şükela:  tümü | bugün
  • minimal, neo klasik müzik veya modern klasik müzik... artık hangi etiketi tercih ederseniz.. bu fransız abinin yaptığı iş budur. elektronik tınılarla klasik müziği harmanlamak. ortaya çıkardığı ürünlere bakılırsa da işin hakkını vererek yaptığı ortada. şu ana kadar yayınladıklarının yanına yeni albümü "singular forms (sometimes repeated)" önümüzdeki ay ekleyecek. minimal müzikten hoşlanıyorsanız bi kulak verin.
  • never let me down again'i öyle bir güzel yorumlamış, sanırsın ki parça kendisinin.
  • yaptığı enjoy the silence coverı, yapılan enjoy the silence coverları içinde en başarılılarındandır. belki de en başarılısıdır, belki de değildir. belki de en güzel enjoy the silence coverı henüz yapılmamış olandır. bilmiyorum. güzel olmuş ama.
  • sesi ve yaptığı müzik dinlendiği sürece sonsuz bir huzur verir.
    hele ki dışarda fırtına koparken pencerenin denizliğinden damlayan damlaların çıkardığı ses eşliğinde 'down to the bone' albümünü gözler kapalı bir şekilde dinlendiğinde.
  • hiç kuşkusuz max richter sevenler bu dehaya kayıtsız kalamayacak. notaları hem çok üzüyor, hem de tarifsiz, uçucu bir mutluluk veriyor. bazı müzikler sadece belli eylemlere eşlik edebilir ya, işte bu adamın müziklerini kitap okurken, spor yaparken veya uyumadan önce rahatlamak için dinleyemezsiniz. çünkü düşünceyi tetikleyen, insanı anıdan anıya, duygudan duyguya götüren yoğun besteleri var. illaki bir iş yaparken fonda çalsın diyorsanız, mesela dünya yok olurken toprağa bir çiçek ekmeniz esnasında size eşlik edebilir. nasıl benzetme ama?

    et peu à peu les flots respiraient comme on pleure giriş için ideal.
  • 21. yüzyılda yaılabilecek en kaliteli klasik müziği yapan birkaç isimden biridir. kompozisyonları yağ gibi akıp gider ama size çok büyük bir etki bırakır. klasik müziğin yanında modern öğeleri de güzelce kullanır. her albümü birbirinden eşsizdir. bunun yanında yaptığı depeche mode tribute albümü ise hakkaten insanın amına güzelce koymaktadır. huzura erdirir. ayrıca çok duru bir vokali vardır. ingilizceyi bu kadar güzel kullanan fransız az bulunur.

    albümleri;

    2000 - le livre noir du capitalisme
    2001 - nocturne impalpable
    2003 - un autre décembre
    2004 - des plumes dans la tête
    2007 - nuage
    2007 - s.
    2009 - touching down lightly
    2010 - singular forms (sometimes repeated)
  • depeche mode coverlarının güzel yapılamadığı için şarkıların rahat bırakılmasını isteyen ben bu sylvain isimli fransız arkadaşa biraz daha coverla da güzel şeyler duyalım dedirten kişidir. sesi de dave gahan'ı andırıyor gözlerden kaçmadı.
  • max richter ve olafur arnalds'la bir olup insanı manik depresif yapar bu sylvain chauveau. sanki çok neşeli şeyler söyleyecekmiş gibi yapıp birinin ölüm haberini veren insanlar vardır ya bunlarınki de o hesap. başlarken sanki çok neşeli şeyler dinliyormuş gibi olursunuz ama sonra o hüznü bırakıp kaçar şarkıları. sırf bu yüzden bile çok başarılıdır. des plumes dans la tête ve nuage bana göre en başarılı albümleridir.
  • birkac zaman once bizim sehre geldi bu. hatta programda william basinski de var, heyecanla gittik mekana. gonul buyukce bir konser alani beklerken tirt bir barda olusu zaten bastan tedirgin etmisti. izleyici kitlesi yanilmiyorsam toplan on yedi kisiden olusuyordu [2 barmen dahil, kapidaki 3 gorevli haric]. saskinligimiza saskinlik karisirken, yuzlerce kez dinledigimiz sarkilardan bir tanesini bile tingirdatmadan gitti, sanirim william basinski'den devraldigi alet edevati otturmeyi secti. deneysel-elektronik muzik terminolojisine uzak oldugumdan boyle cahil cuhela konususumu hakir gormeyin, ama elektronik muzik demeye dilimin pek varmadigi, daha ziyade teknisyen muzigi olarak niteleyebilecegim, boyle ortada ufak bir radyo boyutunda bir alete kablo sokup cikarmak gibi bir eylem sonucu cesitli sesler olusturmak temali bu muzik turune bayadir denk gelir oldum. eskiden commodore 64 zamanlari bir sayfa kod yazip da sonra space tusuna basinca "dit" diye tiz bir ses elde edip mutlu olunurdu ya, o hesap. kabloyu sokuyorsun, boyle uzun tekduze bir ses, bir otuz en olmadi yirmi saniye bu sekilde goturuyorsun, sonra baska bir kabloyu baska yere yerlestiriyorsun uste baska bir ses biniyor, cesni gibi oluyor; ama isin makbul kismi tekduzelikte. bu deneysel muzikte melodi yapani cemiyette barindirmiyorlar herhalde ki herkes boyle uzun "diiiiiiiiiiiiiiit"lar pesinde. modern mekanik zamanlarin elestirisi kabilinden okusan muazzam is, ama adamlar muzik diye yapiyorlar bunu. vallahi!
    yarim saat otturdu bu aleti, zaten yarisinda icerideki on bes kisinin (ikisi basinski'de topuklamisti) ucu de mekani terk etti. bitti dedi sahneden indi, ki demese yemin ediyorum bittigini anlayabilmek namumkun. sarki gecisleri diye bir sey sozkonusu bile degil, cunku ortada sarki yok. garibim gitti elindeki beles bira kuponuyla bara segirtti. iki biraya baglamis herhalde mekan saabi. aldi birasini, ayaktaki william'in yanina konuslanip ortamda kiz varmiscasina kari kiz kesmeye basladi. ah be sylvain, oldu mu simdi?
  • alexis zorba'nın yazdıklarından yola çıkarak; barda dinlemememiz gereken adam.

    kestiği karı-kızlar da bizi ilgilendirmez tabii.