şükela:  tümü | bugün
  • 50/50 filminde gecen bir olay. izleyiniz.
  • onun "öleceksin, ama ağır çekim bir şekilde" olarak algılayacağı ve hayata belirli bir müddet küseceği olaydır.

    anlar, hisseder, bilir ve hayata küser. bu süreç değişmez. "herkes atlatıyor" ,"falancaya da şöyle dediler bak böyle oldu" gibi bindebir örnekleri vermeyin. ilk şok ağır olacak ama bu onun mücadele etmesi gerektiğini ve her gününün kıymetli olduğunu anlaması açısından gereklidir.

    ortada hiçbir şey yokmuş gibi davranmayın, zira o anne. anlıyor.

    ben ona söylenirken yanında yoktum. o bilirken ve ben henüz hayatımın karardığından bihaberken dizi izlerken yorumlarıma,neşeme ve mutluluğuma yatağından acı gözlerle nasıl baktığını bilirim,beni nasıl şefkatli gözlerle izlediğini. "neden doktora gidiyorsun ki hala" dediğimde kitlenmiş çenesinin arasından uydurduğu bahaneleri.

    hayat fragmanımın en acı sahnesidir ki öğrendiğimi öğrendiğinde ilk göz göze gelişimiz.

    hayat işte vapurlar falan.
  • kafa karıştıran durum.
    annenizin kanser olduğunu mu söylüyorsunuz yoksa kendinizin kanser olduğunu anneye mi bildiriyorsunuz?
  • çok zordur. hele ucundan bucağından sağlıkçıyım diye ortalarda geziyorsanız. her şey o kadar sıradan şekilde gerçekleşir ki. anne her zaman olduğu gibi tahlillerime, sonuçlarıma bir bakıver neymiş derdim der. bakarsınız yolunda değildir bazı şeyler. değerler ya acayip yüksektir, ya acayip düşük. bildiğiniz bütün kan ve tetkik değerlerini unutursunuz bir anda.

    biyolog kız kardeş aranır. ben mi yanlış yorumladım bir de sen baksana falanca çok yüksek olduğunda, fişmanca da düşükken bir de patalojik bulgularda metastaz?!! derken uzun bir sessizlik olur telefonda...

    ne yani, yok canım, film istenmiş mi, şu takip edilmiş mi derken doktorunu aramak gelir akla ve hemen o gece hastaneye yatırılır anne. ne olduğunu anlamaz anne. kanın düşük incelenecek diye saçmalanır ağız birliği edilip. ertesi gün her şey netliğe kavuşur, anneye meme kanseri teşhisi konur. ailesinde yaşayan tüm diğer kadınlar gibi..

    anne sorup durur ne zaman eve gideceğiz, daha bitmedi mi diye.. sen söyle der aile eşrafı, sen söyle, senin dilin döner... dönmez o dil, ağızda şişer..

    - anne bak şimdi bir şey söyleyeceğim sana ama üzülme, üzülme çünkü hemen müdahale edilecek.
    üzülme çünkü biliyorsun her şeyin çaresi var, hem biliyorsun ki anneannem, teyzelerim hep..
    gerisi gelmez bir türlü ses çatallanır, gözünü kırpmaktan korkarsın göz yaşını görmesin, daha çok üzülmesin diye..

    olsun der anne, - ne yapalım annemden miras, bari benden size kalmasa...
    o haliyle bile kızlarını düşünür anne, canının derdinde değil de annesinden ona kalan mirası kızlarına bırakmamanın derdinde..
  • kendiniz kanser olduğunuzda anneye verilmesi imkansız olan haber, hele bir de anne de halihazırda kanser hastasıysa ve tedavi görüyorsa..
  • bir annenin ne kadar güçlü olduğunu görmenizi saglar. sizi tekrar kanatları altına alacak endişelerinizi hafifletecektir. 50/50 filmi konu ile ilgili tavsiye edilir.
  • kısık seslerin uğuldadığı, ilaç kokulu sıcak o hastane odasında bekliyorduk doktoru. güya bir miktar x ışını annemin karaciğerinin durumunu yazıvermişti. sağlıklı heybetli görünüşü ile cerrah, dokundu annemin karnına ve acımadı ki. annemin kanser olduğunu ve öleceğini o kadar rahat söyleyiverdi ki, düşmek istedim yere bayılmak geldi içimden. nasılsa annem uyandıracaktı beni burnumda keskin bir kolonya kokusu ile. ona sarılarak anlatırken rüyamı kolonya kokusu annemin kokusuna dönüşecekti ya hani, olmadı. düşmedim sapasağlam ayaktaydım. şimdi nasıl dönecektim ben o sıcak odaya , sırtımdaki bu alevle ? , ne diyecektim anneme ?
    odaya girip beyaz çarşaflı yatağın dibine gidinceye kadar başımı kaldıramayışımdan mıdır bilemem ama sormadı annem hiç birşey, hiç bir şey. babam sırtında morfin almaya götürdüğünde, ağlardım annemin içinde olmadığı kıyafetlere sarılıp, sanki ölümün provası gibi. son nefesini vermeden önce çıktı annemin ağzından o kelime '' ben ne zaman ölürüm''
    ben annem kanser olduğunu hiç bir zaman söylemedim..
  • zordur. hele o anne eşini ve büyük oğlunu aynı illete kurban vermiş yaşlı bir kadınsa, iyice zorlaşır. anne, hisseder bir şeylerin ters gittiğini ve hep sorar “oğlum, derdin nedir?” diye. ama, kelimeler bir araya gelmiyor ve o cümle oluşamıyor işte...

    bu sabaha kadar umut vardı... belki yanlış bir tanıydı, belki başka bir şeydi. ama, değilmiş. hayat bu; yapacak bir şey yok. kendimi bilimin ellerine bırakacağım... gerisi de nesnel şartlar. moralimi yüksek tutacağım, sanki o gün hiç gelmeyecek gibi çalışıp yaşamı anlamlı kılmaya, yaşamdan zevk almaya, bir şeyler yapmaya, öğrenmeye ve öğretmeye ve paylaşmaya devam edeceğim. nefesim yettiği kadar... kafamdaki aydınlık ile ve vazgeçmeden, hep mücadele ederek... kızlarıma, kardeşime, ablama ve anama daha sıkı sarılarak; dost ve can yoldaşlarımın değerini bilerek...

    her şey iyi de anneme nasıl söyleyeceğim, onu bilmiyorum. hayır! depresif değilim. tam aksine, pek konuşmasam da neşeli gözükmeye çalışıyorum. ve fakat, aklımda doğru cümleler bir araya gelmiyor. anamın kalbine iner, diye korkuyorum. zaten, pek hayırlı bir evlat olamadım. kadıncağızı hep üzdüm, hep benim için endişelendi. ve tam oh diyecekken, bir de bunu söyleyemem. bu kadına ben de yolcu olabilirim, diyemem. bir anneye karşı yapılmış en büyük haksızlık bu. tedavisi olacak ve büyük bir ihtimal uzun yıllar olmasa da bir süre daha yaşamaya devam edeceğim (*); ama, o küçük ihtimal bile kadıncağıza günlerini cehennem edecek...

    bilmiyorum; zor... gerçekten zor. söylememek de bir seçenek.

    (*) ufaklığımın da üniversiteden mezun olduğunu, altın bileziğini koluna taktığını görsem yeter...
  • zordur...tanı ve kemoterapi dönemi boyunca gizleyip ancak tedavi bittiğinde, yeni yeni çıkan saçlarla ve eskisinden 15 kg düşük bir görüntüyle anne-babamın karşısına çıkmıştım...doğru mu yanlış mı tartışılır ama en azından sıkıntılı dönemi yaşatmamıştım...
  • ufak ve çok tehlikeli olmayan bir türden dolayı radyoterapi görmüş biri olarak ben söyleyemedim.

    ama zorunda kalsaydım o kadar sıkıntıda onu da ben yapmazdım herhalde. sevenlerimden birinin üzerine atardım o işi. bilmiyorum o zaman o kadarcık bencilliği hak ediyorum gibi geliyor.