şükela:  tümü | bugün
  • cemal reşit rey, hasan ferit alnar, ulvi cemal erkin, ahmet adnan saygun ve necil kazım akses'ten oluşan türk kompozitörler. ismin seçiminde rus beşlerine bir öykünme sözkonusudur. türkiye'de çok sesli müziğin gelişimine büyük katkılarda bulunmuşlar fakat bir ekol oluşturamadıkları gerekçesiyle kimi eleştirmenlerce suçlanmışlardır..
  • saygi ile anilasi, turkiyede klasik muzik yapmaya calismis, bunun tek yolunun koklerde oldugunun ayirdinda olup anadoluyu karis karis gezip muhtesem eserler cikarmis insanlardir. (bkz: dort turk orkestra eseri) (bkz: orkestra esliginde turk halk turkuleri)
  • eğitim sistemimizin ne kadar saçma, ezbere dayalı olduğunun canlı kanıtıdır bu türk beşleri. tabii ki adamların kabahati yok, kendi hallerinde işlerini yapmışlar. sonra birileri de bunlara türk beşleri demiş. buraya kadar eyvallah. ama ne olmuş, eğitim sistemimiz gelmiş bunu her çocuğa ezberletmiş, müzik sınavında sormuş, bilemeyene kırık not vermiş. biz de mini mini sabiler, bunları hececiler, meşaleciler, fecri aticiler gibi ezberlemişiz. peki geliniz liseyi bitiren 100 kişi arasında bir anket yapalım ve türk beşlerini soralım. muhtemeldir ki 90'ı en azından birini adını sayacak, bunların içinden 60'ı belki üçünün de adını sayacak, yine bunların içinden 30'u belki hepsinin ismini sayacaktır. peki aynı 100 kişiye "bunlardan hangisinin bir bestesini işbu dersler sırasında dinlediniz" diye soralım. "bu beşlerin müzik dünyasına katkıları nedir, bestelerindeki hususiyet nedir, bunlar size anlatıldı mı, müzikleri dinletildi mi, bir kuple mırıldanın bakalım" diye soralım. kaç kişi müspet yanıt verebilir buna sizce? evet çok az, belki de hiç. (bu yazıyı yazarken mesela birden hatıralar canlandı ve müzik hocalarımızdan birinin derse kendi evinden plak getirerek bize klasik müzik dinletmeye çalıştığını hatırladım. evet sadece bir dönem ders vermişti ve sınıfın çoğunluğu taşak geçmişti. ama işte bakın ben yıllar sonra o adamı hatırlıyorum ve hayırla yadediyorum. yani "yapsan bile kimse dinlemez" savunusu bence geçerli değil, bir kişinin bile işine yarıyorsa işe yarıyor demektir. ama yekunde ne oldu? hiç.) türk beşlerinin adını bilen ama ne yaptığını bilmeyen bir kuşağız, meğer ki sonradan trt'de filan denk gelip öylesine bir aşinalığımız oluşsun, ya da sonradan merak salalım. gelecek haftaki programımızda aile içi ilişkiler konusunu konuşacağız sevgili izleyiciler, o vakte kadar hoşça kalın.
  • ilk olarak halil bedii yönetken tarafından kullanılmış, çağdaş türk müziği'nde rus beşleri ve fransız altılıları gibi bir ekol yaratma isteğinin ürünü olan ifade.
  • şerif muhiddin targan, zamanında yapmış olduğu bir röportajda türk beşlerine isim vermeden de olsa çok feci ayar vermiştir. peygamber torununun müziği isimli albümün kapağında okumuştum bunu. targan, sanatta taassubun karşısında olduğunu, müziğimizi evrensel hale getirebilmek için mutlaka bizim müziğimizdeki yatay zenginlikle avrupa müziğindeki dikey zenginliği birleştiren yeni eserler üretmek zorunda olduğumuzu belirttikten sonra, o meşhur ayarını vermiştir beşlere(cümlelerin bazılarını sallıyorum ama ana fikir bu): "tamamen batılı anlayışla bestelenmiş bir eserin birkaç yerine halk musikisi melodileri yerleştirip eseri armoni kaidelerine uygun bir şekilde çok sesli hale sokarak ortalığa eser yazdım diye çıkmak ve bunu yeni türk musikisi diye kabul ettirmeye çalışmak, vakit kaybından başka bir şey değildir. bunlar, üzerinde çok uzun boylu çalışmalar gerektirmeyen, fabrikasyon usulü mekanik bir çalışmanın eserleridir. halbuk, böyle bir musikiyi üretecek kişinin, öncelikle iki musikinin birden akademik kariyerinden geçerek çile doldurması gerekmektedir".
  • sözlük dışında hiçbir yerde rastlamadım bu beşliye. zaten öyle bi rastlattılar ki sonra, aradığım ilk yer sözlük oldu..
    dışişleri bakanlığı meslek memurluğu mülakatı genel kültür sorumdu bu benim. bu beşi bir olup hayatıma daha karanlık bi yön çizdiler.

    - hiç mi duymadın evladım?
    + hiç duymadım efendim.
  • tüm mensuplarının iki ismi var. rastlantı olamaz.
  • haklarında epeyce atılıp tutulan, çaldıkları tamburdan çıkardıkları ses tek parmakla kullanılan daktilodan çıkacak olandan az biraz hallice olan gazeteci/tarihçi/müzikologlar tarafından, şöyle ıslıkla çalınabilecek nitelikte melodilerle eser vermediklerinden dolayı eleştirilen, eğitim giderleri devlet tarafından karşılandığı için minik emre aközler tarfından suçlanan, müzikteki nasyonalist dönemi, anakronik iddialarla bartok la alakalandırarak 19. yüzyıl müzik akımlarını 1950 lerde uygulamamakla itham edilen (ki dönemleri göz önüne alındığında fazlaca bile uygulamışlardır), ve en sonunda da orduya kadınların apış arasını korutanlarca leş adddilen bestecilere kendi tasarrufları dışında verilen jenerik isim.

    tamburiden başlayalım. bu zat geçenlerde nerede khachaturian nerede bunların yaptıkları gibilerinden bişeyler söyledi. arkasından da bu insanları tam da khachaturian ın yaptığını yapıp, bir takım halk ezgilerini eserlerinde kullandıkları için yetersizlikle eleştirdi. türk beşlerinin içinden bir khachaturian emsali çıkıp çıkmadığı tartışılabilir. çıkmadığı görüşünde olanlar kendi içlerinde tutarlı bir mantıkla konuşuyor da olabilirler (ki günün sonunda sübjektif bir konudur, zira türk beşlerinin herhangi bir çağdaşlarından teknik olarak bir eksiklikleri yoktur , estetik anlamda tartışılabilir bu konu...). lakin khacaturian ın arkasındaki asırlık birikimi, ortamı hesaba katmadan türk beşleriyle mukayese etmeye kalkmak da, ya sayı saymayı bilmemek ya da dayak yememiş olmakla açıklanabilir ancak.

    daha da öncesine gitmek mümkün ama en azından ortalama klasik müzik dinleyicisinin bilip dinlemiş olacağı glinka ve rubinstein dan başlayıp, "beşler", tschaikovsky, rachmaninoff, scriabin, myaskovsky, stravinsky, prokofiev... diye uzayıp giden (bi bu kadar daha isim eklemek mümkün, en çok tanınanları ile yetiniyorum) bir altyapı ve kurumsallaşmış geleneği görmezden gelerek, klasik müzik açısından çöl addedilebilecek bir ortamda kendini geliştirip eser vermeye çalışan öncüleri, khacaturian ı örnek göstererek değerlendirmeye çalışmak densizliktir, daha da ötesi kör cahilliktir. gerçi söz konusu olan bardakçı olunca bu sadece istatistiklerine bir çentik daha atmış olmaktan öteye bir anlam içermez o da başka konu.

    yirminci yüzyılın ilk çeyreğinden sonra eser üretmeye başlayıp olgunluk dönemlerine kırklarda ellilerde ulaşan insanları ıslıkla melodisi çalınabilecek eserler vermediklerinden dolayı yetersiz görmekse ancak klasik müzik tarihinden, akımlarından ve gelişiminden bihaber kişilerin, bu durumlarını ortaya koymalarına vesile olabilir.
    post-wagnerian dönemde, stravinsky sonrası, schoenberg in, webern in, berg in müziği getirdiği noktada, dönem bestecilerden illa ki ıslık melodisi bekleyenlere, yanlış yer ve zamandasın deyip dönem itibarı ile perry como ya da peggy lee dinlemelerini önerebilirim. elin amerika lısının pop müziğiyle beni uğraştırma diyene de mesela hababam sınıfı melodisini tavsiye ediyorum. hem ne güzel hızlı çalınca neşeli, ağır tempoda çalınca hüzünlü oluyor, üflesin ıslığıyla efil efil, ama lütfen mümkünse 20. yüzyıl klasik müziği ve sanat hakkında ağzını açmasın.

    konservatuar eğitiminin ilk yıllarında beşlerin yaptıklarının şarlatanlık olduğunu şıp diye anlayan arkadaşların (uzaklarda değil başlık altında biryerlerde bile rastlama şansınız olabilir kendilerine) bartok un etnomüzikoloji çalışmalarından "müzikte ulusalcılık diye bişey" doğurtmasını konservatuarda almış olmaları gereken müzik tarihi derslerinden kaytarmalarına (rus beşleri, smetana, dvorak, greig, sibelius, albeniz, respighi, elgar, 1800 ler...), türk beşlerinin armonizasyonlarını anlamsız dörtlü, beşli akorlar diye nitelemelerini (bahsedilen aralıkları en çok kullanan çağdaş bestecilerin belki de en başında kim gelir acaba, sakın bartok olmasın?!) ve neredeyse hiç kullanmadıkları atonaliteyi, zaman zaman kullanabildikleri bi-tonalite ve poli-tonaliteyle karıştırmalarını da memleket konservatuarlarında verilen armoni ve teori derslerinin malum ve müzmin yetersizliğine bağlıyorum (keşke atonaliteyi kullansalardı özellikle saygun un atonaliteyle neler yapacağını hep merak etmişimdir kendi hesabıma)

    iddia edilenlere cevap verince, esas söylemek istediklerim en sona kaldı. efendim esas söyleyeceğim şudur ki, beş ayrı kişiyi bir başlık altında toplayıp müzikalitelerine dair hepsini birden kapsayan tanımlamaların yapılabileceğini düşünmek aymazlığın dik alasıdır. bunların hepsi ayrı kişiliklerdir ve dönemdaş olmaları, devlet bursuyla eğitim almış olmaları dışında apayrı yetenek ve müzikal özelliklere sahiptirler.

    teknik detaya yersiz olduğunu düşündüğüm için girmeyeceğim, girmek için ortam da imkanlar da yetersiz, ama saygun un 3. senfonisinin çağdaşlarından, mesela shostakovich in baş yapıtı addedilen 10. senfonisinden aşağıda kalır bir tarafını, bartok a asistanlık ettiği dönemden sonra yazdığı piyano parçalarının, mesela microcosmos da bulanan eserlerden nitelik olarak herhangi bir farkını, ulvi cemal erkin in piyano ve keman konçertolarının en ufak bir defosunu, eksik gediğini, cemal reşit rey in violonsel konçertosunun minicik bir yamuğunu bulabileceğini iddia eden kişiyi büyük bir zevkle çay koymaya göndereceğimi buradan ilan etmek istiyorum. hodri meydan...
  • yarın saat 12:30'da taksim'de bu ülkenin aydın sanatçıları tarafından kendilerine leş diyenlere hadi oradan çekilecek hepsi ayrı değerde bu toprakların bestecileridir.

    "türk beşleri tarihi onurumuz değil mi?
    onların insanlık haritasında kurduğu

    sonsuz bir senfoni notaları

    hiçlikten yaratılmış bir tarih aynası

    alnı pak ,görkemi yeryüzü çocukluğu olan eller

    ahmet adnan saygun

    ulvi cemal erkin

    cemal reşit rey

    hasan ferit alnar

    necil kazım akses

    korkusuz bir sayfanın içinde devrim oldular

    kırılan duvarların tuğlalarına

    kaçılan zamanın köhneliğine

    yaşam kapısından

    anadoluya akan dermanın toprağıyla

    bin yılın bir günü demeden tuşlarla konuştular

    türkülerin pınarından selam aldılar,selam verdiler

    aydınlanmanın sokağına bırakılan karanlık izlerin üstüne yürüdüler

    o melodilerin çocukluğundan hala alacaklılardır!

    işte ;cumhuriyet yoksulluğunu zenginlik yapan ustalara dil yarası demeden

    kıymaya çalışan karanlıklar ,

    yürekli yeryüzü çocuklarının sevgi tokadıyla aşağıya iniyor,maskeleri düşüyor!

    haber uçuruyoruz güvercin kanadından 2011'e ;

    istiklal caddesinde mustafa kemal ışığında

    31 aralık cuma 2010 karanlıkları sussun ve utansın diye

    taksim atatürk heykeli alkışıyla

    saat:12:30

    türk beşleri çoğalırken

    oradayız...

    prof.dr.mesut iktu, öğretim üyesi , şemsi inkaya, melih güzel, murad kodallı, arda aydoğan,mustafa yazıcıoğlu,

    ismet xbilen, murat çelik çırak, geronimo, murat çorak,ali haydar timisi, nevin kurular, hasan hüseyin demirel,

    öznur erkey, handan kaynagöz, fatma kara, mustafa tatlıtürk,ufuk turan, murat sincer, kemancı zeki ateş,

    ekrem ataer, duygu rüzgar, metin gençdoğan,rahşan balan,ayhan orhuntaş,zafer tuğriçeri,

    hasan cihat örter, vecdi yücalan, can güney, sabahattin taşdöğen,ender atik, sevgi yazır,

    türkiye sanattçılar birliği,yeryüzü sanatçılar platformu, yeryüzü çocukları, sahne sanatçıları, şahder,,,"

    (bkz: http://www.birakinoksevdasi.net/)