şükela:  tümü | bugün
  • bir muammer hacioglu $iiri. *, *

    ugultu

    beni kovdular bu kentten
    yil 1957
    kar diz boyu
    cebimde on lira var, düsündüm
    düsündüm, karanligin koyu gölgesi vurmus
    ---------------------------------kaldirimlardaki
    kocaman gözlü adamlarin kocaman biyiklarini

    ve o günden beri gözlerimden yas
    ve o günden beri alnimdan ter
    ve o günden beri agzimdan sesim
    ve o günden beri aman aman aman
    bir otel odasinda sarabina kül katilmis
    ve bütün yarinlari satilmis bir kizin kani gibi
    sicak ve öfkeli akti zaman

    ve ben sair oldum
    öptüm acilarimin cehennem kokan agzini
    simdi bulutlar yagmuru giyinince
    -------------------ben isyanimi kusanirim
    sokaklar sokaklara bagirir gelisimi
    denizler denizlere
    en karanlik
    en korkulu
    en gidilmez yoldayim
    hangi köyün yanmiyorsa isigi
    ordayim

    muammer hacioglu

    ic. "ugultu", özdemir basimevi, istanbul-1976, s. 5.

    (bkz: kitaplara ismini veren siirler)
  • odaklandırmayan*.
  • bir şirkette, bir çok kişinin aynı anda telefon ile ya da birbirleri ile yaptıkları konuşmalardan ve bilgisayarlardan gelen seslerin birleşmesiyle oluşan gürültü tipidir.
    zamanla insan beynini delmeye, sinirleri germeye, baş dönmesine yol açar. kişi içinde "yeter üleeaayn" bağırışlarına sebep olur.
    en güzel kaçış yolu şirket dışına çıkmaktır. büyükşehirlerde * bu gürültüden uzak mekan bulabilmek samanlıktaki iğneyi bulmakla eşdeğerdir.
  • uğultu ya huzurdur ya huzursuzluk
    anne karnında bebeğin duyduğu dış dünyanın uğultusu, sevgilinizi gördüğünüzde anlamsızlaşan seslerin oluşturduğu insanların uğultusu, ağaçların arasından denizi seyrederken çok uzaktaymış gibi gelen trafiğin uğultusu, başınızı onun göğsüne yasladığınızda damarlarında akan kanının uğultusu...
    kavga eden insanların arasında kalıp ellerinizle kulaklarınızı kapattığınızda duyulan nefretin uğultusu, yorgun argın eve dönmeye çalışırken duyduğunuz akan şehrin uğultusu, sizi ezmeye çalışan yaşamın uğultusu.
    uğultu ya huzurdur ya da huzursuzluk.
  • sultanahmet'ten aşağıya yürümez ayaklar, bir melodinin akışına kapılır ve yokuş aşağı dinamiğiyle mucivezi bir bulut olurlar. bulutun içinde tramvay düdüklerinden martı seslerine, şehir gürültüsünden doğanın serzenişine kadar bir çok betim bulabilirsin. o bulut uğultudur.

    sirkeci'de üst geçidi mesken tutup, gelip geçen insanları, arabaları, vapurları, şehri, hareketliliği seyredebilirsin. ama seni takip eden bu uğultu olacaktır. kulağına doğru eğilip, kendini tanıtacaktır.

    merhaba ben uğultu. israfilin müziği kadar kutsal, bir arjantin tangosu kadar tutkuluyum. her kulak ayırt edemez beni, ben her kulağın fark edemediğiyim. huzurun da bir uğultusu vardır, huzursuzluğun da.

    boğaza iniyorsun. uğultu sandalcının küreğiyle dans ediyor. istanbul'un aynı anda bütün ruh hallerini barındırabildiğini ispatlıyor. sonra kulağına şöyle fısıldıyor.

    aynı gün içinde istanbula aşık da olabilirsin, nefret de edebilirsin. bir anlık fotoğraf malzemesiyle bir gününü ömre bedel sıfatlarına da layık görebilirsin. güzel olan terk eder, geri gelir ve tekrar terk eder. her şehrin bir uğultusu var, ama bu şehrin uğultusu farklıdır.

    moda'ya çıkıyorsun. ilk anda kulağına ne bir ses, ne bir nefes çalınıyor. her şey kendi kolaylığında ilerler gibi. sonra huzurlu ve soylu bir uğultu duymaya başlıyorsun. yüzüne bir gülümseme yayılıyor. gözler kapanıyor, huşu külçeli bir senfoni halinde tezahür ediyor.

    uğultu geceyle son buluyor. gecenin rengi ve sesi hep başkadır çünkü. gece inler. gündüzü doğurur. gündüz çocuktur ve sürekli ağlar. gece gündüzün ebeveyni, gözetenidir. gece her gün ölür. gündüz her gün doğar.

    gündüz uğultudur, gece tok bir "hiç" sesidir. vurur ve geri çekilir. gündüzün çocukları uğultuyu duymadan önce, gecenin katilleri delilleri ortadan kaldırmak için fırtınaları ve anaforları yaratmakla meşguldürler. bütün çatlak sesler bu anaforlarda boğulur. boğulanların feryadı gündüzün uğultusuna karışır. istanbul yeni bir güne uyanmıştır.

    istanbul uğultuların başkentidir..
  • sessizliğin içinde dolaşan, ürküten, korkutan, yanlızlaştıran, yalnızlığını hatırlatan ses.
    bir bilsen; sessiz kaldığımda aklım nerelere gidiyor, neler düşünüyorum, neler duyuyorum... yerinden çıkıp çıkıp tekrar giriyor. başladı yine uğultular, ani korkmalar. yazmaya başlamalı hemen. kağıdı dörde bölmeli, dörde bölmeli ki küçük olsun; küçük olsun ki, cebime sığsın; cebime sığsın ki, sen okuma; sen okuma ki, için içini yemesin; için içini yemesin ki, yazdıklarım benim olsun; benim olsun ki, herkesin olsun.
    uyusam şöyle hiç uyanmasam.
    sessiz ve derinden
    kimsenin haberi olmasın
    kimse üzülmesin, ağlamasın arkamdan.
    getirdiğin çerezi yemesem mi yoksa votkamın yanında. nasıl anlasan ki çok üzüldüğümü, acımanmak istediğimi. çok şey yapıyorum sana ama haberin olmuyor. o zaman neden böyle yapıyorsun ki? neden umutsuz, çaresiz kalıyor ve sessizliğin içindeki uğultuyu dinliyorum. niye uzaksın ki bu kadar bana? ben senin neyinim ki?
    şiire bir kaç cümle daha yazmalı; çok kısa oldu.
    boğulurken derin sularda nefes alır gibi...
    sessizliğin ve karanlığın hep içinde kalır gibi...
    vazgeçtim, olsun herkesin haberi gidişimden.
    olsun ama üzülmesin kimse.
    sadece acısınlar, içleri cız etsin.
    acınmak güzel, huzur verici, uğultulu....
  • "o uğultu
    işittiğin -benim bekleyişim
    ve senin gelişin"*
  • (bkz: ambient)
  • sıklığı ve şiddeti değişkenlik gösteren ama içeride yankılanmaktan hiç vazgeçmeyen uğultunun o kararlı ve anlamsız gürültüsünün çözümlenmesinden sonra gelecek yaşamımızın kendine özgü müziği belki de.

    kişisel pek çok sesin düzensizce kaydedildiği bir plaktır uğultu ve genellikle cızırtılı tonlardan çalar. kulaklarımızın hassasiyetini o plağın içindeki sesleri ayırtedebilecek düzeye getirebilmek mümkün olabilirse, uğultular ritmlere dönüşecek ve belki ilk defa bizim dinlediğimiz, sadece bize özgü şarkılar yükselecek plağın dönüşünden.

    cızırtılı seslerden rahatsız olarak plağı başka plaklarla değiştirmek ise viral bir etki yaratarak her plağa bulaştıracak kendi cızırtısını ve sonunda yaşamın müziklerine karşı sağırlaştıracak o bir çift kulağı. sesinin tınısını beğenmediğimiz için aşina seslerle yer değiştirebileceğimiz bir şey değil uğultu.

    uğultu fısıltıya dönüşerek huzur dolu uykulara götürebilir vücudu. ya da uğultu uluyan bir kurda dönüşerek her an yiyip yutulma endişelerine sürükleyebilir kişiyi.