şükela:  tümü | bugün
  • 107 yıl önce bugün (19 ağustos 1913) edirne havsa'ya gelen ünlü yazar pierre loti makalesinde bakın neler yazmış:

    havsa camii'nin pencerelerin ve mihrabın zarif mermerleri balyoz darbeleri ile kırılmış,çevresinde mezarlık var, bütün şahideler kırılmış, ölüler dışarı çıkarılmış ve parçalara ayrılmış, kemiklerin üstüne bulgar askerleri büyük abdestlerini yaparak eğlenmişler. işte köyün (havsa'nın) kuyuları içlerinden berbat bir koku yayılıyor. içlerine askerler tarafından tecavüz edilerek atılmış kadın ve çocuk cesetleri atılmış. cesetler suyun üzerine çıkmasın diye üzerlerine mezar taşları yığılmış. yıkıntılar arasından çıkan hayalet gibi kalmış havsalılar. zavallı ve yiğit insanlar.. benim hristiyan denilen avrupa'ya gerçeği haykırmaya çalıştığımı bu küçük köyde bile nasıl biliyorlar.... biri şöyle diyor "artık ne karım var ne çocuğum,ne evim,ne sürüm.ben neden ölmedim". manzara korkunç'... pierre loti gördükleri karşısında isyan ediyor.....
  • çayın bardağının gün itibariyle 2,6 lira olduğu mekan. esasen 4 çay için 10 lira uzattıktan sonra 40 kuruş daha istediklerinde fark ettik. hal böyle iken 50 kuruş daha verince 10 kuruşu geri istemek gerekti ama yapamadık işte. 2,6 lira nasıl bir fiyatlandırmadır amk.
  • an itibariyle muhteşem manzara eşliğinde sade kahvemi yudumladığım tepe.
    lakin bir kahve neden 5 olmaz da 5,20 olur onu düşünüyorum manasızca.
  • bir bayram zamanı gitmeme mütevellit kesinlikle abartılmış bir mekan olduğu kanısına vardığım yer. dışarda değnekçiler otopark mafyası kol geziyor para versen bir dert vermesen bir dert ayrıca manzarayı gören mekanlarda boş yer bulmak kalabalık sebebiyle imkansıza yakın mecbur manzara görmeyen bir yere oturacaksınız hal böyle oluncada pierre loti'nin hiçbir espirisi olmuyor.. biz gittiğimizde aşağadaki yerler full çektiği için mecbur yukardaki çay bahçesi, cafeterya tarzı yerlere gittik ve orda da hizmet olsun getirilen ürünler olsun son derece başarısızdı. binbir zahmetle çağırdığımız yüzündeki ifade perşembe pazarı olan garsonun ev yapımı dediği "esanslı" limonata limonatadan çok her şeye benziyordu ayrıca arkadaşımın söylediği tostta bildiğin 2 dilimlik uno tost ekmeğine yapılan alelade tosttu abartı bir hesap ödemek suretiyle mekandan ayrıldık. işte insan o kadar para verince daha iyi bir şey bekliyor ister istemez.. manzara iyi güzelde sırf bu manzara ve hizmet için ta istanbul'un bir ucundan buraya gitmeye hiç değmez kısaca gözümdeki yeri için:

    (bkz: overrated)
  • fransız bir yazar olup eyüp'te haliç' e bakan bi çay bahçesine de adını vermiştir
    ve istiklal caddesinde bir okulun adıdır aynı zamanda ...
  • birinci dünya savaşı sırasında antalya'nın batısındaki dik yamaçlı ormanlık koylarımızda ve kıyılarımızda fransız zırhlıları hem devriye atıyor hem de oranın güvenli olduğu düşünülerek sık sık istirahat için demir atıyordu. zira dik yamaçlar nedeniyle bu zırhlıyı vurabilecek güçte bir top yerleştirmek mümkün değildi.
    lakin bilmedikleri bir şey vardı. iman gücü ve inanmışlık, gemilerini karadan atlarını denizden (bkz: peçenekler) yürütebilen bir milletin evlatlarında kendine yer bulmuşsa eğer düşman için hiç bir yer güvenli değildi. nitekim bir grup kahramanımız insan üstü bir gayretle o dik yamaçlara topu yerleştirdiler ve bir sonraki seferde zırhlıyı akdenizin ılık sularına gömerek ebedi istirahatine gönderdiler. işte akdeniz'e gömülen bu fransız zırhlısındaki bahriyeli subaylardan birisi de pierre loti'nin yeğeni yüzbaşı rolen idi.

    amcası pierre loti istanbul'a gelip aşık olur saygı duyarız lakin yeğeni silah kuşanıp gelirse de affetmez gömeriz. böyle de misafirperver bir milletiz hamdolsun...

    http://www.scubaozgur.tr.gg/…4;hİ-batiklar.htm

    edit: link
  • daha yeni basladigimiz universitenin yurdundaki yataklarimizda yatarken kursun yagmuruna tutulmamis zamanlarda, gozlerimizin hayatin gerceklerine acilmadigi bir yerde, pc'nin, loptopun, internetin, ipod'in iphone'nun. ipad'in, feysbukun, tivittirin olmadigi, bos vakitlerimizde yasaklanmis veya yasaklanmamis kitaplar okudugumuz, ama daha sonralari kitap okundugu icin apar topar toparlanip karanlik yerlerde kaybolundugu zamanlarda oda arkadasi olmustuk. annesinin tek kiziydi, senenin sonuna dogru, hem ilerde basimiza gelecekleri anlar gibi olmus, hem ona nasil bakacagimizi ogrenmistik. " yagmur yagiyor, semsiyeni almayi unutma" "oglen yemege gittin mi?" " bugun hava cok soguk sari kazagini giy!"
    cok zekiydi, spor yapiyordu, sigaradan nefret ederdi. ama birgun asik oldu ve ayni gunden itibaren sigara en iyi arkadasi oldu ve oyle de kaldi.

    son gorusmemizden alti ay sonra tekrar aradigimda ilk cumlesi "sen gittiginden beri basima neler geldi bir bilsen!" oldu. gogus kanseri olmustu. "ucuncu dereceymis, dorduncu olsaydim kimo yapmayacaklamismis" dedi gulerek. en sevdigi, her gorustugumuzde gittigimiz kahvede,yediyuz yillik cinarin altinda anlatti her seyi; karacigerinde de tumorler vardi, belki tekrar kimo olacakti. sigarasini cikardi ve yakti. "biliyorum biliyorum, ama simdi birakamam" dedi, ve guldu, "kimo olurken icmedim ama, midem cok bulaniyordu".

    soguk ama gunesli bir kis gunuydu, o sigara icebilsin diye disarda oturup titredik. yanliz yasiyordu, hep evdeydi zaten, "gel seni bir yere gotureyim" dedim, "nereye gitmek istersin?" pierre loti dedi sevincle. "oraya gidelim, hastalanmadan once kardesimle gittik, onun motorsikletiyle, cok sevdim" dedi. yol boyunca anlatti, dogma buyume istanbulludu ama burayi yeni kesfetmisti, dunyanin en guzel yeriydi ona gore, ben bayilacaktim, nasil gidilecegini bilmiyordu ama halicin oralardaydi, rahat bulacaktik.

    en on sirada masa bulamadik, ama beni hemen israrla parmakliklarin onune goturdu, "bak bakalim dedigim kadar yok mu?"

    saclari dokuldugu icin taktigi kirmizi yun beresi ve elinde sigarasi ile duruken resmini cektim, "kizlarina gosterme resmimi" dedi. "beni boyle hatirlasinlar istemem." her zamanki gibi guzelsin dedim. gulustuk. "kaslarim daha yeni dokuldu, iki gun once gelseydin hala kaslarim vardi" kaslarina yetisemedigim icin ozur diledim, gulduk gene beraber. sigarasini sondurup bir sigara daha yakti. "annemin deyimi ile icme su zikkimi" dedim. "bosver" dedi. sustuk. "hic gelmemistim buraya" dedim, "cok duydum, hep gelmek istedim, ama hic olmadi." gozleri parladi. "sevdin mi" ,"cok sevdim cok. bir dahaki gelisimde gene geliriz."
    "geliriz" dedi, gozlerini karsiya dikti, "dunyanin en guzel yeri oldugunu soylemis miydim? pierre loti oturup kitap yazmis burada, hep yazarlar gelirmis, cok entellektuel bir yermis."

    ilk sirada bir masa bosaldi, hemen ona gectik. havanin kararmasina yakin kalktik. "yaza geliyor musun" diye sordu.
    "belki" dedim.
    "gel de gene buraya gelelim, cok sevdim ben burayi"
    karsi tepelere baktim, sen olmazsan ben buraya bir daha dunyada gelmem diye dusundum, pierre loti isterse dunyanin en guzel yeri olsun. "soz ver" dedim, "bir daha gelecegiz" guldu. "kaslarimda cikmis olur o zamana kadar"

    "soz ver" dedim.
    bana sarildi. "soz" dedi.
  • bir çok çay bahçesinden ayrılan en önemli özelliği, mezarlığın ortasında olmasıdır. düşünüldüğünde mezarların arasında oturup kahve içmek pek ilgi çekici gelmese de akşamları gidip manzarayı izlemek çok huzurlu oluyor.
  • nazim hikmetin anlatimiyla;
    " tevekkül!
    kısmet!
    kafes, han, kervan
    şadırvan!
    gümüş tepsilerde rakseten sultan!
    mihrace, padişah,
    bin bir yaşında bir şah.
    minarelerde sallanıyor sedef nalınlar,
    burunları kınalı kadınlar
    ayaklarıyla gergef dokuyor.
    rüzgarlarda yeşil sarıklı imamlar ezan okuyor! >>

    iste frenk şairinin gördüğü şark!
    işte
    dakikada 1.000.000 basılan
    kitapların
    şark'ı!
    lakin
    ne dün
    ne bugün
    ne yarın
    böyle bir şark
    yoktu,
    olmayacak!

    şark
    üstünde çıplak
    esirlerin
    aç geberdiği toprak!
    şarklıdan başka herkesin
    orta mali olan memleket!
    açlığın kıtlıktan olduğu diyar!
    ağzına kadar
    buğdayla dolu ambar!
    avrupa’nın ambarı!

    asya!
    amerikan dretnotlarının tel direklerine
    senin çinlilerin
    uzun saçlarından
    sari mumlar gibi asıyorlar kendilerini!
    himalayanın
    en yüksek
    en dik
    en karlı tepesinde
    britanya zabitleri cazbant çaldırıyorlar,
    kara tırnaklı ayaklarını daldırıyorlar,
    paryaların
    beyaz dişli ölülerini attığı gania!
    anadolu baştan başa
    armistrongun
    talim meydanı oldu!
    asyanın bağrı doldu!
    şark
    yutmayacak
    artık!
    bıktık be bıktık!
    içinizden biri
    can verebilse bile
    açlıktan ölen öküzümüze,
    burjuvaysa eğer
    gözükmesin gözümüze!
    hatta sen
    sen pier lobi!
    sarı muşamba derilerimizden
    birbirimize
    geçen
    tifüsün biti
    senden daha yakındır bize
    fransız zabiti!
    fransız zabiti sen
    o üzüm gözlü azadeyi
    bir orospudan
    daha çabuk unuttun!
    kalbimize diktiğin
    azadenin taşını
    bir tahta hedef gibi topa tuttun!
    bilmeyenler
    bilsin:
    sen bir şarlatandan başka bir şey değilsin!
    şarlatan!
    çürük fransız kumaşlarını
    yüzde beş yüz ihtikarla şarka satan:
    piyer loti!
    ne domuz bir burjuvaymışsın meğer!
    maddeden ayrı ruha inansaydım eğer,
    şarkın kurtulduğu gün
    senin ruhunu
    köprü başında çarmıha gerer
    karsısında cigara içerdim!
    ben elimi size verdim,
    size verdik bir elimizi
    kucaklayın bizi
    avrupanin sankulotları!
    surelim yan yana bindiğimiz al atları!
    menzil yakın
    bakın
    kurtuluş günü artık sayılı.
    önümüzde şarkın kurtuluş yılı
    bize kanlı mendilini sallıyor.
    al atlarımız emperyalizmin göbeğini nallıyor."
  • haliç’e hakim bir noktada bulunan kahvehane, güzel manzarası ve kalabalığıyla oldukça gösterişlidir. fakat pierre loti kahvehanesi, başka yerlrde olmayan olmayan bir şey sunar size: istanbul’la ve kendinizle baş başa kalabilme özgürlüğü... büyükçe bir alana yayılmış olan kahvehanede, kimsenin dikkatini çekmeden saatlerce tek başınıza oturabilir ve istanbul’u seyre dalabilirsiniz. kahveniz gelir, her yudumda düşünceler ılıklaşır ve eve dönerken düşünceler artık sıralanmış, sorunlar hafiflemiş ve bakışlar canlanmıştır. pierre loti’nin ünü, her zamankinden farklı olarak ona kalabalığı, size yalnızlığınızı armağan eder.