şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • sayın ekşi sözlük yazarları, sizi nasıl ki pınar ürünlerini boykot ediyorsak aynı şekilde bu mağazayı da boykot etmeye çağırıyorum. üstteki yazarların da paylaştığı gibi hilal kaplan denen mahlukat ve bir başka yancısının canli yayını varmış. alanlarında çok bilgililermiş gibi bir de feminizm karşıtı şeyler anlatacaklarmış. bundan sonra girmeyelim d&r'ın kapısından. online olarak seçeneğimiz bol, kaldı ki d&r aralarında en indirimsiz olanıydı, aylardır ben kullanmıyordum zaten. fiziki olarak da ister sahaflara gidin, ister mephisto gibi kitapçılara gidin, kitap fuarlarına gidin ya da yeni bir yer keşfedin.
    bu boklara kazandırmayalım.
  • bir çalışanı ile kasada şu diyaloğu yaşadığım yer:

    x- d&r kartınız var mı?
    y- yok, ne işe yarıyor?
    x- hiçbir işe yaramıyor.
  • boykot edilmesi için hilal kaplan etkinliği düzenlemesini mi bekliyordunuz? hahahahahahaahha.

    yahu burayı sabah-atv'nin sahibi turkuvaz'ın aldığı yıllar oldu be. hiç mi haberiniz olmadı uykucular? yoksa haberiniz vardı da bokunu çıkarıp, hilal kaplan'ı konuk ettikleri için mi küstünüz? hangisi daha kötü, bilemedim.

    siz böyle umursamaz oldukça, tüketimden gelen gücünüzü kullanmadıkça daha çoook havuzlar kurulur ve eziliriz.
  • çok dobra çalışanları var.

    clave: pardon? web sitesindeki rakamlar daha ekonomik sanki.
    çalışan: e tabi. orada olunca direkt depodan alıyorsunuz. mağaza'dan alınca bizlerden alıyorsunuz. e tabi bizde bedavaya çalışmıyoruz.
    clave: peki.
  • 1 hafta kadar once soyle ilginc bir olay basima geldi kanyon magazasinda.

    kasadayim sira bekliyorum, 1-2 adam geldi ve kasiyerle konusmaya basladi. ben de dinliyorum.

    adam: -
    kasiyer: +

    - hanimefendi, surda satilan (2 urun tek fiyata) paketi 500 lira mi?
    +evet?
    - e ama ben u iki urunu alsam 400 liraya geliyor. gelin sizinle kucuk bir oyun oynayalim. matematiginiz iyidir umarim. su urun 170 lira, bu da 230. toplayin?
    +400?
    -evet, bravo. matematiginiz iyiymis. peki bu urun neden 500 liraya satiliyor, mantik hatasi mi var, musteriler mi cok salak?
    +ee, ben bilmiyorum. menajerimizi cagiriyim.
    ....
    ayni oyunu bir de menajerle oynadi bu adam. menajer yapabilecegimiz bir sey yok dedi ve olay kapandi.

    simdi hakikaten insan merak ediyor ne tip yoneticileri var diye bu elemanlarin.
  • burada satılan indirim etiketli ürünleri almadan önce 2 kez düşünmek gerekir.

    dün kardeşimle beraber ankamall mağazasındaydım. kardeşim üzerinde %20 indirim etiketi bulunan bir kitabı alıp yanıma geldi "nolur alalım." diye yalvarıyor. kitap hayatımda görüp görebileceğim en saçma kitap belki. ama yalvarmalarına dayanamayıp kabul ediyorum. fiyat etiketine bakıyorum 18.5 tl. %20 indirimden 15 tl'ye falan gelecek. aman aman bir indirim söz konusu değil yani. 18.5 tl fiyatı da sonradan kitabın üzerine yapıştırılmış değil. kitap basılırken üzerine işlenen fiyat. yayınevi fiyatı yani. her neyse.

    kasaya gidiyorum. kasada okutuluyor fiş kesiliyor 18.5 diyor kasiyer bayan. nasıl olur, diyorum. 18.5 kitabın asıl fiyatı bunun üzerinden indirim yapılması gerek, diyorum. yo o indirimli fiyat, diyor. uzun uzun anlatıyorum. bakın, diyorum kitabın üzerinde yayınevi tarafından basılmış olan 18.5 tl yazısı var siz de bu kitabın üzerine %20 indirim etiketi yapıştırmışsınız yani 18.5 tl üzerinden %20 indirim uygulamanız gerek. kasiyer kız hayattan soğumuş gözleriyle bakıyor. o indirimlerimiz sadece d&r kart sahipleri için geçerli, diyor. d&r kart çıkartmak istiyorum, diyorum. şu an çıkarsam bile ancak bir sonraki alışveriş için kullanabilirsiniz, diyor. ben bu kitabı iade etmek istiyorum, diyorum. tamam diğer müşterilerin işlemlerini alalım daha sonra müdürüme sorarım iade edip edemeyeceğimizi, diyor. şaka gibi. biraz bekliyorum konuşmalara kulak misafiri olmuş olan sıradaki müşteri elindeki dvd'leri gösteriyor. benim d&r kartım yok bunlar da indirimli fiyat ama... diyor. kasiyer kız ise onlar için d&r karta ihtiyaç yok hanfendi, diyor. dalgaya alınmış gibi hissediyorum ve kasiyer kıza acelem olduğunu işlemimin bir an önce yapılmasını istediğimi söylüyorum. sinirlendiğimi anlayan kasiyer başka birini çağırıyor. yeni kasiyerim biraz daha ukala ve kendini beğenmiş bir edayla ne yapmak istiyorsunuz şimdi, diye soruyor. indirim varsa kitabı alacağım yoksa iade edeceğim diyorum. bakalım hemen, diyor. kitap gidiyor dolaşıyor geliyor. pardon bu kitapta indirim yokmuş yanlışlıkla o etiket basılmış, diyor ukala ve kendini beğenmiş kasiyer. hafiften bir sinir basıyor beni. müdürünüzle görüşmem mümkün mü acaba, diyorum gülümsemeye çalışarak. müdüre hanım geliyor. durumu anlatıyorum. biraz sesimi yükselterek ve sinirli bir şekilde. ben size hemen bir d&r kart çıkarıyorum ve indirimli fiyattan veriyorum ürününüzü, diyor. biraz önce dinlediğim kasiyer zırvalarına bir siktir çekip kitabımı 14.8 tl'ye alıyorum ve bir daha asla alışveriş yapmayacağım bir yerden elime tutuşturulmuş d&r kart kalıyor elimde.

    şimdi 3-5 lira için yaptığına değmez diyenler çıkacaktır eminim. ama olay 3-5 lirada değil. bu derece büyük bir kitabevi zincirinin müşteriyi gerizekalı yerine koyması.

    bir daha insanları gerizekalı yerine koyan d&r'a dergi almaya bile girmeyi düşünmüyorum.
  • internet sitesinden aynı kitaptan 2 tane sipariş edip hediye paketi istediğinizde birbirinin aynısı olan 2 kitabı 1 hediye paketine koyan zihniyete sahip çalışanları barındıran kuruluştur. ben manyağım ya arkadaşıma aynı kitaptan ikişer ikişer hediye ediyorum.
  • part time eleman çalıştırmıyorlarmış.

    halbuki öğrenci potansiyelinden faydalanması gerektiğini düşündüğüm, kitap sevgisinden mahrum, suratı asık çalışanlar yerine, okumanın, okurken çalışmanın kıymetini bilecek gençlere olanak tanıması gerektiği mesajını da iletmek istediğim, hiç sıkılmadan saatlerimi geçirebildiğim mağaza.
  • zorunlu haller dışında, indirimli kitapları dışında hiçbir şekilde alışveriş yapılmaması gerektiğini düşündüğüm cd, dvd ve kitap filan satıcısı. zannediyorsunuz ki, zannediyordum ki, doğan'ın bünyesinde çıkmış iki güzel proje var: radikal 2 ve d&r. şimdi, ikincisinin ne kadar palavra olduğunu, hatta virgül ve roll gibi dergilerin, biraz da d&r'ın 'tekelci adaleti' nedeniyle de kapandığını göreceğiz, bileceğiz. ve gerçek bizi özgür kılacak;

    ***

    mesele dergisinin aralık ayından dinleyelim (sf. 2-3. yazar: osman akınhay);

    "bir düşünün: mesele dergisi için her ay 80-90 ayrı d&r mağazasına gönderdiğimiz 5'er ila 20'şer-30'ar adetlik kargo paketlerinin hepsinin faturasını biz ödüyoruz; aynı 80-90 mağazanın bir sonraki ay başında satılmayan dergilerini geri gönderirken hazırladıkları iade paketlerinin kargo üclretlerinin hepsini de yine biz ödüyoruz. 'madem öyle, bütün mağazaların dergilerini ayrı ayrı zarflayıp fatura edelim, ama hepsini tek bir elden, kendi imkanlarımızla bizzat teslim edip, bizzat teslim alalım, bizi bu manasız kargo yükünden kurtarır' yolundaki teklifimiz de 'tekel yüksek katlarında' dikkate alınmadan reddediliyor.

    anlaşmamız gereği 60 gün içinde satılan dergilerin parasını tahsil etmemiz gerekirken, 'yok mutabakat yapılmadı', 'yok eksik fatura var', 'yok geçen ayın iade faturalarını henüz kesmemişiz, vakit bulunca onları bir halledelim' yolu oyalamacalarla bu 60 günlük tahsilat süresi de ortalama 120 güne çıkıyor. üstelik, diyelim kasım ayının dergisinin satılan miktarı için almamız gereken paradan -tam bir nalıncı keseri hesabıyla- sonraki ayların dergilerinin, diyelim aralık ve ocak sayılarının iadelerinin tutarı da düşülüyor ve fiili alacağımız iyice kuşa çevriliyor.

    tabii d&r mağazalarının 350-500 arası adette satış yapmak için en az 700-750 adet dergi gönderdiğimizden, matbaada bu kadar sayıda dergiyi fazladan basmak zorunda kalıyoruz. (nitekim, d&r'a dergi verdiğimiz zaman mesele'yi 2.250 adet basarken, şimdi 1.700 adet basıyoruz.) ve yekûne her ay d&r mağazalarında 350 ila 500 adet arası dergi sattığımız halde, her ay toplam rakamla, reel olarak 600-700 tl zarar ediyoruz.

    bütün bunların ötesinde bir de, karşınızda dertlerinizi müzakere edecek, talonun aleyhinize yürüdüğünü fiilen telaffuz edecek, koşullar üzerinde -bırakın pazarlık etmeyi- iki çift laf konuşacak tek bir yetkili muhatap bulamıyorsunuz; hele d&r'ın genel müdüre yakın katlarına ulaşmayı hayal bile edemiyorsunuz. yazıyorsunuz mail, çekiyorsunuz faks, gerisi cehennem sessizliği...

    teşbihte hata olmaz, ahmet türk bile tayyip erdoğan'dan randevu alıp konuşmayı başarabildi, d&r'dan 'yetki sahibi' tek bir idareciyle görüşmemiz namümkün! (bakmayın, akp hükümeti kendini sıkıştırınca 'çokseslilik' numaraları yaratlarına. kitap yayıncılığı sektörünün daha iddialı kuruluşlarında bile bu tektarafçı anlayışlarına kök söktürmeye çalıştıkları herkesin malumudur.)

    bu 'tekel adaleti', on kat misliyle agora kitaplığı (ve d&r'a bizim aracılığımızla verilen bir-iki yayınevinin daha) kitaplarıyla birleşince, içeride, 'yani bizim alacak hanemizde, onların borç hanesinde' d&r'ın keyfiyetine kalmış olan 'açık hesabın' tutarı, bizim gibi küçük bir yayınevi için dahi 40-50 milyarı bulmaya başlayınca (ki bu kadarlık kitap d&r raflarında tutulunca, toplam fatura tutarında yüzde 20 kurumlar vergisi ile yüzde 8 kdv payını peşinen ödememiz ayrı bir boyunduruk!), kitap ve dergi satışınızda hayati bir sorununuz olmadığı halde olmadık sıkıntılarla yüz yüze geliyorsunuz.

    işte, geçen ay kapanan iki nitelikli ve değerli derginin** kapanışında bu 'tekelci dayatma mantığı'nın önemli bir payı bulunduğu bizim gözümüzde ayan beyan ortadadır. keza, halen, d&r'la çalışmaya devam eden başka küçük yayınevleri de tepelerinde hep bu 'azrail kılıcı'yla beklemek, perşembe akşamüstleri banka hesaplarına bakıp d&r'dan ne kadar 'lütuf parası' yatırıldığını tahmin ederek faaliyetlerini sürdürmeye çalışmak durumundalar.

    --
    eklemek lazım. dergilerin kapanmasında ya da kapanayazmasında sadece d&r değil.
    yay-sat gibi, sabah ve star grubunun firmaları gibi dağıtıcı firmalar da, 'oligopolik tahakküm'ü kuruyor. aralarında, dikkate değer bir fark yok, yazarın da söylediği gibi. al birini vur ötekine...
    further reading olarak şunları da verelim
    siz hangi kitapçıya gidiyorsunuz
    kitap fiyatları yüksek mi

    ***

    tabii bu entryi, yalnızca mesele dergisi okuyan güzel kızlara selam etmek için yazdım.

    diğer taraftan, olayı didaktik outro'ya bağlayacağım;
    edebiyatla bir şekilde ilgileniyorsanız ve örneğin, "selim'den turgut'tan beri tutunamıyorum...üç nokta... bana tutunmamı sağlayacak bi yazar çıkmadı 20 senedir türklerden..." diyorsanız, gidip kitabı, edebiyata para yatıran, edebiyatı yalnızca "ticaret" olarak görmeyen bir kitabevinden alın. aydın doğan'ın yeterince parası var zaten.
  • endüstri mühendisi arıyordu genel müdürlük binasında çalışma üzere bunlar, sene 2007... başvurdum, o zamanlar yüksek lisans'a devam ediyodum ity programında. lisansım da makina mühendisliği... derken telefon geldi çağırdılar beni, o güne kadar hiç bir iş görüşmesine isteyerek gitmemiştim, hatta ailemin sağlık problemlerinden ötürü gelemiyorum falan dediğim oldu. ama d&r dır, kitaptır filmdir güzeldir diye kalktım altunizadeye gittim, mis gibi delikanlı, takım elbise gıcır falan filan... unutmuyorum karşıda pelit pastanesi vardi oturdum orda bi' vişneli pasta yedim de 1 haftalık harçlığım vişnelerle karışık mideme inmişti... neyse efendim hoş geldin beş gittin falan içeride bir başkası var görüşmede... en sevmediğim de olaydır bu... ya kardeşim adam gibi saat ver, benden öncekinin sonrakinin işini bitir yolla... ya da toplu görüşelim yani... samimi olalım, düşman havası yaratmaya gerek yok... neyse insan kaynakları kısmında oturdum camdan görüyorum, görüşme bitti beni çağırdılar... kadın hiç kafamda yarattığım kavramla alakası olmayan bi orta yaş üstü... hayır, hayır yaşlı. gençte olsa ona yaşlı bayan diyeceğim şu andan itibaren... yaşlı bayan merhaba dedi merhaba dedim oturdum elimi falan sıkmadı gayet soğuktu... dedi ki biz endüstri mühendisi arıyoruz burda makina mühendisliği okuduğun yazıyor... allah dedim bu yaşlı bayan sanırım yeni bakıyor özgeçmişime... neyse bende cevabımı verdim, endüstri mühendisi olmak için illa endüstri mühendisliği bölümünü bitirmeye gerek olmadığını düşündüğümü benden beklenilen işleri yapabileceğimi, zaten halihazırda ity master'ı yaptığımı bununda benim bu konuda daha yetkin yapacağını falan filan anlattım. ben sanmıştım ki bu yaşlı kadınla biz gayet entelektüel bir sohbet edeceğiz, bu sohbet sırasında ben vizyonumu yaşlı kadına bir şekilde aktaracağım ve sonra pazartesi günü işe başlayacağım...
    çok uzatmak istemedim, olmuş bitmiş olay, geçmiş gün...
    olumlu veya olumsuz biz sizi arayacağız dediler, aramadılar...
    ama eğer aramış ve beni çağırmış olsalardı, d&r bugün çok daha iyi bir pozisyonda olabilirdi...
    bu kötü entry gidişatına bi dur diyebilirdim...

    (bkz: ciddi söylüyorum)
    (bkz: kendileri bilir)
    (bkz: november general)
    (bkz: upnp)

    sonraki iş görüşmem ise bir endüstriyel üretim tesisinde oldu. beni işe alan beyefendi ile kırıkcamlar teorisi, karavanlar, güneş enerjisi, model uçaklar, model uçakları güneş enerjisi ile uçurabilmek konuları üzerine konuştuk... seni ararız dediler, aradılar... işte delikanlı dediğin böyle olur...

    (bkz: beyefendi ile yaşlı kadın arasındaki farklar)