şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: figlia)
  • yunanca dostluk ve sevgi.
  • erkegi icin (bkz: filius)
  • latince kız evlat, kız çocuğu.
  • emirgan'da * küçük ve çok şirin bir kafenin ismidir. ege lezzeti taşıyan enfes zeytinyağlıları, dekorasyonu ve çayıyla gönlümüzde taht kurmuştur.
  • ismi, vakıf serisi'nin baskı sırasına göre ikinci kitabı olan "vakıf ve imparatorluk"ta geçen gezegen.

    spoiler vermeyeyim ama, tanısanız seversiniz.
  • kendisinden her anlamda birşeyler öğrenebildiğime inandığım omega-3 kapsülü zenginliğindeki küçük kız çocuğu. mars ve dünya tarihi dahil.
  • en badim.

    geçen de gezdik biz bununla. bak anlatayım:

    "sonbaharın sarının hükümranlığını ilan ettiği o gün yola koyulduk. beyazıt meydanı yada eski adıyla forum tauris en idealdir istanbul'da

    yürümeye başlamak için. filia susarak seyretti caminin avlusunu. cami kavislidir yeknesak bir düzen arz etmeiz, meydana göre. söylenti bu ya

    cami mimari kıbleyi tutturamamıştı, bunun üzerine sultan beyazıtta caminin minberinde bulunan bir deliğe parmağını sokarak camiyi kıbleye

    çevirivermişti. beyazıtı vel-i namı burdan gelse gerek. camiden çıkıp sahaf çarşısına iniyoruz. filia kitaplardan çok kedilerle ilgileniyor. benim de

    ilgilimi sahaf çarşısında artık pek fazla sahaf kalmaması çekiyor. burdan çıkıp kapalı çarşıya giriyoruz. burası bana hep bir ahatapotun kollarını

    andırır. karmaşık ve kaotik parıltılı bir dünya. filia'yı kaybediyorum. alice harikalar diyarında sanırsın. ordan oraya sıçrıyor. sonradan bir sokağa

    girerken farkediyorum. arkasında sesleniyorum nafile. peşisıra koşup yetişmeye çalışıyorum. karanlık sokaklar, daracık yerleden geçip bir avluya

    çıkıyorum. filia oturmuş meydan kahvesine demirci amcayla muhabbete koyulmuş. ben de oturuyorum yanlarına. orta şekerli kahveler eşliğinde

    çarşının seslerini dinliyor, emektarlarıyla gönüldaşlık yapıyoruz. gökyüzü parıldıyor bize. bir mağaradan ışığın parlamasını andırıyor o an bana

    gökyüzü. filia diyorum sakın öyle habersiz ortadan kaybolma. buralar patrona halillerin, uzun ihsan efendilerin mekanları diyorum.

    çarşıda çıkıp nuru osmaniye caminin önünden bir dağın önünden geçer gibi geçiyoruz. ki yapılırken bir dağ gibi görünsün buyurmuşlar mimara.

    bu yol bizi çembelitaşa çıkarıyor. ikimizde durup uzun uzun seyrediyoruz bu zavallı kızı. latinler üstündeki altın heycelçiliği

    çalmışlar. bizimkiler de her tarafında kutsal bir haç aramışlar. kirletilmiş bir kız çocuğu gibi duruyor, ölümünü bekler gibi. hüzünleniyoruz... divan

    yoluna koyulup ordan sultanahmet ile ayasofyanın ortasında duruyoruz. filia ayasofyaya dönüyor yüzünü ben sultanahmete. o tanrıya adanmış

    ilk büyük hediyeye bakıyor ben de bunu kıskanıp daha iyisini yaparım diyene. eskiden burada at yarışları yapılırmış atlar burada pazarlanır

    satılır ve bakılırmış. at meydanı diye de bilinir ya.sonradan atlardan tek bir iz bırakılmamış. biz ise arada koşturan duran atların rüzgarını

    hissediyoruz. sonra iki at buluyoruz. birine ben biniyorum diğerine filia. at üzerinde gülhane parkına giriyoruz.

    bu kaotik kalabalık şehrin göbeğinde böyle bir cennetin bulunması inanılmaz. ağaçların devasa gölgeleri bizi sarıp serinletiyor.

    sonra atlarımızı gülhane hattı hümaynunun okunduğu yerde azad edip sarayburnuna doğru yürüyoruz. burda dünyanın en güzel manzarası

    eşliğinde demlikte çay içiyoruz.

    deniz, gökyüzü, gemiler... istanbul.

    burdan sirkeciye varıyoruz. filia acıkmış balık ekmek alıyor bize. burada ekmeğimizi martılarla paylaşıp galata köprüsünden karaköye geçiyoruz.

    tatlılar benden diyorum baklava yiyoruz güllüoğlunda. galata kulesine doğru tırmanırken, yanımızdan venedikliler koştura koştura bir yangını

    söndürmeye gidiyorlar.galata kulesinin altında güzel bir ada çayı içiyoruz. demleniyoruz tarihin bu büyük çiçeğinin dibinde. kuleye

    tırmandığımızda ise tüm vücudumuzu bir hüzün kaplıyor. çünkü burada kısıtlı bir zaman kalabileceğiz. sonra filia çantasından

    alaman icadı bir alet çıkarıyor. küçücük alet kanada dönüşüyor. bunları takıp galatadan havalanıyoruz.

    boğaz, haliç, gemiler... sonra boğazın serin sularına dalıyoruz. derinlerde eriyip kayboluyoruz".

    (çevreyi kirletmemek lazım malum.)

    teşekkürler en badim. valla iyi geldi...
  • yunanca'da öpücükler anlamına da gelir. mektupların, mesajların vs.'nin sonunda hadi öptüm gibi bir manada kullanılabilir.
    pola filia,
    tpa.