şükela:  tümü | bugün
77 entry daha
  • social contract, sosyal kontrat, toplumsal kontrat, toplum sözleşmesi... literatürde çeşitli şekilde telaffuz edilmiş, dile getirilmiş; iyi, güzel, bir şey demiyoruz. john locke, jean jacques rousseau, thomas hobbes filan gibi büyük filozoflar bu konuya kafa yormuşlar, hatta da çok da iyi şekilde olayı açıklamışlar çok teşekkür ediyoruz kendilerine.

    cunku en nihayetinde bu tatislamalar neredeyse hic yapilmazken bu insanlar bu konulari ortaya atmislar ve tartismislar. bu yuzden cok onemli birer isim olarak gunumuze kalabilmisler. hepsi cok guzel de ne bu toplum sozlesmesi? neyin uzerine sozlesiyoruz biz? ya da sozlestik? yani hangi anlasmazlik vardi da bunun uzerine taraflar bir araya geldi de sozlesme yapti? ya da biraz daha egik bir duzlemden bakarsak biz ne uzerine mutabik kaldik ve taraflar kimlerdi?

    hep dedigim gibi hobbes okuyup "hobbes buyuk adamdi ve insan bir makinadir" dedi demenin hicbir anlami yok. bunu hatta retorik kullanarak anlatmanin da aman aman bir anlami yok. yani var da aslinda ilerleme acisindan hicbir anlami yok. yeni bir sey soylemek acisindan hicbir anlami yok. daha sonra hobbes'tan alip konuyu rousseau'ya getirmek de bir marifet degil. hatta daha sonra karl marx'a getirmek. hele ki bizim toplumumuzda marx'a bir sey denilince bir anda ayni din yobazlari gibi garip bir guruh ortaya cikip hemen sizi perperisan ediyorlar. bildiginiz isiriyorlar amaclari kesinlikle tartismak degil. ayni bir fabrika bahcesine konmus bekci kopekleri gibi amaclari sizi korkutup kacirmak hatta isirip parcalamak. "hele bir dur niye geldin, derdin nedir, bak burasi fabrika" gibi bir sey yok. cunku akil yok o tartismanin icinde. tek bir amac var o da "defetmek", bakin kazanmak filan bile degil, hakli cikmak vs hic degil. amac defetmek. turkiye'deki cogu tartisma da bu sekilde defetmek amaciyla yapilir. o yuzden is oldurmeye kadar variyor. bunu kadin cinayetlerinde de goruyoruz, daha onceki bizim beyinsiz bir-iki eski jenerasyon o kendisiyle cok gurur duyanlar gibi hergun birbirini olduren babalarimiz, dedelerimiz gibi iste. her iki taraf da ulkeyi kurtardigini zannediyordu, sonuc ne oldu? her alanda 20 sene geride kaldi turkiye. dedigim gibi bunu her alanda gormek mumkun. daha bugun duydum bir kizi yine oldurup folyoya sarip apartman bosluguna atmislar. bu konulara derinlikle ve hassas yaklasmamiz gerekiyor. yoksa ayni daha onceki baska senaryolarda da oldugu gibi tumden ulke geri kaliyor. simdi kadin cinayetleri var diye hadim etme yasasi gelirse iste geri kalmis oluyosunuz sonucta. bunlarin hepsi gayrinizami harp teknigidir. bu konu hakkinda sonra konusuruz konumuz olan topum sozlesmesine geri donelim.

    simdi direkt ortaya koyacagim diyecegim seyleri ve daha sonra acacagim.

    toplum sozlesmesinin onemli isimlerini yukarida saydik fakat bunlar arasinda iki tanesi daha bir on plana cikiyor.

    1. thomas hobbes
    2. jean jacques rousseau

    hobbes'un toplum sozlesmesi insani onceleyen gorunur fakat aslinda kapital stogunun sorunsuz sekilde olusturulmasi icin calisir ortaya attigi mekanizma.

    rousseau'nunki de tamamen insani onceler gercekten. hatta bir bakima romantiktir. zaten bu yuzden genel olarak sosyalizm, komunizm savunucularina hemen romantik denir. romantik demek boyle mehtap altinda sevgili ile opusmek degil, boyle olmayan iyilikleri dunyadan beklemek adina verilen bir laftir. bu da aslinda gercekten rousseau'nun sonrsindaki donem icin de bir gercekligi de vardir. modernistlerin o cok can sikici disiplini ve dusturu yuzunden romanticism denen akim biraz kendisine yer bulur. zaten bakarsaniz goreceksiniz tarihler lak diye oturur.

    simdi rousseau kimden etkilendigi noktasina direkt vurgu yapmak istiyorum cunku buradan rousseau'yu daha iyi analiz edecegiz. en temelinde locke, hobbes, descartes, platon ve machiavelli . of be kafa acma simdi demeyin cok basit devam ediyorum.

    niye hobbes? cunku hobbes'un aslinda sosyal kontratina kafasi yatmadi. anlatacagiz. asil mesele de zaten burasi. konu buradan buz gibi bir yere gidecek.

    niye descartes? bu da en temelinde biz "seylerin" gercekligine nasil emin olacagiz konusundan baglaniyor. yani duyularimiza guvenemeyiz cunku bizi aldatiyor. adam renk koru kirmiziya yesil diyor halbuki kirmizi diyor. dolayisiyla duyulara guvenmek cok zor diyor. zaten bunu daha sonra david hume custom denen sey ile anlatacak. yani biz diyecek her seyi aslinda custom yuzunden oyle algilariz. bu da iste temel olarak gelenek, gorenek gibi seylerden tutun da bizim evrenden alisik oldugunu bekledigimiz seylere kadar varir diyor. yani gunes hergun doguyor diye yarin da dogacak diye kabul ederiz diyor halbuki bunun uzerine bir hesap kitap yapmis degiliz diyor. iste tam buradan baglanir rousseau descartes'a, bunun en iyi gecisini hume yaptirir bize. aslinda bir nevi hume'dan alir bu dusunceyi. hume'dan almaz da hume iyi anlatir bize.

    niye platon? platon cunku ilk devlet diye bir seyi ortaya atan dusunur. yani platon oncesinde zaten cok fazla problem sahibiydi insan. platon'un da magara alegorisi var ya "biz aslinda hicbir seyin kendisini bilemeyiz, goremeyiz, bizim gorudugumuz magara duvarina izdusen golgelerdir, gercek arkadadir ama bunu biz goremeyiz" gibi bir sey der karmakarisik. sonucta iste bunlarin asil derdi hep "bir seyin, artik ne ise o sey, onun gercekten var olduguna nereden emin olabiliriz?" sorusudur. hatta bir baskasi simdi adini hatirlayamiyorum, berkeley olabilir ama emin degilim, bir sey eger biz oradayken bize var gorunuyorsa ama biz buna emin olamiyorsak bu o seyin biz orada yokken var olmayi biraktigi ihtimalini dogurur gibi bir iddia ortaya atiyor ki muthis bir sey. alin size heisenberg, schrodinger hangisini seviyorsaniz onun belirsizligi yani. baya baya gunluk hayatimizdaki asina oldugumuz buyuklukler dunyasinda yani araba, iskemle, masa, otobus filan gibi buyuklukler dunyasinda bu adamlar maddenin, cismin ya da iste herhangi baska bir seyin duyularimizla algiladigimiz, onlari duyumsamadigimiz zaman onlarin varliklarina dair bir bilgi olmayacagindan bilemeyiz demislerdir o var mi yok mu diye bir sonuca varabilecegimiz. simdi ise bunu kuantum dunyasinda cok net sekilde biliyoruz. ha bizim gozumuz kulagimiz, ha kamera ya da akustik emisyon sensor yani sonucta.

    niye machiavelli? bunu diyince beni cok eletirdiler "hadi lan machiavelli cumhuryet yanlisi mi ahahah atma be" filan dediler. "bizim machiavellimiz erkek oglu erkek, kodu mu oturtur adami, sert erkekligin, alfaligin kitabini yazmis bir filozof be" dediler. bunlarin hepsi de bu aslinda redpill piyasasinin bir felsefi tabani olsun diye yamultulan bir duzlemi. simdi bu redpill muhabbetini en cok destekleyen filozoflardan birkaci bu machiavelli, nietzsche filan. niye peki? kadinlarla aralari iyi degil iste kedi-ciger iliskisi kurmayi biraz komplekslestirip sanki uzay-zaman ikililigiymis gibi sunup kafa karistirip oradan para sagma olayi. redpill tantanasi bambaska bir olay. oyle yine baska bir ciftligin koyunu olmaya gerek yok. insan duzeyinde iliski kurdugunuz zaman bu kadin erkek farketmez sorun cikmaz. kadin aldatiyorsa aldatir. erkek aldatiyorsa aldatir. bana kalirsa gelsin soylesin, benim canim baskasiyla seks yapmak istiyor desin. ben bunu kabul edersem de gitsin yapsin. bakin bu kabul etmek kismi icazet vermek degil. burayi iyi anlamak lazim. isin bir ucu bana dokundugu icin bu sozlesmeyi kabul edip etmemek arasindaki alanda bana soz hakki dusuyor. yoksa kadinin ya da erkegin yapacagi ya da alacagi aksiyon uzerinde tahakkum sahibi oldugumdan degil. machiavelli konusuna geri donersek, rousseau machiavelli'nin cumhuriyet tipi yonetim uzerine soylediklerinden etkilenmistir.

    simdi bunlari toplayinca iste ortaya %70 civarinda rousseau ortaya cikiyor. nedir bu kisaca hemen bir bakalim?

    devlet olsun ama mutlak ya da otokrat bir rejim ile yonetmesin.
    insanlarin kendi haklri vardir dogustan gelen bunlara riayet edilsin. yani ozgur dogan insan sonradan kolelestirilmesin oyle para, statu vs icin.
    yonetimde hepimizin soz hakki olsun.
    bilginin bilinmezligi gibi durumlar soz konusu oldugu icin cogulculuk yanlisi olmaliyiz cunku cogunlugun tamam dedigi sey en azindan daha az kargasa yaratir.

    gibi bir noktaya varir rousseau.

    hobbes peki?

    bu arada zamanzigisi uzerine rousseau daha sonra, hobbes daha geri ama once rousseau'yu anlatmistik olduk, oyle denk geldi bir amacim yoktu baska. neyse biz devam edelim.

    hobbes tamamen muesses nizam icin bir sosyal kontrat metni hazirlamistir. burada asil onde olan kesinlikle insan degildir. insani iyi anlamis, hareketlerini, isteklerini, hayallerini, davranis sekillerini filan. bunun uzerine de aslinda insani onceleyen degil daha cok oteleyen ama bunu hissettirmeyen, daha cok kapitali onceleyen bir mutabakat metni ile gelmistir. hobbes'un mantigi sudur:

    madde olmadan hicbir sey var olamaz.
    evrendeki her sey fizikseldir.
    dolayisiyla insan da fizikseldir.
    insan makinadir.

    buradan da iste o meshur lafi "life is but a motion of limbs" yani "hayat denen sey organlarin hareketinden baska bir sey degildir" der. bunun da uzerine, "besides sense, and thoughts, the mind of man has no other motion" yani "duyu ve dusunceler disinda insanin zihninin baska bir hareketi yoktur" der. yani aslinda butun evreni tanimliyor hobbes burada. diyor ki her sey fizikseldir vs diyip butun evreni tanimladi. biz de evrenin parcasiyiz dedi sonrasinda da iste bu motion dedigi hareket, aksiyon, devinim ne derseniz bu da bizim icin diyor, zihinsel olani dahi diyor sadece duyumsadigimiz ve dusundugumuz seylerdir diyor. aslinda bunun arkasinda cok daha derin bir diyalektik var soylemedigi. duyumsama dedigi sey hobbes'un aslinda sensory data yani bizim dunyadan topladigimiz bilgi yani bir nevi ampirik bilgi, dusunme dedigi sey de aslinda rationale olan bilgi turu yani usavurum diyebilecegimiz, kendi kendimize kontemplasyon contemplation yani uzun uzun oturup mantik yurute yurute dusunup vardigimiz bilgilerdir diyor. yani yine aslinda dualism denen, aksi bunun monismdir, biz body and mind yani zihin ve bedenizdir iddiasina variyor. bu da yine ta bizi aristoteles'a goturuyor. insani ayni fizikcilerin uzay-zaman diye acikladiklari sey gibi zihin-beden olarak tanimlamasina yani. fakat bunu derleyen toplayan descartes oldugu icin descartes dualism diye gecer literaturde.

    ileri okuma yapmak isteyenler icin hobbes'un leviathan'ini okunmasi gerekiyor. geri okuma yapmak icin de platon republic okunmasi gerekiyor. daha sonra da bahsi gecen bu filozoflarin genel olarak kisaca hayatlarina bir bakilirsa ya da iste google search gibi boyle ne yapmis ne etmisler aslinda pat diye oturdugunu goreceksiniz.

    simdi bunlari anlattik biz nereye vardiracagiz konuyu oraya gelelim:

    icinde bulundugumuz duzende -diyebiliriz buna- hak hukuk adalet gibi kavramlar kesinlikle insani onceleyen ve insanin rahati ve huzuru icin hazirlanmis seyler degildir. bu yazilarin, metinlerin, manuskriptlerin, idealarin, teamullerin ve temayullerin kisaca bir hukuk maddesindesi o kanunun lafzi ve ruhu tamamen kapital ve kapital stogun guvenligini onceler. sosyal kontratta buna binaen insa edilmistir. ne diyorum:

    cok kucuk lokal ve bireysel mevzular disinda genel itibarda hukuk daima parayi korur insani degil. bunu aklinza gelen her seyde gorebilirsiniz. mesela is geri alim davalarinda. kosulsuz sartsiz isci hakli gorulur, neden? temelinde o isci para kazansin ve harcasin vardir. cunku isci -yani butun isciler- bir toplumun toplam hasilasinin %60'ini olusturur. bunu korumak zorundasiniz ekonomik canliligi surdurmek icin. yoksa sirkulasyon kangren olur ve curur ve batar. ozel mulkiyet ornegin: hobbes ozel mulkiyet konusunda aslinda tamamen devletcidir. leviathan diye tanimladigi o dev -devlet- guclu olmalidir ki halkin guvenligini saglasin der, aslinda bunun temelinde halkin guvenligi yoktur tamamen kapitalin efektif sekilde kullanilmasi vardir. cok dogru ve duz bir mantik ile para ehil ellerin elinde olmali ve yonetilmeli mantigi vardir. yoksa serbest piyasadaki insan parayi kazanir sonra gider harcar sacma sapan seylere yedirir diye dusunulur. bu durumda da kapital stok yapamazsiniz. burada iste kapital ve kapital stok kavramlarini iyi ayirt etmek cok onemli. bazi isler cunku buyuk kapital gerektirir o yuzden de iyi bir kapital stogu olmasi lazimdir. ornek olarak turkiye iyi bir kapital stoguna sahip olmadigindan buyuk isler yapamaz. anca gelecekte borclanir. yani bugunun dev, cilgin, deli neyse projeleri aslinda karsiliklari gelecekte odenmek uzere yapilir. 50 yillik kira, 500 yillik bono vs gibi.

    hicbir toplumsal sozlesmenin, bunun en gorunur hali hukuktur, temelinde insan rahatligi yatmaz. ornegin, ekonomik zorluk olunca once bankalar kurtarilir, buyuk isletmeler kurtarilir. cunku bunlar istihdam saglar ve insanlarin livelihood denen gecimligini saglar. fakat siz her insana gider para verirseniz o insan yine ac kaliyor. bu da insanin en temel davranislarindan birisi. yani burada hobbes acimasizdir, rousseau super filan gibi bir ayrim yasamamak lazim kitlesel olarak. her ikisinin de dogru soyledikleri seyler var. zaten tarih boyunca insanlik aslinda bu fikirleri deniyor. bir bunu deniyor bir otekini ve bu saysede ayni newton numerik yontemleri gibi daha az hatali sonuclara variyor. simdilerde ise dikkat ederseniz hep devlet sosyalizmi, sirket komunizmi gibi laflar duymaya basladik. yani temelinde "ozel mulkyet olacak fakat belli bir zumre icin olacak digerlerine de bakilacak fakat gercekten herkes mutlu olacak. bu sefer gercekten olacak bak" diyen bir sistem. bunun literaturdeki adi da bakin cok sinsiler aslinda ayni komunizm, sosyalizm ve kapitalism tantanasi fakat adina shareholder kapitalism ve/veya stakeholder kapitalism diyorlar. yani ilkinde sirket sadece kendi hissedarlarina sorumlu ve daima kar etme odakli. ikincisinde de sirket hem hissedarlarina hem de icinde bulundugu ortama sorumlu yani komuniteye. bu ne demek? mesela bir fabrika icinde bulundugu mahallerinin yollarini, su tesisatini elektrik direklerinin filan da sorumluluguna sahip cunku o fabrika o mahallede ve o mahalle insani o fabrikayi benimsemis vs.

    iste bu sekilde bir degisim soz konusu. bu da aslinda biraz su demek: buyuk sirketler o mahallenin belediyesi gibi de davranacak demek aksiyonda. devlet tarafinda da fen-isleri daire baskanligi olmayacak da belki iste yasal burokratik bir takim islerin, duzenlemenin filan is goruldugu yerler olarak kalacak.

    bu konulara daha sonra gireriz, fakat burada gorulmesi gereken seyin aslinda nasil da ta 5000 sene oncesinden bugune birbiri ile ilintili sekilde bir sosyal kontrat uzerinde yasadigimizin resmi idi. bu donem donem degisir. bu degiklikler olurken kimileri farkindadir kimileri de degil. simdi lafta ve aksiyon olarak bir seylerin degistigini herkes biliyor fakat ne degisiyor bilmiyor. bunu bilmek onemli zaten. bunu bilip ona gore "correlated action" almak.

    bu son highlight-bu degil ahah- yer ile uzun suredir takip edenlerin biraz tuyleri diken diken olmustur diye dusunuyorum. bazi konulari neden konustuk daha oncesinde neden bunlara vakit harcadik ortaya cikiyor degil mi?
12 entry daha

hesabın var mı? giriş yap