şükela:  tümü | bugün
  • wife of bath ortaçağda yaratılan en güçlü kadın karakter olması bir yana, tek kadın karakterdir. (hatta ilk gerçek karakterdir.) canterbury tales’in de en canlı, en sevilesi, en çok dikkat çekmiş olan karakteridir. beş kez evlenmiş bir duldur, altıncısına da niyetlidir. prologue bölümünde kendinden ve kocalarından uzun uzun bahseder. hayatta en çok istediği şey kocalarını yönetmektir. ilişkilerde dominant olması gerekir. ilk üç kocası yaşlı olduklarından kendisini pek tatmin edememişlerdir. en çok beşinci kocasını sevmiştir çünkü adam hem ”zor” dur hemde yatakta iyidir. ama kadın bu ilişkiden pişmandır çünkü adam kadın düşmanıdır, ona tokat atmış, bir kulağını sağır etmiştir. (neyse ki o da ölmüştür, gelsin yeni kocalar)
  • wife of bath'ın anlattığı hikaye şudur: bir kadına tecavüz etmekten ölüm cezasına çarptırılan bir şövalye’yi kral arthur affeder ama bir şartı vardır. şövalye kadınların hayatta en çok arzuladıkları şeyi bulmak zorundadır. şövalye yollara düşer ama kime sorarsa sorsun, tatmin edici bir yanıt alamaz. en sonunda yaşlı bir kadın cevabı bildiğini, ama bunu ancak kendisinin krala söyleyeceğini, bunun karşılığında da şövalyenin o ne isterse yapması gerektiğini söyler. şövalye bunu kabul eder. kadın kralın karşısına çıkıp bir kadının en çok istediği şeyin kocası üzerinde hakimiyet kurmak olduğunu söyler. kimse buna karşı çıkamaz. sonra da şövalyeden kendisi ile evlenmesini ister. şövalye zorunlu olarak kabul eder. evlendikleri gece fiziksel güzelliğin geçiciliği üzerine bir söylev verdikten sonra şövalyeden bir seçim yapmasını ister. ya çirkin ama sadık bir eş olacaktır, ya da güzel ama sadakatsiz. şövalye seçimi kadına bırakır. kadın da bunun üzerine hem güzel, hem sadık olur.
  • (bkz: ortası ayrık ön dişler) e sahip olduğu belirtilen chaucer kahramanı.
  • bizdeki yedi kocalı hürmüz'ün ingiliz edebiyatında vücut bulmuş hali.
  • bir bölümü sylvia filminde ana karakterin şair sevgilisi ted hughes ile kayıkla gezerken müthiş başarılı bir aksan* ile ineklere okuduğu şaheser.
    filmin en sevdiğim sahnesi.

    edit: aksanın hangi çağa ait olduğu eklendi
  • yedi kocalı hürmüz ile farkı, kocasıyla mutlu olma peşinde koşmasıdır, hürmüz'ün ise tek derdi erkekleri kandırıp, kendine aşık edip geçimini sağlamaktır. üstelik hürmüz bu erkeklerin neredeyse hepsiyle aynı anda evlidir ancak wife of bath geleneksel düzende evlenir, kocası ölür, gider yenisini bulur. hürmüz kocalarıyla gerdeğe girmemenin türlü yollarını bulurken wife of bath şehvet düşkünü çirkin kadının tekidir, her anlamda tatmin olma peşindedir.
    kendisine hep woman of bath diyesim gelir, zira tek derdi koca olsa da bir wife'dan çok daha fazlasıdır.
    şövalye öyküsü ile feminist bir mesaj veren, kadınlara itaat edin diyen güçlü bir kadın figürüdür.
    bizim hürmüz ise düpedüz şark kurnazıdır, güzellik ve zekanın nadir buluşmasının ekmeğini yer daima.
    biz okurken "allah belanı versin chaucer" diye inleyerek bitirdik bu hikayeleri, ancak sylvia plath neden bu adamı bu kadar çok sevmekteydi, yıllar geçince anladım. sabahın köründe aklıma gelebilen manyak öyküleri ile ortaçağ edebiyatının şahı olan chaucer'ı burdan anarken sözlerimi wife of bath'dan bir alıntıyla bitirmek isterim:

    "my lady and my love, my dear wife too,

    ı place myself in your wise governance;

    choose for yourself whichever's the most pleasant,

    most honourable to you, and me also.

    all's one to me; choose either of the two;

    what pleases you is good enough for me."
  • "sanki zihnim "onar" düğmesine basılmış ve o düğmede sıkışmış, takılıp kalmış. ve ben yavaş işlerimi yoluna koymak zorundayım: şiirler, meme emen bebekler, bir bathlı hatun* sakinliği, mizah anlayışı ve esneklik ile kendime dair hayaller yaratmalı, zamanla netleşmelerini beklemeliyim." sylvia plath - the journals of sylvia plath