şükela:  tümü | bugün
28 entry daha
  • türk modernleşmesi karşısında kürt isyanları -şeyh sait isyanı

    malumdur ki; şeyh sait isyanından da önce ermenilerle girilen çatışmalar, hamidiye alayları, koçgiri isyanı, jön türk devrimine müteakip, kürt aristokrat elitlerinin kurduğu kürt milliyetçisi dernekler, vb. yaşanan bir çok olay kürt kimliğinin gelişmesine katkı sunmuştur. kürt kimliği, gelişen milliyetçi akımların arasında, osmanlı aydınlanması sayesinde kürt kimliklerini öne çıkaran aydınlar ve bunlara bağlı kurulan azadi ve kürt teali cemiyeti gibi örgütlerle ve isyanlarla bölgede bilinirliğini arttırmaya çalıştı. fakat şeyh ubeydullah isyanına rağmen kürtler arasında milliyetçilik fikrinin yayıldığını söylemeyiz.

    van bruinessen kürt ulusçuluğunun, asimilasyon politikalarına tepki olarak doğduğunu belirtse de az önce de söylediğim gibi bu asimilasyondan ziyade kürt elitlerinin aydınlanmalarının bir sonucu olarak doğduğunu söyleyebiliriz. çünkü 20.yy'dan önce kürt kimliği, van bruinessen'in deyimiyle dayanışma duygularının odağı olmamıştır. bölge halkı yalnızca ailelerine, aşiretlerine, köylerine, islama ve özellikle dini önderlere bağlılık duymuştur.

    birinci dünya savaşında kürtler, yükselen ermeni milliyetçiliğine, önce müslüman kimlikleri ile tepki gösteriyorlardı. padişah bu savaşı doğrudan cihat olarak ilan etti ve pek çok kürt bu islami sancak altında toplandı. fakat istanbul'da kurulmuş elit kürtçü örgütler birinci dünya savaşı sırasında ve sonrasında özerklik ve bağımsızlık taleplerini dile getirmeye başladılar. van bruinessen 1969'da, birinci dünya savaşı sırasında osmanlı'da subay olan biri ile yaptığı görüşmede; hiçbir kürt'ün bağımsızlık hakkındaki sözlere kulak asmadığını, sadece islam'a ve halifeye olan bağlılıklarını düşündüklerini kaydetmiş. (kürdistan üzerine yazılar s.120-121)

    bunun yanında kürtler homojen bir topluluk da olamamıştır ve aynı dine bağlı oldukları da söylenemez. kreyenbroek'un örnek gösterdiği dil bilimsel farklılıklar da, kürtlerin birden çok etnik topluluk olarak değerlendirilebileceğini söyler.

    (kürdistan üzerin yazılar - kürt toplumu ve modern devlet)

    van bruinessen ağa şeyh devlet'te "kürtler: millet mi?" diye soruyor ve şöyle devam ediyor; kürtlük kavramının belirlenmesinde hiçbir zaman hem fikir olunamamıştır. kırmançi deyimi, kürt aşiretlerini türk aşiretlerinden, osmanlı'da ki kentsoylulardan ya da imparatorluğun hristiyan tebaasından veya kırmançi lehçesi konuşanları zazaca konuşanlardan ya da kürt köylülerini kendi ağalarından veya osmanlı yöneticilerinden ayırdetmek amacıyla kullanılmış olabilir.

    osmanlı'da aşiret mensubu subaylar islam halifesine güçlü bir bağlılık duyuyorlardı. kürt milliyetçiliği kürt elitlerine çok uzaktı, hatta çoğu muhalifti, fakat bazı aşiretler yine de kürt milliyetçiliğine sempati besliyorlardı. 1924'te hilafetin ilgasından sonra bölgede kürt milliyetçi hareketleri ve buna bağlı olarak isyan planları yükseldi, yine de yükselen milliyetçilik yeterli olmayacak ve isyanlar için dini unsur öne çıkarılmak zorunda kalacaktı.

    milli mücadele döneminde mustafa kemal, kürtleri harekete geçirmede ayrılıkçı hareketleri körüklemeye çalışan ingilizlerden daha başarılıydı. (kürdistan üzerin yazılar s.108) ingilizler aşiret reisleri ile yakın durmaya çalışarak, ingiliz mandası altında bağımsız bir kürt devleti kurulacağına dair söz vererek kürtlerin bağlılığını kazanmaya çalışıyorlardı. fakat paris barış konferansı sırasında bağımsız bir kürt devleti kurulması talebine birçok nüfuzlu kürt aşiret liderinden yeni türk devletine bağlılıklarını bildiren telgraflar aldılar.(kürdistan üzerine yazılar - s.122)

    hatta ismail beşikçi, 1919-1921 yılları boyunca, mustafa kemal'in kürt ağaları ile ilişkilerinin milliyetçi kürt örgütlerinden çok daha iyi olduğunu belirtir.

    cumhuriyetin kurulmasında temel fikir, tüm vatandaşlarının, sınıf, rütbe, dil, din, ırk ve meslek ayrımı gözetmeden eşit olduğuydu. feodalizme karşı mücadele adına bölgede ağaların ve şeyhlerin geniş toprakları istimlak edilmişti. istimlak edilen bu topraklar öncelikle mübadele yoluyla gelen türk göçmenlere tahsis edildi. bu doğal olarak topraklarını kaybeden elitler nezdinde büyük bir huzursuzluk yarattı. ve modernliğin bir krizi olarak cumhuriyet fikrinin vaadettiği şeylerin bir çoğunu karşılayamamasını da es geçmemek gerekiyor.

    bunun yanında medreselerin kapanması, yapılan vergisel ve idari reformlar ve esas olarak hilafetin kaldırılması yeni rejime karşı hoşnutsuzlukları arttırdı.

    isyanın yaşandığı bölgeler ekonomik açıdan da son derece geri kalmışlardı. 1.dünya savaşının getirdiği yıkım, ermeniler'in bölgeyi terk etmesi, ticareti de bitirmişti. ticaret takas üzerinden dönüyordu. genç erkeklerin çoğunluğu 1.dünya savaşında ölmüştü. kalanlar da batıdaki kentlere iş bulmak için göçmüştü. bu sefalet de isyana katılımı da olumlu yönde etkilemişti.

    azadi

    mustafa kemal'in ve cumhuriyetin kesin zaferinin ardından istanbul'da ki kürt milliyetçisi örgütler eylemlerine son verdiler. fakat 1921'de yeni bir gizli örgüt kurulmuştu. azadi.

    azadi, daha önceki kürtçü örgütlerden yapısal olarak farklıydı. çok gizli kurulmuş bir örgüt olmasından dolayı azadi hakkında hemen hemen hiç bilgi yoktur. örgütün çekirdeğini bir kaç etkin elit haricinde (kalburüstü şehirliler) çoğunlukla subaylar ve askeri deneyime sahip kişiler oluşturuyordu. örgütün karargahı istanbul ya da ankara değil erzurum'du.

    1924'te azadi ilk kongresini yaptı. katılanlar arasında nakşibendi şeyhi, şeyh sait'te bulunuyordu. kongreye diyarbakır'da zazaca konuşan aşiretler arasındaki etkinliği nedeniyle davet edilmişti.

    kongrede iki önemli karar alındı;

    kürdistan'da genel bir ayaklanma olacak ve ardından bağımsızlık ilan edilecekti.
    dış yardım sağlanacaktı. bunun için üç ayrı ihtimal öne sürdüler; suriye'deki fransızlar, ırak'taki ingilizler ve ruslar.

    azadi üyesi bazı subaylar üstlerinin şüphelerini üzerlerine çekerek, ingiliz yardımını temin etme amacıyla ırak'a giderek, ingiliz subaylarına uzun bir şikayet listesi sundular. bunlardan bazıları;

    göçmen türklerin doğu'ya, kürtlerin de batı anadolu'ya dağıtma şüphesi uyandıran yeni azınlıklar kanunu.
    kürt dilinin okul ve mahkemelerde kısıtlanması
    kürt vilayetlerindeki idari mevkilerde çoğunlukla türklerin bulunması.
    ödenen vergilere rağmen hizmet gelmemesi.
    türk hükümeti bir aşireti ötekine karşı kullanıyor.
    milli seferberlik için köyler yağma edildi.
    ordudaki kürtlere kötü muamele uygulanıyor.
    hükümet kürtlerin doğal kaynak zenginliklerini alman yardımı ile sömürüyor.

    görüşme sırasında ingilizlere, bu şikayetlere geniş kürt kitlelerinin katıldığı teminatı verildi. bu da kürt milli hareketine verilecek güçlü desteğin nedenlerinden biriydi. azadi'nin, önderleri subay olan en az 18 yerel kolu daha vardı.

    1924 yılı boyunca ayaklanma hazırlıkları sürdü. ortam milliyetçi propaganda için elverişliydi. halifeliği kaldırdığı için ankara hükümetini dinsizlikle itham etmek mümkündü. aynı yıl kürt dilinin kamusal alanlarda kürtçe'nin konuşulması yasaklandı. feodalizmle mücadele ve halkçılık adına sadece kürt ağaları değil, kürt aydınları da batıya sürüldü, fakat burada aydınların da birer feodal ağa olduğunu söylememiz gerekli!
    azadi bu gelişmeleri propaganda unsuru olarak kullandı. bu arada meclis'te de bir bölünme vardı ve mustafa kemal'e karşı olduğu bilinen dinci güçlerin yoğun bir muhalefete başlamışlardı.

    bu olaylar, başka sebeplerden ayaklanmaya katılmayacak birçok aşiretin dini nedenlerle katılmasını sağlayacak, diğer taraftan da tbmm bir bütün olarak isyana karşı gelemeyecekti. ayrıca azadi üyeleri sürgünde yeni rejime karşı muhalefet örgütlemeye çalışan vahdettin ile de ilişkiye geçtiler.

    fakat azadi üyeleri salt milliyetçilikler birşey elde edemeyeceklerini biliyorlardı ve çıkacak isyanda şeyhlerin görünürdeki önderler olmalarını tercih ettiler. birçok şeyhin takipçileri ve dikkate değer servetleri vardı. şeyhlerin isyana katılması sayesinde, isyan dini bir görünüm verilebilecek, böylece geniş çaplı katılım sağlanabilecekti.

    içerisinde azadi'nin önemli üyelerinin bulunduğu 7.ordu'ya bağlı bir alay, ağustos 1924'te beytüşşebab'ta bulundukları sırada, azadi'nin ilişkileri üzerinden askeri telgraf sisteminden yararlanabilen, o sıralar istanbul'da türk muhaliflerinden istihbarat toplayan bir subaydan şifreli bir telgraf aldılar. telgraf bu konudaki bulgulara ilişkin bir rapor içeriyordu. ancak kürt subaylar telgrafı yanlış anlayarak, ayaklanmanın başlaması için bir işaret olarak algıladılar.

    boşuna yerel kürt aşiretlerini ayaklanmaya ikna etmeye çalıştılar. genel bir ayaklanma olmadığını ve durumlarının çok tehlikeli olduğunu fark ettiklerinde ağır silahları tahrip ederek ırak'a kaçtılar.

    ordudaki ayaklanma misillemelere yol açtı; hükümet, kürt milliyetçi hareketinden gelen tehdidin ciddiyetini kavradı. asker kaçaklarının müttefiklerini ararken azadi'yi kıskaca aldılar. sorumlu subaylar ve bazı ileri gelenler tutuklandı.

    daha önce ayaklanmaya katılmaya söz vermiş birçok aşiret reisi artık korkmuştu ve isyancılarla ilişkiye girmemeye çalıştı. işte tam da bu noktada şeyh sait büyük önder olarak ortaya çıktı. dindarlığına ilişkin namı insanları ikna noktasında işe yarıyordu. tutuklanmamak ve isyanı koordine edebilmek için hınıs'ı terk ederek çapaçkur-palu-lice-hani bölgesine gitti. şeyh sait durakladığı yerlerde ateşli konuşmalar yapıyordu;

    "medreseler kapalı, şeriat ve evkaf bakanlığı kaldırıldı. dini okullar milli eğitim bakanlığının denetimine alındı. bir grup kafir, gazetelerinde dine küfretmeye ve peygamberin adını lekelemeye cüret edebiliyor."

    isyanın başarılı olabilmesi için öncelikle aşiretler arası birliğin sağlanması gerekiyordu. aksi halde aşiretler sırf düşman aşireti isyana katıldığı için isyan karşıtı tavır alabilirlerdi.

    örnek olarak, şeyh sait hormek aşiretinin reislerine bir mektup yazarak onları diğer kürt aşiretleriyle birlikte cumhuriyet'e karşı cihada çağırdı. ancak hormekler alevi oldukları için şeyhin çağrısına kulak asmadılar. hatta ayaklanmaya katılmalarını sağlamadığı gibi cibranlarla aralarında olan husumeti de engellemedi. isyan başladığında bu iki aşiret birbirlerine saldırdılar. hormek ve lolan'lar jandarma ve ordudan daha etkin bir biçimde isyancılara karşı savaştılar.
    şeyh sait'in gezisi sırasında bir savaş konseyinin de toplandığı ileri sürülmektedir. bu konseye müteakip yapılan toplantılarda alınan kararlar şöyleydi;

    - her aşiret kendi bölgesini denetim altına alacak ve burada bulunan devlet görevlilerini ve jandarmaları ya bölgeden sürecek, ya da esir alacaklardı.
    - temizlik sona erdiğinde kurulacak cephelerden birine katılım sağlanacak ve şehirler ele geçirilecekti.
    - gerçek askeri operasyonların yürütüleceği bu cepheler, yerel etkinlikleri olan ve yerel koşulları iyi bilen şeyhlerin komutası altında olacaktı.

    kürtlere yönelik ingiliz politikaları

    ingiliz hükümetinin türkler'e karşı kürtleri diplomatik, siyasi ve askeri bir araç olarak kullanma siyaseti şeyh sait'ten önce de defalarca uygulanmıştı.
    1.dünya savaşı sonrası ortadoğu'suna ingilizlerin emperyalist siyasetleri içerisinde kürt siyasetini anlamak, şeyh sait isyanının nedenlerini anlamak için önemlidir.

    1919'daki ingiliz siyaseti, "noel siyaseti" olarak da adlandırılabilir. edward noel, bağımsız bir kürt devletini destekleyen veya en azından özerk kürdistan'ın yaşaması için çalışmış bir ingiliz istihbarat ajanıydı. her iki ihtimal de olacaksa, ingiliz himayesinde olacaktı.

    noel, kürtlerin yoğun yaşadığı bölgelere bir çok seyahat yaptı. gittiği yerlerde aşiretler ve şeyhlerle arası hep iyiydi. noel 1920 yılında bir kuzey kürt federasyonu planlıyordu, fakat ankara hükümetinin artan gücü bu amacından onu vazgeçirdi. bu dakikadan sonra ingilizlerin ilgisi ırak üzerine yoğunlaştı. ingilizler , nisan 1920 itibariyle kuzey kürt bölgesi'den çekileceklerini fakat bu bölgede özerk bir yapı kurabilecek hiçkimse bulamadıklarını dillendirdiler.

    1920 sonbaharında churchill, kürt milliyetçiliğini, türk milliyetçiliğine karşı kullanma tasarısı hakkında bir öneri sundu; kürt isyanını aktif bir şekilde teşvik etmek. fakat o zamanlar, eğer kürt isyanını desteklemek başarıya ulaşacaksa üç şartı gerçekleşmesi gerektiğine karar verildi.

    - cezire işgal edilecekti.
    - kürtlere silah sağlanacaktı.
    - kürtlerin fransızların eline düşmeyeceklerini garanti altına almalıydılar.

    fakat hindistan'dan sorumlu devlet bakanı bu tasarıyı reddetti. bu arada ingilizler 1921'de kürtlerin yunanlılarla da temas halinde olduğunu fark etti. mayıs 1921'de kürt teali cemiyeti'nin kemalistlere karşı bir kürt hareketi düzenlenmesinden yana olan yunan temsilcileri ile ingilizlerin nezaretinde görüştü. kürtler, yunan ordusu tarafından esir tutulan kürt asıllı askerleri kullanacaklardı. buna mukabil kürt asıllı esirler, türk esirlerden ayrıldı ve daha iyi muamele gördüler. fakat bundan ötesi olmadı. ekim 1921'de kürt teali cemiyetinden bir kaç kişi yunanlılar tarafından sağlanan fonlarla, kürtçe bildiriler hazırlayıp uçakla türk birliklerinin üzerine attı.

    ankara hükümeti ile uzlaşmak için toplanan londra konferansı'ndan da sonuç çıkmayınca ingilizler nihai olarak kürtleri teşvik etmek ve desteklemek kararlarını aldılar.
    burada zaman kısıtlı olduğu için ingilizlerin iç yazışmalarına ve tartışmalarına girmeyeceğim fakat bu bahsi bir ingiliz istihbarat raporu ile kapatmak istiyorum;

    "gerçekten de şeyh sait isyanı türkiye'nin karşısına çıkmakta olan diğer meselelerin de halline yarayabilir. türk hükümeti tüm dikkatini ve kuvvetini kürt tehlikesine ayırmak zorunda kalmışken, türk hükümetinin bu zeminde bu tür kararlar alamayacak bir vaziyette olmasını bahane edip zaman kazanmalıyız. fakat bu meselenin hallinden sonra musul konusunda da dostça bir hal tarzına gitmek kolay olacaktır.

    isyan ve seferberlik

    4 ocak 1925'te çok sayıda önemli ağa, şeyh ve subayın bulunduğu aşiret reisleri toplanarak strateji üzerine tartıştılar. kürt teali cemiyeti ve azadi üyelerinden bir grup istişarede bulunmak üzere ankara ve istanbul'a geçti. mustafa kemal'e muhalif şahıslarla görüştüler. bu görüşmelerde isyanın daha başarılı olabilmesi için ilk ayaklanmanın diyarbakır çevresinde başlaması gerektiği sonucuna varıldı.

    ankara ve istanbul'da ki muhaliflerlerden de destek alan şeyh sait, ankara hükümeti ve mustafa kemal'i dini yıkmakla suçlayan ve bu kâfirliğe karşı gelmenin gerekli olduğunu belirttiği bir fetva yayınladı. fakat alevi aşiretleri bu fetvaya kulak asmadı çünkü aleviler, nakşiliğin hakim olduğu sünni bir kürdistan'dansa ismen sünni fakat laik bir türkiye'de daha güvenli olacaklarını düşünüyorlardı.

    şeyh sait ocak ayı boyunca seferberlik çalışmalarına devam etti. 6 ocak'ta isyana katılmayan alevilere karşı taaruz planlandı. 8 ocak'ta muharebe cepheleri tespit edildi. başkumandan şeyh sait olacaktı.

    şeyh sait 5 şubat'a kadar tüm bölgeyi gezdi ve kumandanları belirledi. isyan, şeyh said'in son olarak uğradığı piran'da 8 şubat 1925'te patlak verdi. fakat bu istenmeyen bir tarihti.

    isyana katılan aşiretlerin hemen hepsi lice-hani-çapakçur bölgesinde yaşayan zaza'lardı. bölgede bulunan üç büyük aşiret konfederasyonu arasında zaza'lar büyük çoğunlukla isyana katılırken; kırmançiler zil ve mil olarak ikiye ayrılmıştı. mil aşireti isyana katılırken, zil aşiretlerinin çoğu hükümet saflarında savaşmışlardı. babkurdi aşiretleri ise isyana hiç katılmadıkları gibi bazı aşiretler hükümete destek vermişti.

    ingiliz istihbaratına göre isyan başarısız olduğu anlaşılıp da, şeyh sait iran'a kaçmak istediğinde bazı aşiretler kendisine ihanet edip devletin yanında yer almışlardı.

    5 nisan 1925 itibariyle şırnak, cizre, mardin, siirt ve midyat aşiretleri tarafsız durumdaydılar. bunun için üç ayrı sebep gösterilmektedir;

    - devlet'in hükümet mevkisi vaatleri.
    - buradaki aşiretlerin zengin olması sebebiyle savaş yerine barış istemeleri.
    - şırnak aşiretlerinin ingilizler'den teminat istemesi.

    şırnak'ın, ırak sınırında olması ve aşiretlerinin güvenilirliği nedeniyle özellikle stratejik olarak çok önemliydi.

    bir ingiliz muhbirinin anlattığına göre nisan 1924 itibariyle halepli ve erzurum'lu hristiyanlar ve ermeniler'den gelen yardım teklifleri, kafirlerden geldiği gerekçe gösterilerek reddedilmişti. tabi burada ingilizler'in yardımının en katı dini tabulardan bile kuvvetli olduğunu görüyoruz!

    şeyh sait isyanının sünni bir devlete karşı başlatılmış, sünni isyanı olarak vasıflandırılması, mustafa kemal'in laiklik programının gelişmesine de yol açmıştır.

    kürt aşiretleri arasındaki bölünmüşlük şeyh sait'in kendi içerisinde de vardı. şeyh sait bölgede yaşayan çalışan şehirli alt sınıfları örgütlemekle uğraşmadılar bile. isyan bu sebeple aşiretsel bir isyan olarak kaldı. şeyh sait, hem bir şeyh olarak hem de kardeşlerinin konumu sayesinde bölgenin en müreffeh adamıydı.

    şeyh sait, nakşi şeyhlerinin bir tarikattan ziyade bir haydut çetesi görünümünde olduğunu düşünüyordu. buradan yola çıkarak şeyh sait'in bir diğer amacının nakşibendi tarikatını ıslah ermek olduğu sonucuna varılabilir. bu hedefe varmak için izlenecek yol da milliyetçilerin gayelerini kullanmaktı ve öyle de oldu.

    daha önce de belirttiğim gibi azadi'nin kongrelerinin yıldızı şeyh'ti. beytüşşebab isyanı sonrası yüzlerce azadi mensubu liderin tutuklanması sait'in liderliğini mecbur kılıyordu.

    isyan ve sonrası

    isyan dediğim gibi kararlaştırılan tarihten çok önce piran'da başlamıştı. çünkü şeyh sait planları dışında bir jandarma birliği ile çatışmaya girince genel isyan ilan etme mecburiyetinde kaldı.

    şeyh sait piran vakasından sonra kardeşinin yanına döndü. burada lice'ye saldırı planları yapıldı. şeyhin kardeşi 10 şubat'ta lice postanesini, 11şubat'ta gence postanesini soydu. bu iki olaydan sonra gerçek manada bir isyan kaçınılmaz olmuştu.

    14 şubat günü bingöl kaymakamı ve memurlarını esir aldılar. bundan sonra burası nakşibendi tarikatının geçici karargahı olacaktı ve vergiler buraya ödenecekti.

    20 şubat'ta lice ele geçirildi ve diyarbakır'a doğru yola çıkıldı. ingiliz istihbaratına göre diyarbakır'a hareket eden isyancılar 10000 kişi civarındaydı. şeyh sait 2 mart günü diyarbakır'a saldırdı. saldırı ve kuşatma 5 gün boyunca çok vahşice ve kanlı bir şekilde sürdü.
    robert olson'un ifadesine göre kürtler, "allahu ekber! teslim olun!" çağırısına sayıca az ama cesur türk askerine karşı savaşmışlardı. şeyh said kararlı türk mukavemeti karşısında başarısız kalmaları üzerine çekilme emri verdi.

    5 mart günü elazığ'a girdiler. elazığ halkı "şeyhler halifeliği tekrar kuracak ve şeriat gelecek diyerek halkı ikna etmiş ve böylece elazığ'a sorunsuz girmek mümkün olmuştu. şehre barışçı bir şekilde girmelerine rağmen isyancılar şehri yağmalamış, eziyet ve tecavüze girişmişlerdi. fakat şehirli gençler buna karşı gelip silahlanarak isyancılarla çatıştılar ve isyancılar şehirden çıkmak zorunda kaldı.

    elazığ'ın işgalinden dört gün sonra hayat normale dönmüştü fakat elazığ'da halen tedirginlik vardı. isyancılar halen şehrin civarında konuşlanıyordu. 8. ordu kuvvetleri kürtleri bölgenin güneyine sürmeyi başardılar. burada isyancılara karşı savaşan hormek ve lolan aşiretleriyle birleştiler. bu sayede beraberce isyancıların erzurum'a ilerlemesine ve olası bir kitlesel isyana mani oldular.

    takip eden haftalar hormek'ler ve asiler arasında çatışma ve kan davasıyla geçti. mart ayı sonunda isyanın en önemli muharebelerinin bir çoğu sona ermişti. isyancılar en etkili oldukları hınıs'tan kuzeye ilerleyememişlerdi. bundan sonra isyancıları ana planı kaçmaktı.

    3 nisan'dan sonra şeyh said'in ele geçmesi an meselesiydi. bölge hayli yıkıma uğramış ve kuşatılmıştı. 15 nisan'da iran'a kaçmak üzere yola çıkan şeyh sait, burada hormek'ler tarafından tuzağa düşürüldü ve ele geçirildi. ertesi gün kendisine bağlı diğer liderler de ele geçirildi. 10 mayıs'ta diyarbakır'da istiklal mahkemelerinde 47 sanık hakkında idam kararı çıktı.

    isyanın en önemli muharebeleri türk askerleri henüz tam seferber edilmeden gerçekleşmişti. türk kuvvetleri en kanlı çatışmaların yaşandığı mart ayında bile yaklaşık 25.000 kişiden oluşuyordu. kürtler ise ortalama 20.000 kişi civarındaydı.

    küçük çaplı isyan ve çatışmalar 1929'a ağrı isyanı'na kadar devam etti. türkiye ile britanya arasındaki müzakereler, şeyh sait isyanı boyunca devam etti. ingilizler en nihayetinde oluşturulan brüksel hattı'nın bozulmamasına çaba gösteriyorlardı.

    isyanın ardından olası yeni bir isyanın patlak vermemesi için geniş operasyonlar devam etti. asker sayısı belirli bir süre azaltılmadı. zaten kürtler de temmuz ayına kadar mukavemete ve gerilla savaşına devam ettiler. fakat 2000-3000 kişilik bir türk kuvveti onları da bastırmayı başardı.

    ingilizler, ırak'a kaçan isyancıların bazılarına türkiye'ye saldırmama koşulu ile iltica hakkı tanıdı. burada amaç ingiltere'nin çatışmaya doğrudan müdahil olmamasıydı. türkiye'nin isyanı bastırmak için harcadığı enerji, para, insan ve malzemenin büyüklüğü, tsk'nın 1924-1928 yılları arasında toplam 19 silahlı çatışmaya girmesiyle daha iyi anlaşılabilir.

    ayaklanmanın hükümet politikasına etkileri

    kemalistler, ayaklanmanın sebebi olarak feodal bir sınıfın kemalist reformların tehdidi altında kalan çıkarlarını korumak ve doğu'daki kitleleri sömürmeye devam edebilmek için kullandıkları birer ideoloji olarak görüyorlardı ki çok da haksız sayılmalardı.
    şeyh sait idam edildikten sonra istiklal mahkemesi başkanının yaptığı konuşma bunu açıkça gösteriyor;

    "belli başlı adamların kişisel çıkarlarını gözetebilmek için, gene başkaları dış propagandaların ve kişisel hırslarının etkisinde kalarak bir araya toplandılar. yıllarca şeyhlerin, ağaların, ve beylerin zulmünü çeken, mal ve canı bu insanların keyfine kalan bu yörelerin zavallı halkı, artık bu kötü güçlerden kurtulmuştur. bundan böyle cumhuriyetimizin refah ve medeniyet yolu üzerinde barış ve mutluluk içerisinde ilerlerken, onlar döktükleri kanların ve yıktıkları yuvaların bedelini darağacının adaletiyle ödeyeceklerdir."

    bu düşüncelerden çıkan mantıklı sonuç cumhuriyetin umut edilen refah ve uygarlığa ulaşmak için dini gericiliğin, feodalizmin ve etnik milliyetçiliğin kökünün kazınması gerekliliğidir. kemalizm'i bir ütopya olarak görürsek eğer, başvurulan bu kurucu şiddet neticesinde mutlu, özgür ve müreffeh bir ulus ortaya çıkmış olacaktı. more'un utopia'sında gücünü koruyan manastır, kemalist cumhuriyette frankofon bir tavırla yerini okula bırakacaktı. şerif mardin'in "imam, öğretmeni yendi" sözü bu açıdan bakıldığında, geçmişi ve bugünü anlamak adına çok şey ifade etmektedir. çünkü hem cumhuriyet hem de laiklik pratikleri (bu durum tüm dünya için geçerlidir) yerlerini aldıkları dogmaların yerine kendilerini bir dogma olarak yerleştirdi. örnek olarak feodalizmin kaldırılması boş bir laftan öteye geçemedi. feodal bir çok aşiret reisi hükümetle iş birliği içerisine girdi. sonuç olarak modern türkiye, atatürk'ten sonra bir hayal kırıklığı olarak karşımıza çıktı.
24 entry daha