şükela:  tümü | bugün
28 entry daha
  • yanlış bir mimari insanda kaygıya, korkuya sebep olabilirken, doğru kurgulanmış bir mimari insana güven ve huzur verir.
    dünyanın bambaşka şehirlerinde bile olsa yan yana sıralanmış binaların arasında yürümekten, bu yapıların bizi kuşatmasından hoşlanırız. çünkü bu bize sanki sınırları belirlenmiş ve oraya ait hissettiğimiz bir odanın içindeymişiz gibi bir güven hissi verir.
    veya uçsuz bucaksız yeşilliğin içinde tek başına, doğanın içine yedirilmiş bir evde olmak en derin huzuru sağlayabilir.

    çünkü bir yer ya binalardan arınmış bir boşlukta olmalı ya da belli bir sıkışıklık düzeninde yan yana sıralanmış binalardan oluşmalıdır. bu ikisini de yapamamış bir yerleşim düzeni, örneğin uydu kent mantığıyla yapılmış toki ürünü bir toplu konut yaşamı bizi ne doğayla ne de şehrin sahip olduğu canlılıkla buluşturur.
    haliyle bu tür yerlerde yaşamak üzerimizde bir ağırlık yapar. anlamlandıramadığımız bir huzursuzluk, memnuniyetsizlik içinde oluruz.
    merkezden uzaklık, tek düzelik- buna kimliksizlik de diyebiliriz- basit bir market alış verişi yapmak veya pazara gitmek için bile arabaya ihtiyaç duyma zorunluluğu bir noktadan sonra insanda anlamlandıramadığı bir yorgunluğa sebep olabilir. binaların-caddelerin insan ölçeğinin çok üstünde düşünüldüğü yerleşim yerlerinde yaşayanlar kendini oraya ait hissetmez. zaten genelde oralı olmaz, sadece orada yaşarlar.

    bir yerli olmak için oraya temasımızın yoğun ve bizim dışımızdaki birileri için de kıymetli olmasını isteriz. belki bu nedenle mahalle kültüründen vazgeçemiyoruz. spor ayakkabılarımızı giyip, evden çıkıp balıkçıya giderken yol üstündeki kafede bir arkadaşımıza rastlayabilir, bir kitapçının vitrinine uzanmış kediye gülümseyebilir, yol üstündeki bankta oturmuş sohbet eden iki kişinin selamımızı almasına mutlu olabiliriz. alain de botton doğru bir şehir düzeninde tüm bu imgelerin ruhumuzu okşadığını söyler.

    gün içinde tanımsız iç sıkıntıları yaşadığınızda nerede olduğunuza bir bakın. bulunduğunuz odanın ışığı, oturduğunuz koltuğun kumaşı, dokunduğunuz masanın ahşabı doğal mı? dışarı çıktığınızda sokak enerjisiyle sizi kavrıyor mu, sakinliğiyle sizi dinlendiriyor mu yoksa karmaşasıyla sizi yoruyor mu? içinde bulunduğunuz mimari sizi direkt veya dolaylı yollardan etkiliyor.
    yıllar sonra balkonlu bir eve taşınan arkadaşımın evdeki saatlerinin neredeyse tamamını o küçücük balkonda geçirmesine güldüğümde, bana "orası sadece bir balkon değil, benim çocukluğum" dediğinde geldi bunlar aklıma.
23 entry daha