şükela:  tümü | bugün
  • nihal atsız'ın kardeşi. nihal atsız gibi kendisi de türkçüdür.
    http://www.biyografi.net/…siayrinti.asp?kisiid=2870
  • ağabeyi kadar tanınmaz; lakin en az onun kadar sıkı bir türkçüdür. ırkçılık-turancılık davasındaki son sözü: ''türk ırkı sağolsun'dur.'' bu sözü, kendi mezarında da yazmaktadır.
  • 1944 turancılık davalarındaki savunmasından bir kesit;

    "beni beraat ettirin demeyeceğim çünkü benim için suç olarak gösterilen şey bu toprakları, bu ırkı sevmekten başka birşey değildir. yurdumu ve ırkımı seviyorum, onun içindir ki türk ırkçısıyım. bu sevginin manasını anlamayanlara sözüm yok. eğer bu günahsa beni mahkum ediniz. bu mahkumiyeti övünçle kabul ederim, şeref sayarım. sizden adalet bekliyorum da demeyeceğim çünkü bu mahkeme adil değilse, o zaman büsbütün manasızdır. en büyük mahkeme olan tarihin huzurunda alnı açık bir türk oğlu olarak, hiç endişem yok. on ayı doldurmakta olan ve büyük kısmı tahta masalarda yatmakla geçen hürriyetsizliğimi, millet yolunda çekilmiş, şerefli bir felaket olarak sayıyorum. duvarlar, ezilmiş hayvanların kan lekeleri ve rengini kaybetmiş, köpeklerin bile yatmayacağı pis hücrelerde geçen haftalarım içinde bir ışık sızacak kadar küçük deliği olmayan, tavanı basık bir inde, hayır bir in değil, mezarda, ışığa güneşe ve hayata hasret çekerek geçirdiğim günlerim, uykusuz gecelerim, yarın benim için acı fakat övünçlü hatıralarım olacaktır. bunlardan yılmış değilim. bilakis bahtiyarım. yuvamın dağıtılmış olmasına, eşimin bir türk anası olmak şerefini kazanacağı günlerde çektiği dayanılması güç ızdırapları ve akıttığı gözyaşlarını unutmamış olmama ve bugün hayat kavgasında minimini yavrusuyla tek başına kalmış olmasının ruhunda yarattığı fırtınalara rağmen bahtiyarım. türk'ü sevdim, seveceğim. ama bunun sonunda ızdıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş. hepsi kabul! türk irkı sağolsun!"
  • makalelerinden birisi aşağıdaki gibi olan türkçü yazar. buyurun:

    milli ülküler ve ülkü dışı meseleler

    milletlerin varlıklarında rol oynayan en büyük manevî güç, muhakkak ki, ülkülerdir. çünkü insanlar, bir ülkü etrafında toplandıkları zamandır ki, sadece kendi küçük meseleleri için yaşayan basit varlıklar olmaktan kurtulur ve o manevî hava içinde âdeta devleşirler. böyle bir manevî güçle silâhlı insanlardan meydana gelen bir cemiyet, elbette ki, bundan yoksun cemiyetleri arka plânda bırakacaktır.

    türk milletini, tarihin en eski çağlarından beri, dünyanın en güçlü topluluğu halinde yaşatan, ülkü olmuştur. soyumuz, kızıl elma diye adlandırdığı bu ülküye erişebilmek içindir ki, eski dünyanın üç kıtası üzerinde durmadan at koşturmuştur. bu ruhla güçlenen, büyüyen, maddî ve manevî mutluluğa erişen ve başka cemiyetlere yüzyıllarca hükmeden türk milletinin, yakın çağlarda kuvvetsiz, dağınık ve -hepsinden de acı- tutsak hale gelmesinin sebepleri arasında ise, ülküsünü kaybetmiş olmasının da rolü vardır.

    xx. yüzyıl, millî ülkülerin çarpışmakta olduğu çağdır. o kadar ki, dünya coğrafyasının yeni varlıkları olan küçük devletler bile, kendi çaplarındaki ülküler ardında görülmektedirler. millî varlıklar üzerinde tek dünya yaratmak dâvâsı şeklinde öne sürülen komünizm dahi, ele geçirdiği ülkelerde, hâkim milletin millî dâvâsının gizli silâhı halini almaktadır. kızıl ülkelerin birbirlerine karşı cephe almış olmalarının sebebi de, işte bu ırklar ve ülküler çarpışmasıdır.

    ülküsüz bir cemiyet, millet olmaktan çok bir insanlar topluluğudur. böyle cemiyetler, ülküsü olan milletlerin hırslarını, ister istemez, üzerlerine çekerler. çünkü ülküsüz millet, kolay yutulur bir yemdir. büyük dâvâlar ardındaki cemiyetler, göz koydukları yurtları ellerine geçirebilmek için, bundan dolayı, vatanın sahibi milleti ülküsünden koparma yoluna başvururlar.

    ancak unutulmamalıdır ki, günümüzün dünyasında, cemiyetlerin ülkülerinden koparılmaları açık bir şekilde değil, sinsice ve kurnazca yapılmaktadır. milletin millî ülküsü, aslî mahiyetinin dışında ve cemiyet için zararlı ve tehlikeli bir fikirmiş gibi gösterilerek baltalanmakta, böylece, kütleler dâvâdan uzak durmaya, hattâ ona karşı olmaya zorlanmaktadır. bir yandan bu yalan propaganda aralıksız devam ettirilirken, diğer taraftan da, milletin okumuşlarına ve bilhassa gençlerine, üçüncü dördüncü derecedeki birtakım cemiyet meseleleri, büyük ve ana dâvâlar şeklinde gösterilmeye çalışılmaktadır.

    bu oyunun ülkemizdeki şekli, önce, türk ülküsünün uydurma bir turancılık ve ırkçılığa bağlanması yolundaki mâlum harekette görüldü. dışardan sevk ve idare edilen propaganda, resmî ağızlarla, devletin ve cemiyetin fikir ve haber yayma vasıtalarını da bu yolda kullanma imkânını elde edince, türk ülküsü, kendi vatanında sinsice hançerlenmiş oldu.

    böylece kalblerden ve kafalardan sökülüp atılmaya çalışılan ve kısmen de sökülüp atılan ülkünün yerini, daha geri plânlardaki meseleler ile başka cemiyetlerin kılık değiştirmiş dâvâları almaya başladı.

    türk ülküsünün, türkiyeli okur yazarların bir kısmı ile çeyrek aydınların kafalarında tehlikeli bir macera ve hattâ bir emperyalizm hareketi olarak yer etmesi, işte bunun sonucudur. son yılların, durmadan tekrarlanmak suretiyle, boş kafalara, cemiyet hayatının en mühim meselesi olarak kabul ettirdiği “ekonomik ve sosyal sorunlar” tekerlemesi de bu oyunun ikinci merhalesindeki örneklerinden birisidir.

    “ekonomik ve sosyal sorunlar” tekerlemesindeki “sosyal”in neyi dile getirmekte olduğu dahi pek düşünülmeden daha çok “ekonomik” kelimesine saplanılmış, böylece bir cemiyette iktisattan, dolayısıyla paradan daha mühim bir mesele olamayacağı düşüncesi doğmuştur. türkiye’nin son yıllarda aşırı bir maddeciliğe sürüklenmesinde, bu propagandanın rolü büyüktür. personel kanunu’nun ele alınması sıralarında, çeşitli meslek mensuplarının ve ailelerinin, başkalarından daha az para almış olmamak için sokaklara dökülmeleri, bu propagandanın bir bakıma hazin bir neticesi, bir bakıma da zaferidir.

    hayatta en mühim meselenin madde olduğuna inanan beyinler için, mânâ hareketleri ve bu arada ülkü, elbette ki, boş ve romantik bir kuruntu sayılacaktır. okumuşlarının ve aydın sayılan kadrosunun çoğu bu yolla millî davalardan koparılan ve millî ülküyü aşırı, tehlikeli bir macera sayan cemiyetlerin, millî ülküler ardındaki devletler karşısında ne derece âciz, güçsüz ve zavallı kalacakları ise, artık meydandadır.

    türk’ün millî ülküsü, milletimizin ortak vicdanında “kızıl elma” adı ile anılan ve yaşayan dâvâdır. bu dâvâ, tarihte yüzyıllarca, tek devletin sınırları içinde, maddî ve manevî bakımlardan üstün ve mutlu bir cemiyet olarak yaşayan soyumuzun, gelecekte de, aynı mutlu seviyeye ulaşması ve erişmesidir. türk cemiyetinin daha aşağı derecelerdeki bütün dâvâlarını ve meselelerini, bu millî ülkünün halesi içinde ele almak ve değerlendirmek şarttır.

    millî ülküsü olmayan veya olduğu halde ondan kopmuş bulunan bir cemiyet, bugünkü devler dünyasında, fırtınalı ve kudurmuş bir denizde, kaptansız kalmış bir gemiden farksızdır. böyle bir cemiyetin sonu, dalgaların kendisini vuracağı kayalıklarda parçalanacak kaptansız geminin âkıbetinin aynıdır.

    nejdet sançar, türkçülük üzerine makaleler.
  • bugün doğum günü olan büyük türkçü.
    yargılandığı türkçülük turancılık davasında son söz olarak, türk ırkı sağolsun diyen adam. aynı zamanda nihal atsız atanın kardeşi.
  • "türk olup, vicdan ve kalp sahibi olup da; büyük, kahraman, asil, fakat talihsiz türk soyunun siz bu günkü delikanlılarıyla övünmemek mümkün mü?

    çoğunuz bu sahipsiz, bu bakımsız ata armağanı yurdun bir köşesinden, öğrenim emeliyle büyük denilen şehirlere gelmiş türk çocuklarısınız. çoğunuz, en tabii bir hak olan bu emelinizi, bin bir türlü maddi ve manevi sıkıntıları göğüslemeye çalışarak gerçekleştirmek için çalışıyorsunuz. bu yolda emek harcarken de, bulunduğunuz büyük denilen şehirlerde, devletimizi temelinden dinamitlemek gayesiyle girişilip yürütülmekte olan haince, alçakça, düşmanca hareketlere karşı çıkmayı en tabii bir millet vazifesi sayıyorsunuz. ve büyük vazife için kendinizi yetiştirme emelini bir tarafa itip, şuurunuzun ve vicdanınızın sizleri sevk ettiği yolda bozkurtlar gibi mücadele ediyorsunuz. giriştiğiniz mücadele, bu topraklar üstünde yaşayan bir çok okur-yazar işlemez kafaların sandığı gibi, elbette ki, bir basit “komando!!”luk hikayesi değil.siz bugünkü kahpeleşmiş dünyanın, insan ve millet hürriyetlerini kan selinde boğmak isteyen dünya çapındaki vahşet kampanyasında, kendi yurdunuzdaki ihanet şebekesine karşı, vatan müdafaası yapan yiğitlersiniz. karşı koymaya çalıştığınız kuvvet, tarihin, iki büyük türk düşmanı olarak kaydettiği çinli, ile moskof’un ordularına öncülük yapan birliklerinden farksız. ve o kuvvet, böyle bir mücadele için gerekli bütün imkanlara sahip; silahları var, paraları var, propaganda imkanları var.

    sizin tek silahınız ise, damarlarınızda dolaşan türk kanı ile iman dolu kalplerinizdeki o ilahi büyük aşk ateşi!"

    türkçülüğün fikir önderlerinden olan büyük insan. yaş günü kutlu olsun.
  • atsız beğ'in hakkında ''nejdet sançar öldü demek, türkçülük cephesi en iyi savaşan tümenini kaybetti demektir.'' dediği biladeri.

    hiç şiir yazmamıştır, sigaradan tiksinir, fener bahçe'de forma giymiştir, afşın adında bir oğlu varmış o da 16 yaşında tifodan vefat etmiş. oğlunun vefatından sonra felç geçirmiş, 13 kitap ve 551 makale yayınlamış. eserlerinin yayın haklarını tsk'ya bırakmıştır.

    atsız beğ'in yazdığı bir şiirle analım.

    "bütün ömrünce onun tuttuğu,
    buzlu bir dağ, kavuran bir çöldü.
    nice haksızlığa, kin darbesine,
    feleğin kahrına yalnız güldü.
    tüketip türklük için varlığını,
    en metin ruh ile sessiz öldü."
  • "turancılık bizim için hem insani hem de millî bir davadır. turancılık davasını başka şekilde göstermek isteyenler, kremlin ajanıdırlar ya da kızıl propagandanın etkisinde kalmış kişilerdir." diyen türkçü büyüğümüz.

    http://yenidusunce.com.tr/…y1041-nejdet_sancar.html
  • "şahsi ihtirasları sonsuz, fakat milli ihtirasları sıfır bile olmayan siyasiler; çevresi milli davalar sahibi devletler ve devletçiklerle dolu bir dünyada, türkiye'nin ne itibarını koruyabilirler, ne de yarınını garanti altına alabilirler."

    vefatının 43. yıl dönümünde saygıyla anıyorum.
  • yavuz bülent bakiler'i oldukça etkilediğini düşündüğüm büyük türkçü. bana bunu hissettiren, iki değerli milliyetçinin turancılık, türk dili, trt, komünizm, nazım hikmet, atatürk'ün antropoloji çalışmaları... gibi başlıklarda çok benzer yazmış olmalarıdır.

    nejdet sançar tek parti dönemini evladı afşın'a şöyle şikayet ediyordu: "bir puta tapacak, insanlığı ayaklar altına alarak dalkavukluk edecek ve bunun sonucu olarak dünya nimetlerine kavuşacaktın. insanlık şerefini korumak istersen pek çok şeyleri göze almaya mecburdun. 1944'te yuvamızı dağıtan bu zihniyetti. seni mahrumiyetler içinde bırakan da bu zihniyetti. aynı zihniyetin kirli elleri hala yakamızı bırakmıyordu. şefçiler emellerine ulaşmışlardı. fakat benimle uğraşmaktan vazgeçmiyorlardı. bana haber salıyor ve hakkımdaki düşüncenin ve hükmün silinmesi için bir bağlılık yazısı yazmamı tavsiye ediyorlardı. fakat bu memlekette namerde boyun eğmeyecek, şerefine toz kondurmaktansa kahrından ölümü kabul edecek insanlar tükenmiş değildi. seni iyi besleyememek bahasında olsa, alnıma elbette ki en küçük bir leke sürdürmedim. onun içindir ki bu tavsiyeleri getirenlere, her defasında cevabım, ağır hakaret kelimeleri oldu."

    sançar; yavuz ile ismail'in mücadelesine şöyle bakıyordu: "safevi ismail, türkiye'nin doğusunda büyük bir tehlike olarak duruyordu. bu tehlikeyi ancak yavuz'un pençesi yok edebilirdi. padişahın bu maksatla ordunun başında doğuya yürümesi, türkiye'ye bir zafer daha kazandırmış oldu.

    zafer biri türklük, diğeri iranlılık adına vuruşan türkten, devleti ve milleti için çarpışanda kaldı. iran adına vuruşanlar, bütün yiğitliklerine rağmen alt olmuşlar, er meydanını kendi tarihleri için döğüşen soydaşlarına bırakmışlardı."

    nejder sançar'a göre turancılık ülküsünün temeli türkiye'dir. "önce türkiye yıkılmaz bir kale haline getirilmeli. çünkü türkiye var olmadan 'büyük türklük' ülküsünü gerçekleştirmek kolay olmaz.

    turancılık, ne o yalanlardaki gibi atlara atlayıp kafkaslara yürümek, ne tutsak türk illerine paraşütle asker indirmek, ne türkiye'yi bir kenara bırakıp sonu belirsiz bir maceraya atılmaktır. turancılık, türk dünyasının bağımsızlığına kavuşması davasıdır. türkler neden hürriyetten yoksun yaşasınlar? işte turancılık budur!"

    sançar, 1970'de ötüken'deki bir makalesinde "türkiye'nin karın doyurucu fabrikalardan önce ruh doyurucu okullara ihtiyacı vardır. midesi tam dolmamış bir millet ölmez ama kafası boş ve milli bilinç ile milli ruhtan yoksun bir millet kolaylıkla tuşa gelebilir" demişti.

    sançar'da türk milletinin tarifi şöyledir: "türk milleti, soy, dil, kültür, ülkü, vatan, tarih ve din unsurunu ve birliği ile birbirlerine bağlı bir toplumdur." (ötüken, nisan 1964)

    ülkücülük ile türkçülük arasındaki fark başlığındaki bazı yorumlar ezbere dayanmakta olup (mesela (bkz: #75849193) ) din faktörüne olduğundan fazla anlam yüklenmiştir. yukarıda görüldüğü gibi sançar din unsuruna millet tanımı içinde yer vermektedir. bunu destekleyen şu satırlar da sançar'a aittir:

    "maalesef türkler, başka milletlerin meziyetlerine hayran olurlar. bunlar yabancıları överler. bu tipler bir kandil akşamında kandil simidi almayı veya ölünün ruhu için sebil dağıtmayı geri bir zihniyet olarak görür. noel gecesinde odasını süslü çam ağacıyla süsler. buna karşılık davul zurna ile düğün yapan bir köyü beğenmez. anadolu'nun müziğini, oyunlarını beğenmez. bayramda şeker tutulması gülünç bir şey, buna karşılık likör tepsisi ikram etmek bugünün gereğidir..."

    türk çocukları her şeyi unutsa dahi nejdet sançar'ın şu haykırışını belleklerinden asla silmemeli:

    "türk'ü sevdim, seviyorum, seveceğim. ama bunun sonunda ıstıraplar varmış, felaketler varmış, hatta karşılaşılacak türlü kahpelikler doluymuş. hepsi kabul!

    büyük türk ırkı sağolsun!"

    ruhu şad olsun.