1. kumbaraya tumbaya
    kumbaraya tumbayara
    tente yare be kera
    ....

    (bkz: kera)
  2. şarkı sözü ezberleme özürlü olan ve şarkıları sallayarak söylemeye çalışan ev arkadaşımın çok seveceğini düşündüğüm şarkı.
  3. bugünkü konuşmasında başbakanın da değindiği konu. kendisi aşkın dilinin olmadığını döylüyor. ben bu konuda başbakana katılamıyorum.
  4. aşkın dili yoktur. ingilizce vardır. veya sevilen kişinin anadili hangisisiyse o vardır. misal ben ukraynalı bir kızla tanışsam ya onun dilini öğreneceğim ya o benim dilimi öğrenecek ya da ortak yol ingilizce konuşacağız. gözlerimizle çocuk yapıp onu büyütüp mutlu mesut yaşayabilen varsa berigelsin
  5. aşk, dilsiz, kör ve sağırdır. zaten öyle olduğu için adı aşktır.
  6. varsa eğer aşk diye bir şey dili dokunmaktır olsa olsa. dilsiz aşk, aşk olur mu peki? bak onu zaten hiç bilemedim.
  7. beğendiğiniz bir insanla önce yemeğe çıkarsınız. sonra beraber vakit geçirirsiniz.. bunlar zaten klişedir. her ilişkide yaşanır. hemen sonrasında ise aşkın/sevginin karşı tarafa iletilmesi gerekir. bunu hayatta görüp görebileceğiniz en kaypak kelimelere güvenerek yapmak oldukça riskli. çünkü sevdiğim bir çok kadınla aynı yatakta aynı kitabı okuduktan sonra bambaşka bölümlerden etkilenmiştik. veya aynı müzikten çok farklı anlamlar çıkarabiliyoruz. halbuki seviyoruz ve aşığız. doyamıyoruz. ama iş kelimelerden anlam çıkarmaya geldiğinde öznel düşünüyoruz. duygularımızı, düşüncelerimizi de katarak anlam vermeye çalışıyoruz.

    duygusal bir tembellik yapıp "halil sezai" şarkılarından alıntı falan mı yapsam? "yangın vaar, yaangınn vaar, yangınnnn vaar" diyerek mi haykırsam(romantik olmak adına). aşıklar sözlüğüne bakıp her durum için itina ile seçilmiş klişelerle geçiştirip, pompaya mı koşsam? sinatra'dan alıntılar yaparak mı çıksam karşısına veya shakespeare'in karaladığı bir iki cümleyi mi söylesem? bu o insanların kirli çarşaflarında yatmak gibi bir şey. kabul edemem. orjinal bir deklarasyon hazırlamalıyım.

    doğum günü bu konu için ne kadar yaratıcı olabilir? doğum günleri yapay bir neşe kaynağı olduğundan sevmiyorum. bir nevi saçma sapan kültür denyoluğuna boyun eğmek gibi.. onun adına öznel düşünmeye zorluyorum kendimi, o sevebilir belki diyorum. hiç gereği yokken kasıyorum kendimi. çünkü "aşk, sevgi, tutku" gibi kelimeler tüm anlamını yitirmiş, içi boşaltılmış. bir kulak/kalp bu sözcüklere tv'de gördüğü ölüm haberi kadar duyarsız. sevişmekte böyle değil miydi, hep başkalarından kalma izler taşımıyor muydu?

    en son ona karşı olan hislerimi cezerye ile paralel olduğunu söyledim.. cezerye gibisin sevgilim ağızda eriyen nefis, şekerli, yumuşak..
  8. "birbirimize yeni isimler verecegiz
    sonra onların hepsini birbirimizden geri alacagız
    kupe cıkarır gibi.."

    her asık oldugunda aynı hissiyatlar yasanır. bende yasanıyor en azından. onu en mutlu ben etmeliyim. en cok ben sevmeliyim. en guzel dizelerimi ona yazmalıyım. yasadıgı en harika surprizler benim eserim olmalı. bir isme bin anlam yukledigimde ona seslenmeliyim. hayatında hic asık olmamıs ve hic kalbi kırılmamıs gibi onu sevmeliyim....
    oysa sahi kac hikayeye inandın boyle? kac hikaye icin carptı yuregin? kac kez boyundan buyuk laflar soyledin? neler neler icin carpmıyor bir yurek, iyi bilirsin.. umutsuzluk koy masaya usta, aska inanmayıs koy, askın icinin bosaltılısını koy. koy babam koy.

    bilemiyorum. belki bob marley haklı. fazla kasıyoruz. fazla istiyoruz her sey dort dortkluk olsun. oysa onun ilk sevdigi degilsin, son sevdigi de muhtemelen olamayacaksın. ama beraber mutluysanız sadece tadını cıkarsan ya..
    sonra birden gozleri dusuyor usuma. kolları kavrıyor belimi. mutlu ya da huzunlu amma illa ki anlam yuklu ve rolsuz, truksuz, icten bakıyor yuzu bana.. iste o zaman benim yeniden buyuk buyuk laflar edesim geliyor.. hic sevmemis, hic kalbim kırılmamıs gibi sevesim...

    aşkın dili kalbinden gecen, onunla yorulan ve ikinize ozel sıfırdan yarattıgınızdır.
    for me formidable da der ya aznavour:
    "you are the one for me formidable
    you are my love veritable
    ı would like to write it to you in the language of shakespeare one day"
    illa hakkıyle sevmek icin shakaspeare mi olmamız lazım? en dogru ve fiyakalı sozcukleri mi secmek lazım ona layık olmak icin?
    sozcukler diyorum bayım ne kadar da eskitildiler.. ne kadar da dogru sahiplerini ararken yolda ici bosaltılıp da geldiler..

    o zaman ben de bir sairden yazayım ona:
    "ben seni cok yanılmıs kaplerin saglamlıgıyla sevdim
    bu yuzden eminligim sevgimizden...."

aşkın dili hakkında bilgi verin