1. milli egitim eski bakanlarimizdan..1930'lu yillarda yurutmustur bu gorevi
  2. 5 mart 1934'te zatürreeden ölen milletvekilimiz. toprağa verildiği gün, gazeteler memleketin “büyük bir inkılapçı,ateşli bir milliyetperver, temiz bir politikacı ve devlet adamı, samimi bir halkçı, canlı bir hatip ve doktor” kaybettiğini yazdılar. 1893’te rodos’ta doğan reşit galip izmir idadisi’ni ve tıbbiye’yi bitirdi (1917). öğrenciyken türkçülük akımını benimsedi; gönüllü olarak teşkilat-ı mahsusa içinde balkan ve i. dünya savaşlarına katıldı. 1919’da anadolu'ya.geçti; kütahya’nın tavşanlı kazasında halk sağlığı üzerine çalışmalar yaptı, pratik bilgiler içeren kitaplar yazdı. kütahya müdafaa-i hukuk cemiyeti' nin kurulması için uğraştı. 1925' te aydın'dan milletvekili seçildi. 1925' teki şeyh sait ayaklanmasından sonra kurulan istiklal mahkemesi üyeliğine seçildi. üniversite reformu'nu gerçekleştirmek üzere eylül 1932’de atandığı milli eğitim bakanlığından, anlaşmazlığa düşünce, ağustos 1933’de ayrılmak zorunda kalıdı. türk tarihi tetkik cemiyeti ve türk dili tetkik cemiyeti'nin kuruluşlarında etkin olan reşit galip son günlerine kadar dikkatini bu alanlarda yoğunlaştırdı.

    http://www.fotoajans.com/…rk_unlu/r/resit_galip.jpg
  3. öğrenci andı'nı kuşaktan kuşağa başımıza musallat eden amca ahanda budur.
  4. can dündar'ın yazdığı bir yazıya göre atatürk'ü kendi fikirleriyle eleştirecek kadar cesaretli birisi.

    atatürk, öğretmenini nasıl görevden aldı?

    öğretmenler günü'ydü dün... o günün anısına atatürk'ün sofrasında yaşanan tarihi bir sahneyi hatırlatmak istedim. gazi'ye "devrimleri gerekirse babamıza karşı bile savunuruz" diye meydan okuyan dr. reşit galip'in şerefine...

    her sabah okul öğrencilerini güne başlatan "türküm doğruyum çalışkanım" andı var ya... geçenlerde sevgili hocam prof. dr. baskın oran'ın eşi feyhan, "biliyor musun o andı kim yazdı?" diye sordu.
    "kim?" dedim merakla...
    "dedem."
    "deden kim?"
    "reşit galip..."
    inanılır gibi değil. ne o andın 1933'ün 23 nisan günü reşit galip'in kaleminden çıktığını biliyordum ne de feyhan'ın atatürk döneminin maarif vekili reşit galip'in torunu olduğunu...
    çankaya sırtlarında oturan ankaralılar, şehre reşit galip caddesi'nden geçerek inerler. pek azı bu ismin kim olduğunu bilir.
    bu bilinmezlikte belki dr. reşit galip'in 41 yaşında göçüp gitmesi rol oynamıştır, belki de inönü'yle yıldızının hiç barışmaması...
    onu daha yakından tanımak isteyenlere, yeni yayımlanan çok kapsamlı bir çalışmayı, yener oruç'un "atatürk'ün fikir fedaisi: dr. reşit galip" kitabını (güner y., 2007) tavsiye edip lafa girelim.

    etkileyen konuşma
    feyhan'ın anlattığına göre rodos'ta doğan reşit galip, ortaokulu bitirince kardeşiyle bir sandala binip marmaris'e gelmiş.
    liseyi izmir'de okumuşlar.
    kardeşi hüseyin ragıp (baydur) diplomatlığı seçip büyükelçilik yapmış.
    reşit galip ise istanbul tıp'a gidip doktor olmuş.
    öğrenciyken gönüllü olarak i. dünya savaşı'na katılmış. kafkas cephesi dönüşü öğrenimini tamamlayıp fakültede asistanlığa başlamış.
    1923 mart'ında, hekimlik yaptığı mersin'e mustafa kemal paşa geldiğinde paşa'nın huzurunda konuşmuş ve gözlerine doğru bakarak şöyle demiş:
    "muhterem gazi, sen yalnızca bu milletin bir kahramanı değilsin, sen bunlardan çok daha büyüksün. sen bu milletin bir ferdisin. senin birinci büyüklüğün, bu milletin bir ferdi olmakla iktifa ve iftihar etmekliğindir."
    herkesin yüceltme yarışına girdiği günlerde gazi'yi "milletin bir ferdi" sayan 30 yaşındaki bu hatip, herkesin dikkatini çekmiş.
    tabii en çok da gazi'nin...
    kemal paşa ona milletvekilliği önermiş ve dr. reşit galip, ocak 1925'te meclis'e girmiş.
    bir süre istiklal mahkemesi üyeliği yapmış. chf idare heyeti'nde görev almış. türk ocakları'nda, halkevleri'nde çalışmış. yine atatürk'ün isteğiyle serbest fırka'ya girmiş.
    ve atatürk'ün sofrasına oturmuş. onu bakanlığa taşıyan süreç de o sofrada başlamış.

    ata'nın sofrayı terk ettiği gece
    bu sofra sahnesi pek çok tanığın anılarında vardır:
    1931 sonbaharıydı. o geceki tartışma, milli eğitim bakanı esat mehmet'in bir yakınmasıyla başladı.
    esat mehmet, atatürk'ün harbiye'den "tabya öğretmeni"ydi.
    kazım özalp'in "atatürk'ten anılar" kitabında (t. iş bankası y., 1992, s. 48-49) yazdığına göre konu, kız öğrencilerin kıyafetinden açıldı.
    esat mehmet, "kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini" belirtti. bir tamim yayınlayıp daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.
    bunun üzerine reşit galip söz aldı: "yanlış düşünüyorsunuz beyefendi" dedi. "bu bir geriliktir. kadınlar eski durumda yaşayamazlar. inkılaplardan en mühimi, kadınlara verilen haklardır. başka türlü, batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz."
    sofra gerildi. gazi, vekilini zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı.
    "bu konuyu uzatmayalım. kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız" dedi.
    ama reşit galip alttan almadı.
    "af buyurunuz paşam! bu, inkılap ve zihniyet meselesidir. müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez."

    "bu kokuşmuş kafayla..."
    reşit galip'in tartışma yaratmasının özel bir nedeni vardı:
    halkevi'nde sanatı yaygınlaştırmak için tiyatro çalışmaları yapıyor, ancak sahneye çıkacak kadın oyuncu bulamıyorlardı. buna gönüllü kadın öğretmenler için, maarif vekaleti'nden izin alamamışlardı.
    reşit galip "bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez" diye kestirip attı.
    atatürk'ün kaşları çatıldı. "sözlerinizde müsamahalı, ölçülü olunuz" diye çıkıştı.
    herkes yaklaşan fırtınayı hissetmişti. ama reşit galip bulutların üstüne gitti. 57 yaşındaki milli eğitim bakanı'nı işaret ederek dedi ki:
    "devrimci devrimcidir. insanlar bir yaştan sonra ister istemez tutucu olurlar. meclis'te bunca genç, idealist, bakanlık yapacak yetenekte insan varken, böyle yaşlı kimseleri milli eğitim bakanı yapmak hatadır."
    atatürk yeniden uyarma gereği duydu:
    "esat bey yeteneklidir. davamıza inanmıştır ve benim hocamdır. beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?"
    "kusura bakma paşam, taşımıyor! okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucu da çıkmıştır."

    "sizi de eleştiririm!"
    bunun üzerine gazi'nin sabrı taştı:
    "bu sofrada hocama ve bir milli eğitim bakanı'na hakaret etmenize müsaade edemem" diye haşladı.
    ama reşit galip sineceği yerde hepten üste çıktı:
    "devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. hatayı yapan siz de olsanız, sizi de eleştiririm. mesela rose noir'a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz."
    ilk kez atatürk'ün sofrasında atatürk bu kadar sert eleştiriliyordu.

    milletin sofrası
    reşit galip'in sözünü ettiği rose noir, beyoğlu'nda, rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. atatürk bir gece oraya gitmiş, mekanın sahibi madam senya'dan "iş bankası'ndan kredi alamıyoruz" yakınmasını dinlemiş ve orada bir kağıda iş bankası genel müdürü'ne hitaben "yardımcı olunması" isteğini yazmış, rus çifte vermişti.
    reşit galip bu iltimas talebini eleştiriyordu.
    atatürk bu kez kızmadı; "yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin" diyerek kibarca reşit galip'i sofradan kovdu.
    ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu. yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak çıkışını o an yaptı:
    "burası sizin değil, milletin sofrasıdır. milletin işlerini görüşüyoruz. burada oturmak sizin kadar, benim de hakkımdır."
    atatürk kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp "öyleyse biz kalkalım" dedi.
    sofradaki bütün heyet ayaklandı; reşit galip'i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar.

    sonra neler oldu?
    bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir:
    reşit galip bütün geceyi dolmabahçe sarayı'nda pencere kenarındaki bir koltukta geçirir.
    atatürk uyandığında genel sekreteri'ne reşit galip'i sorar.
    "sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. ankara'ya gidecek kadar borç para istedi. 25 lira verdik" derler.
    atatürk "ankara'ya gidecek adama 25 lira mı verilir. bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz" der.
    sonra "cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. parası yok ama cesareti var" diye ekler.
    1932 sonbaharında atatürk, reşit galip'in ankara radyosu'ndaki bir konuşmasını dinler; "devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. gerekirse babamıza ve çocuklarımıza karşı bile" demektedir.
    atatürk birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder.
    hemen yanındaki sandalyeye buyur eder.
    onun yanına da, hocası esat mehmet'i oturtur.
    ve orada yeni milli eğitim bakanı'nın 39 yaşındaki reşit galip olduğunu açıklar.
    rose noir olayı mı?
    onu da hatırlatalım:
    iş bankası genel müdürü muammer eriş, atatürk imzalı kağıdı alınca doğruca dolmabahçe sarayı'na gelmiş, ata'nın ricacı olduğu krediyi vermeye kuralların uygun olmadığını bildirmiş, talebi reddetmiştir.

    kütüphanedeki yatak
    reşit galip'in bakanlığı sadece 13 ay sürdü. bu süre içinde darülfünun'dan üniversite reformunu başlattı. öğretmenlere genel bütçeden maaş ödenmesini sağladı.
    eşi zübeyre hanım'ın deyimiyle "deli gibi çalışıyor" ama atatürk'e çıkışacak kadar ayarsız dili yüzünden her gün işe cebinde istifa mektubuyla gidiyordu.
    aslında atatürk'le araları iyiydi. o gazi'ye "paşam", gazi de ona "doktor" diye hitap ederdi.
    torunu feyhan oran'a "peki ne oldu da ayrıldı?" diye sordum.
    bir gün sofradan ayrılırken, atatürk, "seni eve ben bırakacağım" demiş. eve bırakınca o da saygıdan, "ben de sizi uğurlayacağım paşam" karşılığını vermiş. ama kendisinin arabası olmadığından yürüyerek uğurlamış. o gece zatürree olmuş.
    dinlenmesi tavsiye edilince 1933 ekim'inde görevden ayrılmış.
    1934 yazında moda'daki bir deniz kazasında kızlarını kurtarmaya çalışırken akciğerlerini hepten üşütmüş. bir mucize eseri kurtulduğu bu kazadan sonra ölümü bekleyerek, hastalığını takip etmeye başlamış. keçiören'deki bağ evinin kütüphanesine demir yatağını taşıtıp yedi ay kitaplar arasında yatmış.
    1934'te, 41 yaşında hayata veda etmiş.
    "öldüğünde cebinde 5 lira parası varmış" dedi hiç görmediği torunu feyhan: "anneannem üç çocuğunu büyütebilmek için afet inan'dan yardım istedi. atatürk'ün yardımıyla krediyle bir ev aldılar. o evin bir odasına sığışıp diğer daireleri kiraya vererek geçindiler."
    feyhan ilkokulda her sabah içtiği andın dedesinin kaleminden çıktığını ilkokul sonda annesinden öğrenmiş.
    sonra dedesini cebeci asri mezarlığı'nda ziyaret etmiş.
    dr. reşit galip orada, kendisinden önceki bir başka maarif vekili, mustafa necati ile yan yana yatıyormuş.
    http://www.egitimgazetesi.com/…detail.php?id=142148
  5. resit galip, ayni zamanda atatürk'ün 1933 üniversite reformunun da en önemli uygulayicilarindan biridir. mustafa kemal atatürk, inkilap ve devrimlerin son halkalarindan biri olarak, osmanlı döneminin en önemli kurumlarının başında yer alan darülfünun'un kapatilmasini ve onun yerine cagdas yüksek ögrenim kurumlarinin ikame edilmesini tasarliyordu. 1932 yilinda cenevre üniversitesi profesörlerinden biri olan (bkz: albert malche) reform çalışmalarıni gerceklestirsin için memlekete davet edilmis. dönemin egitim bakani resit galip, ayni dönemde avrupa'da siddetli bir hortum kivaminda gürleyen herr hitler'in zulmünden kaçan yahudi ve alman bilim adamlarını türkiye'ye kazandırmak için görüşmeleri (bkz: prof. schwartz)'la yapıyor, görüşmenin sonunda reşit galip'in, 'istanbul'un fethi sırasında bizanslı bilim adamları italya'ya göç ederek rönesans'ı gerçekleştirdi. bu anlaşmayla avrupa'dan bunun karşılığını alıyoruz' dedigi rivayet edilir.
  6. mahmut esat bozkurt ile beraber en sıkı devrim savunuculardan biridir. yaşarken herhangi bir soyadı kullanmamıştır. öldükten sonra kardeşi hüseyin ragıp kendisine baydur soyadını seçince otomatik olarak baydur soyadı adının sonuna eklenmiştir. resmi olarak bir dayanağı yoktur.
  7. 1932 yılında "müslümanlık: türk'ün milli dini" adlı bir tez yazan kişi. hz. ibrahim, oğlu hz. ismail ve hatta onların soyundan gelen hz. muhammed'in türk olduğunu iddia etmiştir.
  8. "-lütfen sofrayı terk ediniz!"
    "-bu saray da, bu sofra da, sizin değil, milletin sarayıdır, sofrasıdır!"
    ___
    " dolmabahçe sarayı'ndaki o gecenin üzerinden dört ay geçmiş. gazi, çankaya'daki eski köşkte dostlarıyla. bir ara dr.reşit galip'ten de söz açılacak. gazi:

    "-o nerelerde? hiç görmüyorum." diyecek ve biraz sonra da yaverine, çankaya'da yakınlarda bir yerde oturan doktoru çağırmalarını söyleyecek. o çankaya gecesinin tanıklarından biri de yakup kadri karaosmanoğlu. ondan dinleyelim:

    "-reşit galip, yemek salonuna girdiği vakit, hepimiz. zorlu bir imtihan devresi geçirecek sanıyorduk. fakat her şey hafif bir şaka içinde geçti. reşit galip'e sofrada yer gösterip oturttuktan beş on dakika sonra, dışarıdan iki nöbetçi eri çağrıldı. mustafa kemal: 'şu efendiyi oturduğu yerden kaldırınız!' dedi ve iki kuvvetli anadolu çocuğu, bir hamlede reşit galip'i kucaklayıp havaya kaldırdılar. mustafa kemal gülerek:

    '-biz adamı böyle kaldırmasını da biliriz!' dedi.

    ve bu sahne, bu söz, reşit galip'in üç dört ay evvel dolmabahçe sarayı'ndaki sofrada:

    '-sen beni buradan kaldıramazsın! çünkü bu saray ve bu sofra milletindir!'sözüne bir cevaptı." (74)

    düşmanlarını bile bağışlayan atatürk, bir devrimciyi mi bağışlamayacaktı!

    19 eylül 1932 günü dr.reşit galip, gazi'nin emri ile, görevini bırakması sağlanan o eleştirdiği esat bey'in yerine 1933 üniversite reformu'nu gerçekleştirecek olan millî eğitim bakanı olmuş bulunuyordu!..."
    ___
    çetin yetkin - ben de bir insanım

reşit galip hakkında bilgi verin