şükela:  tümü | bugün
  • minibar,klima,tv,internet baglantisi,balkon,jakuzi gibi degisir ozelliklere sahip yer.
    ayrica (bkz: kral dairesi)
  • 1.
    otel odalarında ve fahişelerle yatılabilir.

    otel odalarına ait temel önerme. otel odalarını bir tercih olarak sunduğu sanılsa da sözün özü "otel odası bir fahişedir"den başka da bir şey değildir.

    2.
    otel odaları ve fahişeler zamanı dokur. geceye gündüz, gündüze geceymişcesine hükmeder.

    hiç bir otel odası sizi gündüz davet etmez, etse bile gece yaşanması gerekenler içindir bu davet. gece yaşanması gereken her şeyin saklandığı yerdir otel odası, farklı bir rol biçmek, gece'ye ayıp etmektir, etmeyin.

    3.
    ne otel odaları ne de fahişeler dakikaların onlar için değerli olduğunu belli ederler. ama biraz daha yakından tanındıklarında, ne kadar büyük bir telaş içinde oldukları görülebilir. biz kendimizi kaptırdığımızda onlar dakikaları saymaktadır.

    her otel odası sizin ne zaman içinizden çıkacağınızı merak eder, erken çıkmanızı da ister, haklıdır da. nasıl bir beceri ise bu; asla size git demez, siz giderken de arkanızdan bakakalmaz, gittiğinizde de ışık hızı ile hazırlanırlar bir sonraki müşteriye.

    4.
    otel odaları ve fahişeler öteden beri mutsuz bir aşkla birbirlerini severler.

    bir fahişeyi otel odasından, bir otel odasını da fahişeden ayrı düşünmek olmaz, ondandır otel odalarının birer fahişe gibi davranmaları.

    5.
    otel odaları ve fahişeler -her ikisinin de onlardan geçinen ve onlara kötü davranan bir erkeği vardır. otel odalarınınki, yolcular.

    erkek gelir, kullanır ve gider. bir otel odasının en kötü erkeği onu satan değildir, her kullanım sonunda arkasında sadece "make up the room" diye not bırakan yolcudur.

    6.
    otel odaları ve fahişeler umuma açık yerlerde hizmet verirler - öğrenciler için.

    her şehrin merkezinde kişiliksiz bir otel vardır, hergele'nin geçerken uğradığı. ve her otelin bir öğrenci indirimi vardır, belki öğrendikten sonra yine gelir diye.

    7.
    otel odaları ve fahişeler - onlara sahip olanlar nadiren sonlarına tanık olurlar. göçmeden gözden yitmenin bir yolunu bulurlar.

    hiç bir yolcu bir otelin yıkılışına tanık olmamıştır, olmayacaktır, öyle der tevrat (niye tevrat? ismi geçince daha mı mistiktir sözler?).

    8.
    otel odaları da fahişeler de nasıl bu yola düştüklerini anlatan hikayeler uydurmaya bayılırlar. oysa çoğunlukla ne olduklarını kendileri bile farketmemişlerdir. yıllar boyunca "kalbin" sesine kulak verilir; günün birinde sırf hayatı gözden geçirmek için durulan bir köşebaşında kellifelli bir gövde pazarlığa başlar.

    otel odasını dinlemek için gece olmasını beklemek gerekir sadece, ve mutlaka size anlatacak bir hikayesi vardır onu "bu hayattan" kurtamaya gelen beyaz atlı yolcu hakkında.. siz onu dinlerken pazarlık bitmiş olur, fark etmezsiniz, ve gecede onun "misafiri" olursunuz..

    9.
    otel odaları ve fahişeler kendilerini sergilerken sırtlarını dönmeyi severler.

    bunu bilen yolcular otel odasından çıkarken kapıyı çarpmazlar..

    10.
    otel odaları ve fahişeler doğurgan olur.

    her otel odası içine gelen yolcudan bir yolcu daha doğurur, onu da başka zamanda başka yollara salar, ecnebi buna zaman kırılması der..

    11.
    otel odaları ve fahişeler - "darkafalı yaşlılar, genç orospular." bir zamanların kötü şöhretli otellerinin ne kadar çoğu bugün gençleri eğitmekte kullanılıyor.

    "eski otelleri yıkıp genelev yapmalı" demiştir bir paris'li, sonra da sıgarasını sokağa fırlatıp kırmızı değirmenin yolunu tutmuştur, pek de haklıdır burdan bakınca..

    12.
    otel odaları ve fahişeler kavgalarını herkesin gözü önünde ederler.

    kavga sona erince de gidecek başka bir otel odasının ismini vermekten de kaçınmazlar..

    13.
    otel odaları ve fahişeler -birinin yatağının başucundaki dipnotlar neyse, ötekinin çoraplarındaki banknotlar da odur.

    her yolcu bir not bırakır otelin odasına, giderken silmeyi unutur, bu notlar da odanın öyküsü olur.. tek farkı bu öyküler tedavülden kalkmıştır.

    14. (yani demem odur ki)
    kitaplar, otel odaları ve fahişeler birbirini sevmez oysa.. birinden biri varsa ortamda, diğeri gitmek ister ama fark ettirmez.. bir fahişedir otel odası, çıkarken "make up the room" dediğiniz, akşam dönünce içine gireceğiniz, sırtınızı dönüp yatacağınız bir fahişe.. eve dönünce unutulacağı kesindir..

    bazı insanların (mesela edip cansever) neden otel odalarında yaşamayı tercih ettiğini anlamak için önce yaşamın ciddi bir kısmını otel odalarında geçirmek gerekiyor.. gün geçtikçe insanı nasıl kendine alıştırdığını, bir yerden sonra kendi evinden sıkıldığını anlıyor insan.. sağlıklı bir şey mi değil mi, bilemem, yine de tavsiye etmem..

    yol arkadaşları;
    (bkz: blue hotel)
    (bkz: kitaplar ve fahişeler)
    (bkz: yolda tek başına)

    sorulmayacak soru;
    (bkz: neden yolcusun bu kadar)

    (işbu entry, memleketin farklı illerindeki otel odalarında yazılıp derlenmiş, saat itibari ile kullanıma sunulmuştur.. 7 gün içerisinde tüketiniz)
  • - otel odasında ölü bulundu..

    ya da bazen karşımıza çıktığı hali ile "otel odasından aşağı atlayarak intihar etti".. gazetenin en önemsiz sayfasından çıkıveren önemsiz başlıklardan biridir bu.. az biraz dikkat edilirse otelodasıintiharları hayata tutunamamış ya da zaten tutunmak gibi bir derdi olmayanların işidir (zaten onlara sorsanız "hayattutunamamışlariçinönergeler sunmazlar size). tek yaşanılan bir ev ne kadar "yalnızlık" ifade ediyorsa, otel odaları da o kadar hayata yabancılığı ifade eder. otel odasında yaşamayı tercih eden birinin bir evi, yani yaşama dair bir sığınağı, "benim" dediği bir mekanı yoktur. böylesi bir zatın terkedebilirliği sokakta yürüyen, hata yaptıkça sizden özür dileyen insanlardan çok daha yüksektir.. ve belki artlarından yazılmış bir efsanedir, bilinmez, hepsinin "sessizce" gittiğinden bahsedilir, öyle ki, görgü s/t/anıkları en ufak bir bağırtı, çığlık dahi duymamışlar; sadece bir bedenin yere çarpışı (bu an'ı anlatan bir ses, bir "şey" var mı?)

    (ka'a'n ince? ne kadar inceydi otel odasından terk-i alem etmeden önce)

    otel müdüriyetinden bildirilmiştir:

    - otel odalarında sarhoş olunmaz
    - otelimizde intihar etmeyiniz, otel odaları kimsesizler mezarlığı değildir
    - otelimizde kurulan cümlelerin noktalama işaretlerinden yazarları sorumludur, unutulan noktalı virgüllerden biz sorumlu değiliz. merak eden noktalama işaretlerinin yaşamdaki yerlerine* bakabilir
    - otel odalarımızda klima olması geceleri yastığınızın ıslanmayacağı anlamına gelmez
    - otelimizden ayrılırken tori amoslarınızı, tom waitslerinizi, son okuma tarihi geçmiş şiirlerinizi yanınızda götürünüz, mümkünse bir daha getirmeyiniz, diğer müşterileri korkutuyorsunuz

    (sağdan sola, soldan sağa topu topu bir oda, bir banyo-tuvalet, belki bir antre.. bir yatak, bir televizyon, bir buzdolabı belki, elbiseleri asacak bir dolap, ufak bir sehpa, bir ihtimal bir kanepe, şanslı olanlar için balkonda bir keyif koltuğu -gazete okurken uykuya dalabimek için. toplansa, çıkarılsa, bir otel odası için sayılabilecekler sınırlıdır, bir evi ev yapan onlarca ufak detaydan hiç birisi yoktur..

    (fahişeler, kitaplar ve otel odaları, yani hayatın o ufak detayları, yani o kısacık süre için bile olsa sizinmiş gibi davranan üçlü, yani zamana, sizin zamanınıza hükmeden üçlü)

    (işbu entry, memleketin farklı illerindeki otel odalarında yazılıp derlenmiş, saat itibari ile kullanıma sunulmuştur.. en kısa zamanda tüketiniz)
  • her şehrin göbeğinde, kişiliksiz bir otel mutlaka bulunur.. bu otellerin ortak özellikleri kuru beton binalar olmaları, içinde oldukları şehirden uzak havaları ve odalarındaki gri tondur (edip cansever kırmızısı değil bu sayın abicim, pis bir gri, boğucu, kirletici bir renk işte)..

    böylesi otellerde yolcuyu bazen de penceresiz odalar misafir eder, ki onlar aslında kişinin karşılaşabileceği en kötü odalardır denebilir.. zira sabahları kişiyi uyandıracak bir güneş yoktur, zaten saat alarmları sağ elin tersi ile susturulur, uyandırma servisi telefonun açılıp hırlanması ile karşılanır, velhasıl kişi sabahı geç bulur, işe geç kalır..

    böylesi otellerde yemek yemek ayrı bir işkencedir.. çıkılır restorana, yemek söylenir, eğreti oturulan o sandelyede en kısa zamanda bitirilir tabaktakiler.. garsona bakmadan adisyon imzalanır, ufak bir bahşiş ve "iyi geceler" söylemi ile terk edilir mekan ve doğrudan odaya kaçılır..

    eğer ki yolcu kişi, ki genelde uzaktakidir yerleşik insanlara göre, o şehirde bir yaşam belirtisi bulamıyorsa, kendini odasına hapseder.. kolay bir kaçamaktır bu ve çoğunlukla uykuya sığınmak ile tamamlanır.. tabi yatağa pijama ile girilen bir uyku değildir anlatılan, kanepe üstü uyuklamaları da diyebileceğimiz, yorgunluktan yatağın üstünde sızmalardır.. gecenin ilerleyen saatlerinde ani bir ürperme* ile uyanmak, zoraki üsttekileri çıkartıp, yorganın altına saklanmak alışagelmiş olaylar zinciridir..

    (keza işbu entry de, memleketin farklı illerindeki otel odalarında yazılıp derlenmiş, saat itibari ile kullanıma sunulmuştur.. en kısa zamanda tüketiniz)
  • adlarinin ritz, four seasons veya yildiz palas olmasindan bagimsiz olarak ortak ozellik itibariyla uzuntu verici ve kasvetli yerlerdir otel odalari.

    zevk icin degil de is icin bildik bilmedik yerleri tek baslarina gezenler cok iyi bilirler tanimadik bir sehre gelinir malum otel bulunur genelde canindan bezmis ve yaptigi isten memnun olmayan ve kesif ter kokan bir bell boy tarafindan kuf kokulu ve uzerlerine bastikca sanki yerden bir toz bulutu kalkiyormus izlenimini veren kadayif kivamina gelmis halifleks doseli kordorlardan gecerek odaniza goturulursunuz.

    bu sasmaz ve degismez bir ritueldir. bell boy'un size televizyonun nasil acilacagini izah etmesi "abi burada dugme var oraya basacaksin!" ve boyle bir iki saniye karsinizda dikilip o hak ettigini umdugu bir burusuk banknotu "abi ne geregi vardi!" diyerek cebe indirmesi.

    evet artik odadasiniz, sizi sadece kendinizin tanidigi bir sehirde aval aval bakarsiniz dort duvara ve sigara isinden dolayi sararmis tavanlara ve kimbilir ne zamandir yikanmamis olan o perdelere. otelin antetini tasiyan not kagitlari nasil telefon edilebilecegini izah eden bir ucgen karton ve belki zariflik yapmayi dusunmus olan otel isletmecisi tarafindan oraciga birakilmis olan bir bonbon bir sekerleme atraksiyon olarak bes dakikanizi alacaktir daha fazla degil. ondan sonra gelsin sikinti gelsin telefon rehberinin tozlu raflarina kaldirilmis olan eski numaralar ve kesin ve kesif uykusuzluk.

    ne guzel demis aslinda faruk nafiz zamaninda..

    ey garip cizgilerle dolu han duvarlari,
    ey hanlarin gonlumu sizlatan duvarlari!...
  • daha cok mecburiyetten mi yoksa zevk icin mi kalip kalmadiginiz onemlidir.sayet birinci secenek gecerli ise durum bayiktir.ikincisi gecerli ise,biraz zengin ve ehlikeyf olarak isin icinden cikilabilir.

    mecburiyetten kalinan otel odalari bir noktadan sonra depresyona sokar.hatta delirtir.en luxuyle en boktaninin bir farki kalmaz.eve kacarak donersiniz.(tabii eviniz varsa,yada varolan eve gidebiliyorsaniz)
    yalniz bazen insan mekanindan ve mekanin icindeki canli cansiz her turlu varliktan nefret eder.o zaman tekrar ozlem baslar bu avare hayata.

    bense en cok check out saatini karga bokunu yemezken saatlerine koyan otellerden nefret ederim.
  • iyileri "ev" gibi benimsenen, kötülerinden bir an evvel kurtulunmaya çalışılan mekanlar...
  • iç dünyanızda size ait olan iklimi uzaklarda bırakırsınız. “her şeyin iyi olması” dileği ile sizin yeni dünyanız olacak eski taş binaya yaklaşırsınız. (ki bahsedeceğim hüzünlü küçük kasaba otellerinin odalarıdır...içinde ömürlerin harcandığı eski konaklar..) ama hiçte dilediğiniz gibi "iyi" olmaz ötesi..tozlu eski mobilyalar, yaşamdan emekliye ayrılmış insanlar, zamanı ağır ağır kemiren sessizlik..işte ruhunuzun yaşam bulacağı yeni iklim..bu yeni iklimde yaşadığınız mevsim “sonbahar” değildir; sonbahar “yeşil” bir mevsim kalır yanında..sözcükler yeterli değildir birçok şeyi şekillendirmeye, ama ille denemek gerekirse..sonbaharı geçiniz..ardından kara kışı da geçiniz..bahara gelmeden durunuz...bir soğuk hayal edin ki üşütmesin, sadece bir titreme anlamsız...işte böyle anlatması sözcüklere eziyet bir mevsim..kesinlikle boş bir oda vardır bu boşlukta (oda sıkıntısı çekmezsiniz.) paranızı verir, anahtarınızı alır ve odaya doğru çıkarsınız gıcırdıyan tahta basamakların zamana küfreden iniltileriyle..

    ve oda...
    sizi ilk karşılayan...
    uzun süre kapalı kalmış bir oda kokusu...anlatmalı mıyım bunu? sözcükler gelin yardıma –onlar ki müzmin kifayetsiz- sizden önceki hayatların soluğu vardır içeride; sıkıntılı soluğu..bir gün, bir hafta, bir ay kalmış daha sonra tüm eşyalarını sırtlarına yüklemiş ve hiçbir valize sığmayan o geniş sıkıntıyı odada bırakmışlardır..ilk işiniz pencereyi açmak. sonra yatağa atarsınız kendinizi, başucunuzdaki antika radyoyu açarsınız:

    -burası trt radyo-3..şimdi vivaldi’nin dört mevsimini dinleyeceksiniz..ilk dinleyeceğimiz mevsim..yaz..

    bir sigara yakar ve vivaldi’nin odaya bir yaz güneşi getiren notalarını kaçırmadan dikkatle dinlersiniz.-kuş cıvıltıları cabası- evet, ruhunuz yere çakılma tehlikesinden bir nebze de olsa kurtulmuş, tekrar irtifa kazanmıştır. şimdi yalnızlıkla savaş verirsiniz –herkes için değişir ama tavsiyem bir şeyler karalamaktır.- başlığı yazarsınız “otel odası”. yazdıklarınız önce bir film senaryosu olarak tasarlanmıştır..sonra kalem yol aldıkça beyaz düzlemde bir öyküye dönüşür..son noktayı koyup okuduğunuzda sadece karalamadır. sigara üstüne sigara..ilk gün: uyku gelmez..karabasan düşünceler gelir...ikinci gün: “düşün biraz.savaştakileri..ölüm kamplarındakileri aç insanları...sıkıntı mı senin ki?..” gibi düşüncelerle ayakta kalmaya çalışırsınız..üçüncü gün: ne olursa olsun yaşamaya mecbursun..ve günler, geceler geçer...

    en sonunda bir şeyler öğrenmişsindir acıdan ve hüzünden(her acının sonunda olduğu gibi)..öğrenmişsindir: neden otel odalarının intahara meyilli insanların son durağı olduğunu..ve ironi: anlarsın; ayyaşların, sarhoşların, fahişelerin, yıkılmış hayatların neden bir ana kucağı gibi bu dört duvarda huzur bulduklarını...çilenizi doldurup otelden ayrıldığınızda..

    siz aynı insansınız..o dönüp baktığınız taş bina aynı..değişen bir şeyler hissetmektesiniz..değişen nedir? değişen: insanın doğduğu günden ölümüne dek beraber yaşadığı yalnızlığın hergün biraz daha büyüdüğüdür. bunu öğrenmeniz “iyi” oldu işte..çünkü bunu hiçbir mektepte öğretmezler; bunu ancak bir şehrin arka sokaklarında, ikinci yıldızı fazladan verilmiş bir otel odasında öğrenirsiniz..ayrılırken sırf bu yüzden otel katibine teşekkür edeceğiniz aklınızın ucundan geçmezdi odaya ilk adımınızı attığınzda..
  • yüzlercesinde kalırsınız. hepsi aynı gelmeye başlar. yemekleri bile aynıdır. sonra anılarınızı bile karıştırırsınız.
  • yatakları ne kadar yumuşak, yastıkları ne kadar pofuduk olursa olsun asla insanın kendi yatağından daha rahat olamaycak odalardır. banyoları aydınlık ve geniş olanlar tercih sebebidir.