şükela:  tümü | bugün
  • latince olsa gerek habit le alakalidir hatta belkide
  • insanlarin zevklerinin belirli bir alt yapidan geldigini ve altkulturun boyle ustkulture gecesinin cok zor oldugunu aciklayan bir kavram. (sarap, muzik, sanat zevki...)
  • pierre bourdieu'nun geliştirdiği bir terimdir. sınıfsal bir konsepttir ve içselleştirilmiş eğilimler diye türkçeye çevrilebilir. bourdieu der ki; senin pratiklerin, yaptığın hareketler sosyal yapıdan etkilenir, her hareket sosyal yapıyı yansıtır. objektif ile subjektif perspektifleri birleştirmeye çalışan bir sosyolog olarak sonra da bütün bunların içselleştirildiğinden, bunun da habitus ile gerçekleştirildiğinden bahseder. sosyal yapı sizin hareketlerinizi, sizin habitusünüz ile etkiler. habitus sizin sınıfınızın size verdiği içselleştirdiğiniz özelliklerinizdir.
  • marshall'ın " bazı eleştirmenlere göre bourdieu'nün habitus kavramı, adını kötüye çıkaracak derecede tarifi zor bir kavramdır" seklinde acikladigi ifade. temel olarak toplumsal yapılarla toplumsal pratik arasındaki bağı ortaya koyan düşünce, davranış...vs'nin tümü.
  • (bkz: the matrix)
  • evela ansiklopedik bilgimi arz edeyim; ardından nefesim yeterse üç beş kelam ederim;
    latincede habitus; habeo, habere, habui, habitum fiilinin supinum gövdesinin -habitum-; masculenum singularis nominativus ve vocativus halidir. kökenbilim araştırıcılığı yapmaktansa; sadece latincede habitus 'a varıncaya dek hangi ifadelerle karşılaşmaktayız ve anlamları nelerdir, bunun üzerinde durayım; en sonda habitus manasını vereyim;

    -habeo fiili; sahibim manasındadır; maliğim, tutuyorum, saklıyorum, hıfzediyorum, ihtiva ederim, içime alırım, kapsarım, -olayı- bilirim, yetkim vardır, -kişiye- davranırım, muamele ederim, sayarım, telakki ederim, dikkate alırım, eylemi yaparım, yerine getiririm, mal sahibi olurum manaları da vardır.
    -bu fiilden doğmuş bir sıfat karşımıza çıkıyor; habilis, bu terimin manası; yönetilir, yönetilebilir, uygun, elverişli, yatkın, yetenekli, çevik, tez, uzman, mütehassıs
    -bu sıfattan da şu dişil kelime doğuyor; habilitas, habilitatis (f); yetenek, istidat manasında.
    -bundan da habilitabilis sıfatı çıkıyor; yani oturulabilir, ikamete elverişli . yani gördüğünüz gibi mana üç aşağı beş yukarı değişti. iskan'a döndük.
    -artık ikamet manalı kelimelerle yüz göz olma zamanı; habitatio, habitationis (f); mesken, ev manasında.
    -bir diğer ismimiz; habitator, habitatoris (m) görüldüğü gibi dişilden, erile geçtik; manası ikamet eden kimse, bir evin sahibi, kiracısı. zaten -or eki latincede genelde; "eylemi yapan" şeklinde manalaşıyor.
    -artık bir fiil üretme zamanı geldi; habito, -are; yani sakin olmak, ikamet etmek, yaşamak, oturmak, kalmak, her zaman bir yerde olmak manalarında.
    -bu fiilden habitudo, habitudonis (f) dişil ismi ürüyor; hal, durum, vaziyet manasında.
    -ve geldik başlıktaki kelimeye; habitus; bakın şimdi, bu kelime habeo fiilinin supinum gövdesinden türedi dedim ya; bu haliyle; mütemayil, yatkın, şişman, etli anlamlarına gelmekte. aynı şekilde; habitus, -us (m) yani dördüncü çekimden bu isim ise; hal, durum, görünüm, giysi, giyim, karakter, nitelik, mizaç, tabiat, huy, duyu manalarını içeriyor.

    kelimeler arasında yolculuğun böyle bir getirisi var efendim; bakın başladığımız noktaya döndük; dikkat ederseniz alfabetik ve lugat dizilişine göre bahsettiğim kelimelerden ilki habeo fiiliydi; manasını yazdım yukarıda, vardığımız sonuç onca kelimeden sonra yine aynı fiilin supinum gövdesinden türemiş bir başka isim oldu.

    nefesim yetmedi, kelimenin felsefi irdelenmesini başka bahara bırakıyorum.
  • norbert elias'ın 1989'da yayımlanan ''almanlar: on dokuzuncu ve yirminci yüzyıllarda habitusun gelişimi ve iktidar mücadeleleri'' (the germans: power struggles and the development of habitus in the nineteenth and twentieth centuries) çerçevesinde işlevsel kıldığı habitus kavramı özcü olmayan bir biçimde kullanılmıştır.

    elias habitus kavramı vasıtasıyla ''somutlaşmış sosyal öğrenme'' (embodied social learning) süreçleri ile bir tür ''ikinci doğa''ya ya da mizaca (second nature) referans vermektedir. özellikle kavramın ''somutlaşmış sosyal öğrenme'' boyutundan sezebileceğimiz üzere, norbert elias'ın kavramı bir sürece, dolayısıyla dinamik karakterli bir sosyal yapı-davranış-karakter kombinasyonuna atıfta bulunmak için kullanmış olmasıdır. elias'ın statik analizin tuzaklarından kurtulmak için araçsallaştırmaya çalıştığı habitus kavramı paradoksal bir biçimde böylesi bir analize uygun şartları yeniden üretebilecek makro bir düzeyde kullanılmıştır: elias bize ''alman ulusal habitusu''ndan bahseder. burada kavram, anlaşılacağı üzere, fazlasıyla statik bir kavram olan o bildik ''ulusal karakter''in ikamesi olarak düşünülmüştür. elias'ın deyimiyle ''ulusların kaderi yüzyıllardır o ulusun üyelerinin habitusları içinde tortusallaşmıştır''ve dolayısıyla bireylerin habitusları ile birlikte uluslarınki de değişir.

    norbert elias'a göre ''bir halkın ulusal habitusu biolojik olarak verili ve değişmez değildir. ulusların habitusu maruz kaldıkları devlet-formasyonunun ortaya çıkış süreci ile çok yakından ilişkilidir. kabileler ve devletler gibi, ulusların habitusları da zamanla değişir ve gelişir. irksal ortaklıklara rağmen ulusal habituslar önemli farklılıklara yol açmaktadır''. norbert elias için ulusal habitusu anlamak için kritik olan süreç devlet-formasyonunun oluşum sürecidir. burada vurgulanması gereken nokta elias'ın habitus kavramıyla yakalamaya çalıştığı ilişkisellik mantığıdır. ulusal habitus, öyle anlaşılmaktadır ki, hem devlet-formasyonu tarafından biçimlendirilmekte hem de bir biçimde ve etkisi sınırlı olmak kaydıyla devlet formasyonun şekillenişi üzerinde etkili olmaktadır. bu karşılıklı etkileşim mantığı yapısalcı ve öznelci yaklaşımlara bir alternatif oluşturmak niyetiyle kurgulanmış gibi gözükmektedir. bu yönüyle habitus kavramsallaştırmasının elias'taki kullanımının elias düşüncesindeki temel temalara uygun olduğu da söylenebilir. zira elias için uygarlık henüz tamamlanmamış bir süreçtir ve uygarlığın alamet-i farikaları olan utanma ve sıkılma sınırları, temizlik pratikleri, özdenetim mekanizmalarının işlevselleşmesi gibi unsurlar, açıktır ki, bir ''somutlaşmış sosyal öğrenme'' süreci ile birlikte vücuda gelirler.

    ''yapı ve özne''nin arasında bulunan bir belirsizlik mıntıkası gibi duran elias'ın ulusal habitus kavramsallaştırması bana e.p.thompson 'cu çağrışımlara sahipmiş gibi de geliyor. thompson da deneyim ve etkileşim vurgusuyla, toplumsal aktörlerin algılama biçimlerine özel bir önem vermektedir ve bu açıdan da elias'ın çabaları ile de yakınlaşmaktadır. şimdi ulusal habitus üstüne düşünmemizin neden önemli olabileceğini sözlükten birtakım entryler ile örneklemek isterdim ama gerek yok. yani herhalde....
  • ancak bourdieu'deki diğer iki temel kavram olan “alan” (champ) ve “pratik duygu” (sens pratique) kavramlarıyla birlikte düşünülerek anlaşılabilir (ben demiyorum taner timur diyor) zira sözlükte 'sens pratique' ile ilgili bilgi yok ancak 'champ' kavramına dair doyurucu bir yazı var. linkini veriyim tam olsun: (bkz: alan/@babaerenler)
  • bunun, kamuya açık olması gerektiğini düşündüğüm için buraya da alıyorum. bununla ilgili aldığım mesaj üzerine yaptığım açımlamayı entiriye dökeyim.

    evvelce bahsettiğim habere fiilini doğrudan "sahip olmak" şeklinde düşünüp, sonraki "huy, alışkanlık" anlamlarındaki habitudo/habitude vb. kelimeleleri de kişinin "sahip olduğu tutumlar" olması bakımından kişiye ait görmek durumundayız kanaatindeyim. aslına bakılırsa bu da bir muktedirlik meselesini açığa çıkarıyor. 'nasıl' dersen, şöyle: charlton t. lewis'in sözlüğünden de teyit edebileceğimiz gibi cicero'da "habere" fiili infinitivus'la yani mastarla birlikte "yapabilmek" anlamında kullanılmıştır: örneğin cicero, rosc. am. 35, 100'de "habeo etiam dicere quem contra morem majorum dejecerit" burada kullanılan habere fiili, dicere (söylemek) fiiliyle gitmekte olup "söyleyebilirlik"i göstermektedir. "onun ataların adetine karşı geldiğini/adetini yıktığını söyleyebilirim" diyor cicero. yine klâsik dönem öncesinde (ante-class.) ve augustus sonrası dönemde (post-aug) yine infinitivus'la ya da part. fut. pass. ile bir şeyin yasaklanması veyahut yapılma zorunluluğu anlamında da kullanılabildiğinden varro, r. r. 1,1,2'de geçtiği üzere "rogas, ut id mihi habeam curare" gibi bir metinde yer alabiliyor.

    yani bu kafalar "kişinin elinde olup da tümüyle yapabileceği şeyleri ya da ulaşabileceği sınırları" ilgili fiili bu "habere" fiiliyle destekleyip ortaya koyabilmişler. latin zihninde bu tarz kullanımlara örneğin posse (-ebilirlik) ve debere (zorunluluk) yan-fiillerinde de rastlıyoruz. habere'nin de böyle bir kullanımı olduğuna göre, onun supinum gövdesinden türetilen habitudo'daki "alışkanlık, huy" gibi manalar da söz konusu alışkanlığa veya huya dönüşmüş fiilin, fiil öznesine yani eylem sahibine ait olması bakımından, huy asla seni seçiyor sayılmaz, bana kalırsa -ben burada sadece habere fiilinden hareketleniyorum- sen farkında ol ya da olma, huy ve alışkanlık (habitudo) tümüyle sana ait olduğu için, yine senin farkında olup olmadığın bir "sen" eylemiyle ya da durumuyla senden kaynaklanır. bunun her koşulda böyle olduğunu düşünüyorum.

    habitudo'dan hareketle düşünürsek, doğru, onun "görünüm" anlamı var. ancak bunun "iç-görünüm" olarak düşünülmesi de mümkündür, çünkü diğer anlamı "nitelik" olup bizdeki "karakter"e (character vs.) denk gelir. doğru onun "giysi" anlamı da var ama bu giysilik durumu benden bağımsız bir gömleğin durumundansa, üzerimdeki kendisi sayesinde benim ben olduğum yani beni ben yapan derinin durumuna benzer. giysi ama deri gibi giysi, beni kaplıyor ama benden bağımsız değil, çünkü beni tanımlayan unsurlardan biri de o, çünkü o benim "mizacım", "karakterim". burada senin bahsettiğin türden bir işteşlikten ziyade, bir bütünlük var. ben karakterimle bir ortaklık içinde değilim, "habitudo" beni ben yapan niteliği gösterdiği için ben onunla ortaklık içinde olamam, o benim ben olmamdaki temel niteliği gösteren bir işaretçidir. işteşlik bir ortaklık durumudur, oysa ben habitudo'm değiştiğinde başka bir ben olduğuma göre, ben onunla ortak değil, onunla "ben" olmuş oluyorum. çünkü benden bağımsız bir "huy" yoktur, onun farkında olsam da olmasam da ben seçerim, belirlerim. o hâlde farkındalığımın burada bir önemi yok. aksi hâlde bu mantığı yürüttükçe farkındalığımızın dahi ne kadar bize ait olup olmadığı tartışılmaya başlar, çünkü farkındalık denilen şeyin de kendi içinde birtakım farklı tipleri olabilir. ben nasıl fark edebiliyorum? dahası ben fark ettiğimi nasıl fark edebiliyorum? hangi yollarla fark edebiliyorum, aynı şeyi aynı koşullarda her daim fark edebiliyor muyum? bu gibi birtakım sorular gelir, ki bunların hiçbiri doğrudan habitudo'yla ya da habitus'la alâkalı değil. çünkü habitus ya da habitudo için bir şey dememiz gerekiyorsa, yukarıda da geçtiği gibi, onu tümüyle insanı o insan yapan mizacın kendisi olarak düşünmek durumundayız. evet o bir giysi ama insana içkin bir giysi, aşkın veya taşkın değil.

    "habeo dicere" diyor mesela yazar, yani "söyleyebilirim" bu "söyleme yetisine sahibim" anlamında olup, habitus ya da habitudo aşamasında "söyleyebilme niteliği"ne dönüşür. "o söyleyebilen bir kimlikte" demek istediğimizde, habitudo'yu kullanırız, çünkü bu onun hem niteliğidir, hem görüntüsüdür, hem mizacıdır yani karakteridir. bu, yukarıda dediğim gibi kişiden bağımsız olamaz bir, ikincisi kişinin farkındalığıyla alâkalı değildir. bedensel hareketliliğin alışkanlığa dönüşmesi anlamı vardır habitus'ta. zaten medical sözlükte "habitus", "habit of body" diye geçer (örn. medical lexicon: a dictionary of medical science, pub. henry c. lea., philadelphia, 1868, p.456). habitus'u bu yüzden doğal olsun olmasın, farkında olunsun ya da olunmasın kişiyi o kişi, eylemlerini de onun eylemleri yapan nitelik olarak düşünmek durumundayız.
  • varoluşçuluk'a koşut olarak ele alındığında, biri diğerinin aksi olarak düşünülebilecekken, sartre'ın existentialism & human emotions'da öznelliğe getirdiği "toplumcu" yaklaşım bu zıtlığı (contradiction?) ortadan kaldırmaktadır ve beni de böylelikle varoluşçuluk'la barıştırmaktadır.

    edit: imla.