şükela:  tümü | bugün soru sor
  • hayattaki en nefret ettigim sey
  • yanlış insanlarla iletişim kurulmaya çalışıldığının veya kendini ciddiye almamanın bir sonucudur.

    kendisi dışında hiç bir şeyi ciddiye almayan insanlara laf anlatmaya çalışmak çoğu zaman böyle bir durumla sonuçlanır. kişisel almamak gerekir, bunu imkan dahilinde herkese yapmaya çalışmaktadırlar. bunlara karşı takınılacak ciddiyet bu şahısları hareketlerini tekrar değerlendirmeye itecektir.

    bizler insan olarak karşımızdakine ilk etapta davranışlarımızı, ya etraftaki diğer insanların o kişiye karşı davranışlarına ya da o insanın kendisine karşı davranışlarına (kendisine saygısı, ciddiyeti, duruşu) göre ayarlarız.

    giyiniş ve kuşam bu konuda önemli bir yer işgal eder: (bkz: ye kürküm ye) bir markette kredi kartı uzattığınızda kasiyerin kimlik istemesi ya da istememesi üzerinizde takım elbise olup olmamasına göre değişir. bundan başka kılık kıyafetten yeterli bilgi alınamıyorsa diğerlerinin o kişiye nasıl davrandığına bakar, toplumsal statüsünü anlamaya çalışırız. biz de onlar gibi davranır, risk almayız.

    yeni karşılaşılan kişi için ise kafamızdaki sınıflandırma kalıpları önemlidir: statü simgesi taşıyıp taşımadığı (okul rozeti, üniforma, ayakkabıları!), boyu (uzun boylulara daha saygılı davranılır ve hatta firmalar bunun için işe alımlarda boy faktörünü dikkate alır), evli olup olmadığı (sosyal kabul gördüğünün ve yerleşik bir düzen kurabilecek yetenekte olduğunun delili kabul edilir), kilosu (şişmanlarla dalga geçmek daha kolaydır ama salaklığa delalettir).

    bu ilk temaslar sonrasında ancak kişisel özellikler devreye girer. başarılar, yazılan makaleler, başarılı projeler, düğünde damada geline takılan paralar gibi üstte taşınamadığından sonra sonra değerlendirmeye dahil edilir. ancak bunların tam etki göstermesi için "sen benim kim olduğumu biliyor musun?" ve devamı ifadeler kullanılmamalıdır, karizmaya reset atacağı kesindir. kısacası bunları başarmak kadar bunları taşımayı da bilmek gerekir. mütevazı olmak (sosyal dünyaya açılan pencerenin kişinin boyundan daha düşük bir seviyede olması anlamına gelir, ki bunun tersi de çocukların yaptığı gibi pencereden görünmek için parmak ucuna kalkmak gibidir) sebepsiz görünen ekstra puanlar kazandırır.

    her ne kadar aptalca da olsa -giyilen elbiseye göre kişinin karakteri değişmez değil mi?- insanlar bizi bunlara göre sınıflandırır ve bunlara göre ciddiye alırlar.
  • esasında,
    hep başkasının suçu değildir.
    "gülerken hep beraber gülelim, ağlarken yalnız ağlayayım" mantığını kendisine ilke edinmiş; ne içten ne dıştan delinebilen, çelikten katı fakat pamuktan hafif maskelerini takmış takıştırmış kişinin, içinde mutluca yaşadığını söylediği sahte bi' dünya yaratmasıyla başlar her şey. hem sadece derdini paylaşmak istememesinden değildir bu mutluluk oyunu, anlattıkları hep özlemini çektikleri ama kaderin cilveyi sevmesinden, ve en çok da o kahrolası incelikler yüzünden elde edemedikleridir. olmaz işte, bazen sadece olmaması gerektiği için olmaz. öyle mi? neden peki? en kocamanından bi' boşluk...

    sonra o nedenler niçinler, bir güzel rafa kaldırılır. boşver yahu, belki böylesi daha iyidir denir, küfür değil teşekkür edilir. akıl edip de soran varsa şayet, nasılsın sorusunun cevabı hep aynıdır,
    -iyiyim ya sen?
    ...ama herkes paravan ardında sürdürmez ki hayatını...
    +ben kötüyüm, şöyle oldu, böyle oldu falan, feşmekan
    ...bildiği öğrendiği efsununa inandığı her şey girer devreye...
    -sen geçiceene inanmazsan geçmezmiş ki, hem öyle deme bak bugün hava çok güzel, gülsene bakim gıdık! =)
    sevimli misin sen şimdi benim başıma?

    ama yine de; sahte demeyelim gülümsemelerine, haksızlık etmiş oluruz. o gülümseme, yüzde oluşan o küçük eğrinin diğer tüm eğrileri doğruya çevirebileceği inancından beslenir çünki. bir gülümseme ne kadar mecburiyetten olabiliyorsa o kadar mecburiyettendir belki, olsun, varsın öyle olsun. gülmekle eskimez ya suratım der, güler. hatta kahkaha bile patlatıverir.

    ama bazen, şöyle okkalı bi' küfür de patlatmak ister. hani canı burnuna gelir, tebessümünü yüzünde tutmak ister yine, olmaz, ağlaması lazım; inat eder gözleri direnir, yukarı bakar, çenesi titrer, olmaz, ağlaması lazım; anlar artık tutamayacak birikenleri. o vakit köşesine çekilir, sessiz sedasız, bir ayinde gibi vakur, gitmesi gerekenleri yerine gönderir. sanki döktüğü her damla yaş, kendisine ettiği ihanetin simgesidir. artık o masucuktan kurduğu dünyasında yaşayan, her şeye gülüp geçen figuran o kadar çok gerçeğe benzemiştir ki, ya da o hayalin o kadar çok gerçek olmasını istemiştir ki, ağladıkça kendine yabancılaşır. "kısa kes aydın havası olsun be!" der: kısa keser...

    bazen de, artık canı çıksın ister, biri ışıkları söndürsün ister. bu kez aynalara, duvarlara değil de kanlı canlı insanlara dönüp yüzünü derdini dökmek ister, bi' omza yaslanıp hıçkıra hıçkıra ağlamak ister, üzerinden defalarca geçtiği; beynini, kalbini yiyen hastalıklı düşüncelerinden kurtulmak ister. o her zaman yanında olduğu kadim dostlarından birinin kıyısında bulur kendini, "bak" der, "canım yanıyo ulan benim. dayanamıyorum artık böyleyken böyle." bi'şeyler duymak istediğinden anlatmaz ki, teselli bulmak diildir derdi, o sadece ööylesine anlatmak ister, anlattıkça anlatmak tatlı gelir. gerizekalı ama, kendisine içten bi' şekilde kulak verilmediğini anlamayacak kadar değil; her şeyin farkında. sürekli şebelek şebelek gezip dolaşırken yitirmiş dert yakınma hürriyetini. ezbere söylenen birkaç lakırdı, 'aman, olmaz sana bişey'ler, 'üstesinden gelirsin sen'ler. duymak isteyeceği en son sözcükler neyse onlar işte, alınmaz ciddiye. 'nasılsa atlatır, güçlüdür, yıpranmaz o'dan beslene beslene. gelinir bu raddeye.

    şimdi tutsa, canı burnuna kadar gelmiş ya, ben embesilin biriyim diye üstünü başını parçalayarak sokaklarda dolaşsa, derdinden değil keyfinden zannedilir. olsun, serde kabullenmek var, nasıl olacaksa öyle olsun diyip, kaçtığı köşesine geri döner. o sağ, sen selamet.
  • birinden haber beklersin asla gelmez o haber, senin tekrar tekrar sorman gerekir. ciddiye alınmadığını tek çabalayanın sen olduğunu hissedersin, istemsiz öfkelenirsin öfkenin hiçbir şeyi değiştirmeyeceğini bile bile. işte böyle boktan ve kendi içinde yaşadığın bir durumdur ciddiye alınmamak
  • bir insana yapılabilecek en büyük saygısızlıktır.en nefret ettiğim hal ve hareketler listesinde zirvededir.
  • bazen biriyle farklı düşüncede olmanız ve o kişinin hoşgörüsüz olmasından ötürü gerçekleşendir. ancak sürekli söz kesen, alaya alan, kibirli biriyseniz bu duruma alışmanız yerinde olacaktır.
  • son zamanlarda farkına vardım ciddiye alınmıyorum. yani son 2 aydır falan nispeten ciddi bir şekilde tez yazmaya çalışıyorum. tamam arada haftasonu tatile gittiğim dışarı çıktığım olmadı değil, oldu ama çok özel bir durum yoksa niyetim haftasonumu sadece bu işe ayırmak. gel gör ki insanları inandıramıyorum.

    -napıyorsun, nerdesin, haftasonu ne yapacaksın gibi sorulara, tez yazıyorum, eve gidiyorum, tez yazacağım gibi cevaplar veriyorum ve hep, ya tamam hadi yazarsın gel, gibi cevaplar alıyorum. arkasından trip yiyorum. yani 5 gün sonra teslim edeceğim, bu ciddi bir şey değil mi ya? ben mi abartıyorum? niye kimse beni ciddiye almıyor? zaten bu tez de yazdıkça çoğalıyor. ağlasam mı ne yapsam. olmaz ağlayamam ben güçlü bir kadınım. dur şu ampulü değiştireyim de, güçlü kadın imajım pekişsin.
  • bilumum dert ve kederle boğuşan insanın güzide emekleriyle var ettiği talep zincirinin beklenmedik tavırlarla bölünme halinden ibaret. evet başlıkta serzenişlerini ileten her mühim insan kadar benim de sinirlerimi kökünden koparıp asabiyet kat sayısını tahmin ve tahammüllerin ötesine taşır lakin öyle ya da böyle kabul etmek gerekir ki bu tek taraflı gelişmiyor elbet sizin de ciddiye almadığınız hatta gözünüzün önünde belirmesine karşın fark dahi edemediğiniz zihninize ne sureti ne mevcudiyeti ne talebi işlenmeyen birçok insan var ne yazık ki ciddiye alınmak da umursanmamak da tahayyül edilenin ötesinde kişisel ve herkesin içerisine dahil olacağı nisbette geniş bir çirkinlik hali.