şükela:  tümü | bugün
  • dün ikinci kez izledim. ilk izlediğimde yalnızdım o zaman da benzer bir duygu oluşmuştu film bitince ama çıkaramadım ne olduğunu. dün ev arkadaşımla beraber izledim. şimdi normalde mutlu bir sonu var bunun. film izledik, bitti. öyle cast akıyor biz de izliyoruz. bir durgunluk çöktü üstümüze. sonra o söyleyince farkettim. bünye ramona istiyor abi. mutlu olmamız gerekiyordu lan bizim. konu öyleydi, film öyleydi, sonu öyleydi. ama biz çöktük.

    bir de bundan sonra adam seçme filmimdir. şu filme kötü diyen insanla oturup konuşacak bir şeyim yok benim.
  • sıkıcı olduğunu düşünelim, ki böyle bir şey mümkün değil, sadece mary elizabeth winstead'in türlü türlü hallerini görmek için bile defalarca izlenebilecek harika film.

    z.ö.g.e: eyvah eyvah... aramızda güzel kadın düşmanı, ne idüğü belirsizler var.
  • bir dolu saçmalıktan böylesine eğlenceli bir film ortaya çıkmış olması ilginç ve keyifli. ancak dahası da var. aşkın/sevginin insana kattıkları ile insanın kendisine katacakları harika bir şekilde anlatılıyor.

    büyük kavgadan önce scott, ramona'ya aşkını ilan eder ve aşkı sayesinde kendisine şu güçler eklenir:

    cesaret +3
    yürek +2
    zeka +4
    irade +4

    fakat bir sonrakinde dürüst davranıp ''kendim için savaşıyorum'' deyince, bu sefer ''kendine saygı gücü'' kazanır ve bu sayede şu güçler eklenir:

    cesaret +5
    yürek +6
    zeka +7
    balls +8 (balls derken taşaklı olmayı kastediyor sanırım. aklıma başka bir şey gelmedi)

    muhtemelen eğlencenin arasında kaybolup gitmiş, ama bence insana veya insan ilişkilerine dair çok başarılı bir anlatım olmuş. aşkın insana bir şeyler katabileceği inkar edilmiyor; insanı olduğundan daha iyi ve daha güçlü yapar diyor. ancak bundan daha iyisi, kişinin kendisine olan saygısıdır. bir başkası insana ne katarsa katsın, hiçbiri insanın kendisine katacakları ile kıyaslanamaz. eğer kişi kendine saygı duyar ve ilk önce kendine karşı dürüst olursa zaten bu sayede yaşanacak muhtemel kayıpları göze almış demektir. kaybetmeyi göze almak demek de aslında hiç olmadığın kadar güçlü olmak demektir. en güzel yanı ise üçüncü kişilerden, olaylardan ve durumlardan tamamen bağımsız olması. kimseyi sevmeye, aşık olmaya, terk edilmeye, acı çekmeye, mutlu olmaya, mutsuz olmaya gerek yok. bunların tamamı kendine olan saygının arkasına yazılabilecek şeyler. ilk sıra hiç değişmiyor.

    arada sırada başrol oyuncusunun içinden neon ışıklı kılıç çıkmalı hayat dersleri lazım. dram da bir yere kdr krdşm.
  • çok geniş bir kitleye hitap etmeyen bir film. 90 larda gençlik çocukluk yaşamış herkesin yüzünde eblek bi sırıtış bırakır, öyle izletir bütün filmi. zaten 2 saatlik filmin içine çabuk geçişlerle akıllı yönetmenlikle 5 saatlik malzeme doldurmuşlar, öyle sıkılmak mümkün değil. noluyor konuyu takip edeyim derken ilerliyor zaten film. arada klişe espriler de barındırmasına rağmen gayet orjinal gayet güzel bir film.

    dediğim gibi spesifik bi alıcı kitlesi var ama bu filme bayaa kötü demek için de ya filmden anlamamak ya da film izlemeyi sevmemek gerekir. konuyu beğenmesen sırf sinematografisi için izlersin.
  • filmdeki müthiş seinfeld göndermesine kimse değinmemiş;

    --- spoiler ---

    wallace kendi halinde evde yemek yaparken (jerry gibi) birden seinfeld müziği çalıyor,kapıdan aniden scott giriyor (aynı kramer gibi) sarsılıyor felan.daha sonra bir süre gülme efektleri eşliğinde konuşuyorlar.

    --- spoiler ---
  • hitap ettiği izleyici kitlesinin darlığına rağmen 7.5 imdb puanı ile ben buyum demeyi net olarak başarmış filmdir bence. türe aşina olmayanların 3-4 puan verdiğini varsayarak özellikle puan daha da kıymetli gözüküyor.

    dün tekrar izledim (ya 2 ya 3 oldu emin değilim) pek çok yeri gene çok beğendim.
    eldeki ham madde elbette iyi ama edgar wright öyle güzel nüans gömmüş ki her yere, film su gibi akıp gidiyor.

    oyunculuk adına kieran culkin dışında çok dikkat çeken yok bence ancak seçilen isimler çok başarılı. 4 sene sonrasında pek çoğunun kariyerinin baya ilerlediğini görmek ilginç. anna kendrick, brie larson, aubrey plaza, mary eliazabeth winstead, chris evans, mae whitman gibi isimler o döneme göre çok daha biliniyor şu an. ilginç olarak film dönemi en ünlü olan isimler olan michael cera ve brandon routh da bariz şekilde populerliğini kaybettiler.

    müzikler güzel (herkes söylemiş)
    ramona taş gibi (herkes söylemiş)
    oyun göndermeleri mis gibi (herkes söylemiş)

    son olarak; yönetmenin serpiştirdiği detaylar var ya, heh işte onlardan harika gif çıkıyor.

    o zaman filmin bence internete en büyük armağanı olan gifleri şöyle bırakalım, komikli tweet falan atarken kullanırsınız.

    https://31.media.tumblr.com/…p65tp1tkrqfjo1_500.gif
    http://33.media.tumblr.com/…y0cdon1rqjklgo1_500.gif
    https://38.media.tumblr.com/…afasu1siaxyfo1_500.gif
    https://38.media.tumblr.com/…tbxyo1sikbp7o1_500.gif
    http://38.media.tumblr.com/…q1fs6n1ri3gg1o1_500.gif
    http://33.media.tumblr.com/…vls3ci1rgfw06o1_400.gif
    http://38.media.tumblr.com/…6xd1qmp0v1o9_r1_250.gif
    http://38.media.tumblr.com/…wtuiup1rgfw06o1_500.gif
    http://33.media.tumblr.com/…47amhv1rv3b62o1_500.gif
    https://38.media.tumblr.com/…hupus1r9nm7io1_500.gif
    https://38.media.tumblr.com/…6dpfa1qigryzo1_500.gif
    https://38.media.tumblr.com/…4vb0k1rcf4rko1_500.jpg
    https://33.media.tumblr.com/…rvtdx1rqjklgo1_500.gif
  • --- spoiler ---

    scott ramona'dan telefon numarası isterken şöyle bir diyalog geçiyor;

    scott: can i get your number?
    (kız numarayı kağıda yazar verir)
    scott: wow, girl number!

    konuyla alakalı olarak (bkz: kız msn'i)

    --- spoiler ---
  • filmi izlerken filmi yapanin kafasinin cok guzel olduguna inaniyorsunuz. bildigin kult niteliginde super basarili ve akilli film.
    "we are sex bob-omb, and we're here to make you sad and think about death and stuff!"... su bile nassi super bi film oldugunu gosteriyor...
    o kafasi guzel beyinlerini yeriz emegi gecenlerin.
  • ya zaten gülmekten milletin altına sıçırtalım tarzı bir anlayış yok filmde. öyle bir beklentiyle izlemeye başlanırsa, insanı umduğu kadar güldürmediği için beğenilmez elbet.
    kurgu güzel, renkler alacalı, atraksiyonlar müthiş yani safi eğlence.. insanın üzerindeki bütün gerginliğini alıyor.. atari salonlarında çürüttüğüm o eğlenceli ortaokul yıllarım aklıma geldi seyrederken bu da bonus.

    yalnız konu bence 7 kocalı hürmüz'den arak eheh
  • mizah anlayışı adına masaya farklı seçenekler sunan cesur bir yönetmen edgar wright.. shaun of the dead, hot fuzz gibi filmlerde hem yönetmenlik yaptı, hem de simon pegg ile senaryoları yazdı... scott pilgrim'in sinema uyarlamasında da karşımıza zekice bir kurgu, yetenekli genç oyuncular, leziz geçişler ve yine farklı bir mizah anlayışı ile çıktı...

    oturup bu filmi "sinemanın kuralları el kitabı" üzerinden değerlendirmek, amaçlanan şeyi hiç anlamamaktır... ricky gervais, judd apatow, seth rogen, will ferrell, adam mckay, john c. reilly, todd phillips, zach galifianakis, michael cera, jonah hill, simon pegg gibi oyuncu ve yönetmenler sinemada mizah anlayışına farklılıklar getirmek adına işler üretiyorlar... jim abrahams, david zucker ve jerry zucker'in yarattığı biçim nasıl onlarca türevini yarattıysa, aynı durum bu tarz için de geçerlidir... elbette kötü örnekleri de olacaktır...

    scott pilgrim vs. the world bu anlayışın bir ürünüdür ama kötü örneklerden kesinlikle değildir... acayip komiktir... velhasıl candan öte candır... sinemadır!