şükela:  tümü | bugün soru sor
  • varsayılan olarak razı olunan kişiler.
  • ssahh (sah) kökünden türemiş, "doğruya erişmiş" manasındaki kelimedir

    (bkz: disciple)
  • "islâm'ı ilk önce kabul eden muhâcirler ve ensar ile, iyilikle onlara uyanlar var ya, allah onlardan razı olmuş; onlar da o'ndan razı olmuşlardır. allah onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. işte bu büyük başarıdır."

    9. sure (tevbe suresi), 100. ayet.
  • sahabelerin yolu, farzlari en iyi sekilde yerine getirmeye calismayi, haramlardan kacinmayi, bilhassa namazi tadil-i erkana dikkat ederek kilmayi, namazin sonundaki tesbihati terketmemeyi, sunnet-i seniyyeye hassasiyetle uymayi gerektirir.
  • allah rasûlünün arkadaşları, dostları, o'nu görenler ve o'nun tarafından görülenler... islâmiyet'te kıymetleri ve ölçüleri şudur:

    --- spoiler ---

    ebu cafer et-tahâvî: ''allah rasûlünün (aleyhissalatü vesselam) ashabını sever, herhangi birini sevmede ifrâta/tefrîte kaçmaz, hiçbirinden teberrî etmeyiz. ashâbı hayırla anmayan ve buğzedene biz de buğzeder, onları ancak hayırla yâdederiz. onları sevmek dindir, imândır, ihsândır; onlara buğzetmek küfürdür, nifâktır, tuğyândır''.
    --- spoiler ---

    rıhle dergisinde görmüştüm...
  • kuran, peygamberimizi, çevresindeki münafıklara karşı sürekli uyarmaktadır. burada dikkat edilmesi gereken önemli bir husus var. hadisçiler, müslüman olup peygamberi gören herkese sahabe demektedir ve sahabeyi kesin adil ve doğru sözlü kabul edip, onların naklettiği hadislere inanmaktadırlar. kuran, peygamber’in döneminde birçok münafığın inanmadığı halde kendini inanmış gibi gösterdiğini, birçok zayıf inançlı, inancı oturmamış kişinin, inandıklarını söylemelerine rağmen peygamber’e zorluklar çıkardıklarını haber vermekteyken, sahabeden herkesin her söylediğine nasıl inanılır? bunlar nasıl kuran’ın yanında dini kaynak kabul edilir?

    çevrenizdeki bedevî araplardan münafıklar var. medine halkından da münafıklığa iyice alışmış olanlar var. sen bilmezsin onları. ama biz biliriz onları. iki kez azap edeceğiz onlara, sonra da çok büyük bir azaba itilecekler. tevbe suresi, 101

    münafıklar sana geldiklerinde: “senin kesinlikle allah’ın elçisi olduğuna tanıklık ederiz.” derler. senin kesinlikle o’nun elçisi olduğunu allah zaten biliyor. ve allah tanıklık eder ki, münafıklar kesinlikle yalancıdırlar. münafıkun suresi, 1

    işte sadece bu bile müslümanım diyenlerin sadece kuran'a uyması gerektiğinin bir başka kanıtıdır.
  • minicik bir çınar ağacı tohumu, koskoca bir çınar ağacının tüm özelliklerini ve potansiyelini, icmali(özet) olarak kendinde barındırır veya bir başka tabirle o tohumda bir çınar ağacı bâtıni olarak mevcuttur.

    çınar ağacının kendisi ise tohumunun tafsile gelmiş, ayrıntıya dökülmüş ve zâhire çıkmış halidir. tohum, allah'ı hafî(gizli) olarak ve "ya bâtın" diye zikrederken, ağaç cehrî(yüksek sesle, aşikare) "ya zâhir" diye zikreder.

    peygamberi bir tohum olarak düşünürsek, onun ve sahabilerinin oluşturduğu kolektif yapı ağaçtır. dolayısıyla her bir sahabi o tohumun zâhire çıkmış dalları, budakları, yaprakları hükmündedirler ve bu noktada şu kesin hükmü vermek durumunda kalırız:

    "dalın münkiri, kökün de münkiridir"

    o yüzden dostlar, siz siz olun, hiçbir sahabi hakkında ileri geri konuşmayın ve negatif bir tutum takınmayın; yoksa yanarsınız. evet, sahabinin içinde her türden adam vardır; ama unutmayın ki, eğrisiyle doğrusuyla, budağıyla onlar o tek ağacın dallarıdır.

    en çok yapılan bir diğer yanlış, sahabeyi günümüz insanlarına doğrudan referans göstermektir. böyle bir tavır kesinlikle yanlıştır. bunun iki sebebi vardır:

    1. sahabenin nefsleri peygamberin sohbetinde emmarelikten kurtulmuştur. peygamberin sohbeti iksir-i azam'dır. bizlerin böyle bir şansı yok maalesef.

    2. sahabenin bilinen manada velayet yolları ile yani tasavvufla bir alakaları yoktur. onlar tamamen nübüvvet kemalatının güneşinde pişmişlerdir. nübüvvet kemalatının günümüz insanlarınca anlaşılması pek olası değildir. velayet yolunu bile anlamaktan aciz olanların, nübüvveti anlaması düşünülemez. hele hele kuru aklın nübüvveti anlaması hiçbir şekilde mümkün değildir.

    bu noktada ilgilisinin şu soruyu yöneltmesi kaçınılmaz olacaktır: " sahabenin tasavvufla alakası olmadığını kendin söyledin. eee...o zaman bu yaptığın bid'at* olmuyor mu?"

    hayır olmuyor; çünkü nübüvvet güneşi ilk üç nesilden sonra batmıştır; zira nübüvvet zamanla mukayyettir. değişik zamanlarda değişik peygamberlerin gelmesi bunun göstergesidir. velayet ise ruhani bir kemalattır ve zaman üstüdür. her dönem geçerlidir ve kendisine has yöntemleri vardır. güneş battığı zaman ay ışığına muhtaç olursun. eğer ay ışığını dahi reddedersen, zifiri karanlıkta kalmak senin için artık mukadderdir.

    sonuç: peygambere ve ashabına asla kem gözle bakma ve onlarda gördüklerini günümüze doğrudan doğruya nakletmeye kalkma. aksi takdirde fena halde sapar ve saptırırsın. nakil işi ancak hakikat ehli bir zatın şuur süzgecinden geçtikten sonra söz konusu olabilir.