şükela:  tümü | bugün
  • ekim 2014'ün sonları gibi babamı aramıştım uzun bir aradan sonra.

    + baba, beni aradılar bugün x firmasından.
    - ne güzel. ne kadar maaş veriyorlar?
    + ??? boşver maaşı, iş buldum diyorum.
    - boşver olur mu? eee nerede iş, rusya?
    + afrika!
    - ...
    + ...
    - ...
    + baba?
    - iyi bir fikir olduğuna emin misin?

    öncesinde ise yaklaşık 2 aydır işsizdim (bkz: #45268886). istifam sonrası soluğu izmir'de ailemin yanında alıp eski işimin kabusundan orada kurtulmaya çalıştım. ailemle en fazla 4 gün bir arada sorunsuz yaşayabileceğimin (güya) bilincindeyken bu hatayı yine yaptım. hani bazen insanların değişeceğini, uzun bir aradan sonra her şeyin yoluna gireceğini düşünürsünüz ya, hah işte buna hala inanan gri hücrelerimin yüzüne tüküreyim ben.

    artık gündüzleri saat 9'da uykuya dalabildiğim o ailemle geçirdiğim son günlerde, bir süredir* aramızın bozuk olduğu annem yanıma geldi ve "hunter, sen arkadaşlarının yanına istanbul'a git en iyisi." dedi beni epey şaşırtarak. istanbul'a gittiğimde bir ayda dostlarım sayesinde kendime gelmiş, toparlamıştım. ancak istifa sonrası belirsizlik hissi zaman zaman kendini hatırlatıyor az buçuk canımı sıkıyordu. bu da yetmezmiş gibi geleceğe yönelik planlarımın hiçbirini yerine getirmek için çaba göstermiyordum. sadece kendimi sorunlarımdan uzaklaştıracak şeylerle uğraştım; zamanımı ve bankadaki paramı harcadım. aylaklık güzeldi aslında, yine olsa yine yaparım*.

    neredeyse 4 ay olacak etiyopya'ya geleli ve ben galiba hayatımın sayılı doğru kararlarından birini verdiğimi düşünüyorum. şimdi dinleyin bakalım, ben bu ülkeye neden bayıldım.

    iklim: nedense çoğu arkadaşım gobi çölü gibi bir yerde çalışmaya gideceğimi düşündü en başta. bu büyük ve yaygın bir yanılgı aslında etiyopya ile ilgili. tamamı olmasa da etiyopya yeşil ve dağlık bir ülke. bu yüzdendir ki bana göre muazzam bir iklimi var. sabah erken saatlerde ve akşamları oluşan tatlı bir serinlik ve gün içerisindeki 30 dereceyi aşmayan sıcaklıkla ideale yakın bir sıcaklık hakim yıl boyu. sadece yazları kuvvetli bir yağmur var ki bunu henüz tecrübe etmedim. ancak 30 dereceyi aşmayan sıcaklık kavramı epey yanıltıcı. hem ekvatora yakın olmak hem de yüksek de olmanın etkisiyle bu sıcaklıkta hiç fark etmeden yanabiliyorsunuz.

    yemek: ezmeleri, etleri ve hele ki acıyı seviyorsanız baharatlarıyla etiyopya mutfağından iyisini zor bulursunuz. genel olarak yemeklerin temelini injera adlı etiyopya ekmeği oluşturuyor. ekmek deyince aklınıza somun gelmesin. görünüş olarak ilk bakışta krep sanılsa da süngerimsi bir yapısı var ve tadı gayet ekşi. herkesin ağız tadı farklı elbette ama etle çok iyi gidiyor.

    meyve ve sebze konusunda ise gayet şanslısınız çünkü neredeyse hepsi doğal veya doğala yakın ortamlarda yetişiyorlar. muzun kilosu 1-1.5 lira, mango da gayet ucuz ve lezzetli. muzun enteresan tarafı, türkiye'de ya da dünyanın herhangi bir yerinde az kararmış muzun içinin kötü olma ihtimali yüksekken burada gayet mis gibi muz çıkıyor benzer kabuklardan. bira konusunda ise st. george'dan şaşmayın.

    vahşi hayat: çocukken afrika hakkında belgeseller izleyen benim gibi biri için tam bir cennet. örneğin, tepenizde güvercin yerine şahinler uçar gün içerisinde. bunun sadece ilçe ve köylerde olduğunu sanıyorsanız da yanılıyorsunuz. addis ababa da gayet şahinle kaynıyor. şehirler arası gece yolculuklarında sayısız defa sırtlanlar arabanın önüne atlayabilir. arabaya binmenize de gerek yok, geceleri susmuyor zaten zibidiler. kulağa garip gelebilir ama insanlara saldırdığını da pek sanmıyorum çünkü insanlar gece gündüz fark etmeksizin hayvanlarıyla yürüyor yollarda. bu konuda sorun yaşayan tek hayvan eşeklermiş burada.

    zevkinize göre fuşya renklı göğüslere sahip gelada babunu da görebilirsiniz kara mamba da. aslan avına henüz çıkmadım çakım ziya'da olduğundan ama onlar da var. belki de en garibi sokakta kedi köpeğin pek olmaması, onun yerine keçiler ve dev boynuzlu öküzler var. 2 ay önce bu fotoyu çektim, gerçekten muazzam hayvanlar. işten zaman bulsam arabaya atlayıp milli parklarına dalacağım elimde kamerayla ama işte zaman yok.

    halk: evet, fakirler. evet, farklı bir temizlik anlayışları var vs. ama ben ömrümde bu kadar içten ve her şeye rağmen güleryüzlülüğünü kaybetmeyen insan görmedim desem yeridir. ilk başta (bence) doğal olarak karşı tarafta bir önyargı oluşabiliyor derimin renginden dolayı ama konuşmaya başladığınızda bu çarçabuk kayboluyor. çok ufak da olsa bir iyiliğiniz dokunduysa bunu unutmuyorlar ve bir şekilde size şükranlarını sayısız defa farklı yollardan sunuyorlar. selamlaşmaları omuz çarptırma ile gerçekleştiğinden ilk bakışta enteresan gelse de içinizdeki uyuyan ege çubukçu'yu uyandırıyor, yo madafaka!! zaten bu omuz hareketleri danslarında da önemli bir yer edinmiş halde.

    müzik: bizimkinden kötü olmasın çok garip bir pop müzik kültürleri var. hep aynı ritim ve org melodisi üzerine ilerliyor. ama sonuçta bu topraklardan mulatu astetke çıktı. etiyopya jazz'ı ve reggae'si ise lezzetli çipetpet.

    ister istemez burayı eskiden çalıştığım yer olan ve şikayetlerimle arkadaşlarımı bezdirdiğim türkmenistan'la karşılaştırıyorum (bkz: #34704014). sosyal hayat anlamında yine modern hayattan kendimi soyutlamış olsam da herhalde yukarıda saydığım özelliklerden dolayı hayvani çalışma saatlerime rağmen uzun zamandır yaşamadığım huzuru burada yaşıyorum.

    babamın sorusuna verdiğim cevaba gelirsek:

    +evet baba, gayet iyi bir fikir.
  • yabancı basında ki yalanlardan biraz arındırarak, kısa tarihi ile birlikte özet geçiyorum. zira mevzuyu anlayabilmeniz için bu şart. günümüzde acınılası bir şekilde yozlaşmış batı medyası bir yıl öncesine kadar mutlak iktidar olan tigrayların muhalif olduğu anlatısının tam tersi yaşanıyor.

    ülke aşağı yukarı 1991 yılına kadar sosyalist cunta ile yönetiliyor. sovyetler çökünce tigrayların, tplf*'in yani günümüzde ki muhalif militanların başını çektiği dört etnik gruptan oluşan bir koalisyon silah zoruyla sosyalist cuntayı deviriyor ve bu koalisyon başa geçiyor. ama, dörtlü koalisyon gibi görünse bile aslında en güçlü ve yönetimde ki grup tigraylar. kanıtlayamam ama, educated guess yapar tahmin yürütürsem bunun nedeni, ülkenin denize kıyısına en yakın bölgede yaşıyor olmaları. zaten, o zamana kadar ülkenin bir parçası olan eritre de aynı dönemde ayrılıkçı isyan çıkarıp bağımsızlığını kazanıyor. bu arada eritre ülke de ki tek osmanlı koloni eskisi. tahminim odur ki, sovyetlere bağımlı iktidar sovyetler çökünce zora düştü ve nato da ingilizlerin bağlantıları aracılığı ile `:ww2 de italyan işgalinden ingiliz yardımı ve etkisiyle kurtarılmıştı, uzun hikaye`denizden askeri yardım yaparak sosyalist iktidarı devirdi. peki, muhaliflere askeri yardım nasıl ulaştırılıyordu, elbette, ülkenin denizle tek bağlantısı olan eritre ve onun komşusu tigraylarla, yani tplf ile... bu askeri yardımlardan en çok faydalanan eritreler ülkeden ayrılınca, koalisyonda en güçlü askeri güç olarak donatılmış tigraylar kaldı... tigraylarda koalisyonun efendisi olarak iktidara gelince de de facto bir başka cunta oluşturdu ve rakipleri olan ülke çapında ki tüm eritrelere zulmederek, katliamlar yaparak mülklerine el koydu, tüm bu olayların günümüzde yaşananları açıklar bağlamı var, bu mevzu önemli.

    tigraylar iktidarı ele geçirdikleri 1991-2019 yılı arasında, bir kez bile seçim yapmadığı halde tüm ülkeye zor kullanarak hükmederken, şimdi de ülke tarihinde ilk kez seçimle başa gelmiş iktidara savai açtıkları halde ezilen rolü yapıyor..

    sakın ha bu yaşanan savaşı ezilen muhalefet zannetmeyin. bu savaş 1991 den beri iktidarda olan tigrayların iktidarı kaybettikleri için çıktı.
  • gariban bir ülke.
    garibanlıklarının sebebi de bir türlü ağız tadıyla sömürülememiş olmaları diye düşünüyorum. evet ne ingiliz ne fransız yiyememiş bu toprakların yemişlerini. en çok da italyanlar denemiş. topla, tankla, ağır sanayi hamlesiyle gelmişler okla, mızrakla derdest olup dönmüşler. rusya komutan falan göndermiş, destek olmuş. paçayı kurtarmışlar, kurtarmışlar ama öyle bi kıtlık olmuş ki ülkenin neredeyse ülkenin yarısı açlıktan ölmüş. ikinci dünya savaşı zamanı italyanlar kuyruk acısıyla yine gelmiş, yakmış, yıkmış işgal etmiş. 3-5 sene eziyet, işkence gırla gitmiş. o ara bi numaralar dönmüş, büyük britanya köpekleriyle beraber yardım etmiş, işgal bitmiş ama bu sefer de çakma bir atatürk peydah olunmuş. haile selassie. etiyopya'ya giderseniz kesin adını sanını bir kaç kez duyarsınız. o kim lan falan demeyin, ok atıyorlar. time'a bile kapak olmuş nası bilmezsiniz (!). ayrıca herif rastafariancıların atası... aslında siyonist tandanslı bir şizofren benim anladığım kadarıyla. misal ismini kendi sonradan koymuş ve 'tanrının gücü' gibi bir manası var.. neyse bu müdür krallığını ağız tadıyla yaşamaktayken ruslar eski yardımlarının karşılığını almak için geri gelmişler. sağlam bi propaganda, bi ayaklanma, iki silahlandırma hoop, devirmişler kralı. ve komünizm. gördüğünüz gibi hiç bir yardım karşılıksız olmuyor. üstelik bu etiyopyalıların hepsi kara kaşlı kara gözlü. red terror versiyon etiyopya 1.0 uygulaması çalıştırılmış, o aralar sağlam soykırımlar katliamlar olmuş. afrika komünizmi de çok pis oluyormuş ben bunu gördüm.

    velhasıl daha 90'ların başında az biraz toparlayabilmişler kendilerini. 80 küsür milyonluk bir ülke düşünün başkenti dışında nüfusu 300.000'in üzerinde şehir yok. herkes tarımla uğraşıyor. gsmh'nin yaklaşık %20si kahve ihracatından geliyor. yarın biri çıkıp kahve kanser yapıyo millet dese açlıktan ölebilirler. hiçbir ülkenin adam gibi yatırım yapmadığı bir yer. aslında 20 yıldır kör topal bir siyasi stabilite de var, ucuz iş gücü de.. ama en başta o sömürülme trenini kaçırdılar bir kere. petrolleri de yok ki usa naval forces gelip özgürleştirsin.

    addis ababa düzgün, fakir, güvenli ve nispeten temiz bir şehir. bütün un, unesco, unıfb, ultraslan gibi kuruluşların hepsinin afrika merkezleri bu şehirde. afrikanın başkenti falan diye de böbürleniyorlar. afrika dediysek, afrika diye sıcak falan sanmayın, 2bin küsür metre yükseklikte olması sebebiyle geceleri buz gibi, gündüzleri de maksimum 20-25 derece. o da eğer yaz ise. bizim elvan abeylegesse küçük bir otel açmış, güzel, fena değil, iş yapar. ama gidecek olursanız ve çok zenginseniz sheraton'dan başka yerde kalmayın. az zenginseniz ya da iş için gittiyseniz hilton da olabilir. fakirseniz gitmeyin.
  • şimdi etiyopya’ya gitmezsem bir yerlerim şişecek dedim ya. günlerdir sürekli araştırıyorum bu güzel ülkeyi.

    tam bir bütün batılı turistler zengindir, koparabildiğim kadar koparalım mantığında bir ülke olduğu anlaşılıyor öncelikle(çoğu ülke gibi, türkiye dahil). hiç bir şey yapmazsan sadece zaman geçirmek için ucuz bir ülke günlük 15 dolara falan rahat yaşarsın ama bütün atraksiyonları pahalı :/

    kuzey’ine historical route diyorlar. lalibela’da çok eski kayanın içine oyulmuş muhteşem kiliseler var. dünya miras listesinde bu kiliseler. ama bir ay önce kiliselere giriş 2 kat zamlanmış. ve her bir kiliseye giriş 50 dolar olmuş ki, önceden -2011- 20 dolarmış. karşılaştırma yapalım. angkor wat’a 3 günlük girişi 40 dolara aldım. ki angkor wat yeni dünya harikası sayılan yerlerden biri ve lalibela’daki kiliselerden çok daha ilgi çekici. ya da petra’ya verdiğim paraya çok acımıştım ürdün’deyken. 2 günlük giriş 45 dolar civarlarındaydı, ki orası da kayaya oyulmuş bir şehirdi.-yaptığım karşılaştırmanın sığlığına bak ? ama pahalı işte!- e bakımı çok zor ve pahalı olan yerlerin giriş ücretinin yüksek olmasını anlarım ama zaten lalibela’daki kiliselerin restorasyonu ve bakımı ab tarafından fonlanıyor ve yapılıyormuş. tamamen etiyopya ortodoks kilisesinin cebine gidiyor. ki bu kilise yine prezervatif kampanyalarının önüne set çeken bir kurum. etiyopya’da nüfusun %1.33’ü hiv +, bu da bir milyon kişiye yakın. etiyopya ortodoks kilisesine tek kuruş para vermektense, o kadar görmek istediğim yeri görmem olur biter. tabii, çok güzelmiş, söylemem lazım. ahanda bakın fotoğrafları bildiğin yerin altında , kayaya oymuşlar.

    bunun dışında kuzeyinde gondar var. eski ortaçağ şatolarıyla ünlü. camelot hissi yaşanabilen yerlermiş, aynı zamanda pamuklu kumaşlarıyla ünlü gidince almak lazım. ayrıca oraya gitmişken simien national park’a trekking’e gidiyor insanlar. hiç araştırmadım, götüm donarak günlerce dağda kalmak hiç çekici gelmedi. ama hani bence sadece onun için gidilecekse, mt. kenya’ya gidilmeli. 600 dolara zirvesine çıkabiliyorsunuz. bu şatoların olduğu yere royal enclosure diyorlar. mükemmelmiş, lonely planet (s.a.v) “afrikanın ortasında, bir ortaçağ kalesinin içinde art neuvou italyan kafede mükemmel macchiatoları yudumlamak” tarzı bir şeyler yazmışlar ki, okuyunca gitmem elzem oldu. peki nasıl gidilecek? addis adaba’dan uçak var 150-200 dolar arası. (internetten değil, oradan alırsanız daha ucuza geliyor). onun dışında otobüsle gidebilirsiniz. vıp otobüsleri varmış, gayet konforlu. iki gün sürüyor, bir gece ortayolda bir otelde konaklıyorsunuz. biraz turist, ama çoğunlukla “zengin” sayılan etiyopyalılar kullanıyormuş. ayrıca otelden minibüste yer ayırtabiliyorsunuz, bununla bir güne iniyor yolculuk süresi. ben gidince giderken 2 gün, dönerken 1 gün harcamayı düşünüyorum. böylece, giderken etiyopyalılarla muhabbete girip, nerede ne yapılır, etiyopya’nın hali ne olacak, etiyopya tarihi, güncel siyaseti gibi konularda konuşurum, dönerken de sevgili düşük bütçeli turistlerle “anam şöyle oldu böyle diye” etiyopya dedikodusu yaparım ?

    güney tarafına ise cultural tour diyorlar. omo vadisi var orada işte. gezilen görülebilen bir sürü kabile var –hani dudaklarına tabak koyanlar var ya onlar işte-. en ünlüleri, hammer, durza, surma, konso…. köylerine gidip kabileyi ziyaret edebilirsiniz ki çokça ediliyor zaten… şimdi bu köylere girerken belli bir para vermeniz lazım. 5-10 dolar arası değişiyor. ayrıca herhangi bir etkinliğe denk geldiyseniz; bull jumping ya da düğün, cenaze gibi ona katılmak için de para vermeniz lazım. bitmedi… insanların fotoğraflarını çekmek için para vermelisiniz. bazı insanlar girişte kabile şefiyle toptan fotoğraf fiyatı üzerinde pazarlık yapıyormuş. o da yapılabilir ya da genel fotoğraflar çekilebilir, ya da insanlara hayvanat bahçesinde sergilenen insan muamelesi yapılmaz ve güzel vakit geçirilirken arada sırada fotoğraf çekilir. bazı köylerde, durze gibi konaklayabilirsiniz… basit bir yer için 5dolar isterler ki normal. ama ondan sonra yaktığınız ateş için bile ayrı para verirsiniz, o yüzden dikkatli olun. adamlar haklılar mı? bence sonuna kadar haklılar, gelip afrikalı bebeklerle fotoğraf çektirip, ülkelerine dönüp “ay çok fakirlerdi, ama işte en rahatı huzurlusu onlar” demeyi biliyorlar. gördükleri, konuştukları insanlara 1-2 dolar vererek vicdan rahatlamaya çalışmayı biliyorlar. saçma sapan stklar kurarak, hiçbir işe yaramayan işleri yapmayı da biliyorlar, çevrenin ağzına sıçıp; küresel ısınma yüzünden afrika’daki tarımı mahvetmeyi biliyorlar. ımf falan ile yardım yapıp, sonra işte size para kazandıracak şeyleri ekeceksiniz, kahve ekeceksiniz ya da ektiklerinizi biodizel için satacaksınız diyerek kıtlık çıkartarak yüzlerce insanı öldürmesini biliyorlar. sömürsünler sömürdükleri kadar valla. tabii ben olabildiğince sömürülmemeye çalışacağım, param yok çünkü fazla :/

    şimdi omo vadisini gezen insanların forumlarda yazdıklarına baktım… birinci popüler olan, addis’ten tura katılmak. 10 günlük olanları kişi başı 2.000 dolar falan hey maşşallah! 1500 falan da bulunuyor ama yuh! onun yerine rehber tutup, günde 200 dolara getirenler var, kendi özel turlarını yapıyorlar. bir de kendi başlarına dolaşanlar var ki çok az sayıda. çünkü toplu ulaşım düzensiz ve az ayrıca yabancılardan yerlilerin 5-10 katı kadar fazlasını istiyorlar. öyle kendi başına çıkılacaksa dolaşmak için en az 2-3 haftaya ihtiyaç var. birkaç kere mahsur kalabilirsiniz, ya da tek kamyonet kalktığını bilen kurnaz şöför, sizden neredeyse bir servet isteyebilirmiş. ayrıca aslında etiyopya’da aslında yabancıların toplu taşımayı kullanması yasakmış oralarda, polise yakalanırsanız, düşük bir ihtimal ama bayağı sağlam rüşvet vermeniz gerekebilir. ama diyelim ki, 9 gün boyunca hiç sorun ayaşmadan kendi başına dolaşan ve 250 dolara halleden birisi de okudum. ama herkes fazlasıyla şanslı olduğunu söylüyor. yani 4 haftam olsa ben hiçbir bok bilmeden tek başıma bu şekilde dolaşmayı tercih ederdim. günlük 30- 40 doalr gibi bir bütçe ile bir ay rahat rahat dolaşılır.

    ama 1 hafta gibi bir azman varsa bence orta yol bulunmalı. 130-150 dolara günlük şoförüyle beraber cip kiralama. 140 dolara kiralandığı düşünülürse –iki kişi gitmeyi düşünüyorum- kişi başı 70 dolara gelir. konaklama için günde 10 dolar, yemekler ve içecekler için de 10-15 dolar, köylere giriş çıkış, fotoğraf için de 30 dolar desek… günlük 25-30 dolar da diğer masraflar la günlük 10 dolara dolaşılabilir. eğer addis’ten cip kiralamazsan, arba minch’e otobüsle gelinirse iki günden tasarruf edilmiş olur. 6 gün kabile kabile dolaşsan 600 dolar eder kişi başı. ayrıca addis’ten arba minch’e geliş, orada konaklama dinlenme, vakit geçirme(timsah hipopotam, güzel göller falan var orada, ara durak değil sadece) 10 günlük geziyi; arba-addis otobüs 10x2 dolar, arba’da takılmak(timsah kamboçya’da çokça gördüm, burada tura gitmem, sadece takılırım) günde 20 dolar, kabileleri dolaşmak 600 dolar … toparlarsak addis’te 2000 dolara satılan güney etiyopya turunu yarı bireysel yapmak 700 dolardan fazla tutmuyor. tabii yine de aşırı derece de fazla, 10 gün için 1250 lira :/ ama işte daha ucuzu için çok vakte ve sabra ihtiyaç var. tabi, forumlarda ilan veriliyor cip paylaşmak için eğer yanınıza bir kişi daha bulursanız paylaşacak, 550 dolardan aza geliyor.

    bu arada günlük otuz dolar derken fazla dedim, 20’ye de kapanırdı ama kesin en az iki kere dolandırılacağımdan eminim. hep oluyor, dolandırılma bütçesi açmamak için şişiriyorum biraz o rakamları…

    10 gün için max. 700 dolar dedik…. peki ya kalan diğer 12-13 gün. güneyde bütün parayı yediğimizden kuzeyde sightseeing, rehberli tur falan yapmayacağız. addis adaba’dan 20 dolara (en lüks otobüs, selam tour imiş) gidip gondar’a gidip, biraz kale görüp, bol kahve ve yerel bira içerek oralarda takılırız. buralar için, günlük 20 dolar koydum. normalde 15 dolar yeter ama bol bol alışveriş yapmak, kumaş almak istiyorum. yani 10 gün de gidiş dönüş yolu dahil kuzey tarafında olacak. yol parası 40 dolar, normal bütçe 200 dolar. yani 240 dolar da diğer on gün için. bu arada kalan iki üç gün de addis’te yolculuklar arası geçecek. orası içinde günlük 20 dolardan 60 dolar veriyoruz.

    yani düz hesap kemiksiz 1.000 dolara fazlasıyla rahat bir bütçeyle (backpacker stili değil, orta karar bir bütçe hesabıyla yaptım) 23-24 gün dolaşılabiliyor. yani etiyopya’ya ucuz diyen diller kırılsın! bu ne lan! 1000 dolara ben asya’da 2 aya yakın kalırım. uçak biletini de koyunca 23-24 günlük tatil 3.000 liraya patlıyor. hayatta bulabileceğim bir para değil bu. şu an etiyopya’nın gözümden düştüğü andır, küstüm, gitmiyorum!
  • 2009 yılında başkenti addis ababa da bir buçuk ayımı geçirdiğim ülke. afrikanın ortasında tarihi boyunca hiç sömürülmemiş etiyopya aynı zamanda afrika konfederasyonun merkezi olarak bilinmektedir.

    türkiye cumhuriyeti sağlık bakanlığının bağış amacı ile bu şehirde bulunan black lion üniversite hastahanesine yeni ekipmanlar kurulumu ve eğitimi için gitmiştim.

    bir ekim akşamıydı yanlış hatırlamıyorsam, yaklaşık 5 saatlik istanbul addis ababa uçuşundan sonra beklediğimin çok üstünde kalitede bir hava alanına inişmişti uçağımız. saat gecenin 1 veya 2 siydi. şık giyimli iki kişi ellerinde adımın yazdığı kartonetlerle karşılar beni ve yine tertemiz bir mercedes ile kalacağım otele gitmiştik. otel ozamana kadar kaldığım en şık oteldi. sheraton addis ababa. ertesi sabah otelin italyan restourantında harika bir kahvaltı. dünya hakkında bildiğim herşey şaşmıştı o dakikalarda. bu nasıl afrika!!!!

    oysa asıl gerçekleri otelden ayrılmak için beni bekleyyen aracı görünce anlamıştım. markasını modelini hatırlamadığım bir minibüs, hem de etiyopyanın en prestijli üniversitesi black liona ait bir araçtı.

    otelin bahçesinden çıkarken "united nation" personellerini farkettim. otelin etrafını çevirmişlerdi, giriş ve çıkış onların kontrolünde yapılıyordu.

    asıl beklediğim etyopya ile otelden uzaklaşınca tanışma fırsatı buldum. üniversite hastanesine ulaşana kadar gittiğimiz yolda dikkatle etrafa bakıyor ve gördüğüm her şeyi hafızaya yazmaya çalışıyordum.

    insanlar fiziki olarak çok zayıf görünüyorlardı, sanki biraz da toz içinde kalmış gibi halleri vardı. hastaneye ulaştığımızda normal insanlarla ilk temasımızı gerçekleştirmiştik. sıcak kanlı güler yüzlü insanlardı. orda geçirdiğim birbuçuk ay boyunca bir defa bile somurtan yada tartışan etiyopyalı görmedim diyebilirim. bizden renkleri haricinde bir farkları yok gibiydi, belki temizlik anlayışları ve iş yapma konusundaki istekliliklerini hariç tutabiliriz.

    ilk günü hastanede yapacaklarımızı planlayarak geçirdikten sonra, hava kararmadan otele dönme fırsatı bulmuştuk. ekipten bir arkadaşım ile beraber otel kampüsünden ayrılıp şehir merkezine doğru biraz yürüyerek etrafı tanımak amacı ile dışarı çıktık. kaldırımda yürürken patates çuvalına benzer bir şeyler gördüm ve merakla çuvala yaklaştım. o sırada çuvalın içinde yaşayan bir şey olduğunu farketmemle içinden bir adamın çıkması herhalde hayatımda yaşadığım en büyük heyecandı.

    etiyopya bulunduğum sürede öğrendiğim ilk şey ultra zenginlerin villalarda, zenginlerin apartman dairelerinde, fakirlerin cape dedikleri bizim gecekonduların benzeri yerlerde, geri kalan toplam nüfusun %20 sine denk gelen insanlarında sokaklarda, kaldırımlarda, cami, kilise, sinegogların bahçelerinde yaşadıklarıydı.

    sonra yavaş yavaş alışmaya başladım bu insanlara ancak akşam kaldığım lüks otel ile gündüzlerimi geçirdiğim hastane arasında dağlar kadar fark vardı.

    etiyopya'ya gitme fırsatı bulursanız kesinlikle kaçırmayın. nasıl türkiye'de sokaklarda kumru ve güvercinleri bol bol görüyorsanız addis ababa'da da akbaba ve kartallar göreceksiniz. 5 metre tepenizden geçen bir kartal yüreğinizi ağzınıza getirecek.

    bu arada kabullenmeniz gereken bazı şeyler var:
    1. etiyopyalı biri ile saat 11 de buluşmak üzere anlaştıysanız en erken saat 12 de buluşma noktasında olur ve bu çok normaldir. hatta buna "etopian normal" demişlerdir.
    2. görüştüğünüz insanların sizinle konuşurken parmaklarını burunlarına sokarak kazı çalışması yapması çok normaldir. sizde rahatlıkla yapabilirsiniz. ama sanırım içeriden tatak çıkartmak yasak onu bilmiyorum.
    3. bu kazı çalışmasından sonra ellerini silmezler, bu sebeple etiyopya ya gittiğim ilk günden itibaren el sıkışmak yerine yumruk tokuşturudum. tavsiye ederim.
    4. yerel yemekleri fena değil ancak çok baharatlı midenizi buna alıştırın. ortak tepside yaptıkları ve bizim bazlamaya benzer gibi görünen fakat ekşi hamur ile yapılmış olan ekmek üzerine koydukları yemekler çok daha baharatlıdır.
    5. etiyopyalı birinden istediğiniz yarım saatlik iş 2 saatten önce bitmez.
    6. etrafta uzun ve halka boyunlu, dudağında tabak taşıyan, kulak memesinde devasa bir delikle dolaşan kadınları nadiren görebilirsiniz. çok şaşırmayın. dik dik bakmayın.
    7. zenginlerin takıldığı gece kluplerine spor ayakkabı ile giremezsiniz. illaki közele ayakkabı giymeniz gerekiyor gece klubüne girebilmek için.
    8. st.george birasını kesinlikle tavsiye ediyorum. afrikanın birçok ülkesinde bulabilirsiniz. yapım yeri etiyopyadır.
  • 73 milyon nufüsuyla bu sene millenium'a gecikmeli de olsa giren şirin bir ülke. hoş görünün atalarından sirayet etmesi insanlarını yumşaklaştırmış, adeta al beni sömür dercesine içten gülen sempatik insanların yaşadığı, fazlasıyla fakir bir yer. nufüsün yarısı müslüman, diğer yarısı hristiyan. enteresan şekilde afrikanın en güvenilir ülkesi olma ünvanını taşıyor. sokaklarında gece ve gündüz rahatlıkla dolaşabiliyorsunuz. hatta ve hatta sokakta güvenle sabahlamanızda mümkün. zaten nufüsün yarısından fazlası sokaklarda yaşadığı için kendinizi yalnız da hissetmeyebilirsiniz.

    aylık ortalama geliri kişi başı 70 usd olmasına rağmen, canla başla çalışan azimli insanların her sabah kuyruklar oluşturduğunu görebilirsiniz. işin daha da ilginci etiyopya halkı her sabah güneşin doğuşuyla uyanır, topluca kalkar ve sabah sporu yapar. yanlış duymadınız! sokaklarda, mahalle aralarında, büyük meydanlarda yüzlerce, binlerce insanı atlayıp hoplarken görmeniz mümkündür. bununla birlikte bu insanların zayıf görüntüsünün altında yatan nedenin açlık değil sabah sporu olduğunu düşünmeye başlayabilirsiniz.

    başkenti addis ababa'nın meydanları ve trafiğinde dolaşırken etrafı temiz bulmak da insanı şaşırtır. elinizdeki çöpü nereye atacağınızı bilemezsiniz. fakat arka sokaklara kafa uzatılınca açlığın ve sömürünün organik tablosunu elinize almış olursunuz. açlık sınırdaki mahallelere yapılan geziler ve kurban dağıtma turlarıyla fakirler beslenmektedir.

    her ne kadar güvenli diye kendimi yırtsam da bütün bunların erkek cinsi için geçerli olduğunu belirtmekte yarar var. başınızda testosteron yüklü bi birey bulundurmadıkça, sayın bagyanlar, tacizlerden kolay kolay kurtulamazsınız. beyaz etin fazla rağbet görmesiyle etrafınızda dolaşıp size 32 diş sırıtan bir yığın beyaz takım elbiseli siyahi şabalak göreceksiniz. korkmayın, onlara el sallayın, siz de sırıtın. size verecekleri en fazla şey kocaman bir gülücük olacaktır. halkı son derece sessiz ve sakin hatta yüksek sesle konuşmayacak kadar halim selimdir.

    son olarak gül ve kahve kaçakçılığıyla ilgileniyorsanız bana mesaj atın.
  • habeşistan'ın şimdiki adı. islam ve hristiyanlıgın icice oldugu bu ulke dunyanın en fakir ulkeleri arasında ve amerika surekli yardım yapıyor. zencilerden olusan halkı, turk oldugunuzu soylediginizde oldukca ilgi gosteriyor; kimisi turk oldugunu da iddia ediyor. osmanlı izlerini bugunlere kadar tasımıs hattâ bir kentinde 99 adet cami bulunuyor; kadın oldugunuz icin bazı tarihi camileri ziyaret edemediginiz burada da seriatın kuralları seziliveriyor. adeta bir anadolu koyunu geziyormus izlenimi veriyor sokakları, evlerin ici de bir anadolu evinden farksız.
    uyusturucu etkisi olan çat otu(?)nu da surekli agızlarında gorebilirsiniz, cigneyip, bir duvar dibine tunuyorlar.
    fakirlik, issizlik ve kuraklıgın kavurdugu, her turlu salgın hastalıgın goruldugu bu yerde ise besinsizlik gercek bir problem.
  • eski yunanca aithiopia kelimesinden geldiği kabul edilir. ("aitho": yanmak ve "ops" : "yüz" yanık surat birleşik ifadesi dolayısı ile yanık tenli insanların ülkesi anlamındadır.) helenler için zenci halklar güneş tanrısının çocuklarıdır ve ona yakın olduklarından renkleri kararmıştır. afrika kıtasının tamamı ethiopia'dır ve uygarlığın beşiği olarak kabul edilir.

    herodot tarihi de pers ordusu içinde leopar derileri giyen ve antilop boynuzundan yapılmış mızraklar ve taştan kesici silahlar taşıyan, krallarını ülkenin en güçlü ve uzun boylu olan kişiler rarasından seçen etopyalı birliklerden bahseder.

    http://www.africawithin.com/…pia_and_the_origin.htm
    http://www.newadvent.org/cathen/05566a.htm
    http://www.geocities.com/…/westernciv/herodotus.htm
    http://www.geocities.com/athens/8744/herhist.htm
  • memleketim
  • etiyopya kültürü kaynağını mısır ve yunanistan'dan alır. eski monarşi 1880'de italya tarafından saldırıya uğradı ancak 1936'da yeni bir italyan saldırısına dek bağımsızlığını korudu. 1941'de ingiltere ülkeyi özgürlüğüne kavuşturdu.
    son imparator l. harle selassie 1931'de bir parlamento ve düzeni kurdu ancak bütün siyasal partileri kapattı. (bkz: bu ne perhiz bu ne lahana turşusu)

    1970'lerde yaşanan kuraklık nedeniyle yüzbinlerce kişi öldü. ordunun isyanı ve öğrenci gösterileri sonucu 1974'te selassie tahttan indirildi. cunta, tek partili sosyalist bir devlet oluşturarak başarılı bir toprak reformu gerçekleştirdi. muhalefet şiddet yoluyla bastırıldı. m.s. 330'da benimsenmiş olan kobt kilisesi'nin etkisi önlendi ve 1975'te monarşi lağvedildi. rejim kanlı darbelerle, sudan ve somali'nin yardımları ile desteklenen siyasi grupların isyanları ile karşı karşıya kaldı. 1977'de sscb ile işbirliği antlaşmaları yapılırken, bir zamanlar en önemli müttefik olan abd ile ilişkiler kötüleşti. 1978'de sovyet ve küba birlikleri somali güçlerinin yenilgiye uğratılmasına yardım etti. etyopya ve somali 1988'de bir barış antlaşması imzaladı...

    1984'te milyonları açlığa ve ölüme sürükleyen yaygın kuraklık sonucu dünya çapında bir yardım çabası başladı. 1988'de eritre*'li gerillaların zaferi hükümetin, kuraklığa uğramış bölgelerde yabancıların ve işçilerin yardım çalışmalarını yarıda kestirmesine yol açtı. 1994'te etiyopya'da kuraklık sonucu yeni bir kıtlık yaşandı. etiyopyalı halkın devrimci demokratik cephesi (eprdf), *şubat 1991'de hükümete karşı büyük bir saldırı düzenledi. mayıs'ta başkan haile mariam mengist ülkeyi terketti. eprdf idareyi ele geçirerek geçici bir hükümet kurdu..*
hesabın var mı? giriş yap