şükela:  tümü | bugün
  • bundan birkaç yıl önce şöyle bir yazı (aslında not) düşülmesine neden olmuş film, kırılma yaratan film, ama nereye düşülmüş bu not: o başkalarının yazdığı ve birçoğu kaybolan defterlerden birisiydi, belki de tarihin sularına gömülen gizli deneyimlerin defterlerinden birisi daha:

    “ david gale’ in yaşamı” adlı muhteşem filmi izlerken, özellikle sonlara doğru inanılmaz sarsıldım, hatta tüylerim diken diken oldu demeliyim. gece dört sularıydı ve etraf karanlığa iyiden iyiye kesmişti. güne yaklaşılan dipsiz karanlık anlardaki bu derine gitmenin nasıl olup da bir kızıllığa ve maviliğe dönüşüp güneşi ortaya çıkardığını anlamak gerçekten zordu. filmin bitişiyle iyiden iyiye artan ürpermem beni derin bir düşünüme itti:

    geceleri uyuyup güne uyananlarla, geceleri uyumayıp günü karşılayanlar arasında derin farklar var. ilki ve en önemlisi belki de sezgisel bir uyanış ve farkındalık artışı. (bunlara belki fizyolojinin zorunlu sonucu olan ve uykusuzluktan kaynaklanan gerginliği de eklemek gerek.) algılamanın varoluşun gizemli ve sisli sularına yönelip, bu yönelimlerden derin kaygılar ve içli huzurlar çıkarması gecenin nasıl olup da her seferinde en derine gittiğinde karanlığı çatlatıp gündüze dönüşmesini biraz olsun açıklıyor. çünkü insan da kaygıları çıkartan karanlık aramasında en sona varıp korkunun ve esrimenin en diplerine erdiğinde birden şimdiki zamana ve buraya düşüyor. ben’ i varoluşsal suyun en diplerine inmişken, bir daire misali yeniden yüzeye, gün ışığına çıkıyor. inmeden önceki yeryüzünü görüş haliyle, daireyi tamamlayıp çıktıktan sonraki algılama hali arasında büyük bir fark var: gündelik ilişkilere, seslere ve kokulara daha derin anlamlar yükleyip, her şeyin insanla güzelleştiğini, etrafın, dünyanın, evrenin kendi başına hiçbir anlamı olmadığını düşünmek gibi. ya da yaşamın anlamsızlığı içerisinde ona anlam katma ideali uğruna insanların neleri göze alıp, neleri feda edebileceğinin büyük gösterisine takılıyor insanın gözleri farklı bir perspektifle.

    işte allan parker’ in yönettiği anıtsal filmde david gale gösterinin baş kahramanıydı. öyle ki kendimi onun karşılaştığı sorunların tam karşısında buldum birden bire. dünyalarımız ve düşüncelerimiz, sorunlarımız, bağlamlarımız birbirine benzemeyecek kadar aynıydı. teksas da ve genel olarak idam cezasının olduğu eyaletlerde idam cezası’ nın kaldırılması adına mücadele eden, deathwatch adlı bir sivil toplum örgütünün başkanlığını da yürüten bir felsefe profesörünü canlandırıyordu gale. (kevin spacey oynuyordu bu karakteri.) ben kendim de bir felsefe tutkunu olduğum için gecenin o saatinde dikkatle izlemekteydim filmi, bazı sahnelerini ileri geri alıyor, notlar bile alıyordum ki böylesi bir alışkanlığım pek yoktur aslında.

    burada filmin üzerimde yarattığı etkilerden bahsetmek ufuk açıcı olacak diye düşünmekteyim çünkü bazen şeyin kendisi için etkileri göz önüne almak ve onlar etrafında dönmek gerekir. uzun zamandır minik değişimlerin bedellerini ödeme uğraşı çabasıyla bir bilinç kayması içerisindeyim, buna taşıdığım bilinç biçimiyle olan hesaplaşmam da diyebiliriz. pek yaşlı sayılmasam da (bilincimin bir tür olgunluğa eriştiğini söyleyebilirim) yaşamda çok aktif bir rol aldığım ve toplum içerisinde olduğum söylenemez, mücadelenin böylesi yollardan başarıya ulaşabileceğine olan inancımın azlığıdır bu toplumdışında kalmam olgusunun öncelikli nedeni. filmdeki gale, benim inancımın azlığına karşı derin bir uyarı oldu, hayatımda hiçbir film beni, yaşamımı böylesine etkilememişti. bilinç hesaplaşmasını bu kadar üst ve şiddetli boyutlara taşımamda dün izlediğim filmin doğrudan etkisi oldu, artık yaşamla, eylemle daha çok iç içe olmam gerektiği neticesi kafama kazındı. bilincimin uzundur içerisinde olduğu ve zamana düşen niceliksel çelişkilerim, düşünce sorgulamalarım gale’ in inanılmaz mücadelesi ile bir nitelik patlamasına neden oldu, uzun zamandır beni kıvrandıran ve ihtiyacım olan şey de buydu herhalde. gale’ in infazıyla kendi (bilinç)mezarımı kazmış gibiydim, mallarme’ yi de anaraktan.

    artık minik değişimlerin üzerimdeki etkisine direnmiyorum, ne ki, kendimi değişimin yabancılaşmış modernliğine de bütünüyle bırakmış değilim. büyük değişimlerin yolda yürürken modern çağ için çarpılma tehlikesi içerisinde karşı kıyıya gitmek olduğunu ve yola aynı yerden devam etmek olduğunu bildiğimi sanıyorum, o yüzden büyük değişimlerin benim için bir değeri yok. geçmişi aşmak ve üstüne koymak ancak minik minik ama sağlam ilerleyen değişimlerle mümkün. bunların bir raddeden sonra birikip niceliği aşıp niteliğe dönüşmesi ve nihai sonuçlara varması büyük bir değişim olarak görülmemeli. büyük değişim birden ve birikimsiz olandır. benim için gale biriken suların barajı aşmasına yardım eden büyük bir dinamitti. insanların değerler uğruna nasıl ölebileceğini yeniden bana göstermesi açısından mükemmeldi. böylesi etkileyici bir filmi henüz izlemekten dolayı üzgünüm çünkü neredeyse çıkalı iki sene olmuş ve ben dün izleyebildim. gene de ona minnettar kalacağım yaşamım boyunca.

    filmin gerçekte yaşanmış olmaması da benim için çok önemli değil, lacan’ ın dediği gibi yaşanmış olanı değil hayalimizdekini isteriz ve hiçbir zaman hayalimizdekinden aldığımız zevki yaşanmış olandan almayız. idealler ve hayaller, bunlar bizi yaşama anlam katmaya zorlayan niteliklerdir. böylece ben de yaşama bir anlam, bir nitelik daha yüklemiş olmakla, ona kendimi yüklemiş olmakla övünebilirim artık: “ bu, özgürlüğün(ün) anahtarıdır.” (sözkonusu cümle gale’ in muhabir bitsy’ e ( kate winslet) her şey olup, infaz gerçekleştikten sonra gönderilmesini istediği bir mektupta yazmaktadır.) bu arada profesör gale’ in deathwatch gurubundan yakın arkadaşı, sevgilisi bile olan, constance’ ı (laura linney) unutmamalıyız. lösemi hastası olduğu için ölümü beklemeyerek savaştığı değer uğruna kendini öldürmeye göze almıştır. bu adalet sisteminin yanlışlığı ortaya çıkarmak için yapılmış ölümcül ama bir o kadar değerli hamle, bir tür sokratik eylemdi.

    sizi gene bir kurmaca metin içerisinden, kurmaca filmle gelen derin gerçeklik etkisine götürmek istedim kendimden çıkarak, geceden bu yana farklı hissediyorum kendimi. belki biraz az uyumamın da bunda etkisi vardır ama gecenin yolunun ansızın gündüze çıkması gibi benim yolum da ıstıraplar içerisindeyken david gale’ e çıktı. sanırım bir süre benim yolumu aydınlatacak olan da o!
  • senaryosunu felsefe profesörü charles randolph'un yazdığı, akıl dolu film. alan parker filmin kamera arkası görüntülerinde böylesi bir senaryonun tümüyle zeka sonucu kurgulanabileceğini ve ancak birkaç senede bir çıkabileceğini belirtiyor. aynı şekilde kate winslet ve kevin spacey de hayran kalmışlar senaryoya. çünkü film, parker'ın yönetmenlik becerisi, muhteşem oyunculuk ve olağanüstü kurgunun yanında diyaloglarındaki akılla izleyeni hayran bırakmakta..
    parker yine kamera arkasında, hoolywood makinesinin gişe kaygılı ya da değil benzer filmler yapma batağında olduğunu, yeni bir fikir bulmanın zorluğunu, özellikle politik filmler konusunda yaşanan bilinçli kısırlıktan bahsetmekte.
    bunların yanı sıra idam konusunu işleyen bir film olarak en çarpıcı kısım, bahsi geçen bölgede yaşayan amerikan vatandaşlarının idam konusundaki katı tutumlarının açıkça gösteriliyor oluşu. o kadar çok idam, o denli alışılmış bir mesele haline gelmiş..

    film çarpıyor kısacası, mutlaka izlenmeli..
  • filmde oynatılan bazı figuranların konuyu çözdükten sonra filmde gözükmek istemediklerini söyleyip çekimlerini terkettikleri filmdir.
    senaryousunu yazan felsefe profesörü charles randolphın ilk senaryosundan böyle güzel bir film çıkmış olması hakkaten çok çarpıcı.
  • --- spoiler ---

    bu nadide ve etkileyici filmde bir iki yerde barış için, yaşamak için öldürmek, ölmek gerektiği vurgulanmıştır, hem de bizzat david gale tarafından , sonuçta yapılan da başkalarının yaşayabilmesi için ölmektir, mutlak yaşam hakkı* birisinin ölümüyle elde edilmeye çalışılmıştır. bence filmdeki en çekici ironi de burada yatmakta..

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---
    david gale bir tv programında constance'ın da elestirdiği gibi yuksek egosu ve karsısındakini mat etme gudusuyle valiye bel altından vurur,bir sozu nakleder ve bunun kendisine mi ait oldugunu sorar vali de onaylar oysa hitler'in bir cumlesidir,bu kez vali sucsuz yere asılan bir kişinin ismini vermesini ister gale bocalar ve program biter vali kazanmıstır.
    --- spoiler ---

    aslında filmin donum noktası ve bundan sonra da gelişecek olayların temel noktası bu sahnedir fakat bizler bundan sonra olacaklar konusunda habersiz ve herhangi isabetli bir tahmin yurutemeden filmi seyrederiz.

    her filmi, ben sonunu bildim abi beşinci dakkada cozdum olayı tavrıyla seyreden sinema sanatının butunlugunden habersiz bulmaca sever afacanlara tavsiye edecegim filmdir.
  • fantastik film.

    --- spoiler ---

    "david gale'in ölüm evi" olarak mı adlandırılıyordu hatırlamıyorum ama; evdeki (ara: gotik hatun*) einstürzende neubauten'dan sand'i dinlemektedir. opera sever kovboy'da film sonunda madama butterfly izlemeye gider.
    --- spoiler ---

    ben ömrü hayatımda hiç neubauten dinleyen emo-gotik kızla tanışmadığım gibi, gittiğim operaların hiçbirinde de kovboy'a rastlamadım. işte buradan filmin kurgusunun hiç oturmamış olduğunu anlıyor, "film gerçek dışı öğeler barındırıyordu" diyebiliyoruz..
  • bu film en çok da insanların amaçlarını gerçekleştirmek uğruna alabileceği riskler ve yapabileceği fedakarlıkların boyutunun ne kadar büyük olabileceğini gösteriyor bizlere.
  • --- spoiler ---

    berlin karakterinin sonundaki özür mektubunu ve para olayını anlamadığım film. belki bu iki noktayı anlamayınca filmi de anlamamış oluyorum ama daha izleyeli 10 dk olmadı, bu saatte anca bu kadar.
    özetle de süper ötesi bir film. kovboya da uyuz oldum; ne diye umutlandırıyosun bizi adi herif. sakla kasedi, zamanı gelince ver iste gerekli yerlere. gazeteciyi takip etmeler, kasetin icinden fragman yapıp gondermeler falan, artist pezevenk.

    --- spoiler ---

    edit: şu entriyi üşenip silmedim ya başıma gelmeyen kalmadı. yeter artık vurmayın, öldüm.
  • --- spoiler ---
    olabilecek en erdemli intiharlardan ikisinin vurucu anlatısı.
    filmin son on beş dakikasında tüm karakterlerin ve izleyicilerin gursaklarında, sessiz ama anlamlı gönderilerle, yutulması zor bir katı bırakıyor.
    --- spoiler ---
  • sonunda "helal olsun şu constance'a, harbi kadınmış" denilebilecek ironik ve didaktik film.
hesabın var mı? giriş yap