şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
30806 entry daha
  • aşı karşıtlığının altında yatan fikirler ve bu fikirlerin çürütülmesi ufku iki katına çıkarmaz belki ama daha bilinçli ve sağlıklı bir toplum olmamızı sağlayabilir. iyi okumalar.

    tüm dünyanın korona virüse karşı geliştirilecek aşıyı beklediği şu günlerde aşı karşıtlığı ile alakalı birkaç kelam edip kafasında hala soru işareti olanlar, ''vallahi bu korona aşısı çıksa da yaptırmam içinde ne olduğu belli değil bizi kısırlaştırıyorlar'' falan diyenler varsa onların derdine derman olmak için hem ilaç üretim sürecinden hem de aşının bu zincirdeki yerinden bahsetmek istiyorum.

    öncelikle etken madde bulunduktan sonra 10-15 yıl süren çalışmalar yapılmakta. yani etken madde bulunur bulunmaz hadi piyasaya süreyim gibi bir durum söz konusu değil. peki bu çalışmalar neler? kısaca özetleyecek olursak:

    faz 0: preklinik çalışmaları. etken maddenin etkililiği ölçülür. hayvan çalışmaları yapılır.
    faz 1: etken maddenin biyoyararlanımı, toksikolojik ve farmakolojik etkileri test edilir.
    faz 2: insanlar üzerine güvenilirlik ve etki çalışmaları yapılır.
    faz 3: daha büyük hasta populasyonları üzerine doz ve güvenilirlik çalışmaları yapılır. ilacın terapötik dozu belirlenir.
    faz 4: ilaç piyasaya çıktıktan sonra beklenmeyen etkiler takip edilir. (bkz: talidomid faciası)

    kısaca bahsettiğim bu çalışmalar 10-15 yıl sürer. ''e ama bu çalışmalara neden güvenelim sonuçlarla oynamadıkları ne malum'' diyenleriniz için avrupa'da ve amerika'da bu çalışmaların tarafsızlığını korumak amacıyla oluşturulan ve bu çalışmaları fonlayan bağımsız dernekler olduğunu da ekleyelim.

    genel ilaç üretim sürecinin uzun ve yoğunluğundan bahsettikten sonra asıl konumuz olan aşılara gelmek istiyorum. öncelikle insanların neden aşı yaptırmaktan kaçındığından bahsedelim. aşı karşıtlığının altında 3 neden yatıyor diyebiliriz:

    1) herhangi bir tehdit olmaması: özellikle gelişmiş ülkelerde görülen bir durumdur. örneğin bu toplumlarda ''senelerdir kızamık hastası olan çocuk zaten yok neden aşı yaptıralım'' algısı oluşur. bağışıklığı olmayan mültecilerin ülkelerine gelmesi ile birlikte bu gelişmiş ülkelerde de kızamık vakalarında artış görülür.

    2) bazı inançlar: ‘’doğal bağışıklık daha iyidir’’ gibi aslı astarı olmayan iddialar veya dini inançlar.

    3) güvensizlik: ''aşılar otizm yapıyor'' gibi kulaktan dolma şeyler. bu fikrin oluşmasında ana etken andrew wakefield adlı doktorun 1998 yılında yayınladığı bir makalede yatıyor. bu doktor 12 çocuğa kkk aşısı yapıldıktan sonra hepsinde enflamatuar bağırsak hastalığı ve regresif otizm görüldüğünü dile getiriyor. ancak bir gazeteci durumu irdeleğinde doktorun 1998 yılından 4 yıl önce enterohepatik otizm ile alakalı yayın yapıp bunun tek bir aşı ile çözülebileceğini söyleyip patentini aldığını görüyor. keza 1998'deki o 12 çocuğun hepsinin ailesinin fakir olduğunu ve ailelere para verildiğini açığa çıkarıyor. bunların sonucunda 2009 yılında, 1998'deki makale yayından kaldırılıyor ve 2010 yılında doktorun lisansı iptal ediliyor. tüm bunlar olurken ise danimarka'da 1999 yılında çok büyük bir çalışma yapılıyor. bu çalışma kapsamında 650 bin çocuk gözleniyor. çalışmanın sonuçları 2010 yılında yayınlanıyor ve 6500 civarı çocukta otizm görüldüğü ve bunun normal bir değer olduğu, aşı yapılması ile bir bağlantısı olmadığını bildiriyor. 2019 yılında aşı yapılması ile otizm oluşması arasında bir bağlantı olmadığı resmen kabul ediliyor.

    son olarak para.

    ilaç şirketlerinin para kazanmak için virüs ürettiğini iddia edenler dahi var. aşının sektördeki yerini göstererek bu iddiayı kolaylıkla çürütebiliriz. şöyle ki 2018 yılında tüm dünyada ilaçtan elde edilen toplam ciro 1 trilyon 204 milyar dolar. aşıdan kazanılan meblağ ise 60 milyar dolar. yani aşı tüm ilaç grupları içinde yalnızca %4,83'lük bir getiriye sahip. bunun sebebi aşıların çoğunlukla devletlere ucuza satılması. dolayısıyla ilaç üreticileri için aşı zaten populer bir seçenek değil.
3662 entry daha