şükela:  tümü | bugün
  • bir de bunun reaktif olanı vardır ki sadesinden daha boktur. hemen her yiyecek, içecek, gıda vb. yasaktır ve koma riskiyle yaşarsınız. hipoglisemiye girseniz bile şeker kesinlikle yasaktır mesela. e nasıl yükselecek bu? di mi? hiç düşünen yok bunu.
    (bkz: reaktif hipoglisemi)
  • "hypo" diye yazıldığına yemin edebilirim!
    buraya kadar üstte yazılanların hepsi, hepsi... ay takatım yok anlatamam şimdi.
    ama şunu söyleyeyim: eğer bir taksi şoförünü boğazlamaya kalkıp hemen arkasından gözyaşlarına boğuluyor (ya da erkekler için: o levyeyi arkanıza saklıyor, haliç'e atıyorsanız) size de bu hastalık bulaşmış olabilir!
    ayrıca hypoglysery yazın bunu yoksa şekerim çıkıyor, yukarıdakileri döveceğim geliyor! evet!!!
    meali: hayaller içinde yaşıyor bazı hastalar. hasta nasıl yazılıyordu doktor bey? hasta mı? çtonkk!!)
  • bu durumda hastaya glukagon vermek gerekir. **
  • yatağınızın başucunda sürekli meyve suyu, bir minik kase içinde her nevi icik bicik şeker, bir büyük pet şişe su, şeker ölçme aleti ile yatmaktır.
    uyku sırasında gelen ataklar zor hissedildiğinden (şanslıysanız hissedersiniz), kalkmaya mecal olmadığından yattığınız yerde adeta bir acil müdahale ünitesi yaratmaktır.
  • benim için bir işkence, ölümle burun buruna getiren vaziyet. vücut zaten yoğun insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyuyor *, bir de bu bok...

    ... dikkatsiz geçirdiğim birgün. lantus adı verilen uzun etkili insülin'in kaleminin dozajı 2şer 2şer ayarlanıyor. diğer kısa etkili humulin r'nin ise tektek. biraz da sarhoş olmanın etkisiyle lantus'u yapmam gerekenin 2 katı, humulin r'yi ise yapmam gereken dozajın yarısı olarak yapıyorum. aynı gün, gece 01:00 suları. tanıdık his gelmeye başlıyor. ama bu sefer biraz daha farklı. öncekilerde hiç bu kadar hızlı kalbim atmamıştı. kuzenime şeker getirmesini rica ediyorum. ayağa kalkamıyorum çünkü.

    şeker ölçme aletim başucumda. şekerimi ölçüyorum. 27. (tip 1 diyabetlerde normali 80 ila 120 arasında olmalı) zaten 3mg daha düşse alet ölçmeyecek. şeker geliyor. ama ağzımı aralayacak gücüm bile kalmamış. gözlerim kararırken güç bela: "ambulans çağırın" diyebiliyorum. bilincim kapanıyor. (beyaz bir ışık, yol falan görmüyorum)

    uyandığımda, birilerinin kucağında yatıyorum. üzerinde turuncu medline kıyafetleri içinde bir adam sırıtıyor bana. "o hoşgeldin diyor". saçlarımın arasında, kıyafetlerimde nedense yığınla toz şeker taneleri var. sonradan öğreniyorum ki, ambulansın geç kalacağı anlaşılınca doktor evdekilere "ağzına şeker sürün" demiş. tabi evdekiler panikle "ağzı" "kafa" anlayınca, toz şeker kavanozunu kafamdan aşağı boca ediyorlar.

    sonradan anlatıldığına göre, medik (oyunlardaki medic gibi) geldiğinde şekerimi ölçemiyor. direk adrenalini ve glukagonu vücuduma zerkediyor.

    hayata ne kadar ince bir pamuk ipliğiyle bağlı olduğumu o an farkediyorum.
  • sadece şeker yükleme testi yapmanız sonucunda var olup olmadığını öğrenebileceğiniz, 2 sene önce yaptığım test sonucunda dokturun "sende de bundan var olm bundan sonra çok dikkatli ol!" dediği illet hastalık. kan şekerindeki düşüklüğü temsil eder. enerji düşmesi, yorgunluk, baş dönmesinin yanında uzun açlık dönemlerinin sonunda sizi öfkeli ve kızgın triplere sokar. o an her gördüğünü yemeye karar verirsin ve işte herşey buradan sonra başlar. işin en önemli kısmı o anlarda kendini kontrol edip açlığını bastıracak kadar hafif öğünlerle gününü geçirmek gerekir. karnın o kadar kazınırki duvarları yumruklamak gelir içinden. bugün yaptırdığım test sonucunda ise diğer bir doktorumun "olm sende yok bibok, bunların hepsi psikolojik!" dediği hastalık. beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesiyle kurtulunabilir veya geciktirilebilir. bunun yüzünden 2 sene boyunca kaymaklı ekmek kadayıf yiyemedim en çok ona yanarım. belirtileri bazen ülser ile karıştırılabilir.
  • muhtemelen kimse yaşamını garanti altında hisetmiyordur ama diyabet iseniz, hele ki hipoglisemi ataklarına aşinaysanız kendi hayatınızla olan bağınız minimuma iniyor, garanti ederim.

    biraz fazla yorgunluk, biraz fazla gerilmek, moralsizlik, biraz fazla kahve belki, biraz, biraz.

    hep istersiniz. istersiniz ki biraz dağıtma lüksüm olsun, biraz da kontrolsüz yaşama lüksüm olsun. eve geldiğimde, yorgunluktan ölüyorken yatmadan önce yapacağım iğneyi ve yiyeceğim öğünü düşünmeyeyim.

    biraz çığırından çıkmak istersiniz ama diyabet boynunuzdaki görünmez prangadır.

    son hipoglisemi atağımı geçireli neredeyse 1 yıl olmuştu ki hakikaten neye benzediğini, etkilerini unutmuştum. hani hafıza kötüleri daha kolay silermiş ya, o hesap.

    pc başında konuşurken, gayet normalken herşey tak!
    eskiden televizyonları kapatırken ciyuv diye bir ses çıkardı ve ekranın ortasına odaklanan bir siyahlıkla birden kapanırdı. beyninizin öyle bir ses çıkarar kapandığını düşünün.
    korkunç bir baş dönmesi başlıyor ardından. kımıldamak mümkün değil. olduğunuz yere çakılıyorsunuz.
    aynı anda hem yoğun bir mide bulantısı, hem şakır şakır terleme, hem tir tir titreme, öyle bir titreme ki sallanma adeta.

    eğer kader yüzünüze bakmışsa yanınızda bir arkadaşınız ya da ailenizden biri vardır. yalnızsanız çok zor çok...
    yanıbaşımda seslendiğine emin olduğum dostumun sesi ( ki iyi ki yanımdaymış *, olmadığını hayal bile ettiğimde ürperiyorum) sanki çok uzaklardan geliyor. "acili mi arayayım anneni mi?" diyor çok uzaklardan.
    nedense aklıma "ekmek" demek geliyor. "ekmek getirir misin?" kendimce bağırdım ama sesimin fare gibi çıktığına eminim. ekmek geliyor, yutamıyorum. dişlerim yok sanki. sallanıyorum ağzımı tutturamıyorum.
    neden sonra şekerli su geliyor aklıma.
    "şekerli su" diye inliyorum adeta.

    aklımda tek şey var o an. "böyle ölmek istemiyorum! böyle ölmek istemiyorum!"
    zihnim bunu tekrarlayıp duruyor.
    bu noktada en büyük şansım yanımdaki dostumun ilkyardım eğitimi almış olması, çok soğukkanlılıkla müdahale etmesi ve çok çabuk davranması oldu. belki biraz da kaderin yardımı.

    şekerli suyu içtikten sonra ( ne kadar sonra bilemiyorum. belki 2 belki 5 dakika) baş dönmem azalıyor, terleme azalıyor, hayat normale dönüyor.

    tekrar sıkı sıkıya bağlanıyorum pamuk ipliklerime.
    böyle ölmek istemiyorum, evet. yapacak çok şey var daha, yaşanacak çok şey.
    sadece arada sırada dağıtma lüksüm olsun istiyorum, kontrolsüz olabileyim. sonra hayatı, nefes almayı ne kadar sevdiğimi düşünüp vazgeçiyorum.

    başucuma toz şeker kasesi koyup, yeniden başlıyorum hayata.
    velhasıl, zordur zor...
  • bu hastalığı anlatabilmek için canlı canlı evimden bildiriyorum;

    -ense kökünden başın yukarılarına doğru tırmanan bir ağrıyla başlar. ayaktaysanız o ağrı sanki sizi ense kökünüzden yakalamış ve yere doğru çeken bir alien eli gibidir.

    -iç basınçla dış basınç sanki farklıymış da siz içeri doğru çöküyormuşsunuz gibi bir baskı vardır. sanki bıraksam şu an kulaklarımdan ve gözlerimden içeri pörtleyeceğim.

    -yatar vaziyette olduğum için iyi gibi olsam da şu an, okuduğunu anlamamak ile başladı 5 dakika önce ve 15 dakikaya kadar eve birileri gelip ağzıma bir şey tıkmazsa içeri pörçmekten öldü diye yarın manşetlerde okuyabilirsiniz.

    -bu şekerin düşme anlarında nedense bende inanılmaz bir mide bulantısı başgösteriyor. açlıktan değil de asabi düşüklükse daha kötü oluyor.

    -bu işi biraz daha abartıp 15 dakikayı geçirirsem, kollarımda ve bacaklarımda titreme başlayacak ki şu an yazarken bile dışardan görünmeyen ama içerden hissedilen bir titreme var. böyle bir kaslarda boşluk hissi sanki kollarımda böyle bir penguen tik tik kuyruk dürtüyor gibi ne bileyim enteresan eheh

    -daha önce yaşamıştım, bir gece vakti. sevgilim kucaklayıp acile götürmek zorunda kalmıştı çünkü bacak kaslarım öyle halsiz öyle kötüydü ki ayaklarımın üstünde duramıyordum. ve halaa "uyumak istiyorum bir şeyim yok uyusam geçer noolur götürme" diye yalvarmıştım. sonra acilde serum verip, bir de sevgilime "bir şeyler yedirin" demişlerdi. acilde en romantik dakikalarımı yaşamıştım. ne güzel şey hipoglisemi. acil serviste çalışanlar sevgi dolu gözlerle izlerken sevgilim meyve suyu içirip bisküvi yedirmişti. öyle şirin görünmüşüz ki koluma iğne yapmaya gelen hanım "bakk o tarafa kuşşşş" diyerek şirinlikle başımı çevirttirme ihtiyacı hissetmişti. nasıl bir sevgi yumağı gibi göründüysem artık.

    -bu yazının sonuna kadar gelemeyeceğim, çünkü inanılmaz bir baş ağrısı başladı. yukarıdan başımın arkasına balyozla vuruyorlar ya da ben saçlarımı asansörün kapısına sıkıştırdım da kafa derimden kopmak üzere gibi bir his.

    -içeri gidip accu chek goyu alıp şekerimi ölçmem gerek, ama kalkamıyorum. -anne gel artık yaa 5 dk. geciktin.-

    -he bir de eğer sinirlenirsem, şekerim düşer, şekerim düşerse sinirlenirim, sinirlendikçe şekerim düşer, şekerim düştükçe sinirlenirim. bence cinnet anları ile hipoglisemi vakaları ortak bir havuzda incelenmeli.

    -hipoglisemimin sebebi hipotalamusumda bulunan ve ona baskı yapan kist.

    -sadece salata balık yiyorum, tiksindim ama yine de şu an o salataya muhtacım

    -ben biraz uyumalıyım.uykum geldi,güle güle.
  • vücuttaki şeker normal seviyenin altına düştüğünde hipoglisemi olur. eller titrer, halsizlik olur. bu durumda şekerli bir şeyler yemek gerekir. mesela meyve suyu ve bir parça ekmek.

    diyabetli bir insan olarak neredeyse her gün bunu yaşıyorum. bazen de uykuda yakalanıyorum. uykudayken anlamadığım için de bayılıyorum. gözümü hastanede açıyorum.

    hipoglisemi nedeniyle bayılan birine bir şeyler yedirilip içirilmemeliymiş, çok doktordan bunu duydum. e peki ne yapacağız? bu durumda glukagon kiti devreye giriyor. ilaç bulunan bir şişe ve bir şırınga var içinde. bayılan insanın göbeğinden yapılmalı ki çabuk etki etsin.

    bayıldıktan sonra gözümü, kolumda bir serumla hastanede açıyorum. annem hastaneye yürüyerek geldiğimizi söylüyor ama, ben bunları hiçbir zaman hatırlamıyorum. bayıldıktan önceki bir iki saat kafamdan siliniyor. belki benimle alakalıdır, herkese olmuyordur.

    sonuçta dikkatle alakalı bir şey. geceleri kalkmak lazım, üşenmeyip şeker ölçmek lazım.
  • hipogliseminin oluşumuna zemin hazırlayacak nedenler (dengesiz beslenme, uzun süre aç kalma, mutsuzluk vs.) ortadan kaldırıldığında hipoglisemi riski de uzaklaştırılmış olur. ortadan kalkmadıkça da ataklar gerçekleşir. en kötüsü de atağa uykuda yakalanmaktır. gözünüzü açtığınızda kendinizi bilinçsiz bir şekilde buzdolabının önünde dünden kalma asidi kaçmış fanta'yı içerken bulabilirsiniz mesela. ya da cehennem gibi bir yaz gününde bir belediye otobüsünde ayakta yolculuk yaparken atak gelebilir. bu kez de kendinizi yerlerde bulabilirsiniz. bu sırada etrafınızdakiler size şeker yediriyordur, su içiriyordur. ama siz hiç birini hatırlamazsınız.

    bayılma anında kimi zaman tehlikeyi önceden sezebilirsiniz; ama bunun bir faydası olmaz. gözler kararır, kulaklar duymamaya başlar. o kadar halsizdir ki o esnada vücudunuz, değil yardım istemek kılınızı dahi kımıldatamazsınız.

    acıkma ataklarıyla başa çıkmak için yatağınızın baş ucunda, çantanızda, orda burda hep yiyecek bir şey ve acil durumlar için tatlı bulundurursunuz.

    zordur sonuç olarak, her türlü diabet gibi çelikten bir irade ister.
hesabın var mı? giriş yap