şükela:  tümü | bugün
  • mahlasi koca haydar'dir.
  • ''..uyur idik uyardılar
    diriye saydılar bizi..''

    yeterli..
  • '' bin kez kırdılar dallarımızı, bin kez budadılar.
    yine çiçekteyiz işte, yine meyvedeyiz ''
  • ahbabı ali baba (sivas'ta bir semt ismi) sakin ve kendi halinde bir yaşamı tercih edip halkla bütünleşirken kendisi başkaldırı yolunu tercih etmiş.

    ayrıca iran şahı ile ilgili neden bu kadar sevgisini gösterme gereği duyduğunu anlamış değilim.
    savaş istemediğinden olabilir demek çok polyannaca.
    sanırım pirin içinde iflah olmaz bir siyasal mezhepçi duruş vardı. işin aslını öğreniriz o taraflarda artıkın.
  • dost elinden dolu içmiş deliyim
    üstü kan köpüklü meşe seliyim
    ben bir yol oğluyum yol sefiliyim
    ben de bu yayladan şah’a giderim

    hızır adlı bir genç de pir sultan’ın adını duyup ondan feyiz almak için gelen köylülerden biridir.
    hızır, sivas’ın hafik ilçesinin sofular köyündendir. köyündeki insanların ve yaşamın bozulması nedeniyle gelip banaz’a yerleşir; pir sultan abdal’a kapılanır. hızır’ın pir sultan abdal’a hizmeti ve müritliği yedi yıl sürer.
    yedi yıl sonra hızır, pir sultan abdal’dan himmet ister. “pirim bana himmet edin, ruhsat verin, büyük adam olayım.” der.
    pir sultan abdal da ona “ben sana ruhsatı da himmeti de veririm hızır.” der. “ama sen gidip te büyük adam olunca, vezir, paşa olunca gelip beni asarsın.”
    böyle der ama duasını eksik etmez. istanbul’a yolcu eder hızır’ı.
    hızır istanbul’da saraya gider ilerler, paşa rütbesi alır ve sivas valiliği’ne gönderilir. vali olunca tüm inanıcını, ikrarını unutur. yoksulları ezmeye, onlara zulmetmeye, haram yemeye başlar. hak gözetmez, namus bilmez bir vali olur.
    artık adı hızır paşa olan hızır’ın sivas’ta kara kadı ve sarı kadı adlı iki kadısı vardır. bu iki kadı da aldıkları rüşvetlerle, haklıları haksız çıkarmakta, adaletsizlikleriyle ünlüdürler. yoksul halkın bu iki kadıdan çekmediği kalmamıştır.
    pir sultan abdal da iki köpeğine sarı kadı ve kara kadı adlarını vermiştir. pir sultan abdal köpeklerini kara karı, sarı kadı diye çağırınca, düşmanları gidip iki kadıya söylerler. adlarının köpeklere verildiğini duyan kadılar, kızıp küplere binerler. hemen pir sultan abdal’ı tutuklatıp sivas’a, huzurlarına getirirler. köpeklerinin adlarını sorarlar. pir sultan abdal gerçeği yadsımaz. “evet” der. “benim köpeklerimin adı kara kadı ve sarı kadı’dır. ama onlar sizden daha iyidir. çünkü benim köpeklerim haram yemez.”
    “köpeklerinin haram yemeyeceğini nereden biliyorsun?” diye sorarlar.
    pir sultan abdal “isterseniz deneyin” diye yanıt verir.
    denemeye karar verirler. ilin ileri gelenleri toplanır ve bir kaba haram, bir kaba haram olmayan yemek hazırlarlar. kapları işaretleyip kadıların huzuruna getirirler. kara kara ve sarı kadı önlerine konan haram yemeği bir güzel yerler. sonra aynı biçimde köpekler için yemek hazırlanır. pir sultan abdal’ın kara karısı ile sarı kadısı ise, içinde haram yemek olan kabı bir kez kokladıktan sonra yemeyip haram olmayan yemekten yerler. böylece ilin ileri gelenleri kadıların haram yediklerini öğrenirler. bunun üzerine pir sultan abdal da “iyi köpek kötü kadıdan efdaldır (yüksektir, erdemlidir).” diyerek köpeklerin gözlerini öper, sonra da sazını eline alıp şu demeyi söyler.

    “koca başlı koca kadı
    iman eder amel etmez
    sende hiç din iman var mı?
    hakkın buyruğuna gitmez
    haramı helali yedi
    kadılar yaş yere yatmaz
    sende hiç din iman var mı?
    hiç böyle kör şeytan var mı?

    fetva verir yalan yukarı
    pir sultan’ım zatlarımız
    domuz gibi dağı dolan
    gerçektir şöhretlerimiz
    sırtına vururum palan
    haram yemez itlerimiz
    senin gibi hayvan var mı?
    bu sözümde yalan var mı?”

    bu demeyi de dinleyen kadılar başlarını yere eğerler ve çaresiz pir sultan’ı serbest bırakırlar.
    bu olaydan kısa bir üre sonra sivas valisi hızır paşa adı koca başlı kör müftü olan il müftüsünden bir fetva alır. bu fetvada “şahın adının yasaklandığı, şah diyenlerin dillerinin kesilip öldürülecekleri...” söylenir. tellallar meydan meydan, sokak sokak gezip bu fetvayı duyururlar. pir sultan abdal bu fetvayı duyunca hemen şu demeyi söyler.

    “fetva vermiş koca başlı kör müftü
    şah diyenin dilin keseyim deyü
    satır yaptırmış allah’ın laneti
    ali’yi seveni keseyim deyü

    şer kulların örükünü uzatmış
    müminlerin baharını güz etmiş
    on ikiler bir arada söz etmiş
    aşıkların yayın yasayım deyü

    hakkı seven aşık geçmez mi
    korkarım allah(tan, korkum yok senden
    ferman almış hızır paşa sultan’dan
    pir sultan abdal’ı asayım deyü”

    bununla da yetinmez pir sultan. her gittiği yerde fetvaya karşı çıkar. nereye gitse şah’ı över. bunun için ölümü de göze aldığını duyurur hep.yeni yeni demeler söyler:

    “padişah katlime ferman dilese
    eğer beni katsa kervan göçüne
    yine geçmem ala gözlü şah’ımdan
    götürseler hindistan’a maçin’e
    cellatlar karşımda satır bilese
    urganım atsalar darağacına
    yine geçmem ala gözlü şah’ımdan
    yine geçmem ala gözlü şah(ımdan

    onyedi yerimden vursalar yara
    ahiri katlime ferman yazılsa
    cerrahlar derdime kılmasa çare
    çıksam teneşire tabut düzülse
    kemendi bend ile çekseler dara
    kefenim biçilse mezar kazılsa
    yine geçmem ala gözlü şah’ımdan
    yine geçmem ala gözlü şah’ımdan

    karadır kaşları benzer kömüre
    pir sultan abdal’ım derim vallahi
    münafıklar zarar verir ömüre
    ölsem terk eylemem pir’i billahi
    ik’ellerim bağlasalar demire
    huzur-u mahşerde dilerim şah’ı
    yine geçmem ala gözlü şah’ımdan
    yine geçmem ala gözlü şah’ımdan”

    muhbirler ve münafıklar, pir sultan’ın bu dediklerini hemen hızır paşa’ya yetiştirirler. “senin fermanını da müftünün fetvasını da dinlemiyor bu adam” derler. “her gittiği yerde şah’tan söz ediyor”
    hızır paşa’da askerlerini gönderip pir sultan abdal’ı sivas’a getirir. eski piri’ne saygıda kusur etmez. fetvadan, pir’in demelerinden hiç söz etmez. siniler içinde nefis yemekler sunar piri’ne. ama pir sultan yemeklere elini sürmez. hızır paşa piri’nin yemeklere elini sürmediğini görünce sorar:
    “pirim, yoldan geldin açsındır. ama yemeklere elini sürmedin. neden?”
    pir sultan eski müridine şunları söyler:
    “sen haram yedin. zina ettin. yetin malına el attın. onların ahını aldın. yoksullara haksızlık ettin. senin bu haram parayla yaptırdığın yemeklerine ben değin köpeklerim bile ağızlarını sürmezler.”
    pir sultan, bunları söyledikten sonra paşa konağının penceresinden banaz’daki köpeklerine seslenir. banaz’daki köpekler koşarak gelirler konağa. sofradaki yemeklere yaklaşırlar ve bir kez kokladıktan sonra da hiç dokunmadan geri çekilirler.
    bunu kendisine hakaret kabul eden ve çok kızan hızır paşa, pir sultan’ı tutuklatıp sivas’taki toprakkale’ye hapsettirir. ama birkaç gün sonra yaptığından pişman olur. ne de olsa pir sultan onun eski piri’dir ve çevrede saygı gören, sevilen birisidir. pir sultan’ı hapisten çıkartıp huzuruna getirir. ona bir öneride bulunur.
    “pir’im, içinde ‘şah” sözü geçmeyen üç deme söyle seni bağışlayacağım.”
    hızır paşa’nın bu sözleri üzerine pir sultan sazını eline alır ve ilk demesini söyler:

    “hızır paşa bizi berdar etmeden
    her nereye gitsem yolum dumandır
    açılın kapılar şah’a gidelim
    bizi böyle kılan ahdi amandır
    siyaset günleri gelip tetmeden
    zincir boynum sıktı halim yamandır
    açılın kapılar şah’a gidelim
    açılın kapılar şah’a gidelim

    gönül çıkmak ister şah’ın köşküne
    pir sultan’ım eydür mürvetli şah’ım
    can boyanmak ister ali müşkine
    yaram baş verdi sızlar ciğergahım
    pirim ali on ik’imam aşkına
    arsa direk direk olmuştur ahım
    açılın kapılar şah’a gidelim
    açılın kapılar şah’a gidelim.”

    yaz selleri gibi akar çağlarım

    hançer aldım ciğerciğim dağlarım

    garip kaldım şu ara ağlarım

    açılın kapılar şah’a gidelim

    pir sultan’ın dilinde hep şah vardır. hızır paşa bu demeyi dinleyince kızar.
    “pirim” der. “sazı yanlış çalıyorsun. dikkat et!”
    pir sultan ikinci demesine geçer:

    “kul olayım kalem tutan ellere
    münafıkın her dediği oluyor
    katip ahvalimi şah’a böyle yaz
    gül benzimiz sararuban soluyor
    şekerler ezerim şirin diline
    gidi mervan şad oluban gülüyor
    katip ahvalimi şah’a böyle yaz
    katip ahvalimi şah’a böyle yaz

    allah’ı seversen katip böyle yaz
    pir sultan abdal’ım hey hızır paşa
    dün ü gün ola şah’a eylerim niyaz
    gör ki neler gelir sağ olan başa
    umarım yıkılsın şu kanlı sivas
    hasret koydu bizi kavim kardaşa
    katip ahvalimi şah’a böyle yaz
    katip ahvalimi şah’a böyle yaz.”

    sivas illerinde zilim çalınır

    çamlı beller bölük bölük bölünür

    ben dosttan ayrıldım bağrım delinir

    katip ahvalimi şah’a böyle yaz

    sanki meydan okur pir sultan. inadına “şah!” der şah’la bitirir demelerini. hızır paşa iyice kızar. çevresindekiler, “bir kızılbaş parçası seni dinlemiyor. bu nasıl iştir? nerde senin paşalığın?” derler.
    pir sultansa kimseye aldırmadan üçüncü demesine başlar:

    “karşıdan görünen en güzel yayla
    alınmış abdestim aldırırlarsa
    bir dem süremedim giderim böyle
    kılınmış namazım kıldırırlarsa
    ala gözlü pir’im sen himmet eyle
    siz de şah diyeni öldürürlerse
    ben de bu yayladan şah’a giderim
    ben de bu yayladan şah’a giderim

    eğer göğerüben bostan olursam
    abdal’ım dünya durulmaz
    şu halkın diline destan olursam
    gitti giden ömür geri dönülmez
    kara toprak senden üstün olursam
    gözlerim de şah yolundan ayrılmaz
    ben de bu yayladan şah’a giderim
    ben de bu yayladan şah’a giderim.”

    dost elinden dolu içtim deliyim

    üstü kan köpüklü meşe seliyim

    ben bir yol oğluyum yol sefiliyim

    ben de bu yayladan şah’a giderim

    artık hızır paşa iyice çileden çıkar:
    “günah benden gitti. atın şu adamı zindana da aklı başına gelsin!” diye bağırır adamlarına. pir sultan’a döner ve “yarın asılacaksın, pirim!” diye ekler.
    zindana götürürler pir sultan’ı, sivas’ın keçibulan denilen bir yerinde onu asmak için bir darağacı kurarlar. sabah güneş doğmadan önce onu asmak için alıp getirirler keçibulan’a. darağacına çıkarırlarken kimsenin ardından yas tutmasını istemez pir sultan. başlar bu demeyi söylemeye:

    “bize de banaz’da pir sultan derler
    eğer ali baba sözü uyarsa
    bizi kem kişi de bellemesinler
    ferman büyük yerden beyler kıyarsa
    paşa kıdemine tembih eylesin
    ala gözlü yavrularım duyarsa
    kolum çekip elim bağlamasınlar
    al’ın çözüp kara bağlamasınlar

    hüseyn gazi binse gelse atına
    surrum işlemedi kaddim büküldü
    dayanılmaz çarh-ı felek zatına
    beyaz vücudumun bendi çözüldü
    benden selam olsun ev külfetine
    önüm sıra kırklar şah’a çekildi
    çıkıp ele karşı ağlamasınlar
    daha beyler bizi dillemesinler

    ala gözlüm zülfün kelep eylesin
    pir sultan abdal’ım coşkun akarım
    döksün zülfün kelep eylesin
    akar akar dost yoluna bakarım
    ali baba hak’tan dilek dilesin
    pirim aldım seyrangaha çıkarım
    bizi dar bidinde eğlemesinler
    yıldızdağı seni yaylamasınlar.”

    pir sultan’ın asılmasından önce bir buyruk daha verir.
    hızır paşa:
    “herkes pir sultan’ı taşlayacaktır. taşlamayanlar ölümle cezalandırılacaklardır.”
    pir sultan’ın asılmasını izlemeye gelenler ellerine taşlar alıp atmaya başlarlar ona. ama hiçbir taş değmez pir sultan’a.
    pir sultan’ın musahibi ali baba’da bu buyruğa uymak zorunda kalır. o pirine taş atabilir mi hiç? bir gül alır eline ve gizlice pir sultan’a fırlatır.
    pir sultan, ali baba’nın kendisine gül attığını görür ve çok üzülür. idam sehpasında şu demeyi söyler:

    “şu kanlı zalimin ettiği işler
    pir sultan abdal’ım canım göğe ağmaz
    garip bülbül gibi zareler beni
    hak’tan emrolmaz irahmet yağmaz
    yağmur gibi yağar başıma taşlar
    şu ellerin taşı hiç bana değmez
    dostun bir fiskesi pareler beni
    ille dostun gülü yaralar beni.”

    dar gününde dost düşmanım bell’oldu

    on dergim var ise şimdi ell’oldu

    ecel fermanı boynuma takıldı

    gerek asa gerek vuralar beni

    “hala dilini tutmuyor bu adam!” deyip hemen ipi geçirirler boynuna.
    kalabalık dağıldıktan sonra ali baba, pir sultan’ın yanına gelip ayaklarına yüz sürer ve ağlar. kanlı yaşlar akıtır gözlerinden. o gün ve ertesi günler pir sultan’ın asıldığı haberi çevreye yayılır. kızı sanem saçını başını yolar ve sazını eline alıp babasının öldürüşüne şu ağıtı yakar:

    “dün gece seyrimde coştuydu dostlar
    kemendimi attım dara dolaştı
    seyrim ağlar ağlar pir sultan deyü
    kafirlerin eli kana bulaştı
    gündüz hayalimde gece düşümde
    koyun geldi kuzular meleşti
    düşde ağlar ağlar pir sultan deyü
    koçlar ağlar ağlar pir sultan deyü

    uzundu usuldu dedemin boyu
    pir sultan abdal’ım yücedir şanın
    yıldızlar yaylası banaz’dır köyü
    kudretten çekilmiş bir senin bunun
    yaz bahar ayında bulanır suyu
    hakk’a teslim ol şirin canın
    çaylar ağlar ağlar pir sultan deyü
    dostlar ağlar ağlar pir sultan deyü.”

    pir sultan kızıydım ben de banaz’da

    kanlı yaş akıttım baharda yazda

    koç babamı kurban verdim sivas’ta

    darağacı ağlar pir sultan deyü

    bundan sonra söylentiler alır yürür sivas ve çevresini. bir söylentiye göre, pir sultan darağacındayken bir köpek gelip tam altında durmuş ve pir sultan da ona basarak ipini çözmüş, yerine de köpeği bağlamış. sabahleyin darağacının yanına gelenler orada pir sultan’ın cesedini değil köpeği görmüşler.
    yine başka söylentiye göre, ertesi gün kahvede oturup söyleşenler arasında şu konuşmalar olmuş:
    “hızır paşa dün sabah pir sultan’ı astırmış, duydunuz mu?” diye sormuş birisi.
    “ne asması yahu? bu sabah ben pir sultan’ı koçhisar yolunda, seyfebeli’de gördüm.” diye yanıt gelmiş birisinden.
    bir başkası: yanlışın var. bu sabah gün ışırken ona malatya yolunda, kardeşler gediği’nde rastladım.” demiş.
    bunun üzerine biri atılmış:
    “yanılıyorsunuz arkadaşlar. ne diyorsunuz siz? yeni han yol’nda şahna gediği’nde gördüm ben onu”
    hepimiz yanlışsınız. ben onu tavra boğazı’nda gördüm” diye bağırmış bir başkası da.
    bir türlü anlaşamamışlar. kimse kimseyi ikna edememiş. hepsi kendi gördüğünün gerçek olduğuna yemin ediyormuş.
    kalkıp hep birlikte darağacının olduğu keçibulan’a gitmişler. ne görsünler? darağacında pir sultan yok. yalnız hırkası asılı duruyor.
    meğer ki pir sultan darağacından inip yola düzülmüş. onun gittiğin gören hızır paşa’nın asesleri de peşine düşmüşler. yakalamak için koşmuşlar yetişememişler. pir sultan kızılırmak köprüsü’ne gelince dönüp bakmış ki asesler iyice yaklaşmışlar.hızlıca köprüyü geçmiş ve geçtikten sonra “eğil köprü eğil!” demiş. köprü eğilip suya batmış ve asesler karşıya geçememişler. pir sultan’ın kerametini anlayıp geri dönmüşler.
    pir sultan şah’a gitmek için horasan’ın yolunu tutmuş. yolda giderken bir musahiple karşılaşmış. adam onun pir sultan olduğuna inanmamış. çünkü musahip, pir sultan’ın asıldığını biliyormuş. üstelik bu yüzden sivas’ta ateşler yanmıyor, kazanlar kaynamıyormuş. pir sultan, birkaç nefes söyleyip adamı inandırdıktan sonra:
    “eğer hızır paşa, darağacında asılı duran köpeğin dübüründen üç kez üfürürse ateşlerin tekrar yanacağını” söylemiş.
    musahip sivas’a gidince pir sultanla konuştuklarını hızır paşa’ya anlatmış. o da darağacına gidip asılı köpeği indirtmiş ve dübüründen üflemiş. ilk üfürüşte köpek dillenip “pir sultan!” diye bağırmış. ikinci üfürüşte “can sultan!”, üçüncü üfürüşünde “yan sultan!” diye bağırmış. o böyle bağırır bağırmaz sivas’taki ateşler yanmaya, kazanlar kaynamaya başlamış...
    pir sultan horasan’a varıp şah’ın huzuruna çıkar. “niçin geldin?” derler. pir sultan da alır sazını eline ve şu demeyi söyler:

    “diken arasında bir gül açıldı
    ben bend’ oldum şu meydana atıldım
    bülbülüm bahçede ötmeğe geldim
    ikrar verdim ikrarıma tutuldum
    bezirganım yüküm gevher satarım
    iptida talipten pire katıldım
    ali pazarına dökmüğü geldim
    pirin eteğine tutmağa geldim

    baç’ım vermeyince yüküm açılmaz
    pir sultan abdal’ım yüreğim döğüm
    gevherin hasına hile katılmaz
    imanlar rengine boyandım bugün
    inkar toru ile şahin tutulmaz
    irehber pişirir talibin çiğin
    bir gerçek tor’una düşmeğe geldim
    ahiri bu imiş pişmeğe geldim”

    ardından şu demeyi söyler şah’ın huzurunda:

    “zahir batın on’ki imam aşkına
    erenler yolundan bir taş kaldırdım
    aman şah’ım mürüvvet deyü geldim
    gönül bahçesinde gülün soldurdum
    pirim nazar eyle şu ben düşküne
    bugün eksikliğin nefsi öldürdüm
    aman şah’ım mürüvvet deyü geldim
    aman şah’ım mürüvvet deyü geldim

    bakmaz mısın cesedimin narına
    pir sultan’ım eydür karşımda durma
    elim ermez oldu cihan karına
    gidip münkirlere yol ekran kurma
    yüzüm yerde geldim durdum darına
    alnımın karasın yüzüme vurma
    aman şah’ım mürüvvet deyü geldim
    aman şah’ım mürevvet deyü geldim.”

    hacı bektaş oğlun günahkar gördüm

    aradım isyanı özümde buldum

    yüzümün karasın elime aldım

    aman şah’ım mürüvvet deyü geldim

    pir sultan, horasan’dan erdebil’e gider, orada ölür ve gömülür.
    kimi söylentilere göre pir sultan’ın mezarı erdebil’dedir. bir başka görüşe göre ise merzifon’dadır.
    çeşitli araştırmacılara göre ise, pir sultan asıldığı yere gömülmüştür. gönümüzde sivas’ta mal pazarı olarak kullanılan yerdeki sıra söğütlerin bittiği yerde üstü taşlarla örtülü, boyu beş, eni bir metre kadar olan bir tümsek de pir sultan’ın mezarı kabul edilmektedir.

    kaynak

    ayrıca 1973'te çekilen filminin tamamı için link
  • aleviler arasında yedi ulu ozanlar olarak bilinen ozanlardan birisidir. abdaldır aynı zamanda. asıl ismi haydar'dır.

    osmanlı devleti'ne karşı başkaldırması ile bilinir. halk ozanıdır. yaşadığı dönem osmanlı devleti'ne karşı gelmiştir, sürgüne gönderilmiş ve türlü işkenceler görmüştür ama asla yılmamıştır.

    kendisi tarafından yetiştirilen ve pir sultan abdal'ın dergahına katılmadan önce osmanlı'dan nasibini almış olan hızır tarafından asılmıştır.

    hızır bir gün pir sultan'a gelir ve şöyle der;

    "pirim varın beni azad edin, gideyim buralardan, okuyayım. devletime yararlı biri olayım."

    pir sultan şaşırır ve ardından;

    " git tabi hızır. sen gidersin, okur; büyük adam olursun. sonra da gelir asarsın bizi. " der ve güler. hızır şaşırır ve şöyle der;

    " aman pirim haşa, olur mu öyle şey! "

    bir süre sonra hızır "paşa" olur ve sivas'a tayin edilir. zulüm yine devam eder; vergiler, insanlara yapılan baskı, göz korkutma. pir sultan abdal karşı çıkar ve insanları dimdik ayakta durun diye örgütler. pir sultan abdal'ın dergahına mensup insanlar yapılan baskılara karşı yılmazlar ve bu durum hızır paşa'nın canını sıkar. derhal emir verir. pir sultan abdal'ı sürgüne gönderin diye. ve sürgüne gönderilir. yıllarca anadolu'yu karış karış gezer haydar.

    döndüğünde ailesi katledilmiş, dergahına mensup insanlar kılıçtan geçirilmiş, katliama uğramış. ailesinin o halini gören haydar soluğu hızır paşa'nın yanında alır. gücü elinden bulunduran hızır paşa'ya göre pir sultan abdal sürgüne gönderilmesine rağmen akıllanmamıştır.

    "derhal zindana atın bu asiyi! " diye emir verir. pir sultan abdal zindana atılır. günlerce işkence görür ve ne ekmek ne de su verilir. günler sonra hızır paşa pir sultan'ı çağırır ve şöyle der; " bana içinde şah kelimesi geçmeyen bir şiir okursan seni affederim. " der. ve pir sultan'ın ağzından şu kelimeler dökülür;

    hızır paşa bizi berdar etmeden
    açılın kapılar şaha gidelim
    siyaset günleri gelip yetmeden
    açılın kapılar şaha gidelim

    gönül çıkmak ister, şahın köşküne
    can boyanmak ister, ali müşküne
    pirim ali on ik'imam aşkına
    açılın kapılar şaha gidelim

    her nereye gitsem, yolum dumandır
    bizi böyle kılan, ahd-ü amandır
    zincir boynum sıktı hayli zamandır
    açılın kapılar şaha gidelim

    yaz selleri gibi akar çağlarım
    hançer aldım, ciğerciğim dağlarım
    garip kaldım, şu arada ağlarım
    açılın kapılar şaha gidelim

    ılgın ılgın eser seher yelleri
    yare selam eylen urum erleri
    bize peyik geldi, şah bülbülleri
    açılın kapılar şaha gidelim

    pir sultan'ım eydür mürvetli şah'ım
    yaram baş verdi, sızlar ciğergahım
    arşa direk direk olmuştur ahım
    açılın kapılar şaha gidelim

    hızır paşa bunları duyduktan sonra delirir ve asın bu asiyi der. pir sultan için infaz kararı verilmiştir. yolun sonuna gelinmiştir. asılması gerekir bu asinin. idam edileceği gün pir sultan ayaklarında ve ellerinde zincirlerle kollarında muhafızlarla dar ağacına götürülür. hızır paşa durduğu yerden emiri verir "taşlayın bu asiyi. eğer ki taşlamazsanız hepinizi astırırım!" der. toplanmış olan insanlar biz pir sultan'a nasıl taş atalım diye düşünüyorken hızır tekrar hiddetlenir ve insanlar istemeye istemeye taşlamaya başlar.

    pir sultan abdal hiç aldırmaz atılan taşlara, kanayan yüzüne, yarılan alnına. tebessüm eder sadece zincirlerin şakırdaması eşliğinde. kalabalığın arasında pir sultan abdal'ın müsayibi de vardır. (bkz: müsayip)

    ali baba pir sultan'a taş atamaz. elindeki gül'ü pir sultan abdal'a doğru fırlatır ve şu mısralar dökülür pir sultan'ın ağzından;

    şu kanlı zalımın ettiği işler
    garip bülbül gibi zaralar beni
    yağmur gibi yağar başıma taşlar
    ille dostun bir fiskesi yaralar beni

    dar günümde dost düşmanım belli olur
    bir derdim varsa şimdi elli oldu
    ecel fermanı boynuma takıldı
    gerek asa gerek vuralar beni

    pir sultan abdalım can göğe almaz
    haktan emr'olmazsa rahmet yağmaz
    şu ellerin taşı bana hiç değmez
    ille dostun bir tek gülü yaralar beni

    darağacına getirilir ve ip boynuna geçirilir. hızır paşa elinde bulundurduğu gücü sonuna kadar kullanmıştır ve bundan haz almaktadır. ip haydar'ın boynuna geçirilir ve o anda rivayete göre bir fırtına çıkar. kara bulutlar birden etrafa toplanır ve göz gözü görmez. o sırada ip pir sultan'ın boynundadır. fırtına dindikten sonra bir bakarlar pir sultan abdal olması gereken yerde değildir; elleri ve ayakları zincirle bağlanmış olmasına rağmen. nasıl olur bu iş?

    yıllar geçer ve rivayete göre insanlar pir sultan abdal'ı kah erzurum'da kah malatya'da kah nevşehir'de gördüklerini söylerler. ve pir sultan abdal öylece sır olur gider.
  • sivasın yıldızeli ilçesinde yaşamıştır.
  • ferhat hoca'nın ince memed'e anlattığı versiyonu;

    birisi aşık, hem pir, hem aşık. güzel türküler söyler. alevi, kızılbaş, asi. şahın adamı, şah ali’nin, hani düldül atının sahibi hazreti ali var ya, onun adamı. bu yüzden de padişaha düşman, ona asi.

    bir sabah yanında çalışan hıdır’ı çağırır, “ben bu gece bir düş gördüm hıdır”, der. “düşümde istanbul’a gidiyormuşsun, orada vali olup sivas'a geliyor, beni burada sivas çarşısında asıyormuşsun. haydi güle güle. yazgının önüne geçilmez.” hıdırdır, pir'in ellerine, ayaklarına düşer, “aman pirim, yaman pirim, ben seni nasıl asarım, yeter ki vali olayım.” pir sultandır, “yürü git hıdır,” der, onu yolcu eyler.

    hıdır gider, aradan yıllar geçer, sivas’a bir vali gelir hızır adında. bir gün valinin aklına gelir ki onu düşünde görerek, himmet edip istanbul’a yollayan piri yıldızeli’nin banaz köyündedir. “hani o vali olup beni asacaksın demişti ya, ben ona büyük, misli görülmemiş bir şölen çekeyim de görsün”, der. sivas’la banaz arası üç günlük yol. şölen gününü hazırlar, sivas’ın ileri gelenlerini, beylerini, ağalarını da çağırır ki pirine nasıl bir saygı gösteriyor vali olduğu halde.

    sivas’la banaz arası üç günlük yoldur, vali adamlarını göndertip pir sultan abdal’ı sarayına getirtir, o şölen yerine gelirken huzurunda niyaza varır. pir buna derecesiz sevinir ya içinde de bir kuşkusu vardır. bu hıdır hızır olmuştur ve hem de osmanlı... bir kişi osmanlı olmuşsa ona güven olmaz. bir de düşünü görmüştür pir. derken şölen başlar. sofrada türlü yemekler vardır, buralarda görülmemiş, bilinmemiş. sofrada kuş sütü eksik. herkes yemeği yemeye başlamış, pir sultan öyle elleri kolları bağlı gibi durup durmuş. hızır paşanın bu gözünden kaçmaz. “buyur pirim, yemek ye.” pir karşılık vermez, herkes iştahla yemeğini yerken o el bile sürmez. “aman pirim...” pir sultan başını kaldırır, gözlerini oradaki ağaların, beylerin, yüksek devlet adamlarının üstünde teker teker dolaştırır, “ben bu yemekten yiyemem,” der, “çünkü bu yemekte tüyü bitmedik yetimlerin hakkı, kan ter içinde çalışanların kanı var, bu yemek zulüm yemeğidir, ben bu yemeği yiyemem, haramdır. bu yemeği ben değil, köpeklerim bile yemez.”

    hızır paşa çok kızar, saçını başını yolar, öfkeden delirir. durumunu birazıcık kurtarmak, bu beylerin önünde daha fazla rezil olmamak için, “çağır köpeklerini, pirim, der, bakalım yemeyecekler mi...” pirdir, hemen buradan banaz’a el eder, köpekler yola düşüp gelirler.

    “buyur paşa, işte köpekler.” yemekler pir sultan’ın köpeklerine sunulur, köpekler, yemekleri şöyle uzaktan, burunlarının ucuyla koklarlar, paşanın adamları ne yaparlarsa yapsınlar yemezler.

    paşa bu kadar insan önünde çok bozulur. bu aşağılanmayı nasıl yutacaktır, durumunu kurtarması gerekir. “düşün gerçek çıkıyor, pirim,” der hızır paşa. “yalnız sana pirim olduğun için bir kapı daha açıyorum, bu bana yaptıklarına karşılık seni çoktan sallandırmalıydım. şimdi sen, şu insanların huzurunda üç deme söyleyeceksin, bu üç demede de şah adı geçmeyecek. böyle yaparsan seni bağışlarım. yoksa seni bu sabaha karşı şehrin meydanında en yüce ağaca astıracağım.”

    pir sultan sazı kucağına çeker, ilk demesini söyler. başta paşa, ortadakiler donar kalırlar.

    pir sultan şiirinin her dizesinde bir kere şah demiştir. şölendekiler ikinci demeyi beklerler.

    o da baştan aşağıya şahla doludur. üçüncü deme de öyle.

    hızır paşa, “pirim, düşün gerçekleşti,” der, askerler piri alırlar sivas meydanında asarlar. o yüzden sivas’ın adı kanlı sivas kalır. kıyamete kadar da bu şehir böyle anılacaktır.

    o sabah günle birlikte bütün sivas’ta pir sultan abdal’ın bu minval üzere asıldığı konuşulur.

    bir tanesi der ki, ben ala şafakta pir sultan’ı ak libaslara bürünmüş kayseri kapısından çıkıp giderken gördüm. ötekisi, ben de onu tokat kapısında gördüm, der. kimi onu şehrin doğu, kimi batı kapısında görmüştür. kimse pirin asıldığına inanmamaktadır. kuşkuda olanların bir kısmıysa, halep oradaysa arşın buradadır, derler. haydi meydana gidelim de görelim, pir sultan asıldıysa oradadır. şehrin alanına gelirler ki ortalıkta hiç kimse yok. yalnız bir kalın, uzun ip bir ağacın dalında sallanır durur...

    ferhat hoca güzel sesiyle pir sultan’ın o üç, her dizesinde şah adı geçen şiirini söyledi.