şükela:  tümü | bugün
  • öğüt verme
  • musibetle aralarinda ilginc bi baginti olan kavram
    (bkz: bir musibet bin nasihatten iyidir)
  • büyükler bize ne derdi?

    nasihat nasihat, sürmez yarım saat!

    (bkz: nush)
    (bkz: tekdir)
    (bkz: kotek)
  • en kolay verilen , en zor alınan şey
  • zamaninda taze iken yenmemis ekmegi baskasina bayat yedirme cabasidir diye bir soz hatirliyorum... balzac'in olabilir. (bkz: yanilmiyorsam)
  • mehmet erdal alpdogan' ın ibret dolu bir şiiri. belki de yaşadıklarını kaleme almıştı. adnan şenses te bunu bir albümünde okumuştu.

    nasihat

    mal bıraktın mülk bıraktın üşüştük
    kavga ile niza ile bölüştük
    üç beş karış toprak için dövüştük
    mezarında hüzün ile yat baba
    evlatların etsinler diye rahat
    satmadın da geçindin kıt kanaat
    evladından sana olsun nasihat
    o dünyada malın varsa sat baba
  • deniz seki'nin bir şarkısı.şarkı pek matah bir şey olmamakla beraber klibinde çok tatlı çok hoş görünmektedir kendisi.onun hatırına oturup seyredilir.
  • ìksir in vardır albümüdeki,yeri b1 olan parça.
  • bir abdülhak şinasi hisar notu.

    -bir edebiyatçiya nasihatler-

    --- nafile yere, hiç kimseye nasihat vermeye kalkışma! sözünü
    başkasına değil, kendine bile dinletemezsin! halbuki her kaş yapmak
    isteyenin maruz olduğu bir tehlike vardır ki o da gönül kırmaktır.

    --- insanların karşısında o kadar ihtiyatlı olmalıdır ki tevazu bile
    ihtiyatla gösterilmelidir. zira insana pahalıya mal olabilir.
    sözlerini ciddiye alırlar da tevazuunu aczine hamlederler.

    --- hiç olmazsa makul olan tevazuunu duyacak kadar mağrur olmalısın!

    --- en evvel, başkalarının sandıkları gibi olmadığını göstermeye
    çalış! fakat bil ki buna hiç muvaffak olamazsın! sonra, kendini
    olduğun gibi göstermeye alış! fakat bil ki buna büsbütün muvaffak
    olamazsın!

    --- tıpkı bir fener bekçisi, bir yangın nöbetçisi gibi daima tetikte
    olmalı, ufuklarımızı kollamalıyız ve içimizde beliren en hafif ışığı,
    en küçük parıltıyı, en müphem nuru yazımızın ağlariyle avlamaya
    kalkışmalı, eserimize aktarmaya çalışmalı, eserimize aksettirmeye
    uğraşmalıyız.

    --- bir meseleyi iyi biliyorsan onu hiç bilmeyenlerle münakaşa
    etmekten ne zevk alıyorsun?

    --- söylediğin sözler bari hoşuna gitmeli ki söylenmeye değsin.
    söylediklerinden hiç olmazsa kendin zevk almalısın. hoşnud
    olmayacağın şeylerden ne diye bahsedersin? sözüne değmeyeceklerle ne
    diye konuşursun? tariz etmek için bile bir üstadı intihap et!

    --- söyleneni dinlediğin ve duyduğun kadar söyleyene bak: sözün
    saçmalığındaki sebebi görmüş olursun!

    --- nafile, hiç kimseye meram anlatamazsın. sözlerin dinleyen
    kulaklara göre değişir. sen düşünmek hakkını kullanırsın. biri kendi
    hukukuna tecavüz ettiğini sanır. sana darılır. öteki hukuku düvele
    riayetsizlik oldu diye telâş eder. kıyameti koparmak ister. nafile,
    hiç kimseye derd antalamazsın!

    --- adilikle karşılaşmak mukadderdir. muarızlarımız, yazık!
    verebileceğimiz cevaplara lâyık olmayacak! fakat kendimize lâyık
    muarızları nerede bulmalıyız!

    --- serçeleri yere sermeye saçmalar yetişir!

    --- başkalarının sana yapmayacakları iyilikleri sen ne diye onlara
    göstermeğe kalkarsın? gönlümüzü kıran nankörlükler hep kendi
    yetiştirmelerimizdir!

    --- bir güldürmeğe uğraşan mizah mecmuaları ekseriyetle ne soğuktur!
    halbuki hem kendileri, hem karileri tarafından ciddiye alındıkları
    için insanı gülmekten bayıltacak kadar komik oldukları hiç takdir
    olunmamış nice muharrirlerimiz var!

    --- göze girmek için müverrihin tarihi ve münekkidin medhiyesi
    çekilmez. göze batmamak için bir kaside söyleyeceksin! ve sonra
    sükûtun bu kasideni muttasıl tefsir ve teşrih eder gibi olacak!

    --- nazımda şu üstünlük var ki güzel bir kafiye yersiz bir sözü mazur
    gösterir. ve, güzel dudaklar gibi, gevezeliğin hakkını teslim ettirir.

    --- şairlerle görüşürken onları ilzam için ağzında mısralardan biri
    eksik olmasın!

    --- bir muharririn sanatı yazmak ve daha iyi yazmayı meşketmek
    olduğuna göre kendi kalemini bırakarak başkasının kitabına sarılmak
    yani okumak çok kere, bunun aksine, göz boyayıcı bir tenbellik
    oluyor. zira kitapların çok kere yaptıkları dostların nice vaktimizi
    alan gevezeliklerini tekrardan ibarettir.

    --- gördüğümüz yerine hatırladığımız şeyleri yazmanın sanat
    bakımından kolaylığı ve üstünlüğü şundan gelir ki hatırladığımız
    güfteler, hafızamızın eleğinden geçerek, eski bestelere göre
    kendinden geçmiş, eski aşklarımızın tesirile ve daha nice hilelerle,
    kendi kendilerine, bize göre bir sanat eserine dönmüştür.

    --- içimizde fena olan ne varsa fânî zamanın malı ve iyi olan ne
    varsa ebediyetin mirasıdır. gündelik şeylerin cazibesinden kurtularak
    ebedî şeylerin hakikatine dönmeliyiz. ve bunun içindir ki ne kadar
    geç yazarsak o kadar iyi etmiş oluruz.

    --- ruhun kabul etmeden kapı dışında bıraktığı malûmattan sanat
    namına bir hayır gelmez. emniyetimizi temin için malûmatımızı bir
    iman haline koymak lâzım gelir. bir edibin vazifesi kafasının
    inandığı fikirleri ruhunun hisleri haline yükseltmektir.

    --- sanatına o kadar sadık kalmalısın ki o bahis mevzuu oldu
    mu; "hiçbir şeyi ihmal etmedim!" diyebilmelisin!

    --- hayat, tabiattan kaç kere daha zengin, ne kadar daha güzeldir!
    fakat, adına lâyık olan bir sanat da, bize bu servetin bir parçasını
    olsun verebilmeli, bu güzelliğin bir zerresini olsun duyurabilmeli
    değil midir? bunu da yapamayan sakat, yanlış, kansız ve yavan sanat
    sanki neye yarar?

    --- morfine alışanlar gittikçe daha çok morfin ararlar. edebiyata
    alışanlar da gittikçe daha su katılmamış, daha koyu, daha safi, daha
    kuvvetli, daha çok edebiyat ararlar.

    abdülhak şinasi hisar

    (aile, sonbahar 1949)

    ic. kitap lik, s.55/eylül-ekim 2002.