hesabın var mı? giriş yap

  • ''benim babam hala çalışıyor. babamın sabah erken kalkıp işe gitmesi bana koyuyor.'' demişsin ya güzel kardeşim. 2006 yılında barcelona'nın kaptanı puyol'un babası öğleden sonra nerede olur? el corte ıngles'de alışverişte? marbella'da golf mü oynar? dünya turundadır; tokyo'ya az önce mi inmiştir? lebiderya evinde, dizlerinde battaniye; kitap mı okur? diagonal'de yürüyüşe mi çıkmıştır? şehir kulübünde briç masasında ayakları mı uyuşmuştur? barcelona kaptanının babası öğleden sonra nerede olur? oğlu deportivo la coruna maçı için el prat'dan takımla havalandığında bir iş makinesinin üzerinde de olurmuş. 56 yaşındaymış. iş kazası. puyol, la coruna'ya indiğinde "baban öldü" demişler. barcelona'ya 200 km uzaklıkta puyol ve kardeşi putxi'nin doğup büyüdüğü yerde. babalar hep ölür. milyon dolarların da olsa ölür... sen oturup o kadar milyon kazanırken hala babam çalışıyor ve bu bana koyuyor diyorsan, kusura bakma ama güzel kardeşim, biz yaşamayalım geberip gidelim. aceto balsamico'ya saygılar.

  • 3- daha en baştan, bizim işcep şifremizi nasıl buldular? babam bu bilgilerini kimseyle paylaşmaz ve telefonunu herhangi bir yerde bırakmaz.

    kusura bakma ama baban banka ile 4 saat (sen durdurmasan) ve daha fazla konuşabilen bir insan. küçükken çaldığı erikleri bile söylemiştir diye düşünüyorum.

    tnm: bir garip hack olayı iddiası

  • peşinen; mühendisim.

    şantiyelerde çalıştığım sürece ustalardan çok şey öğrendim. proje müdürümüzün sözüdür; ''işi usta kadar iyi bilmen gerek''. ustalardan öğrenecek çok şey var. düşünce yöntemleri farklıdır usta ve mühendisin. bu yüzden ortak çalışma gerektirir. son sözü mühendis söyler. son sözü söyleyecek fen bilgisi ve saha tecrübesinin her ikisine de sahip çalışanlar gerekecektir. o yüzden mühendislere gerek duyulmayacak bir dünya yok :)

    öğreneyim diye girdiğim şantiyelerde usta, işçi gibi çalışmışımdır. ellerim cebimde gezmedim hiç. bu insan tavrıdır, üslubudur. her insan kendi meşrebince davranır. bunun mühendislikle utsalıkla alakası yok. hiyerarşiyi bozup çemkiren ustalarla gırtlak gırtlağa gelmişimdir. halbuki anlat dinleyelim, ne gerek var ben bilirim tavrına. bu usta için de geçerli mühendis için de. ustayla ofise geçip ''nası yapsak'' toplantısı yapıp, ustayı da alıp proje müdürünün yanına da çıkmışımdır bu arada. tamamen insan odaklı bir durum.

    genelde şehir dışında olmam gerektiği için mühendisliğ bıraktım. ustlarla hala telefonlaşırız. bu insanın hayata dair tutumuyla alakalı. önce insan olmak gerek.

    gelen mesaj üzerine edit:

    şöyle bir mesaj aldım;

    "ilkokul mezunu çatlak, nasırlı, kara elli, r harfine benzeyen sırt yapılı insanlarla iş dışında da takılıyorsun yani :)"

    söyleyecek bir şey bulamıyorum...

  • alayınızın müebbeten mahkumu olduğu kapalı cezaevi.

    ruhunuzun ilhamlarını takip edeceğiniz yerde başkalarının, yine "başkaları ne der" tabanlı görüşlerine göre hayatınızı şekillendirdiğiniz için hak ediyorsunuz siz bu cezayı.

  • bir tane daha böyle ayıcık kafalı veya civciv kafalı bebek fotograf görürsem 'ayy canım allah bağışlasın aynı babasına benziyo' yazıcam. çünkü hayatımda bundan daha saçma bir uygulama görmedim. uygulamamı nedir ayrıca? nasıl konuluyor o minik smiley oraya? ama tabiki sürekli çocuğunun fotoğrafını koymaktan daha rahatsız edici değil o konuda hem fikirim. fakat bu konuyu derinlemesine düşündüm. neden ben arkadaşlarımın takip ettiğim kişilerin bebeklerin görmekten hoşlanmıyorum diye kafa yordum? ve buldum. aslında hoşlanmıyo değilim. yani bebeklerini görmekten hoşlanmıyo değilim ama bu kadar çok görmekten tiksiniyorum. kendisini de, masasını da , tatilini de bu kadar çok paylaşan arkadaşlarımı takipten çıkarıyorum. siz de çıkarın. silin gitsin. tek tık. ayıp olur diye düşünüyosanız söyleyeyim umrunda bile değilsiniz. çünkü öyle oslak işte bebeğimin kusmuğu diye paylaşım yapmazdı. aslında bu denli ciddiye alınacak bir platform olmadığından şuan buraya bu başlığa yazı yazmak bile boş geldi. boşluktayım şuan. düğünde pistte oynarken şuan ben burda napıyorum hissi var ya o geldi bana. o zaman ben gittim.

  • -boş zamanlarınızı nasıl değerlendirirsiniz?
    + değerlendiren zaman boş zaman değildir. (yaşanmıştır, işi alamadım o ayrı)

  • tomris tamer (henüz tomris uyar değilken yani) ülkü tamer'le evliyken aşık oluyor cemal süreya'ya. ikisi de evli aslında. sonra ikisi de ayrılıyor eşlerinden ve birlikte oluyorlar. yaklaşık üç yıl sürüyor bu aşk. o dönemin edebiyat çevrelerine göre de, aşk ki ne aşk hani.
    tomris uyar çok sağlam bir kadın. sizin aklınıza kadın gibi kadın dendiğinde kim gelir bilmem ama benim aklıma gelen üç isimden biridir kendisi. özgür, zeki, cesur, sosyal, komik, dilinin kemiği olmayan, okuyan, yazan, eleştiren bir kadın. hakkında en sevmediğim tanım ikinci yeni'nin gelinidir. (zaten türkçe'deki en çirkin kelimelerden biri de "gelin" bence. ne saçma sapan bir kelime)
    aşık olunacak kadınmış ki, ülkemizin sayılı edebiyatçı ve yazarları (ülkü tamer, cemal süreya, turgut uyar, edip cansever) kendisine aşık olmuş. ve muhakkak hepinizin hayatına dokunmuş en az bir tane şiirin/şarkının öznesi olmuş.

    cemal bey pek seviyor tomris hanımı. her akşam koşa koşa eve geliyor. tomris uyar o günleri şöyle anlatıyor;
    "evine bağlı, evinde olmayı seven bir adam -akşamları eve biraz geç gel yahu, bir erkek hiç dolaşmaz mı- dedim. ertesi gün altıyı çeyrek geçe geldi, sonraki gün altı buçuk. normalde altıda gelirdi. bir gün toz aldım, bezi silkelemek için pencereden eğildim ki kapının önünde oturmuş saatin dolmasını bekliyor" (şu tatlışlığa bakar mısınız?)
    tabi bu hikayeden tomris hanımın biraz otoriter olduğu anlamını da çıkarabiliriz. haliyle biraz fırtınalı bir ilişki yaşanıyor. bir ayrılıklarından sonra cemal süreya şu satırları yazıyor "daha nen olayım isterdin, onursuzunum senin!" (bana biri bunu yazsa, allahhhh allahhh nidalarıyla zafer turuna çıkardım.)

    ama gelin görün ki bu ilişkiyi bitiren de cemal süreya oluyor. bu konuyla ilgili tomris uyar şöyle diyor:
    "beni bıraktı ama rahat edemedi. ona göre bana sahip olunamazdı. senden ayrıldığım anda, senin hakkında, hikayen hakkında sevdiğimi belirtecek hiçbir şey söylemeyeceğim, benim ağzımdan kimse duymayacak, dedi ve doğrusu hiç yazmadı."

    şimdi gelelim asıl konuya. cemal süreya'nın söylediği gibi, tomris uyar için bir daha hiç yazmaması aşk acısını atlattığından mı, yoksa ölene kadar atlatamadığından mı?*