şükela:  tümü | bugün
  • istanbul caz festivaline iki defa katilmis olan, kanindaki uyusturucu orani yuksek, ufak tefek kisi, super trompetci. crisol adli ekibiyle havana adli bir albumu vardir, guzeldir.
  • önümüzdeki hafta babylonda iki gece konser verecek, muhtesem trompetçi.
  • babylon'da 17 ve 18 nisan'da saat 21.30'da başlayacak konserler..
    kaçırılmaması mutlaka dinlenilmesi gerek..
  • wynton marsalis tarafından keşfedildikten sonra caz dünyasının en önemli müzisyenleriyle çalışmış ve özellikle verve firmasına tranferinin ardından birbirinden güzel albümlere imza atmış harika trompetçi.yeni kuşak cazcılar içerisinde en başarılı trompetçilerden olan hargrove young lions ekürisinin de bir üyesi olarak karşımıza çıkar.directions of music projesinde yer alması bile müzik dünyasındaki yerini açıklamaya yeter.
  • ilk albüm çalışmalarından bir tanesini bilgi üniversitesinin ünlü saksafon hocası ricky ford ile gerçekleştirmiştir. en son olarak ise hip hop ve r&b çalışmalarına yer verdiği hard groove albümü ile karşımıza çıkmıştır.
  • caz festivalindeki performansından bir kare:
    http://www.deviantart.com/deviation/20679632/
  • kimi zaman kanındaki uyuşturucu oranının yüksekliğinden sahneyi terk etse de, çalmaktan vazgeçer gibi yapsa da modern dünyanın yaşayan en iyi trompetçilerinden biridir. ramsey lewis'in deyimiyle: "freddie*, miles*ve dizzy* kokteyli."

    1969 ekiminde texas'ta doğup büyümüş, lisede çalarken o sırada yeğenini okuldan almaya gelen wynton marsalis tarafından keşfedilmiştir. marsalis'e göre o yaşta lee morgan ve clifford brown'ın kaliteli eserlerini nota ve ritm kaçırmadan çalabilmekte, üstüne üstlük kendi ruhundan parçalar katabilmektedir. aradan geçen iki senenin ardından *berklee college of music'i kazanır ve burada bir yıl geçirir. kendi deyimine göre çalışarak gelişmektense insanlara çalarak gelişmek daha önemli olduğundan* ani bir karala okulu bırakır ve bobby watson ile ilk albümünü bu sıralar; 19 yaşındayken çıkarır. bu satırların yazarı olarak kıvanç duyarak belirtmeliyim ki genç hargrove'un ilk albümü diamond in the rough günümüzün en iyi hard bop albümlerinden biridir. cazseverler bana hak verecektir, seksenlerde post bop bile disco/funk'a boyun eğerken hard bop'ı tamamen akustik bir şekilde sunmak oldukça zor ve saygı duyulası bir iştir.

    profesyonel kariyerinde hızla ilerleyen hargrove; public eye ve of kindred souls* ile doksanlarda tahta oturur. freddie hubbard'ın yeni neslin ışığı olarak gördüğü hargrove, artık iyice tanınmaktadır. caz standartlarındaki hakimiyetini hissettirmek için 94'te approaching standards'ı çıkararak bizleri mest eden hargrove'un* -kanımca- en güzel dört albümünden biri, with the tenors of our time ise verve ile geçirecekleri yaklaşık 15 yılın başlangıcıdır. ron blake, johnny griffin, joe henderson, branford marsalis, joshua redman ve stanley turrentine gibi çağımızın en iyi tenor saksofoncularıyla kaydettiği bu albüm büyük başarı getirir; televizyon ve konser dünyasının kapılarını açar. üç sene sonra çıkardığı habana için ise söylenecek söz yok. 1998'de en iyi latin caz grubu/albümü dalında grammy aldığından mı bahsetek gerek; yoksa chucho valdés ve horacio 'el negro' hernandez ile birlikte tüm zamanların en büyük latin caz albümünü oluşturduklarından mı? bilemiyorum, ancak şöyle buyrun derim: (bkz: habana/@ornette)

    moment to moment ise hargove'un hemen hepsi caz standarı olan birbirinden leziz klasikleri strings ile yorumladığı* başarılı bir albüm. i'm a fool to want you'dan tutun i'm glad there is you'ya, how insensitive'e kadar uzanan geniş yelpazede bu albüm de çok başarılı oldu. 2006'da çıkan nothing serious ise rh factor'e zaman ayıran hargrove için beklenmeyecek bir albümdü. herkes oldskool/funk işine gireceğini düşünürken o modal/akustik caza devam ediyor; salimas dance ile rüyalarımıza girip elli sene öncesinin hitlerinden invitation ile perdeleri kapatıyordu. hargrove günümüz cazının zirvesindeki birkaç trompetçiden biriydi ve bu yolda daha da ilerliyordu. geçtiğimiz sene çıkan earfood ile bunu kanıtlıyor.

    hargrove'u pek beğenirim. ancak çalışı, stili ve parçalarını beğendiğim kadar sideman seçimini de yerli bulurum. cedar walton, chucho valdés ve genç usta gerald clayton gibi isimlerle çalan bir adamın bu üç "tamamen farklı" piyanoya ayak uydurabilmesi her anlamıyla hayret verici.

    "iyi cazcı erken ölür." cümlesinin zıttını görmeyi istediğimi ve roy hargrove'dan yeni çalışmalar beklediğimi belirterek entryi noktalarım. iyi geceler.

    edir: earfood ve big band ile beklentimi fazlasıyla karşıladı büyükusta!
  • 13-14 nisan 2012'de nardis jazz club'ta beşlisi ile kulaklarımıza ve ruhumuza hitap edecek olan trompet virtüözü.
  • (bkz: the rh factor)
  • sevenleri bilir, close your eyes yorumu enfes.