şükela:  tümü | bugün
  • türkiyede yayımlanan ikinci kitabı ara-lık yayınları tarafından dilimize kazandırılmış olup felsefe için manifesto ismini taşımaktadır.
  • en gerekli kitaparı türkçeye çevrilmemiş felsefeciler topluluğunun üyesi fransız bir zat...
  • sevgili hocamiz, felsefenin yasayan "hakikatli" tek temsilisi. icguduselciligi ve hayvansallagi haytin anlami sanan nietzshe ve muridlerinin canina en iyi okuyan adam.
  • ilginçtir, sözlükte dahi söylediklerini aktaran pek olmamış..

    evrensel sayılabilecek bir "insan hakları" nosyonuna karşı çıkmasıyla yarattığı "ne oluyoruz" gibilerinden nidaları rahatlıkla göğüsleyebilecek bir nedensellik denizinin liberal akıntılarına karşı dimdik bakan bir feylosof olarak tanımlarsak kendisini yerinde olur. özellikle üzerinde durduğu nokta "iyi - kötü" [good-evil] kriterlerinin kalıba çekilmiş hali olan insan hakları evrensel beyannamesi'nin "insan" dediğimiz varlık üzerinde negatif etkileri olduğu yönündedir.

    ilk negatif etkinin anlaşılabilmesi için michel foucault'tan argümantatif bir çerçeve alıntısı yapmak faydalı olabilir.. çünkü insan hakları dediğimiz kurallar bütünü ve dahi bu kuralları hazırlayan ikinci dünya savaşı sonrası amerikası-batı avrupası kendini iyi ve kötü nün evrensel kriterlerini çizmek için yetkin görmüştür..buradan bir "güç ve söylem" (discourse and power) ilişkisini akla getirdiğimizde yani üretilen hiçbir söylemin masum olamayacağını yeniden düşündüğümüzde alain abimizin yapmış olduğu sorgulamayı daha kolay anlayabiliriz. çünkü kapitalizmin başat olan hegemonyası kendi iyi ve kötüsünü şu dünya üzerinde uygulamaya çalışırken karşısına çıkan iyiliğe ve kötülüğe dair her talebi silip atma şerefine erişmiş düzeyde görmektedir kendisini..yani devrimci-marksist bir çizgide yapılacak olan yeni bir tanımlamayı veya daha iyi bir tanımlamayı kendi iyi ve kötüsünü kurarak dondurmaktadır..

    ikinci nokta ise alain abimizin felsefesinin özünü net bir şekilde ortaya koyan ve "truth" (hakikat) ile "event" (vak'a) gibi çok basit anlamlara sahipmiş gibi görünen lakin derinliği ortalama bir liberali kolaylıkla boğmaya yetecek seviyededir..çünkü insanı günlük yaşamı içerisinde yaptıkları ile sınırlayan ve buna dair bir "iyi ile kötü" kavramsallaştırması sunan insan hakları evrensel beyannamesi insani olan esas unsuru göz ardı etmiştir. halbuki insana yakışacak olan hayatında karşılaşacağı önemli vak'alar (aşk gibi devrim gibi..) anında yaptığı seçimler ile kendini yeniden kurmasıdır..yani insanibir hakikat yaratma konusunda iyi ve kötünün yanlış tanımlanmış, insanı sadece günlük gereksinimlerini (yaşama hakkı vs) karşılamayı amaç edinmiş bir heyvanla aynı kategoriye sokan bu bakış açısı yanlıştır..çünkü insan ancak kendini yeniden kurduğu vakit insan olarak varolabilir..

    tüm bu sebeplerden ötürü dünyayı kendi kavramlarının ve pratiklerinin tekeline almış olan bir liberal kapitalist çerçevenin tez vakittte buhar olup form değiştirmesi ve bunun yerine hakikat'ın gelmesine dair felsefi bir açılım yapar alainabimiz..ellerinden öperiz..
  • felsefenin; sanata, politikaya, bilime ya da aşka... en özelinden son dönemleri göz önüne alırsak şiir' e -celan ile son bulan şairler çağını anlatıyor badiou: heidegger' in hölderlin üzerinden ya da sinema, edebiyat ile ilgili son dönem fransız felsefesinin disiplinlerarası damarından bahsedersek badiou haksız değildir-ağırlığından fazlaca eklemlenmesinin onun bu dört uzamı biraraya getiren kavramsal birlikte mümkün oluşu sekteye uğrattığını kısaca felsefi düşünceyi aksattığını ve onun sonunun ilan edilmesi için bir zemin oluşturduğunu haklı olarak düşünen ve düşüncelerini gerekçelendirebilen, sistemler bitti diyenlere karşıt olarak haykıran filozof.

    felsefe için yeniden bir çağrıyı dillendirirken, hakikatin öngörülemezliğine ve felsefenin hakikati üretmesine değil de onu yakalamasına önem atfediyor. badiou için, felsefe özel bir uzamda sanatı, politikayı, bilimi, aşkı hiçbirisine ağırlıklı olarak eklemlenmeden birlikte mümkün kılarken olayın düşünsel ve pratik zamanı arasında da bir köprü kurar: felsefe böylelikler kavramlar içerisinden dünyayı hep birlikte olmaya, hakikati yakalamaya çağırır. felsefe bitmiş değildir, felsefe imkansız da değildir, felsefe imkanını zamanın ve mekanın arasında, düşünce ile varlık arasında kurduğu ve sürekli yeniden önümüze gelen, içinde delik açılmış bilgi olarak hakikattir. felsefe deliğin içerisinden sızan hakikatin etrafında dolaşır.
  • (bkz: radical evil)
  • badiou, hakikate kendi usülleri içerisinden geri dönerken; son dönem fransız felsefesini de edebiyat ve sanatın gölgesinde varolmaya çalışmakla, felsefeyi onlara eklemlemeye çalışmakla eleştirir... esasında heidegger, hegel etkilerini doğrudan hissedebileceğiniz eskinin radikal solcusu düşünürün [doğal olarak marksist bir çerçeve içerisinde] düşünce evreni içerisinde analitik felsefenin ve bilim felsefesinin bağıntıları da fazlasıyla yer etmektedir. badiou 1930 öncesi mevcut olan felsefeci/filozof kimliğine çok daha yakındır, meseleleri de o yönde ele alır.
  • felsefenin yeniden demesi için, dünyanın bu hızlılığı ve iletişimsizliği karşısında, bu öznelliğin saçılması ve türlülüğün etiksizliğinden kurtulmak adına hakikat kategorisinin aktarılabilirliğinin yani evrenselliğinin kabulünü şart koşan -kanımızda bunda sonuna kadar haklıdır- düşünürdür. ve daha önemlisi kendisi son dönem felsefe ilgilerinin tersine, bir isyanın anlamını derinleştirmekte; bu iletişimsizlik hızlılığına karşı olarak felsefenin türeyimsel koşullarını "yavaşlık" kategorisini onlara eklemleyerek öne çıkartmaktadır. hakikatin kendisiyle birlikte bir nefes alıp verme, dünya karşısında anlamlı bir tavır, genel geçer saçılma karşısında bir süreksizlik ve delik yaratmak, felsefenin yazgısını sanata ve edebiyata yapışmış olmaktan kurtarmak,,, üstadın bizi heyecanlandıran diğer söylemleridir.
  • badiou, deleuze’u eleştirirken şöyle bir soru sorar: virtüellik ve aktüellik aynı nesnede ise, yani ayrılmaz ise, bunu bir’i iki’ye dönüştürmeden, yani aşkın olana başvurmadan nasıl düşünebiliriz? ve bu soruda nesnenin ya da olan’ın olma ya da varlık ile ilişkisi sorun edilmiştir aslında. şayet virtüellik ve aktüellik ayırtedilemez ise, yani bir nesnede hem aktüellik hem de virtüellik beraberce varsa, ya aktüelliği “epifenomen” veya “virtüelliğin üstünü örten belli belirsiz bir “imaj” olarak düşünür ve böylece aktüelliği gücünü siler aşkınlığa düşeriz ya da artık virtüeli bir temel olmaklığından azlederek onu aktüel cinsinden düşünürüz.” fakat bu eleştiri o kadar sağlam değildir todd may’e göre. may şöyle der: badiou burada virtüellik ile aktüellik arasındaki ilişkiyi fazla uzamsal düşünüyor. halbuki, burada deleuze’un bergson ve nietzsche’den devşirdiği geçmiş ile şimdi arasındaki ilişkiye bakmak gerekir. geçmiş ile şimdi arasındaki ilişki, may’e göre, bir “ifade” (expression) ilişkisidir. geçmiş kendini şimdide açarak ifade eder. bu ifade edişte geçmişle şimdinin birbirinden ayrılamaz derece içe içe geçmişliği vardır. şimdi hem geçmişten koşul olarak geçmişle ilişkisi ölçüsünde onunla ilişkide iken hem de uzamsal olarak ulaşılabilir olmasından dolayı ontolojik olarak ondan ayrıdır. yani, geçmiş ontolojik olarak şimdi ile beraberce tek bir zaman’da varolur. bu geçmişin bir aşkın olmadığı gösterir. ontolojik olarak bir’dirler, yani tek bir zaman vardır; hem de ontolojik olarak ayrıdırlar, yani şimdinin derece farkı olmasından dolayı geçmişin tür farklarlarından ontolojik olarak farklı olması. buradan şu sonuca varılır: sanıldığının aksine deleuze saf çokluğun düşünürü değildir ki şayet buradan herhangi bir bütünselliğin (bir’in) olmadığı bir durumu anlıyorsak. böylece, may, badiou’nun deleuze’un bergson okumasındaki zamanı işin içine katışına, yani virtüel ile aktüel arasında ilişkide zaman unsuruna çok dikkat etmediğini ve böylece eleştirisinin zayıf olduğu sonucana varır ve amacının badiou’nun ontolojisi (yani virtüel olan ile aktüel olanı birbirine indirgemeden düşünebilmek için bir’i bırakmalı ve temeli boşluk (void) olan sadece çokluğu düşünmeliyiz) ile deleuze ontolojisi arasında bir tercih meselesinden ziyade (ki bu çok daha kapsamlı bir ele almayı gerektirir) deleuze’un düşüncesindeki tutarlılığa vurgu yapmak olduğunu söyleyerek bitirir.

    burada son olarak söylenmesi gereken şu vardır. geçmiş ve şimdi arasındaki ilişki bütün felsefeyi kateden bir tema olarak çıkar karşımıza. gerçekten de deleuze’un “şimdi yoktur”a kadar vardırabildiği bu düşünce bölgesinde biraz daha temkinli hareket etmeliyiz.
  • hakkında bir video için:

    www.humanite.fr/alain-badiou-de-quoi-sarkozy-est-il-le-nom