1. don cheadle'in başrolünde olduğu 2004 yapımı film. rwanda'daki savaştan kaçıp kendilerini kurtarmaya çalışan tutsi ve hutu halklarına, çalıştığı otelin kapılarını açan kahraman bir adamın gerçek hikayesini anlatıyor. bir nevi schindler's list. yönetmen terry george, diğer rollerde sophie okonedo ve nick nolte var. toronto film festivali'nden seyirci ödülünü kazanan film, national board of review tarafından yılın en iyi 10 filminden biri olarak seçildi.
  2. insanlarin nasil yirtici hayvanlardan bile daha vahsi olabilecegini gosteren, izlerken insanin nefes almasini zorlastiran
    gercek hayat hikayesinden alinmis, bu yuzyilda yapilmis en vahsi katliami anlatan film
  3. 7 yasindaki bir çocuga sorsaniz, eminim geçtigimiz yüzyilin ortalarinda gerçeklesen "yahudi katliami" hakkinda en azindan üç bes kelime edebilir size. neden? çünkü hakkinda o kadar çok kitap yazildi, belgesel ve film çekildi ki artik neredeyse herkes auschwitz ve benzeri toplama kamplarinda yasanan insanlik ayibini biliyor. peki bundan sadece 11 sene önce, 1994 senesinde, fransa ve belçika'dan destek alan hutu kabilesinin, çin'den tanesi 50 cent'e ithal ettikleri palalarla*, kadin, çocuk ve yasli demeden sadece 3 ay içerisinde 1 milyon tutsi’yi katlettigini, dogradigini, caddelere yayilan cesetlerin üzerinde arabalarla zafer turlari attigini kaçimiz biliyoruz? evet ruanda’da bir takim olaylar oldu, kabile savaslari yasandi, vs. vs. çok kabaca kulak asinaligimiz var bu olaylara. ama ben isin bu kadar dehsetli boyutlarda yasandigindan bihaberdim. neden? çünkü böyle haberler canimi sikar. tv’de denk geldigim zaman “aman allahim ne kadar korkunç” diyerek kanali zaplarim. tipki “hotel rwanda” filmindeki habercilerin dedigi gibi:

    - sence bu görüntüleri aksam haberlerine yetistirebilir miyiz?
    - yetistirsek ne degisecek ki? insanlar “aman allahim ne kadar korkunç” diyerek baska bir kanala geçecekler…

    iste belki de "sinemanin gücü" gerçekten böyle bir sey. benim gibi günceli takip ettigini zanneden salaklarin suratina okkali bir tokat indirmek ve insanligindan utandirmak. bu sene don cheadle ve sophie okonedo bu filmdeki performanslariyla oscar’a aday gösterilmesiydi, ben de muhtemelen bu filmi merak edip de seyretmeyecektim.

    filmde anlatilan her seyi aslinda birlesmis milletler görevlisi albay oliver’in*, paul rusesabagina’ya * söyledigi sözler özetliyor:

    “you should spit on our face. ‘coz we - the west - think you are dirt. you are worthless because you are black. you are not even niggers. you are african…”

    kara afrika’nin korkunç yazgisini sözde-medeni bati dünyasinin suratina çarpan bu filmi mutlaka izleyin ve siz de benim gibi insanliginizdan utanin.
  4. film esnasinda ve film sonrasinda hungur hungur aglamama sebeb olmus filmdir..
  5. filmde jean reno 'nun da ufak bir rolü vardır.
    yaşanmış olaylara daha fazla dikkat çekebilmek açısından önemli bu tür isimler.
  6. filmin müzikleri bile insanı ağlatmaya yeter. özellikle children found isimli şarkı, direkt filmdeki sahneyi hatırlatıyor. don cheadleve beraberindekilerin sürekli kaçışlarını anlatan film.don cheadle'ın farklı aksanı da kulaklardan kaçmadı.
  7. baslamasindan evvel atlasi tiklim tiklim doldurdu bu filmi izlemek uzere insanlar.. sicaktan, havasizliktan ve atlasin klasik koltuk darligindan bunalip beklemeye koyulduk bir dolu insan, unlusunden unsuzune, gencinden yaslisina.. filme gelmeden evvel kisa olarak ne hakkinda oldugunu okuyan herkes, aci goruntuler gorecegini, daha once hic duymadigi ya da insanlik adina biraz daha ilgili olup kendi ulkesinde burnu kaniyan bir unluyu ya da sarhos olmus bir kimseyi haber yapip dakikalarca insani bunu izlemeye sevkeden, avrupada olan bir aci olayi "bakin buralarda da oluyor" damgasi ile vermekten muthis haz duyan medyamizin belki bir cumle ile gecistirmesiyle ogrendigi bu katliamlardan bunaltici, ic sıkıcı, insanlik adina utandirici sahneler bekliyordu.. lakin ilk anda belgesel tadinda oldugunu dusundugum filmin bir sure sonra kalbimi daha fazla yormasina ragmen aslinda gayet basarili bir film oldugunu anlamam uzun surmedi.. gosterilenler, goruntuler salondaki herkesin icini dagladi, "nasil olur" fisildasmalari duyuldu, derin "of"lar cekildi ve fakat butun bu katliamlara ragmen film, kendi icerisinde basarisini hic kaybetmedi..

    bu tur kahramanlik hikayelerinde otomatik olarak bir nebze de olsa bastan avantaj kazanir film.. sonucta insanoglu izleyenler de, bu sekilde etkilemenin kolayligi da avantaj olusturur.. ancak bu tarz katliam iceren filmlerde ozellikle bu katliam kahramanligin uzerine cikiyorsa, hele bir de bu konuda pek bir bilgisi yoksa seyircinin, kafalarda kalacak, bunaltacak olan budur.. ve boyle goruntuleri bu perspektif icinde degerlendirilirse hazmetmek sinemada zordur.. cunku sahneler zorlayicidir, ruanda hakkinda izleyenin pek bir bildigi yoktur ve fakat bildigi sadece orada yasayanlarin da insan oldugudur.. bu da bahsetmeye calistigim rahatsizlik olgusunu bu filmin sahip oldugunu gostermeye yeterlidir saniyorum.. lakin filmin basarisi ile bu goruntuler de, senaryo da basarili oldugundan insani daha da cok etkiliyor bu film, daha cok rahatsiz ediyor ve insanlarin olmemesini daha cok istiyorsunuz..

    hotel rwanda, sadece insanlarin olumunu gostermiyor elbette ki, her ne kadar anafikir olarak bu katliam sayilabilirse de.. ayni zamanda o cok gelismis ulkelerin dusuncelerinin ne oldugunu da (hepimiz kismen biliyoruz gerci) bir kez daha gosteriyor.. hayat denen sorgusuz verilen hakkin, hayatin icinde de sorgusuz olup olmadigini, onemli olanin ne oldugunu, onlar icin, bu insanlar icin ve renkler icin ne ifade ettigini bir kez daha goruyorsunuz.. butun bunlar bir de guzel oyunculuk ile bulusunca ortaya zaten gercek dunyadan, daha dogrusu o bilinmeyen gercek dunyadan kapi gibi, duvar gibi, tokat gibi bir gercek cikiyor karsimiza.. ne kadar bilgisiz oldugumuza mi, oradaki insanlara mi, yoksa insanliga mi neye uzulecegimize karar veremeden bir oraya bir buraya savruluyoruz.. savruldugumuz seyin ne oldugu belirsiz oldugu gibi, hala daha oradaki durum nedir, bu da belirsiz tabii ki. ve merak ediyorum bu filmi izleyen kac kisi gercek bir arastirma yapacak o bolge hakkinda ya da insanin uzulecegi sey sadece boyle katliamlar midir, sinemada ici burkulan insanlar oradaki aclik icin bir uzuntu duyuyorlar mi.. soru isaretlerimi tekrar ortaliktan toparlayip uzuntume devam ediyorum..

    sonuc olarak, aci dolu gecen surecte tokat yesem de, aglamama ramak kalsa da, icim acisa da guzel bir film gordum.. gazetede okusam filmin bende yaratacagi etkiyi, gorsel olarak iyi islenmis, guzel senaryolu, dogru kurgulu ve iyi oyunculuga sahip bir yapit vasitasiyla binlerce katina cikardim.. izlenmesi gereken bir film.. o bolge insani icin bir sey yapamasa da insan, insanlik adina uzulmek icin bir zaman ayirmasi gerektiginin de bilincinde olmali.. insan kavraminin ne oldugunu unutmamali ve icinde azicik vicdan kalmis biri bile o vicdanin uzerine gidip kendisini bu konuda biraz uzebilmeli.. ben ruandayi ve o bolge halkini unutmayacagim bu durumun onlar icin hicbir anlami olmasa da...ancak umarim bu hic ise yaramaz unutmamazligimin en azindan benim icin, bu hic unutmamazligin en azindan unutmayip bu vahseti zaman zaman aklina getirip uzuntuye kapilanlar icin, insanliga uzulenler icin dunyanin nasil boktan bir gidisata sahip olusu hakkinda bir anlami olur..
  8. izlerken, dünyanın batısında yaşıyor olmaktan, batılı olarak anılmaktan utandıran film.
  9. ruanda'da olanlara karsi o yillarda ve hala da varolan ilgisizligim, kayitsizligim ve cehaletim yuzunden kendimden utandirmis bir filmdir. ama acaba asil utanmasi gerekenler boyle birsey hissetmis midir, ki pek zannetmem. her zaman dunyanin uzerinde bir yerlerde olan, ama direk etkilenmiyorsaniz filmde joaquin phoenix'in de soyledigi gibi haberlerde izleyip gectiginiz olaylardir. ayrica film no man's land'den sonra birlesmis milletler baris gucunun ne kadar anlamsiz ve ise yaramayan bir guc oldugunu da bir kez daha gostermistir.

hotel rwanda hakkında bilgi verin