenin verdiği emniyet hissiyle herkesin tukaka ettiğine kol kanat gerebiliyordu. bir muhataba susamıştı artık ve uyurgezerlik miadını doldurmuştu. bu arada bir kırılma yaşadı. bu kırılmayı tetikleyen unsurların bir kısmı bendedir ve aslında o kadar da önemli olduğunu düşünmediğimden bunları sayıp dökmeyeceğim. önemli olan bir gün bir şeylerin farkına vardığını kendine itiraf etti ve sonra baş döndüren bir hızla değişti.
    başta kısaca geçtiğim maddeler bu değişimle birlikte gelen sembollerdir. doğasına aykırı bir yaşantı sürdüğünden midir bilinmez (öne çıkma ve sivrilme) kendini bu sembollerle ifade eder. gürcülüğü onun için çok önemlidir. oysa kültüründen pek az şey geçmiştir onun nesline. dil bilmez, şive taşımaz. tam bir kentlidir. yani ortak dili kullanır. giyimi kuşamı, beğenileri kastın kendini (özünden) ait hissettiği sınıfıyla ortaktır. yine de gürcü yazınını, müziğini takip eder. annesinden kalma gürcü deyimlerini, özel kullanımları işleme sokmak üzere zihnine iliştirir. kırmızı saçlılara sempatisi vardır.
    burçlar da böyledir. koçlar, akrepler, oğlaklar, yengeçler daima tedavüldedir. cahit zarifoğlu desek “bir yengeç. kalabalıkla varlık göstermese bile onu yadsıyamayız” der. baudelaire koçtur, ismet özel başak. bu bütünlüğün (bütünün değil), zararsız matematiğin bir parçası olmaya kastetmiştir o.
    alıngandır. hassastır. kendisi hakkında kılı kırk yarar. kendini beğenmiş bir görüntü arzeder. bunu da yine uzun yıllar toz tutmaya bıraktığı yeteneklerini geç farketmesine ve biraz “benim ne eksiğim var” içerlemesine bağlıyorum. filhakika hiçbir eksiği yoktur. onun fazlası, eksiği olmamasına rağmen yapabileceklerine el uzatmamasıydı. ama bu da kimi zaman yorucu hatta yıkıcı bir şey olabilir. bu böbürlenmenin altındaki kendini tahkir edişi bilenler dışarıya yansımayan yıkıcı dengenin farkında olanlar dosttur onunla. gerisi onun deyimiyle “onlar şey yani”dir.
    etrafı hayli kalabalıktır. yalnız kalamaz. sokağa çıktığınızda gördüklerinizin yarısıyla selamlaşır ve bu söylediğimde zerre mübalâğa yoktur.
    hanımefendidir, büyüklerine, küçüklerine nasıl davranacağını bilir. arkadaşlarının anneleri ona bayılırlar. doğumgünlerini unutmaz (ee burçlar tabii) düğünleri hasta ziyaretlerini ihmal etmez. sosyal tarafı hâlâ örnek kişi olmaya devam etmektedir. bazı kalıplara sıkı sıkıya bağlıdır bu nedenle. özel günlerde hediyeleşmek, tebrikleşmek gibi. romantizmden anladığı bu değilse de bir tek gülü memnuniyetle romantik bir atak olarak buyur edebilecek bir tiptir. (ettiğinden değil, örnek olsun diye söyledim)
    küçücük şeyler onu mutlu kılar. bir o kadar küçük şeyler de afiyetini kaçırır. teninin rengi onu olağanüstü bir hızla eleverir.
    gururludur. ve çok çabuk unutur. onunla altı ayda bir her şeye yeniden başlayabilirsiniz. alınganlığını dengeleyen de budur. siz farkında olmadan bir şeylerden incinir, bir şeylere küser. ama bir özür çok şeyi halleder. dost da olsanız, düşman da böyledir. onun için düşman, zekası elvermeyenlerdir. onlarla pek işi yoktur. bir insan zekiyse ve onu uğraştırabiliyorsa yenmeye, yenilmeye ve sonra tekrar yenmeye, yenilmeye gıkı çıkmaz. çabuk yara alır, tez iyileşir.
    açıkyüreklidir. paraya önem vermez, cömerttir. madden ve manen çok fedakârlıklar etmiştir, etmeye devam etmektedir. yeni vaziyetinde değişmeyenlerden biridir bu. kurduğu ilişkilerde emek önemsediklerinden değildir. yeni tanıştığı birinden on yıllık arkadaşına kadar vereceği emeği, zamanı kıskanmaz.
    babası altı yıl önce vefat etmiştir ve onu çok özlemektedir.
    annesiyle yaşar. evli abilerini sıkça ziyaret eder. herkes titremektedir üzerine o hâlâ ailenin küçük kızıdır.
    midesinden rahatsızdır ve doktor “sinirsel evlâdım” demiştir.
    o, inanmak ister. oyun kurmayı beceremez ve bunu becerebilenler incitir onu.
  • (bkz: emina)
  • gayet iyi kalpli ama hayır demesini bir türlü öğrenememiş güzel kız.