şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: 12 kasım 2016)

    siz hiç şehrin gürültüsünden, yoğunluğundan ve pisliğinden kaçıp; istanbul'a gittiniz mi?
    delilik, ama ben gittim.
    çünkü aşk en büyük delilik..
    hem de istanbul'un en yoğun ve en gürültülü günlerinden birinde, en kalabalık yerlerinden birine.

    peki siz dünyanın en güzel kadınını gördünüz mü?
    ben gördüm..

    istanbul'u pek bilmem ben. nereye gidilir, nerede içilir, nerede kalınır, hiç anlamam. siz istanbul'u benden daha iyi bilirsiniz..
    peki siz istanbul'un her sokağında dakikalarca öpüştünüz mü?
    ben yaptım..

    çocukların pokemon go oynadıkları kadıköy sokaklarında; insanlara pikaçu deyip kaçan 2 aptal aşık gördünüz mü?
    bizdik o!!

    neyse boşverin istanbul'u falan.
    son bir soru..

    siz hiç aşık oldunuz mu?
    ben oldum..
    bir şiir yazdım beşiktaş sokaklarında. duymuşsunuzdur..
  • en güzel deniz,
    henüz gidilmemiş olandır
    en güzel çocuk
    henüz büyümedi
    en güzel günlerimiz
    henüz yaşamadıklarımız...
  • mandalina teoremine göre henüz yaşamadığım gündür.
  • yillar once kardesimle gece sinemaya gidelim dedik fast and furious 3. guzelce hazirlandik giyindik, falan ciktik gittik sinemaya, ben 20 kusur o da 16 yaslarinda, 2 dakikayla kacirmisiz filmi , adam dedi ben bilet satamam sistem satmaz. zaten son matine. biz de boynumuzu buktuk tiri tiris geri donuyoruz, sonra orda calisan daha cok temizlikle falan ugrastigi belli olan bir abi, gordu bizi dedi tamam girin. biz sevindik, sordum ne kadar falan diye tam bilet parasini vericem, adam yok sistem satmaz zaten siz girin izleyin dedi.
    biz tabi cok sasirdik, cebimizde tam 2 biletlik para vardi, o parayla gidip orda ki dev misirdan aldik, boyle legen gibiydi 2 saatlik film de bile bitmemisti.

    iste bu ani benim hayatimda ki en guzel animdir.
  • henüz yaşamadığımdır. umudumu kesmiş bir şekilde, merakla bekliyorum bu günü.
  • henüz aşk denen maraza inandığım ve bağımlısı olduğum yıllar. ama platonikinden ha!

    bir tane hatun var bir alt sınıftan. adı da melek kendi de melek aga. ayıptır söylemesi ben biraz maldım lisedeyken. hani, o arka sırada oturan, sessiz sakin takılan, erkeklerle muhabbetlerinde geveze ama ortama bir hatun girince istanbul beyefendisi necmi bey'e bağlayan ezik tipler olur ya onlardandım. o sebeple de pek popüler değildim. popülerlik ne kelime amk bazen kendimi görünmez zannediyordum sınıfta. neyse konumuzdan sapmayalım, ben bu meleğe tutuldum falan işte.

    benim gibi çocuklar o yaşta özgüvensiz, ezik ve mal olur. o sebeple de genelde platonik yaşarlar ilişkilerini. şifreli şifreli mesajlarla kaydederler bir yerlere falan. kimsenin öğrenmesini istemezler falan işte. ** neyse işte ben de böyle takılırken bir gün cep telefonum oldu ve tuş kilidine şifre koymam gerekti. ben de nasılsa kimseye söylemeyeceğim ve kimse kullanamayacak diye gittim şifremi melek yaptım. bu arada melek'le biz aynı servise biniyorduk. ben ve piç arkadaşım emre denen ibnetor en arkaya, o ve yanındaki uyuz tuba'da bizim bir önümüze oturuyordu. bir gün okul dönüşü servisteyken emre telefonu istedi, ben de dalgınlıkla tuş kilidini açmadan verdim ibneye. "moruk şifresi ne" dediği an jeton düştü ve hiç panik yapmamış gibi yaparak "ver ben gireyim, kimseye söylemiyorum aga" dedim. bunu dememle de, emre "aq yoksa sen!!! vay karşiim, eyvallah bizden gizli saklın mı var. kim lan bu hatun" vb. seviyesiz cümleler kurmaya başlayarak telefona servisteki kızların isimlerini girmeye başladı. en son meleğin de adını girecekti ki, ben yalvararak "tamam söyleyeceğim, diyerek kulağına fısıldadım ismi. "melek. oğlum ne olur sus bak" dedim. "tamam boolum, raad ol o iş bende, kıps" vb. cümleler kurarak telefonumu geri verdi. sonra da akşam telefonuma kendisinden şöyle bir mesaj geldi. "moruk iş koydum ben kıza raad ol."

    ananı avradını ne diyon oğlum vb. tepkiler verdim ama tabi emre beni siklemezdi. ertesi gün servise binmedim. sonraki gün de, sonraki gün de. sonra bir akşam ezbere bildiğim ama rehberime kayıtlı olmayan bir numaradan. "zukenberki nasılsın" diye bir mesaj geldi. cevap yazmak için 2 saat düşündükten sonra, "iyiyim sağol sen nasılsın melek" yazdım. ondan sonra servise binmeyi düşünüp düşünmediğimi vb. ufaktan iğneleyici cümleler kurdu. paso laf sokuyordu ama moruk sanki beni iğnelemiyor da gıdıklıyor aliminyum yaa. nasıl bir malsam o zamanlar zevkten dört köşe olduydum. kendisine "ya ıghh, ımm. şey." vb. cevaplar verdim. yani mesaja öyle yazmadım ama söylediklerimden bir tek o anlaşılabilirdi.

    şimdi gelelim en mutlu ana. kendisiyle ne kadar mesajlaşsam da bir türlü benimle çıkacağı fikrine inanamıyordum. zukenberkiydim lan ben. zukenberki. neyse ki, ben söyleyemeyince, bu ilişki nereye gidiyor minvalinden bir mesajla fitili ateşleyen kendisi oldu ve bana çok iyi davrandı. işte o ilk fitili ateşlediği andı en mutlu olduğum an. o an ve ondan sonraki bir hafta. kız resmen beni görmüş, görmekle kalmamış farketmiş, farketmekle kalmamış hoşlanmış, hoşlanmakla kalmamış, sevmiş, sevmekle kalmamış bana teklif etmişti. ondan sonraki günlerde özgüvenim tavan yapmış bir şekilde dolaşıyordum etrafta. o eski ezik, görünmez zukenberki yoktu. dünya'ya "kimsiniz laan" diye bağırasım geliyordu. kız beni resmen baştan yaratmıştı ya la. güzel günlerdi vesselam. şimdi hiç öyle olmuyor.

    adettendir: bu da böyle bir anımdır.
    edit: imla.
  • hatırlayamadığım gündür.

    yazık lan bana...
  • kızımı kucağıma aldığım gün.
    ve bir daha hiçbirşey eskisi gibi olmadı.
  • birkaç tane oldu bundan. her seferinde en kötü günün habercisi olan gündü; fakat bunu o gün bilemezdim.