şükela:  tümü | bugün
  • hızlı yaşayan, hızlı yiyen, hızlı tüketen, hızlı "öğrenen"... ve dalgalı kur misali hızlı değişen insanların değişimlerinden önceki hallerini özlemektir.
  • cidden keşke öyle kalsaydı diyorsun, özlüyorsun sonra yaşananlar geliyor aklına sonra keşke unutsam diyorsun. unutamıyorsun. geri döndüğünde de istemiyorsun. öyle yaşıyorsun.
  • imkansıza duyulan özlemdir zira kimse eski haline dönmüyor
  • bunu en iyi anlayanlardan biri demanslı yakını olanlardır. çok iyi tanıdığınız, her şeyini bildiğiniz insanın yavaş yavaş bir yabancıya dönüşmesi acıtır.
    allah kimseye şifasız dert vermesin.
  • tanıdığımızı zannettiğimiz bu insanları aslında tam tanıyamamış olmamızdan kaynaklanan durum. belki de tam da ihtiyacımız olduğunda karşımıza çıkan bu insanları kafamızda öyle bir yere koyduk ki sanki bir melek. zamanla da değiştiğini düşünüyoruz ama aslında o hep oydu. ya biz görmemiz gerekeni görmezden geldik ya da o beğenmediğimiz tavırlarını sergileyecek o ortamı bulamadı.

    bu konuda fikrim; hayal kırıklığına uğramamak açısından insanları olduğu ve olabileceği gibi kabullenmek, beklentiye girmemek en doğrusu. üstelik bir insanı beğenmiyorsak çekip gidebilmeliyiz. çok değişti aslında böyle bir insan değildi diyerek kendimizi kandırıyoruz ve karşımızdaki insana da saygısızlık yapmış oluyoruz. onu kafamızdaki aslında hiç olmadığı eski haline döndürmeye çalışıyoruz. bundan vazgeçmeliyiz; çünkü o, o kadar.

    (bkz: yedisinde ne ise yetmişinde de aynı olmak)
    (bkz: can çıkar huy çıkmaz)
  • '' insanlar sizi eskisi gibi kullanamadıklarında, değiştiğinizi söylerler. '' - sigmund freud
  • yıllar boyu sevdiğin insan ya da arkadaşlarını görmeyince beynine son görüldüğü haliyle kazınıyor. çok uzun bir zaman sonra yıllara yenik düştüğünü görmek insana bazen acı ve buruk bir hüzün veriyor. bunu iki hafta önce 22 yıldır görmediğim üniversite arkadaşlarımı yeniden görünce yaşadım. 22 yıldan bu yana ilk kez gördüm çoğunu. ve evet hepsi de yıllara yenik düşmüştü. yirmili yaşların başındaki o halleri gitmiş artık orta yaşlı birer insan olmuşlardı. ama aklımda hepsi de o gencecik pırıl pırıl halleri ile yer etmişlerdi.
  • bir insanla ilk tanıştığınızda önce geniş zamanda konuşursunuz. genel olarak neler yapar, nelerden hoşlanır, ne dinler, ne okur vs. sonra geçmiş zamanlar konuşulur, komik hikayeler anlatılır. kısa vadede bireysel ya da ortak yapılabilecek eylemler gündeme gelir. böylece bir de yapmacık bir gelecek zaman eklenir, tutulmayacak sözler verilir.

    nitekim bir süre sonra sadece şimdiki zamana geçilir. kişiler birbirlerine "ne yaptıklarını" sorarlar, o an ne yapıyor olduğunu. kimse de sıçıyorum demez mesela.
    ikili ilişkilerin çoğunlukla tıkandığı nokta da bu, bir insanın ilk tanıştığınız halini özlemeniz çok normal çünkü önceleri o insanı tanımaya dair konuşmalar gerçekleştiriyorsunuz. yeni biri, bu heyecan veriyor. üstelik özelliklerinizi karşı tarafa anlatırken kendinizi de hatırlıyorsunuz. sonraki süreçte buluşalım mı, eve geldim, pilav yapçam muhabbeti yapıyorsunuz. haliyle taraflardan en az biri sıkılmaya başlıyor. oysa ki insanlar anı yaşamayı sevmez, geçmişe takılır ya da muhtelif konularda gelecekten beklenti içerisinde yaşar. yaşamıyor gibi, yaşamıyor gibi.
  • duygusallaştırdınız ipneler.

    annem.
    (bkz: alzheimer)
  • insanlar değişmez, çıkarlar değişir. özlemeyi bıraktım ben ne ilk hallerini ne son hallerini.