şükela:  tümü | bugün
  • gecenlerde beni zekasi ile cok gulduren ulke.

    havalimaninda valiz vermek icin sira beklerken, yolcularin cani sikilmasin diye koyduklari kucuk ekranlarda ulkenin tanitimini yapan videolar dönüyordu. ustelik bu videoyu yapan direkt macaristan turizm bakanligi.

    bildiginiz uzere, macaristan tarihte en cok devletin uzerinden gelip gectigi ulkelerden biri. hukum surmeyen ulke kalmamis. gelen gecen dur surada biraz kalayim demis. ulkeye turist cekmek icin yapilmis tanitim filminde aynen soyle yaziyordu:

    "roma imparatorlugu, macaristan'da 300 yil kaldi.
    almanlar 15 yil kaldi.
    osmanlilar 250 yil kaldi.
    sovyetler 30 yil kaldi.
    sizin macaristan'da gecirecek 5 gununuz yok mu?"

    aklima geldi yine guldum harika ya aksjdhjjsjd.
  • adının ingilizcedeki hali yüzünden türkiye'yle aynı kaderi paylaşan ülke.nasıl ki türkiye ile "turkey? are you a turkey ahahaah" şeklinde malca bir dalga geçme çabası varsa,macaristan için de aynı durum "hungary? are you hungry ahahaah" şeklinde ortaya çıkmakta.hatta bir seferinde 2-3 tane kendini bilmez ingiliz yanımdaki macar arkadaşımla bana "are you hungary? lets eat turkey! ahahahaha" şeklinde kombo yapınca kendilerine dayağın kutsallığını öğretmemek için kendimizi zor tutmuştuk.gerçi diğer arkadaşlarımdan finler da bitirmek** ve lehler de cilalamak,parlatmak ** ile ilgili şakalara fazlaca maruz kaldıklarını söylemişlerdi,bu ingilizce'de bir ibnelik var gibi sanki.
  • geçen yıllarda ülkelerinin dünya tanıtımları için şöyle bir slogan kullanan, geçmişleriyle barışık ülkedir.
    "almanlar geldi 200 yıl kaldı, türkler geldi 150 yıl kaldı, ruslar 50 yıl... neden siz macaristan için 1 hafta ayırmayasınız?"
    ayrıca yeniçerilerin bildiğin kul aşı çorbasını evirip, tüm dünyaya gulaş diye yedirmelerinden ötürü tebrik edilesidirler.
  • dünyada sadece türkler ve kendilerinin macaristan yani macarların yaşadığı yer olarak adlandırdığı ülke. geri kalan herkes onlara hungary yani hunların ülkesi diyor. fakat macarlar biraz vahşi ve barbar buldukları hunlardan geldiklerini inkar ediyor. biz de onların hun mirasını sahiplenmesi istemiyoruz. ama adları çıkmış dokuza inmez sekize
    (bkz: hellas)
  • kendi tabirleriyle : "the country surrounded by itself".

    yani "kendisiyle cevrili ulke". salt gecmiste daha büyük bir yuzolcume sahip olup savaslara belirlenen sinirlar sonucu ulkenin kucucuk kalmasindan dolayi degil, gercekten de komsu ulke topraklarında yasamak zorunda kalan macarlarla cevrili oldugu icin bu ismi almistir.**
  • otobüsleri bütün avrupa çapında ünlüdür. hatta japonları kendi araba piyasasına almamak için binbir puştluk yapan amerika'ya bile otobüs satabilmişlerdir.
  • macar bi arkadaş(ki adı attila idi) hunların macar olduğuna değil türk olduklarına inandığını söylemiş, yine aynı arkadaş attila adının ise türk değil macar ismi olduğunda ısrar etmiş ve son olarak da büyük hun imparatoru attila'nın kendisine macar ismi takması konusunda da sessizliğini korumuştu. yalnız 20 saniye süren bu diyalog sonunda kızaran arkadaştan vardığım kanı ise macaristanın kendi içinde bayaa bi çelişmesi idi, üzdü beni.
  • budapeşte dışında szeged'in de gayet güzel olduğu ülke, diğer yerleri hakkında bir bilgim yok. diğer şehirleri nüfusun da az olması nedeniyle buralar kadar gelişmemiş sanırım, anlattıklarına göre çok gidilip görülesi yerler de değilmiş. avrupa'daki party, gece hayatı kavramının en üst noktada olduğu, en uç noktada yaşandığı yerlerden birisi budapeşte ve szeged desek yanlış olmaz. özellikle szeged küçük bir yer olmasına rağmen cuma ve cumartesileri sanki nüfus bir anda nüfus patlaması yaşanıyormuş gibi tüm kulüplerin full çektiği, insanların sokaklarda, publarda deliler gibi eğlendiği bir hale geliyormuş. genellikle erasmus yoğunluklu öğrencilerin burayı tercih etmelerinden dolayı haftaiçi bile neredeyse hergün bir event oluyormuş. buraya gidenler erasmus için gittiğinden notları pek önemsemiyorlar, hayatlarını en uç noktalarda yaşayıp geri dönüyorlar belki de kalıyorlar. yanlış anlaşılmasın, eğitim sistemleri genel olarak ingiltere odaklı bu yüzden buradaki mba, master vs. olayları çok çok ağır. gezerim, tozarım diye master'a gelirseniz ödevden, sunumdan başınızı kaldıramayıp yalan olursunuz.

    bunun dışında budapeşte de güzeldir, gece hayatı fazlasıyla hareketlidir, cumartesi dışarı çıktığınızda sanki evde oturursanız polis size gelip ceza kesecekmiş gibi hissedersiniz çünkü şehir hiç görmediğiniz kadar canlanır. gençler dışında belli yaşın üzerindeki insanlar da gelip deliler gibi eğleniyor burda. geçtiğimiz pazar günü seçimleri vardı, viktor orban tekrar kazanarak üçüncü dönemini başlatmış oldu. seçim dolayısıyla burada da yollar düzeltildi, 4. metro hatları açıldı. metrolarında gişe olmadığı ve giriş çıkışlarında görevliler olduğu, biletiniz olsa bile öğrenci belgesi cart curt sorarak işinizi zorlaştırdıkları doğrudur ama bunu hakeden bir metro hattına sahipler, budapeşte içerisinde tabiki. bizim ankara, istanbul, izmir metrolarını toplasan bunların bir budapeşte metro hattı etmez hepsi diyebilirim. türkiye ile çok az noktada benzerlikler gösterse de tamamen farklı olduklarını düşünüyorum, bence bizden yıllarca ilerdeler. bizim seçimlere bakıyorum bir de buradaki seçimlere, sokakta ne bir seçim otobüsü gördüm ne de bağıran çağıran, toplanan kalabalıklar. adamlar en fazla el broşürü gibi bir şeyler dağıtıp meydanlar 3-4 kişilik parti temsicilikleriyle propaganda yapıyorlardı. seçimleri de zaten sessiz sedasız şekilde sonuçlandı. burada da viktor orban'nın seveni kadar sevmeyeni de mevcut, bazıları ülkenin önemli kaynaklarının yabancı sermayeye satılmasından şikayetçi ve orban'nın bunları geri almaya çalıştığını söylüyor ve onu savunuyor. belki de bize benzer yönlerinden birisi buradaki özelleştirme ve yabancı sermayeye teslim olma durumu. bir kısmı da geldiğinden beri ekonomik olarak daha çok sıkıntı yaşadıklarını ve iş imkanlarının daraldığını söylüyor.

    türklere karşı çok ılımlı oldukları söylenemez, bizim türklerin çoğu yerde olduğu gibi burada da ünü maalesef kötü. bazıları seviyor türkleri ama sayıları yok denecek kadar az, geçenlerde kızın teki club sırasında ben türkçe konuşurken türk müsün diye sordu veya baya muhabbet ettik, böyleleri binde bir olsa da çıkıyor bazen. özellikle yaşlı insanları çok çok daha anlayışlı, kibar ve sevecen insanlar, ben daha burada ters bir yaşlıya denk gelmedim. gençleri ise biraz daha uçuk, gece hayatını fazlasıyla seviyorlar, gösteriş meraklısı değiller onun yerine eğlenceleri için harcıyorlar parayı. yaşlıları ne kadar sıcakkanlıysa gençleri o kadar soğuk biraz da anlayışsızdır, yani gidip birisiyle konuşsanız ingilizce biliyorsa konuşur, bir şey sorduysanız cevaplamaya çalışır ama ötesi olmaz, asla davetkar değillerdir. yani burada devamlı ortamlarda bulunsanız bile kimsenin sizi, bugün bizim evde toplanalım dışarı çıkalım, yada şurada bugün şu varmış hadi gidelim demesini beklemeyin mekanda karşılaşsanız bile merhaba merhaba diyip geçiyorlar. tabi bu nereden geldiğinize de bağlı ama macarlar genel olarak kendi içlerinde birbirlerine çok daha iyiler, macarca bilseniz belki olay farklı olabilir, bilemiyorum. burada kimse sizle kolay kolay gelip tanışmaz, kız erkek farketmeksizin. şahsen ben okula gidiyorum, macarlar genelde kendi aralarında avrupalılar diğer yerlerden gelen insanlar da kendi aralarında konuşup, bir şeyler paylaşıyorlar. kızları zaten dışardan gelenlerin hep bunlara yavşayıp yanaşmasından bıkmış, bazılarının hoşuna gitse de çoğu direk kaçıyor, macarca konuşunca baya hoşlarına gidiyor ama.

    ikram ve hizmet kültürleri aşırı zayıf, 2 kişi 60-70 lira hesap ödediğiniz bir yerde ketçap istediğinizde ambalajda ketçap, mayonez getirip tanesine 1 lira yazıyorlar, en lüks lokantalarda bile peçeteler saman kağıdı gibi olabiliyor. bunların dışında üretimleri çok zayıf, nasıl derseniz tekstil, mobilyacılık, araba tamirciliği gibi olaylar resmen yok herşeyi hazır alıyorlar. bir şey alacak olursanız ikea, obi, praktiker gibi yerlerden hazır alıyorsunuz. ben taşındığım eve uygun perde bulamadım şahsen, eni - boyu sıkıntı oluyordu. gidip ikea'dan alsan birini bulup iki perdeyi diktireceksin, onlar bu işi yapmıyor kendileri. işin garip yanı 2 perde alıp bir şekilde uydursanız bunu dikecek adam yok koskoca budapeşte'de. o kadar mağaza vs. var ama nerdeyse hiç butik tarzı yerler yok, giyim için ya avm'ye gideceksiniz yada markaların olduğu caddelerdeki mağazalardan gidip alacaksınız, h&m ve ikea olayı götürmüş gidiyor adeta. ülke olarak genel bir avusturya hayranlıkları var, burada yaşayanların da hayatlarından çok memnun oldukları söylenemez çünkü ekonomileri aynı biz gibi rezil, bunlar da çevre ülkelere kaçıp gitme peşinde çoğu da avusturya'ya gitmeyi istiyor. paraları olan forint bizim tl'nin 2 sıfır fazla atılmış hali desek yalan olmaz neredeyse, 1'e 1. euro son zamanlarda bize göre burda biraz daha değerli, alkol ucuz, bununla bağlantılı olarak gece hayatı ve eğlence ucuz, ulaşım ucuz, arabalardan 27% gibi çok komik bir vergi alındığı için onlar ucuz, benzin bizden ucuz, ev kiraları fena değil. gıdanın çok ucuz olduğu söylenemez, giyim çok pahalı, kozmetik çok pahalı, elektronik de çok pahalı, amerikan ürünleri bizden daha pahalı burada üstelik bize göre de az para kazanmalarına rağmen. redbull'un heineken'den pahalı olduğunu görünce ben şoka girmiştim ilk başta. avrupa'dan gelenlere ucuz gelebilir doğal bir şekilde çünkü bir alman, fransız'ın kazandığı parayla burada herşeyi yaparsınız ama paraları bizle eş değer olduğu için bahsettiğim şeyler dışında kalanlar ucuz falan değil bu yalana aldanmayın. düzgün bir iş bulabilirseniz budapeşte sakin, stressiz, güzel bir şekilde yaşayabileceğiniz bir şehir. vize konusu gerçekten sıkıntı bunda sıkıntı çıkartanların bizim konsolosluklarda çalışan görevlilerin olması daha da komik, biz bunlara vizeyi kaldırdıysak yazık bize. bize böyle yapan bir ülke için çok daha ağır şartlar uygulamamız gerekir normalde. vize alırken yaşadıklarımı hatırlıyorum da alman vizesi alsan bu kadar uğraştırmazlardı heralde, üstelik öğretim için gidecek olmama rağmen. son olarak bir sıkıntınız olursa en yakındaki dönerciye gidip konuşun dönercilerdeki döner ustaları hatta çoğunun sahibi türk ve uzun süredir burada yaşıyorlar, dönerlerinden yemeyin tabi rezil ötesi çünkü ama macarlar ayıla bayıla yiyorlar. bunlara ek; kızları gerçekten çok güzel ve yanında gezdikleri erkeklerden falan uzun boylu olanlar var baya. gerçi adamların ırkı güzel, küçük çocukları falan öyle bir sevimli ki anlatamam ben ilk türkiye'ye döndüğümde 1 hafta alışamamıştım ve arkadaşlara "oğlum bizim çocuklarımız bile sevimli değil" dediğimi bilirim.
  • yol sormaya çalıştığım istasyon görevlisinin harita göstermek bahanesi ile kontrol alanına çektiği ve daha sonra bilet sorduğu, zerre ingilizce anlamadığı için derdimi anlatamadığım ve üstüne üstlük 10 euro ceza yediğim ülke. bi daha gel başbakan yapıcaz deseler gitmem.
  • - bugüne dek 13 macar nobel ödülü kazanmıştır.
    - macaristan olimpiyat oyunlarında en çok altın madalya kazanan altıncı ülkedir.
    - avrupa'nın en yüksek kadın intihar oranı macaristan'dadır.
    - avrupa'da en çok kanser kaynaklı ölüm macaristan'da gerçekleşmektedir.
    - avrupa'nın en eski ülkelerinden biridir (896).

    ayrıca ülke müziği ve sinemasına dair listelere linklere tıklanarak erişilebilir.

    macar sineması

    macar müziği