şükela:  tümü | bugün
  • niyazi zorlu'nun bir romanı.
  • anlaşılmasın diye yazılmış bir roman zannımca. susan sontag hanımefendiden sonra yazdıklarının içinden bir türlü çıkamadığım ikinci yazar da niyazi zorlu oldu. inatla okumaya devam ediyorum; belki okudukça dimağım açılır, zihinsel yetilerim inkişaf eder. hazan ve zekeriya adlarında iki kahramanı var. 65 sayfa okuduktan sonra anca bunu öğrenebildim.
  • kitabı henüz bitiremedim ama sanki anladığım bölümleri arttı gibi. güzel dilimizin sınırlarının benim bildiğimin çooook ötesine uzandığı kanaati uyandı bende bu kitap sayesinde. kafa karıştırıcı bir anlatımı var. kahramanlarının sürekli kafa sesiyle konuşmaları, diyaloğun az olması ve anlatıcının monologlarının dahil olması ile kaotik bir okuma olup çıkıyor. okuyucuyu kendine çekmeyen, hatta iten, okurdan çaba sarfetmesini isteyen bir kitap. okurun kitabı sevip sevmemesi önemli değil de kitabın okuru kabul etmesi önemli sanki.

    yabancı bir dilde okuyormuş hissi uyandırıyor ben de. kelimelerin tek tek anlamlarını bilirsin de, kelimelerden oluşan her cümleyi anlayamazsın ya. ne anlatıldığını anlarsın ama dilin inceliklerine, açılımlarına henüz vakıf olmadığın için metnin edebi lezzetini fark edemezsin. işte öyle bir şey.

    anladığım kadarıyla, 60larla başlayıp 80lerde iyice yaygınlaşan gecekondu semtlerinden birinde; çukur mahallesi'nde geçiyor hikaye. yozlaşan, ekşiyen, bozulan devranın yeni düzenine ayak direyen, oldukları gibi kalmak isteyen, kafa tutan iki delikanlının hikayesi bu. zekeriya, yakışıklı, solcunun devrimci kanadından olma bir ibne. aynen öyle hem devrimci hem ibne. ama delikanlı ibneymiş.öyle kahvede, haddini bilmeyip diğer küçük oğlanlara yaptıkları gibi, kendisine zarf atan şişko kıçlı adamları evden kapıp getirdiği kasap bıçağıyla doğruyor. hazan’ı seviyor. sonları nice olacak bakalım. bir de sahte diddo yapan medusa benzeri melahat hanım var. sevilmiyor bu kadın, onu anladım. düzenin temsilcisi görevini hikayede başarıyla ifa eden “kement” bey de hiç hırlı biri değil.

    ha bu arada belirtelim; kitap metis yayınlarından çıkmış.
  • son donemde okudugum en ozgun metin.

    hafiften; ece ayhan ezgileri, latife tekin'in sesi ve dogunun kadim izleri icice giriyor. gecekondu; tadiyla, kokusuyla ve bin bir turlu insaniyla, sinirlari zorlayan taptaze bir anlatimla canlandiriliyor.

    paramakash namli yazarin kitapla ilgili buraya dustugu leziz notlari giderken koltugunun altinda goturmus olmasi nedeniyle bu yorum da oksuz kalmis.
    kendisinin hosgorusune guvenerek kolektivizm adina paylasiyorum tekrar:

    i- “anlasilmasin diye yazilmis bir roman zannimca. susan sontag hanimefendiden sonra yazdiklarinin icinden bir turlu cikamadigim ikinci yazar da niyazi zorlu oldu. inatla okumaya devam ediyorum; belki okudukca dimagim acilir, zihinsel yetilerim inkisaf eder. hazan ve zekeriya adlarinda iki kahramani var. 65 sayfa okuduktan sonra anca bunu ogrenebildim.”

    ii- “kitabi henuz bitiremedim ama sanki anladigim bolumleri artti gibi. guzel dilimizin sinirlarinin benim bildigimin cooook otesine uzandigi kanaati uyandi bende bu kitap sayesinde. kafa karistirici bir anlatimi var. kahramanlarinin surekli kafa sesiyle konusmalari, diyalogun az olmasi ve anlaticinin monologlarinin dahil olmasi ile kaotik bir okuma olup cikiyor. okuyucuyu kendine cekmeyen, hatta iten, okurdan caba sarfetmesini isteyen bir kitap. okurun kitabi sevip sevmemesi onemli degil de kitabin okuru kabul etmesi onemli sanki.

    yabanci bir dilde okuyormus hissi uyandiriyor ben de. kelimelerin tek tek anlamlarini bilirsin de, kelimelerden olusan her cumleyi anlayamazsin ya. ne anlatildigini anlarsin ama dilin inceliklerine, acilimlarina henuz vakif olmadigin icin metnin edebi lezzetini fark edemezsin. iste oyle bir sey.

    anladigim kadariyla, 60larla baslayip 80lerde iyice yayginlasan gecekondu semtlerinden birinde; cukur mahallesi'nde geciyor hikaye. yozlasan, eksiyen, bozulan devranin yeni duzenine ayak direyen, olduklari gibi kalmak isteyen, kafa tutan iki delikanlinin hikayesi bu. zekeriya, yakisikli, solcunun devrimci kanadindan olma bir ibne. aynen oyle hem devrimci hem ibne. ama delikanli ibneymis.oyle kahvede, haddini bilmeyip diger kucuk oglanlara yaptiklari gibi, kendisine zarf atan sisko kicli adamlari evden kapip getirdigi kasap bicagiyla dogruyor. hazan’i seviyor. sonlari nice olacak bakalim. bir de sahte diddo yapan medusa benzeri melahat hanim var. sevilmiyor bu kadin, onu anladim. duzenin temsilcisi gorevini hikayede basariyla ifa eden “kement” bey de hic hirli biri degil.

    ha bu arada belirtelim; kitap metis yayinlarindan cikmis.”
  • kimsenin yazmadığı bir dünya üstüne yazılmış bir metin (kategorize edesi gelmiyor ki insanın), dolayısıyla dili de bilinmeyen, bilip de konuşulmayan, konuşulduğunda duyulmayan, kabulü bir çok itirafı gerektirdiğinden pek itibar edilmeyen (aynı murat uyurkulak ın üç harflileri tol ve har için de geçerli), böyle kayaları delip de fışkırmış, deli deli akan, tuttuğunu sürükleyen cinsten cayır cayır hayat bir sudan. "sizin anlattıklarınız bir bir gerçek oldu da bizim gerçeklerimiz bir bir anlatılmadı" diyor kitabın bir yerinde niyazi zorlu. yazmadan önce kendi kendine söylemiş olmalı bunu ve yazmış ki neler neler. allah ne harf verdiyse artık. 'ağız dolusu susma'lara sevk eden cinsten. örnek veremiyorum çünkü seçemiyorum.

    paramakash ın yorumlarına (bkz: #4004656) katılmakla birlikte siz sevgili sözlük kardeşlerimi bu kitaba ısrarla davet ediyorum. ona kalbinizi açın harfleri ne kadar bildiğinizi görecek, sayıların harflerden oluştuğunu hatırlayacaksınız -buraya efekt de koyabiliyo muyuz??-
  • kısaca,
    "yuhhh be! bu ne hoş bir cüret!"

    ve gene kısaca maalesef,
    http://www.metiskitap.com/…xt.asp?id=11437&bid=1769
  • okuması biraz zor bir kitap.. sabır ister..ama yine de okuyun derim..
  • lise zamanlarında heves edip okuduğum bir roman. o dönemler yeni yeni çözümlemeye çalışıyordum eş cinsel edebiyatı. bu romanı da internette keşfedip almıştım. iki kere okudum. sanki yarım okumuş gibi hissediyorum. çünkü gerçekten zor bir kitap. okuyucuyu içine almayan cinsten. ama damakta bıraktığı tat da güzel.
  • "tanrı'nın verdiği harfler onlardan uykularında alınıyor. sayıların harflerden oluştuğu onlara unutturuluyor. çocuk için artık 7 7'dir. bahçelievler değil... 17 17'dir, erdal eren değil... 33 33'tür, dersim'e tunç bir elin sıktığı kurşun değil... 1 1'dir, mayıs'larda birdirbir oynayan alanlar değil!"