şükela:  tümü | bugün
  • tamamen doğru bir tespit. cetvelle cizilmis sinirlar o ülkelerin kendi kararları sonuçlarında oluşmuş olsaydı kapitalizm sütten çıkmış ak kaşık ilan edilebilirdi, ancak küresel kapitalizmin ve yeni dünya düzeninde gizli tip sömürgeleştirme operasyonlarının farkında olmayan insanlar elbette bu tespitin doğruluğunu fark edemeyecektir. cfr nedir sorusu bu aşamada sorulmalıdır.
  • (bkz: kapitalizm)
    (bkz: emperyalizm)
  • afrikaya fakirliği sömürgecilik getirdi dense ancak doğru olabilecek önermedir. zira zengin afrika ve meksika toprakları bugünkü avrupayı avrupa yapan sermaye birikimidir. yoksa kapitalizmle değil, kapitalizmin adının zikredilmediği dönemlerde avrupanın barutlu silahları ve inançlı yürekleri ile ilkel (!!!), aptal (!!!) ülkelerin zenginliklerini emip kendilerine katıp, kendilerini yapmışlardır.

    (bkz: sömürgecilik)
    (bkz: çoğrafi keşifler)
  • afrika'nın, sömürgeci ingiltere ve fransa başta olmak üzere, bugünün dev kapitalist ülkeleri tarafından soyup soğana çevirilen kıta olduğunu bilmek yeterli bu iddiayı dile getirebilmek için.

    (bkz: güney amerika'ya fakirliği kapitalizm getirdi)
    edit: kapitalizm ve emperyalizm beşik kertmesi bir evlilik olup çocukları da modernizmdir.
  • afrika da isviçre gibi kapitalist bir devlet olmaması afrikanın fakirliğini salt olarak diktatörlüğe yıkamaz, "fakirlik, zenginlik yüzünden vardır" gerçeğinden hareketle doğruluğu ortaya koyulabilecek önerme. kapitalizmin halkların yoksulluğuna sebebiyet verdiği rahatça anlaşılabilir.

    zenginliği bir adamdan alıp bir üst tabakaya verince afrika zenginleşiyorsa, ben ancak bunu yapanı tebrik edebilirim. çünkü ancak bu kadar yüzeysel olunabilir, veya halk düşmanı.

    ek olarak, emperyalizmin kapitalizmin bir aracı olduğunu hatırlatmak isterim.
  • etraflıca düşündüğümüz zaman sallanan bir fikir. zira bu durumda demiş oluyoruz ki "afrika'da kapitalizm olmasa fakirlik olmazdı". bu iki yönüyle incelenmesi gereken bir şey.

    evvela fakirliğin ne olduğuna kanaat getirelim. burada bahsettiğimiz şey toplum içerisinde çok küçük bir kısmın kalanlara nazaran çok daha büyük bir gelire sahip olup diğerlerini muhtaç bırakması mıdır yoksa global olarak ülkenin gelirinin diğer ülkelere göre düşük olması mıdır? eğer birincisini düşünürsek, bu durum zaten birçok primitif sosyal oluşumda da gözlemlenen bir eşitsizliktir. doğal halin eşitsiz olmasından kaynaklanır. yani kapitalizmden önce de bu böyleydi, köleleştirmeden önce de. lakin bahsettiğimiz şeyler bu durumu arttırdı mı? evet, zira özellikle bu ülkelerde batılı sermayelerin temsilcileri ikamet etmeye başladığında, bu kişiler ve onlara hizmet veren birinci dereceden insanlar (misal fabrika işçileri değil de yakın çalışanlar) , toplumun geri kalanına nazaran çok daha zengin oldular. diktatörlük geldiğinde benzer şeyler diktatör ve yakın çevresi için de doğru oldu. fakat eğer bahsettiğimiz şey ülkenin kendisinin fakir olması ise, dünya standartlarına göre afrika zaten her zaman fakirdir. zira biz fakirliğin tanımını sırf kapitalin sosyal dağılımına göre değil, ülkeye girişine, ülkedeki miktarına ve ülkeden çıkışına göre tanımlarız. kapitalizme kadar modern dünyayla (yani avrupa/amerika ile) ekonomik bağı ancak takastan oluşan insanların bu tanıma göre o zaman bile olabilecek en fakir kişiler olması da raslantı değildir. sonradan bu bağların kurulması, bunun sınıflandırılmasına yaramıştır sadece.

    burada tarihi bir örneğe başvurmak uygun olabilir. firavunlar zamanı mısırı mesela. bilindiği üzere antik mısır her zaman çok zengin kabul edilir. tapınaklar, şehirler sanki bakır kullanıyormuş gibi rahat sanatçılar tarafından altınla bezenmiştir. şu anda bile "vay anasını" dediğimiz ebatlarda inşaatlar yapılmıştır. peki bu durumun sosyal adaletsizliğe dayandığı gerçek değil midir? sosyal adaletsizlik tanımına göre mısır çoooook fakirdi. zira her şey firavunundu. diğer insanların hakları, firavunun keyfine göre belirlendi. piramit işçileri gibi binlerce kişi boğaz tokluğuna ömürleri boyunca bütün gün çalışıp ellerinde avuçlarında hiçbir şey olmadan öldü. yemek yemelerinin yegane nedeni aksi halde işgücü sağlayamamalarıydı. bir yanda kendilerine som altından ölüm takıları hatta tabutlar hazırlatan asiller, bir yandan da pratikte bir yaşama sahip olmayan köleler. görüldüğü gibi eğer tanım sosyalse, bütün bu ihtişamına rağmen mısır fakirdir. ama biz mısır'ı zengin saydığımıza göre, zenginliği sosyal adalete göre - en azından sadece ona göre - belirlemediğimiz aşikar. demek ki elimizde kalan tanım, ülkenin çevre ülkelere nazaran varsıllığıdır. mısır'da, asillerle karşılaştırmak absürd olsa bile, bayağı zengin bazı tüccarların varlığından haberdarız. o zamanlarda bile mısır'ın çöle dayalı tecritine meydan okuyup dış dünyayla mısır arasında ciddi ciddi ticaret yapan bazı insanların olduğunu, mısır'lı veya değil, biliyoruz. bu durumda ülkenin zenginlik tanımının büyük oranda toplam zenginlikteki ve ticaretteki konumlarına göre belirlendiğini söyleyebiliriz. konumuza dönersek, afrika ülkeleri, tabi genel olarak konuşuyorum ve mısır gibi istisnaları gözardı ediyorum, her zaman fakir olagelmiştir. zira daha önceden de söylediğim gibi ticaret anlamında asla avrupa'lı ülkelerle yarışacak duruma gelememiş, kendi içerisinde de asla dünyanın başka taraflarındaki diğer ülkeler gibi kaynak fazlası olmamıştır. o zaman kapitalizm afrika'ya fakirliği getirmemiştir, afrika'daki fakirliği kullanmıştır.

    incelenmesi gereken ikinci nokta, bir insanın kendi kendine yetmesinin fakirlikten kurtulmasına yetip yetmeyeceğidir. mesela ben sadece üzerimdeki giysileri giymek istesem ve sadece aç kalmayacak kadar yemek istesem, elimde bulunan bir pırasa tarlası beni zengin yapar mı? yani zenginlik sadece temel ihtiyaçların rahatça karşılanması mıdır yoksa ötesi mi? burada ihtiyaçların nereden geldiğini irdelemek lazım. artık mahalli konuşarak bu durumun analizini yapmak biraz çocuksu kaldığından, bu ihtiyaçlara global yaklaşalım. genel olarak ihtiyacımız olan tv, bilgisayar, araba, ev, bilimum kıyafet, takı, para gibi şeyler, dünyanın geri kalanıyla olan ilişkimiz çerçevesinde değerlenir. yani elimizde yazılım yoksa, bilgisayar önemsizleşir. elimizde yol veya yakıt yoksa, arabanın pek bir anlamı kalmaz. yani eğer biz bir lüksten haberdar değilsek, mesela amerika'nın 20. yy. başı orta sınıfa yönelik otomotiv sektöründe ilerlemesi ama türkiye'nin toplam 6 arabaya falan sahip olması gibi, o lüksler bize bir şey ifade etmez, zenginlik tanımında yoktur (eğer uluslararası ticarete konu olmamışsa). konuya bağlamak gerekirse, eğer kapitalizm bu gibi olanakları afrika'lılara tanıttı ve bu yüzden afrika'lılar fakir oldu dersek saçmalamış oluruz. afrika'da bu gibi şeyler kapitalizmden önce de yoktu, sonradan bunların tanıtılması ama genelin bunların satın alma olanağının olmaması eğer fakirlik doğuruyorsa, fakirliğin tamamen kapitalist bir tanıma sahip olduğunu söyleyebiliriz. o anda parayla satın alınabilecek olanaklara zor ulaşan vatandaşların ağırlıkta olduğu ülkeler fakirdir gibi. ama bu durumda da eğer bu insanlara bu olanaklar tanıtılmasa, bu insanlar fakir olmayacak mıydı sorusu akıllara geliyor. eğer fakirlik/zenginlik böyle hop diye değişebilen bir şeyse, olanakları olmayan haberleri de olmayan "zengin" insanlara bunlara dair haber verince "fakir" olmaları sözkonusudur. o zaman çözümümüz de her türlü lüksü yok etmek veya kendi kafamızda fakirleşeceğini düşündüğümüz (los angeles hayvanat bahçesinde karınca kolonisi konusunda karar veriyoruz ya) ülkelere "üzülürsün bak" deyip bu teknolojilerden onları bihaber etmektir. buyrun fakirliği çözdüm diye çıkabiliriz. "biz çok vicdanlı ve biraz da ilkellerden üstün insanlar olarak, ilkel toplulukları, elimizdeki teknolojik imkanlardan mahrum bırakıp onları dünyanın geri kalanından tecrit ederek onları mutlu edeceğiz, ezilmeyecekler, biz de vicdan masturbasyonu yapacağız" diyebiliriz.

    yani kısaca, afrika'nın fakir olmasının nedeni, dünyanın geri kalanının daha zengin olmasıdır. dünyanın geri kalanı afrika'yla şu anda olduğu kadar çok bir irtibat içerisinde değilken de bu böyleydi, şimdi de böyle. bunu ise afrika'nın zorlayıcı coğrafyasına bağlamak zor olmaz. afrika elmas yönünden zengin olabilir mesela, ama tahta çubuklarla kazıp çıkaramadıkları sürece, kabile düzeyindeki bir afrika asla bu kaynağı kullanamayacaktı. haliyle asla şu anda onlardan sömürülen kaynaklara sahip olamayacaktı. hal böyleyken, kapitalizmin bu sosyal durumu kullanarak az bir para karşılığında daha önce işlenemeyen kaynakları işleyip kullanması, ancak kapitalizmin bu sosyal durumu korumak istemesi sonucunda daha da fakirleşmeye yol açar. ama fakirliği kapitalizm getirdi demek bana pek gerçekçi gelmiyor. adamların niyetlerinin para olması ise her suçu onlara yıkmamıza yetmiyor. bu o adamları iyi yapar mı peki? muhtemelen yapmaz ama onları haddinden fazla iblisleştirmek bizi daha iyi yapmıyor bunu biliyorum. ancak vicdanımızı rahatlatıyor.
  • muammer kaddafi'nin birleşmiş milletler toplantısında güvenlik konseyinin suratına suratına yırtarak fırlattığı sözleşme ile etraflıca da bakılsa, detayına da inilse, doğrulanan önerme.

    öncelikle kapitalizmin tarifini yeniden yapmamız lazım demek ki, biraz sıkıcı ama demek gaz bulutundan başlamamız lazımmış:
    kapitalizm gökten düşmüş, iktisadın doğası sonucu ortaya çıkmış bir kendiliğinden olgu değildir, birleşik krallık'da, fransa'da ve ispanya'da icat edilerek bütün dünyaya taşınmış bir iktisadi modeldir.

    öyle ki, ingiltere, merkantilist yöntemi, teknik gelişmeleri ve doğal imkanları sonucu abd'den avustralya'ya kadar, ilk küresel savaş öncesi dünyanın üçte ikisini işgal altına almış bir emperyalist ülkeydi. uzakdoğu kavramı, ingiltere'nin uzak doğusu anlamına gelmekteydi. mısır, "ortadoğu", güney afrika, hindistan ingiltere'nin işgal ettiği ülkelerin sadece bir kısmıydı. fransa, kuzey ve batı afrika'yı işgal etmişti, kanada'nın bir kısmı, çeşitli okyanus adaları fransa'nın elindeydi. ispanya ve portekiz güney amerika'yı işgal etti ve o bölgenin imkanlarını eline aldı.

    ingilizlerin işgal ettiği bir bölge olan abd, kraliçe'den bağımsızlığı kazandı. keza avustralya, güney afrika, kanada gibi ülkeler de aynı temelden geldi. anglosaksonlar, bütün bu merkezlerde kendi modellerine uygun kentler kurdular ve bu bölgelerin kaynaklarını sermaye adını verdiğimiz kaynaklar biçimine dönüştürdüler.

    londra, paris, madrid, lizbon hatta amsterdam bu işgallerin getirdiği kaynaklar üzerine inşa edilmiş bir ar-ge kültürünün sonucuydu. bağımsızlaşma süreci anglosakson olamamış coğrafya'da gandhi, mandela, zapata gibi uzun çatışmaların kahramanlarının hikayesi iken, sayın kraliçemizin, artık sömürgeleşmenin yeterince "efficient" olmadığını, bütün dünyaya asker göndermenin mantığı kalmadığını kavraması, bir de kendi halkının komünizm, demokrasi, sınıf hakları diyerek ayaklanmasının karışımı bir olguyla ortaya çıktı.

    yani, bizzat anglosakson ya da frankafon coğrafyasında yaşayan, kafasına tokmak vurularak kendini askeri gemide bulan bireyler, sınıf hareketleriyle, defalarca isyan çıkararak yurttaşlık haklarını aldılar. fransa kralını bizzat giyotinden geçirdi, almanlar (bismarck) müdahale etmeseydi komünist olmuştu, ispanya'da çok uzun bir içsavaş verdiler, hatta stalin onları satmasaydı az kalsın komünist oluyorlardı. yine o dönem almanya'da rosa luksemburg'un hareketi komünizmi kıl payı getiremedi ve onun ardından yapılan kıyım süreci nazileri getirdi.

    kraliçemizin hindistan'dan, hong kong'dan, new york'tan getirdiği sermayeleri taşıma sürecine, sayın ispanyol kralı'nın güney amerika'dan silah zoruyla çaldığı altınlarını stokladığı binalara filan "banka" denildi. silah ya da alet yapmak için, silahlı adamların denetiminde kurulan ve insanları kıyımdan geçirirken, sırtına kırbaç vura vura çalıştırmak için yapılmış çalışma kampları, "lan bu adamlar isyan ediyorlar" sonucu alındıktan sonra, çeşitli imkanlar da verilen, kölelerine de az da olsa olanak sunan binalar olarak fabrika adını aldı. burada en az ücretle, en yoğun biçimde ama isyan olasılığını en aza indirgeyecek formatta çalışılacak bir formül uygulamaya koyuldu, başına da bir sözcü verildi, buna sendika denildi. isyan üstüne isyan gören coğrafyada kendilerine dokunulmayacak kadar özgürlük tarifi yapıldı, yeni fikir bulanlara sosyeteye katılma imkanı sunuldu.

    yeni coğrafyalarda, anglosakson kültürüne uygun bir mantıkla yeni zenginler çıktı. zira kapitalizm öncesi ingilteresinin yaşamı şundan ibaretti: bir genç için iş bulmak ev kurmak demekti; adam sırtına bohçasını alır, yola koyulur, bulduğu bir ustanın yanına çırak girer, orada iş öğrenir ve sonra kendisi usta haline gelir ve iş/evini kurardı. bu mantıkla yola çıkan ingilizler, altın, petrol, teknoloji gibi alanlarda kendilerine yeni evler kurdular. önüne çıkanın kafasını kesip orayı kendi evleri haline getirdiler. para kazanmak için oradaki yaşamı darmadağın edip, kendi "banka"larına paralarını yatırdılar.

    işte bu noktada, sermaye dediğimiz haltın bizzat temeli olan ve sermayedar dediğimiz sosyetenin bizzat bünyesini teşkil eden soylular, bütün bu amerika, afrika, osmanlı, "ortadoğu", hindistan ve "uzakdoğu" coğrafyasını darmadağın ettiler. anglosakson egemenliğinde olmayan ve bunun istisnasını teşkil edebilen yegane ülkeler ise rusya, çin ve japonya'dır. rusya ve çin sosyalizm yüzünden ayakta kalabildi, tek istisna ise japonya olabildi, o bambaşka bir incelemenin konusudur. kendi liderini çıkararak sömürge olmaktan kurtulan türkiye, hindistan, meksika, arjantin, brezilya gibi ülkelerin durumu nispeten iyi olabildiği ve kraliçemiz artık mantıklı görmediği için sömürgeleştirilme tehdidi yaşamayan ülkeler haline geldiler ve buralara "gelişmekte olan ülkeler" denildi.

    peki sömürgeleşme tehdidi halen var mıdır? nazi almanya'sının varlık nedeni ve yapmaya çalıştığı neydi ve sonucu ne oldu? vietnam'dan beri dünya algısı nasıl değişti? ırak savaşı nereye denk düşüyor? gibi soruların yanıtları buna cevap verecektir. ama şu var ki, artık sömürge elde etmek için ordulara gerek olmadığını, fed ve imf gibi kurumların yeterli olduğunu duymuşsunuzdur. doğu avrupa ülkelerine ne oldu? yugoslavya'nın başına ne geldi? böyle sorular da gayet yerindedir.

    uzun süre direnmiş ve çok büyük kıyımlardan geçirilmiş bir coğrafya'da, ve evet doğal koşulların da etkisiyle, ama bizzat o sermaye toplama sürecinin doğal koşullarda yarattığı tahribatın ve halen sürdürülmekte olan tahakkümün de doğrudan sonucu olarak, afrika kendini toplayamadı ve bugün orada çocuklar açlıktan ölüyor. ingilizlerin, fransızların dümdüz ettiği coğrafyada kıyılmamış insan kalmadı, açlıktan sürünen kitlelerin başına emperyalistlerin köpekliğini yapmış zorbalar geçti, zorba olmayanlar katlediliyor ve katledildi, bir de üzerine silah tüccarları buradaki küçük grupların çatışmalarını pazar olarak tarif etti ve buradan ekmek yiyorlar filan.

    çok uzadı, malesef konu uzun ve çarpıtılmaya müsait. ama şöyle toplayalım: bugün kapitalizm dediğimiz şey, bir varlıklar toplamının bir sosyetenin elinde toplanması ve bunun dağılımı sürecinde hepimizin emekleri sonucu gelirden pay almaya çabasıdır. yeni pazar yarattığınız taktirde o sosyeteye küçük bir unsuru olarak dahil olma olasılığınız vardır, ama o sosyete bizzat o emperyalistlerin ta kendisidir ve kuralları koyan yine bizzat o sosyetedir.

    yani "onlar"ın kuralları ile oynadığınız, dünyanın kaynaklarının dünya nüfusunun faydası için değil, bizzat sermaye için ne kadar karlı olduğu üzerine tasnif edildiği bu modelde, karar alma süreçlerini bizzat belirleyen patronlar klübünün kurumlarında, afrika'nın neden açlıktan kırıldığı gayet iyi biliniyor. haddinden fazla iblisleştirme filan yok yani, olay bizzat bu, sermaye dünyanın ağzına sıçtı, onları ortadan kaldırmaya çalışan herkesin kafasını kesti, şimdi de ordularını her an çıkabilecek kitlesel isyanlara karşı hazır tutuyor, şüpheniz olmasın.

    afrika'nın da isyan sırası gelecek, ama bunun gelebilmesi için, önce nispeten daha ayağa kalkabilir ülkeler isyan edecek.

    kaddafi boşuna yırtmıyor yani bm sözleşmesini. onu söyleyecektim aslında ben.

    iki yıl sonra gelen edit:
    (bkz: kaddafi'ye demir çubuk sokmaya çalışan arap)
  • söylenen hiçbir şey aslında şu resim kadar iyi anlatmıyor durumu:

    http://i29.tinypic.com/vhulis.jpg
    (the age of stupid'den alınmıştır)
  • şöyle bir şey de varmış bu konuyla ilgili:
    http://i45.tinypic.com/24lisy1.jpg