şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: klişe)
  • oldugumuz zaman sarfedecegimiz kelime obegi
  • icinden nasıl cıkılacagının bilinmedigi hikayeleri sonlandırmanın en basit yolu..
  • (bkz: the matrix)
    (bkz: abre los ojos)
    (bkz: vanilla sky)

    ileri duzeydekileri icin, (bkz: halusinasyon), (bkz: serap)
    (bkz: normal again)
  • hayatta umutsuz kaldığınız, çıkış noktası bulamadığınız anda söylemek isteyeceğiniz cümle...
  • (bkz: dallas)
  • pencerelerinden içeri soğuk hava sızan ve hafif rutubet kokan eski bir evde epey geç bir vakitte gözlerimi uykuya kapatıyorum.

    bir rüya görüyorum.

    kapılar çok tanıdık, mutfak dolapları perişan halde ama hala güzel, banyosu eski halinden de köhne. kokusu ama.. hiç değişmemiş. "o" kokuyor hala.

    toplam dört kapısı, beş penceresi olan bu evden çocukluk seslerimiz yükseliyor. curcuna şeklinde birbirine karışmış hepsi. bir kadın, elinde terlik peşimizden koşturuyor. televizyon her zamanki gibi kapalı, akşam olunca açılacak. radyo desen dura dura tozlanmış, çalışmıyor. mutfaktan patates kızartması ve izmir köftesinin o dayanılmaz güzel kokusu geliyor burnuma. annem de pişiriyor ama o ahı gitmiş vahı kalmış, kenarları yamulmuş kapkara tavanın verdiği lezzeti vermiyor, veremiyor işte.

    oturma odasının cam kenarında gelen gideni seyrediyor sonra kadın. cici bebe'nin şen kahkahaları duyuluyor dışarıdan. o, kendi kendine söyleniyor penceresinden. bazen, elinde şu bir türlü bitiremediği dantelini evirip çevirip düşüncelere dalıyor. gözlükleri burnundan düşecek neredeyse. bir türlü alışamadı şu merete..

    yemeğe dalmış olan çocukların gürültüsü kesiliyor bir süre sonra. sofrayı öylece bırakıp, sokağa çıkıp limonatacının peşi sıra koşturmaları.. eski çeşmeden kana kana su içmeleri.. cici bebe'ye sataşmaları, onunla oyunlar oynamaları.. bahçede duran dev nar ağacı.. ömer bakkal.. leblebi tozu, bayat sakız, naylon bebek, dünya savaşından kalma ucu yırtık fotoğraf, içine on kişi girdiğimiz bahçedeki tuvalet, kırmızı zambak, yeşil buzdolabı, kıçı kırık divan, kurcalamanmaktan harap olmuş eski büfe, suntası şişmiş çekmeceler, boyası çıkmış saksılar, kırmızı kadife pardesü, pitikareli şal, rutubet ve yemek karışımı kokan odalar...

    hepsi bir masal.. hepsi bir rüya..
    ama aslında hepsi gerçek.

    tıpkı anneannem gibi. çocukluğum gibi. daha dün, ilk defa yeni sahipleriyle yatıya kalıp kıskanmadan ve eski günleri düşünmeden edemediğim o yüz yıllık güzel ev gibi.. hepsi gerçek.

    ya da bir rüya...