şükela:  tümü | bugün
  • akupunkturun dört geleneksel kanunu var:
    * anne-oğul kanunu
    * öğle-geceyarısı kanunu
    * karı-koca kanunu
    * beş element kanunu

    kısaca şudur:
    1) anne-oğul: yin ile yang arasındaki etkileşimden qi doğuyor, yani vücudumuzdaki enerji kanalları (şakra gibi), akıyoruz ortamdan ortama. heh işte bu kanallardan herhangi birinin bir noktasında bir sorun oluşursa, bu noktanın öncesi ve sonrasındaki organlar da rahatsızlanıyor. nasıl yerçekimi bizi dünyaya yapışık tutuyorsa bu da vücudun şanzımanı dağıtmasına sebep oluyor. her iki kanun da neden yürürlükten kaldırılmıyor, tanrıya sorulacak tek soru hakkımı bu yönde kullanmak istiyorum ben şahsen. neyse...
    2) öğle - geceyarısı: özünde şunu söylüyor: randevu saatini, akupunktur yapacak doktor belirliyor. aynı saat için ssg sizi evine davet etmiş, kızılderili oklarıyla oynamanıza izin vereceğini yazılı olarak elinize tutuşturmuş bile olsa mümkün değil, illa ki tedaviyi belli bir saatte yaptırmak zorundasınız. her organın, her rahatsızlığın 24 saat esasına göre -tabiri caizse- kendi eşref saati var ve belirli bir amaca yönelik tedavi de yine belirli bir zamanda yapılabiliyor. yerse...
    3) karı - koca: modern toplum anlayışına biraz ters, ama adamlar yapmış abi kaç bin yıl önce. diyor ki; sol nabız kocayı, sağ nabız ise karıyı simgeliyor. sol nabız, sağdakinden daha güçlü olmalı (burada kadın-erkek eşitliği tartışmasına girmemeli, kalbe daha yakın olduğu için koca daha güçlü; yoksa başka bir nedeni yok.) sağ normalken sol zayıfsa bu bir "eksiklik", sol normalken sağ daha güçlüyse bu da bir "fazlalık" göstergesi (konunun testesteronla alakası yok).
    4) beş element teorisi: off ki off... anlatılmaz bu, yaşanmalı. frp gibi değilse ssg beni olayda duyursun, benim adıma popstar'a başvursun... the fifth element gibi tıpkı, ama çinliler tarafından, üstelik binlerce yıl önce tanımlanmış. şöyle ki:
    * wood - tahta
    * fire - ateş
    * soil - toprak
    * metal - metal
    * water - su

    bu beş element, aslında qi'nin dönüşebileceği biçimleri simgeliyor, hayatın farklı yüzlerini ve enerjinin alabileceği şekilleri simgeliyor. işin enteresan bölümü de bu beş element ile organların ilişkilendirilmesi, hatta karakter yapılarının anlatılması; burçları çağrıştırmıyor değil hani.

    tahta ---> karaciğer ve safra kesesi
    ateş ---> kalp ve ince bağırsak
    toprak ---> mide ve dalak
    metal ---> akciğerler ve kalın bağırsak
    su ---> böbrek ve mesane

    hani meridyenler vardı ya; bu beş elementin organlarıyla oluşturulan saydam bir iskelet getirin gözünüzün önüne, işte meridyenler bu iskeleti oluşturuyor. organları vücudun içine yerleştikleri biçimle değil de başka bir mantıkla (koyamıyorum adını) düşünün; vücudu sağlıklı duruma (dengeye) geri getirmek amacıyla birbiriyle ilişkilenen kumanda merkezleri gibi sanki (koydum sanki adını). işte akupunktur da sadece bu "iyileştirme prosesini" tetikleyen noktaları iğneyle uyarmaktan ibaret. tıpkı elimizdeki kesiğin zaman içinde kapanması ve bir süre sonra tamamen iyileşmesi gibi; ama akupunktur ile bu sürecin hızlandırılması sağlanıyor.

    haa şöyle bir soru geliyor akla; elin çinlisi akupunktur uygulanması gereken onca noktayı ve hangi hastalığın nasıl tedavi edileceğini nasıl bulmuş? ehh bunun için kaç insan kesip biçtiklerini de siz düşünün artık... sizin de kavimler göçü mü geldi aklınıza? tarih kitapları yanılıyor olabilir mi? kimbilir...
  • elime tıbbi anlamda ciddi bir kaynak geçene kadar bu akupunktur hakkında benim de "shortcut to slim ladies", "a world for non-smokers" gibi sloganlar bulunabilecek bir zamazingo olduğu dışında pek de suya sabuna dokunur fikrim yoktu açıkçası.

    gel gör ki; tüm dünya genelinde kabul görmüş olması ve "alternatif tıp" kavramını doğurması bile akupunkturun "iğneci bacılıktan" çok daha fazlası olduğuna bir delalettir aslında.

    bir kere; kelime olarak latince olarak acus ve punctura sözcüklerinden türetilmiş. yani "iğne" ve "delmek."

    ikincisi; tam olarak anımsamıyorum ama m.ö. 5000 ya da m.ö. 3000 yılından beri kullanılan bir teknik. yani, duygularıma tercüme olması açısından: (bkz: oha)

    üçüncüsü; bu işin çıkış noktası yine malum felsefeye dayanıyor: yin yang.
    dördüncüsü; modern tıbbın belki de hiçbir zaman algılayamayacağı bir boyutta tanımlıyor insan vücudunu. o kitabın sadece birkaç sayfasına ve içindekiler bölümüne göz atacak kadar vakitte aklımda kaldığı kadarıyla üç aşağı beş yukarı şöyle deniyordu: modern tıp, materyalist bir yaklaşımla insan bedenini bir makine gibi düşünüyor ve dolayısıyla ekzozcu, elektrikçi, karbüratörcü, motor ustası, kaportacı gibi sınıflandırmalara giderek hastayı doktorun ihtisas alanına göre yönlendiriyordu. hatta çok çarpıcı bir ifade vardı, şöyle diyordu: modern tıp sayesinde, örneğin bir dişçi için hastası yalnızca diş, bir kalp hekimi içinse yalnızca kalpten ibaretti. diğer rahatsızlıklar, başka bir uzmanlık alanına girdiği için mevzu bahis doktorların şifa üretmesi beklenemezdi. bir başka deyişle; insan vücudu, kendisini meydana getiren parçalardan oluşuyordu. tümevarım gibi birşey işte... oysa akupunkturda yaklaşım kesinlikle bu değil. bu bilim dalı (vallahi de öyle, bilim dalı), insan bedenini bir bütün olarak algılıyor; "bütün" dediysem, yani ruhla birlikte bir bütün. ve mesela karaciğerinizle ilgili bir rahatsızlığınız varsa, bu hastalık gözünüze de vuruyor, dalağınızla ilgili bir rahatsızlığınız varsa sürekli kaygılı ve telaşlı, böbreklerinizden rahatsızlığınız varsa korkuya açık bir yapıya sahipsiniz gibi "doğrular" söz konusu (yalan söylüyorsam ssg beni diskoya götürsün bak)... burada vurucu bir nokta var, o da akupunkturun tümevarım yapması, "bir rahatsızlık varsa bütünün dengesi bozulmuş demektir" kabulüyle insanın bedenini ve ruhunu birlikte tedavi etmesi; yani bir organ düzgün çalışmadığında, o organla birlikte rahatsızlığa sebep olan psikolojik sorunun da çözümlenmeye çalışılması. tabii bu akupunktur yapan doktorların iğne üzerine iğne batırırken bir yandan da bik bik sizi telkin edeceği anlamına gelmiyor. uzak doğu filmlerini ve tapınakları düşünün bir, olmadı budhha rahiplerini ya da bilemedin yoda'yı gözünüzün önüne getirin... yaa gördünüz mü, dalga geçilecek bir şey değilmiş akupunktur, değil mi?

    aklımda kalan en çarpıcı cümle şuydu: "akupunktur, belki de modern tıbbın yeniden yorumlanmasına sebep olacaktır."

    babababa...
    ...
    ...
    ...
    devam edicem, ama bir kahve alıp geliyorum. siz de rahat bişiiler giyin üzerinize canım. heh...
  • akupunktur uzmanı babamın tıp okuduğum 7 yıl boyunda beynimi yiyerek beni yönlendirdiği uzmanlık dalı.türkiyede sadece tıp doktorları legal olarak yapabilmektedir.akupunktur uzmanı olan bir tıp doktoru olarak bana "babuş akupunktur plasebo yav" diyenin aklını alırım.15 yıllık migrenden depresyona girmiş hastaları migren ataksız yaşatabiliyorsam ve siz buna plasebo diyorsanız size diyeceğim tek şey "yav he he" olur.

    öncelikle akupunkturun dayandığı hipotezlerden "vücuttan geçtiği varsıyalan meridyenler" bilimsel olarak kanıtlanmıştır.vucuttaki immunglobulinleri serotonin seviylerini yükselttiği biyokimyasal testlerle ortaya konmuştur.

    bilim dünyasında evrim teorisi varmı yok mu diye bir tartışma olmadığı gibi tıp dünyasındada akupunktur etkilimi etksisiz mi diye bir tartışma yoktur.

    dünya sağlık örgütünün sitesinde hangi hastalıklara etkili olduğu tek tek yazmaktadır.yav dünya sağlık örgütü akupunktur etkili diyor bizim kezban ekşi sözlük yazarı plasebo diyor :)
  • varsayalım yalan, varsayalım bilimsel olarak açıklanamıyor. ulan yan etkisi yok ki. sonuçta çok yakın bir arkadaşımın migreninin geçirdi. ne ağrı kaldı ne sızı. resmen hayat kalitesi yükseldi. plasebo etkisi de olsa, işe yaradı arkadaş. abuk subuk ağrı kesicilerden, migren taşlarından kurtardı, normal normal yaşıyor. çok biliyorsan geçir migreni ya da alerjik astımı başka yöntemle görelim.
  • yıllar sonra gelen zorunlu ekleme:

    sözlüğe eskisi kadar giremiyorum o yüzden gelen mesajlara cevap çok geç veriyorum.
    akupunktur için kadıköy'de nuzhet ziyal hoca'ya gitmiştik. geçen ay (kasım 2018) tekrar randevu için aradık ama artık nuzhet hoca'nın eskisi gibi hatırlamadıklarını söylemişlerdi. ama belki öğrencisi filan vardır. olmalı.
    ____

    eşimin alerjisini, astımını, bel-boyun düzleşmesini, siyatiğini, hormon dengesini, infertilitesini sonuç olarak da depresyonunu düzelten çin malı tedavi yöntemi. yaklaşık dört ayda filan sıfırladık gibi bir şey oldu hastalığı.

    çok bilirim eşimin alerjiden ağzı burnu kapanmış, 4 elle sürünerek seansa girip de seanstan tazı gibi koşarak çıktığını. tabii seans sonrası terlemek filan yasak ama gayet de işe yaradı. hatta tam emin değiliz ama gebe kalmada da etkisinin olduğunu söyleyebilirim. yani muayene sırasında zaten sizin hastalıklarınızın önemli bir kısmını onlar size söylüyorlar, hatta sizin haberinizin bile olmadığı şeyleri sonra seans sırasında sadece şikayetiniz için değil, tüm hepsi için tedavi uygulanıyor. zaten akupunturda amaç vücudun genel dengesini sağlamak.

    misal biz alerjik astım için gittiğimizde doktor çok çok çok yoğun bir astımı olduğunu, tedavinin uzun süreceğini, yarıda bırakırsa bir işe yaramayacağını söyledi. biz tabi he he para için bunlar diye içimizden geçirirken belinde ve boynunda düzleşmeler olduğunu ekledi, annesinde migren ve egzema olduğunu filan epey bir şey anlattıydı. mr istedi baktık hakkaten de varmış yea... artık sol bacağında siyatik benzeri ağrılar da kalmadı.

    neyse seanslar sırasında alerjik astım için iğne batırırken bel, boyun, gövde bacak, şirdan taşlık, kırbayır her şey için gerekli uyarım noktalarına tedavi uygulanıyordu. eşim gebelik düşündüğümüzü 2 yıldır tedavi gördüğümüzü ama halen olmadığını da söylediği için onun içinde ek iğne takılıyordu.

    ne tekim bir şekilde oldu. akupunktur gebe kalmayı sağlıyor mu bilmiyorum ama o nefes alamayan alerjik astımlı eşim şimdi steroid ya da ventolin kullanmadan çok daha rahat hayatına devam ediyorsa muhtemelen gebeliğe de bir katkısı olmuştur.

    ayrıca akupunktur'un doğum pozisyonuna giremeyen ters duran* bebeklerin doğum pozisyonu almasına da katkısı olduğunu duydum 12 ekim 2011 tarihinde. kızımıza yaptırmayı düşündük ama malesef suyu bittiği için sezeryanla doğmak zorunda kaldı.

    (bkz: 14 ekim 2011/@sinan ayhan)
  • konu hakkında hiçbir fikir sahibi değildim. zaten fikir sahibi olmam da beklenemezdi, daha 16 yaşındaydım. bir komşumuz dedi ki, benim evlat gitti, izmir'de bir doktor varmış akapuntur mu ne yapıyormuş. oradan zayıfladı sen de git. nasıl yani dedim, dedi ki kulağına iğne batırılıyor, öyle işte.

    iyi dedim madem. babam da bir yandan destekliyor, gideyim diye. babam dedi ki, komşuya, senin evlata söyle, bana randevu alsın. aynen de öyle oldu, çat diye aldı radevuyu.

    hiç unutmam, çarşambaydı günlerden. ve yaşamım boyunca ilk kez izmir'e yalnız gidecektim. yine o günü iyi hatırlıyorum, galatasaray 9 puan gerideydi 16. hafta sonunda, ben demiştim ki galatasaray bu sene şampiyon olacak, tanımadığım bir herif yok dedi, 9 puanı kapatıp nasıl 1.'liğe yükselir. snra görmedim o adamı bir daha, kesin intihar etmiştir.

    neyse konuyu dağıtmadan anlatayım ben. gittim o gün doktora, hatta isim de vereyim dr. faruk öncel'di. ydh'liydi, yani odasında ydh ile ilgili bir şeyler vardı, afiştir, tablodur vs işte. yahu yine neyse, kulağımda bir cihaz dolaştırdı, dolaştırdıkça, sekreterine "yaz kızım" diyordu, hastalıkların adında bir ben yoktum.

    belki seksen tane hastalık çıkardı. yaşadığım obezite kadar, beni etkileyen bir hastalığım daha vardı, sinüzit.. sürekli başım ağrırdı; hatta uyumak, uyuduğumda da kalkmak istemezdim. yahu neyse, kulağıma o meşhur iğneleri taktı. ben bu iğnelerle ne olacak, ne bitecek bilmiyordum. bana bir diyet listesi verdi, bunu uygula dedi. "haftaya yine gel, spor bu ay yapma" diye ekledi sözlerine. gittim, ilk hafta 6 kg vermiştim. müthiş, çok güzel vs. dedi. ertesi haftada 4 kg civarı vermiştim. harika vs dedi yine. bir hafta gittiğimde bir kadın 200 gr. vermiş diye, kadını mutluluklara boğmuştu. allah'ım o ne kelimeler. harikasınız, süpersiniz, işte bu! çok iyi.

    ben çıkmıştım sonra teraziye 1200 gr verdiğimi görünce, yerin dibine sokmuştu. "bak diyetine dikkat etmeyeceksen buraya bir daha gelme vs." herif ne tavır yapmıştı bana. ben de "aaaaaaa yeter" dedim, "karı 200 gr verdi, göğe çıkardınız ben 1200 gr verdim yerin dibine soktunuz, daha neler!!"

    "salak" dedi, "onun kilo vermeye ihtiyacı mı var salak!, ben onun parasını alıyorum, sanaysa sağlık veriyorum." o gün burjuvaziyi daha yakından tanımış, sonra da eyw demiştim.

    velhasıl gel zaman-git zaman kilo vermeye devam ettim, sömestr oldu, sömestr bitti, sınıfa bir gittim, yuh anasını satayım, öğretmenlerim beni tanımıyor. o derece zayıflamışım, hatta zamane sevgilim dedi ki "keşke zayıflamayaydın!"

    yine neyse, lig sonu yaklaşmıştı ve galatasaray benim dediğim gibi, şampiyonluğu neredeyse garantilemişti, yanlış anlaşılmasın, kalecisiz oynuyorduk o sene. yine izmir dönüşü bir gün gazete okuyorken, bir haber gözüme ilişmişti. haber aynen aşağıdaki gibi bir başlıkla yazılmıştı, hala hatırladıkça "yuh be breeeeh" derim. bernard lama ile ilgili. "bernard lama ile görüşen galatasaray yönetimi sonuca çok yakın, bu arada terim'in kızı merve ameliyat oldu." ne alakası vardı, transfer haberinin içinde ilahi ya rabbim, akıl fikir! bense 55 kg vermiştim.

    akupunktur'un ne olduğunu da öğrenmemiştim sene boyunca, belki 3-5 yıl sonrasına kadar hiç haberim bile olmadı; alternatif tıptır, vs'dir. sadece kendimi tok hissetmiştim bütün bir kış, o kadar. sonra yeğenim gitti, o da verdi epey, babam gitti o da verdi. ailece akupunktur delisi olduk diyebiliriz. bir ara bir baktım yengem, diyor ki "ben de sigarayı bırakmak için gidiyorum" yuuuuuh! diyemedim, onların da izmir'de gezmek hakları dedim, geçtim.

    yine rutin kontrollerden çıkmıştım bir gün. o sene şehir içi bileti, eshot bileti yani 80 bin liraydı. benim cebimde de 75 bin lira kalmıştı. dedim alsancak'tan garaja yürürüm. daha garajın yeri de değişmemişti, hem garaja da terminal denmezdi o vakitler. mersinli'deydi garaj hala. aman aman uzak sayılmazdı yani alsancak'la arası çok çok yarım saat.

    yürürken bir baktım, kazı kazan biletleri önümde. kaybedecek yok bir şey dedim kendime, zaten yürümeyi göze aldın, bu parayı saklasan ne olur saklamasan ne! çektim bir bilet, kazıdım, ohaaaaa!!! 20 tl kazandım, yaptığım diyeti bozmaya da hak kazandım, diye düşündüm. gittim fil pizza'ya bir pizza yedim en bilmediğimden. sonra bir kasetçiden ali asker aldım, rüzgarla bir. sonra taksiye atladım garaja gittim. para nasıl yenir ilk orada tattım. yılmaz erdoğan'ın şiir ve piyes kitaplarıyla da o dönem tanışmıştım. cebimde para gördükçe ya kasetçideydim, ya da kitapçıda. dünyaya soldan bakan olduk, çıktık sonra. en çok parayı da attila ilhan'ın şiir kitapları aldı benden.

    kıbrıs şehitleri'ndeki iletişim kitabevi'nin dili olsa da bir konuşsa!

    hey allah'ım akupunktur, sen nelere kadirsin..

    edit: geçmişte mahkeme kararıyla neden silindiyse silinmişti, tekrarında bir beis görmedim.
  • akilli yaklasimla, ulkedeki saglik hizmetlerinin standartlarini tavana vurdurur.

    soyle ki; oncelikle, bu tedavinin tum turleri, seanslari vs.leri sgk kapsamina alinir. hastanelerde kocamaaann kocaman akupunktur servisleri kurulur ve olabildigince cok uzman, bu servislerde gorevlendirilir. insanlar zaten (hastaliklarinin ne oldugu fark etmeksizin) alternatif olana yonelecektir. bel agrisi, bas agrisi, goz kararmasi, agiz kurumasi, mide yanmasi, tirnak batmasi, solunum yetmezligi, kalp aritmisi su bu ne rahatsizligi olan varsa, akupunktur servisine akin edecek.

    hal boyle olunca ne olacak, acil servis disinda, hicbir serviste yogunluk olmayacak. (hatta sikko sikko durumlardan oturu acile giden hastalar icin de acil akupunktur servisleri kurulabilir)
    sonra insanlar sakin, doktorlar rahat (hemsireler yine suratsiz) olacak. tahlil, film, mr, ekg, emg, kgb siralari olmayacak. ameliyat sayilari dusecek. hastaneler hastalara ne muayene ne de ameliyat icin aylar yillar sonrasina gun verecek.

    iste sonra ne hastaya tahammulu kalmamis hekim goruruz ne hekime siddet ne calisma sartlarini protesto eden saglik calisanlari ne bir sey. hastaneler cennet olur cennet! hastaya sen ben lan lun diye konusan doktorlar, hastaya ve yakinlarina kruvaze konyak ikram eder, muayeneler kokteyl havasinda gecer.

    memlekette adam kitligi yok ya, topla topla yetistir. zaten ilac, tahlil, goruntuleme, operasyon vs. sayilari ve tabii masraflari dibe vuracak; uzmanlara yapacagin masrafin kat kat fazlasini tasarruf etmis olacaksin. acima paraya acima! olmadi bu servislere gelenler cuzii bir miktar igne parasi da odeyebilirler. bir bicak parasi kadar acimasiz olmaz en azindan, igne neticede. olmadi herkesin kendi ignesini getirmesi sarti da kosulabilir. onu da paraya ceviren, hastane kapisinda toplu igne satan yuzlerce adam bulunacaktir zaten.

    diger servislerin kapisindan donup, akupunktur servisine giden hastalarin akibetini mi soracaksiniz? komik olmayin bayim. saglik gorevlisi iseniz, onlarin ne olacaklarini benden iyi biliyor olmalisiniz.

    not: fazlasiyla rahat ve ortopedik sandalyeme oturmus, ayaklari yataga uzatmis, kucagimda laptop ulke sorunu cozdum. 3-4 yillik yazarligim var, sanirim anca simdi bir eksici oldum.

    ama aslinda olmayacak bir sey anlatmadim. deneyin gorun.
  • kekemelik tedavisi oldugunu da okuduktan sonra tedavi olma karari verip basladigim uygulama.

    bugüne kadar sonu hüsranla biten çok kekemelik tedavisi gördüm. artık yıpranacak, üzülecek bir durumum yok, olmazsa olmaz deyip bir ümitle başladım.
    doktor 1 kur = 10 seans gelmemi soyledi, eger gerekirse 2.kur'u uygulariz dedi. bende daha fazla para icin oldugunu dusunmedim degil. ilk 4 seans'a kadar hic bir degisiklik yoktu, 4.seans'tan sonra karin bolgesine yogunlasti ve normale oranla biraz daha akici konustugum soylenebilir ama bunlar plasebo etkisi mi bilinmez.
  • olayını anladığım şey... iğneler çıktığında, o battığı süredeki rahatsızlık geçtiği için iyi hissediyor insan. budur.
  • ise yarayan ve uzerinde bilimsel arastirmalar da yapilmakta olan bir cesit yontem.

    daha fazlasini tanimlayamayacagim cunku tip bilgim yok.

    fakat kendi deneyimimden yola cikarak diyebilirim ki bir placebo degil.

    asiri mantikli ve bilimsel bir insan sayilirim, iste tam da bu yuzden alternatif tip sayilan yontemlerin alayina birden placebo aciklamasi getirmeyi ileri derecede kolayci buluyorum.

    reiki placebo, homeopathy placebo, akupunktur placebo, eyvallah.

    placebo ne peki?
    yani placebo diye bir insanin kendi kendini sirf birseye inanarak iyi ettigini ima ediyorsunuz, yani sonucta insanin kendini iyilestirme yetisine geliyorsunuz. bir grup hasta gercek ilaci yutuyor iyilesiyor, otekilere icinde hicbir sey olmayan ayni gorunumlu ilaci veriyorsunuz, aaa? onlar da iyilesiyor, cunku placebo.

    yani iyi olacagina inanan insan vucuduna ekstra bir destek verilmeden de iyilesiyor, ozunde buna inaniyorsunuz ama alternatif tip yontemlerini elinizin tersiyle itiyorsunuz. vallaa cok bilimsel.

    esasen placebonun kendisi arastirilmali, niye var boyle birsey ve nasil oluyor, onu arastirmak hem akademik camialarda got ister, hem de kisa yoldan yayin yapmanin azicik zor oldugu konular, bir baslangic noktaniz bile yok cunku. iste o sebepten populer bir arastirma konusu oldugunu sanmiyorum. (arastirmalar varsa da bilgilendirin, ilginc konu.)

    ozetle yaptirmak isterseniz yaptirin arkadasim, ne vucudunuza ne de bilime bir zarari yok, igneler oyle terzilerin kullandigi toplu ignelerden degil, ozel igneler, caniniz yanmiyor o kadar. ama uzmanina yaptirin.