şükela:  tümü | bugün
  • ukteyi gozupek 31.05.2008 15:20 tarihinde vermiş; evvelinde birçok entiride bahsettiğim bu kavram için nasıl başlık açmamışım hayret.

    privatio boni, aziz augustinus'çu düşüncede "kötülük" durumuna denk gelir; ancak tam karşılığı şöyledir: "iyilik yoksunluğu / iyilikten yoksunluk". #10448056 no'lu entiride şöyle bir açıklama yapmışım zamanında: "iyilik, kötülük olmadan olanaklıdır fakat kötülük, iyilik olmadan olanaklı değildir; her şey iyidir ya da en azından her şeyde iyilik olgusu bulunmaktadır. iyilik yoksunluğu kötülüktür; çünkü o, doğada olması gereken bir şeyin yokluğu anlamına gelmektedir. ahlaksal kötülük de dahil olmak üzere, bütün kötülük türleri, yoksunluk kavramı altında getirilmiştir. ahlak kötülüğü, evrensel yaratımın güzelliğini bozamaz çünkü o insanın ya da düşmüş meleklerin istencinden kaynaklanmıştır; o, bir kötülüğün ya da noksanlığın sonucudur. burada hiçbir şey olumlu değildir, yalnızca iyilik yoksunluğu (bkz: privatio boni) söz konusudur. o halde en kötü kötülük privatio deidir."

    bu konuda elbette detaylı teolojik açıklamalar yapılabilir; kafama eserse bu entirinin seyri de bu yönde olabilir ama taze okuduğum bir husustan bahsetmek istiyorum. carl jung'un düşünce sisteminde mythos ve logos'u inceleyen walter a. shelburne'ün de (mythos and logos in the thought of carl jung, suny press, 1988) bildirdiği gibi jung, bu kavramda hareketle "omne bonum a deo, omne malus a homine" (bütün iyilik tanrıdan, bütün kötülük insandan) düsturuna bir arka plan bulamadığını söyler; zira bu, jung için deneysel alan ("empirical realm") kapsamında incelenmesi mümkün olmayan bir yapıdır; kesin ahlaki ayrımlar ("clear-cut moral distinctions"), uygar(laşmış) insanın en son buluşlarından biridir (p.78). peki burada (yani "omne malus a homine") kesin ahlaki yargı nerede? bütünüyle insanın kendisinde; yani iyilikten yoksunluğun kaynağı insanda. peki bunun analiz edilebilecek bir yönü var mı? şüphesiz mitolojiler ve dinler bu analiz için en uygun zemindir; ancak insandaki kötülüğün (ve buna mukabil tanrı'daki iyiliğin) kökenine dair bir bilimsel çalışma yapılabilir mi?

    bu mümkün değil; ancak şu var ki "iyilikten yoksunluk" halinden hareketlenen jung'un bu durum için bir archetype yani prototip oluşturamamasının en büyük sebebi kavramın temelinde yatan tanrı düşüncesinin kendisi için bir archetype oluşturamamasıdır (tabi ki burada "oluşturma" terimini "bulma" olarak düşünün; oluşturulacak bir şey yok, bulunacak bir şey var). "insanda iyilik niçin olmalıdır?" sosyolojik ve psikolojik açıdan bazı kesin cevaplar verebilmek mümkündür; ancak verilecek her cevabın yetkin olması gerektiğini düşünürsek, insanları tatmin edecek bir yapının oluşturulması mümkün değil. iyi halin olmaması durumunda insanlara verilecek olan cezaların yazılı olduğu ceza yasalarını gözden geçirirseniz bunların da empirical bir alana girebileceğini görürsünüz; "şu suçu işleyen insan (tutumunda iyilikten yoksun olduğundan) şu cezaya çarptırılır" önermesi içinde evvelki deneyimlerin sağladığı bir imkan göze çarpar; ancak bu imkanın kendisi de müphemdir. kitleler ve kültürler arasındaki farklılıklar, tek ve yetkin bir yasanın tüm insanlığı yönetmesine engel oluyor, ki bu gerçekleştiğinde din gibi bir şey olmayacağı da müphem.

    kaldı ki bütün insanları sarıp sarmalayan müşterek bir yasanın oluşması durumunda, jung'un şu itirazı da önemli ölçüde filozofların başına çorap örer: bir kere kötülük, başlı başına iyiliğin noksanlığı, yoksunluğu olamaz; zira kötülük başlı başına kötüdür; onu iyiliğin bir parçası (noksanlığında da ondan kopmuşluk vardır) olarak görmek demek, korkutucu kötülüğün doğasını gereksiz yere "minimize" etmektir (michael anthony corey, job, jonah, and the unconscious, a psychological interpretation of evil and spiritual growth in the old testament, p.45, pub. rowman and littlefield, 1994). jung için "privatio boni" düsturu çok ama çok tehlikelidir, bir mektubunda şöyle diyor: "uygulama açısından da privatio boni doktrini, ahlaki olarak tehlikelidir; zira bu, karşıtına gereksinimiyle vardır; siyah olmadan beyazın olmaması gibi... yanlış olmadan doğru olmaz; karanlık olmadan aydınlık olmaz vs. eğer kötülük bir ilüzyonsa, iyilik de kaçınılmaz olarak hayali olacaktır." (john t. shawcross, john milton: the self and the world, p.41, university press of kentucky, 1993)

    tabi bu eleştirel yaklaşımın bir doğurduğu bir mantık zinciri oluyor, shawcross'tan alıntılıyorum:

    1- özün prototipinin (archetype of self) kaynağı imago dei'dedir (tanrı sureti).
    2- summum bonum (en üst iyi) doktrini, alt prototip olarak özün yerini alır, yani ego.
    3- privatio boni, summum bonum doktrininden çıkar.
    4- o halde privatio boni, imago dei'in yetersiz bir yüklenişidir. (p.41)

    tanrı'yı karşıtların (iyi ile kötü'nün) biraraya gelmesinde, çatışmasında (yani coincidentia oppositorum) arama düşüncesi aklıma şunu getiriyor: eğitimde büyük bir atılım gerçekleşsin, veya insanlar yola gelsin ve herkes bir çatı altında, aynı "iyi"yi öğrensinler; ancak bu iyinin, temelde kötülükten arınmış olduğu düşüncesini de kabul etsinler. bu durumda kötülük ortadan kalkar mı? eğer iyiden yoksunluğu kötülük olarak alırsanız, insanların her birinin beynine çip yerleştirerek her bir düşünce tohumunu daha zihne düşmeden evvel engellemeniz gerekir; zira kötülük eylemde değil düşüncede başlar. o halde jungçu bir dille söylersek; bu tarz tasarımlardan çekinmeliyiz; ego'nun içtepisini besleyen, işkence eden, yansıtan privatio boni ve summum bonum gibi gerçekçi olmayan doktrinlerden artık vazgeçmeliyiz (j. t. shawcross, p.43).