şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: demagoji)
  • hayatin ilk 17 yilinin son 7 senesi icinde bizlere sunulmak istenen okul munazaralari sirasinda yanimizdakiyle, hocalara belli etmeden didisirken, olmadik fuzullugu dusunup gulmek icin bahane ararken, okul saatleri sonrasina kalan zamanda kapida dikilen nobetcileri ( ogretmen hademi artik her kimse) atlatip kacma planlarini yaparken birturlu adapte olup ogrenemedigimiz tartisma adabidir. cogunlugumuz pek te modern bir anlayisi gutmeyen ebeveynlerimizin terbiye etme anlayisinda kendimize saygidan buyuk olcude feragat ettirilerek anlamsiz saygi tabularina boyun egdirilme karsiliginda hic tadilmamis ifade ozgurlugunden mahrum kalmanin getirilerinde, ic dunyamizda olusan birikimlerin patlak vermesi, tartisma ve kavga arasindaki ince sinirin mayin tarlasina donusmesine engel olamayiz. tartisma konusunun, bireyin kisisel hayatindaki yeri onemli degilse, tartisma cogu kez medeni sinirlar icinde seyreder ve fakat konudan ziyade kendi ustunlugunu veya hakkini aramayi ve kabul ettirmeyi gerektiren durumlar ne yazik ki, ruhani anlamda, henuz ham maddesini tam olarak torpuleyip sekillendirememis insan dedigimiz varligin, yani bizlerin medeni yaklasim hakimiyetini bazen imkansiz kilabiliyor. inkara kalkismadan kendi gercek kisiligimizin ciplak yapisina tum samimiyetimizle baktigimizda, sosyal baskidan, egitim sistemi ve sistem yurutuculerinden ( ogretmenler, profesorler ) ve dis etkenlerden aldigimiz yaralar, yapay bir sistemin negatif ve basarisiz kurgusuna karsin, bir turlu ustesinden gelemedigimiz kisir dongulu kurallara karsi bosa gitmis odunlerin acisi, icinde bulundugumuz zamanin imkansiz sartlarina karsi bezginlesmis ve kirilmis cesaretimizin eseri olarak yasam kavgasina olan hincimiz karsisinda aslinda hicbirimizin wisdom sahibi olabilicek kadar pek de elle tutulur bir yerimiz yok. ( belki de vardir, ben benim gibi olanlar adina soyluyorum) bu durmda tartisma adabina layik maddelerin gercekligi ancak bir dereceye kadar olsun ruhsal huzuru var edicek yeni duzende, yeni bir dunyanin var edilmesi ile gerceklesebilir kanisindayim.
  • tartı$ma esnasında tartı$manın ozunun fikir teatisinden gectigini anlamayarak,cevabı belirsiz muglak terimlere takılıp,tartı$ma eylemini catı$maya donu$turen ki$ilerin mutlak suretle ogrenmesi gerektigi ve eskilerin adab-i munazara diye adlandırdıgı kar$ıdakine duyulan saygı bicimidir..

    bugun duvarda asılı olan manzaraya baktıgımız zaman,toplumsal cevremizin ana ogesini olu$turan insan,hemen hemen gunun her saatini sorunlarla gecirdiginden dolayı ister istemez fikir bakımından da gerilmektedir.istemdı$ı bir $ekilde olu$an bu gerilimi beyinden atmanın bir yoluda tartı$maktır..tartı$ma esnasında ki$i kendi du$uncesine gore "sorun" olan herhangi bir konu ile tartı$ma arkada$ının kar$ısındaki pozisyonunu alır..ve bu noktada kar$ılıklı fikir jimnastiginde bulunularak,du$unce alı$veri$i yapılır..bilinmeyen yada algılanamayan bir durum ise $udur;
    "ortada mutlak dogru bir du$unce yapısı yoktur.." zira "ko$ulsuz dogru" olsaydı onun ismi tartı$ma olmazdı..
    her insanın kendine ozgu bir gercegi ve kendine gore dogru kabul ettigi degerler mevcuttur.ve kimse bir ba$kası icin bu degerleri saptamak ve ona kabul ettirmekle hukumlu degildir.bu,bana kalırsa tartı$ma adabında ilk kuraldır..
    tekrar edelim efendim..neymi$ ilk kural..

    *kar$ımızdakinin kendine ozgu du$unceleri,dogruları olabilir..saygı duymalıyız.

    en az birincisi kadar onemli bir hususta tartı$ma sırasında insanların birbirlerini dinlemeden konu$malarıdır.dinlemeden ve surekli konu$an bir tartı$ma grubunda asla bir uzla$ma saglanamaz..siz hic sava$ ay'ın tartı$ma programlarında bir uzla$ma saglandıgını gordunuz mu? 3 saat televizyon ba$ında oturursunuz,180 dakika konu$urlar..ama ortada bi$ey yoktur..bu gibi durumlarda uzla$ma saglanamadıgı gibi kutupla$malar olur..surtu$meler artar..boylelikle dinlemeden konu$an bir birey acik hedef haline gelmekten,du$man kazanmaktan kurtulamaz..demekki neymi$ ikinci kuralımız..

    *kar$ımızdakini dinleyecegiz.tartı$ma stratejimiz sagırlar diyalogu gibi olmayacak..

    bizim hic vazgecemedigimiz (ozellikle benim) * bir ozelligimiz ise konunun bir $ekilde sınırlarını cizememek ve ba$ı bo$ bir $ekilde konuyu gereksiz yerlere saptırmak..bunun sonucunda kendini sipere yatmı$ ve sava$ırken bulmak..anlatmak istedigim,ornegin;roma tarihini tartı$ırken kendini $ahsi tartı$ırken bulmak gibi..
    esas konudan uzakla$mak ve tartı$mayı $ahsa indirgemek tartı$ma adabının yaygın hatasıdır.. cunku bu $ekilde yapılan bir tartı$ma esnasında yukselen hararet ve gerginlikten dolayı temelde tartı$ılması gereken sorunlar bir kenara bırakılır ve butun enerji kar$ıdaki insanı yıpratmaya harcanır..belki de benim gozlemlediklerim arasında en gerekli olanı budur.cunku tartı$mayı verimsiz hale sokan ve gereksiz surtu$melere,belki kavgalara gebe olan detay burada gizlidir..demekki neymi$;

    *konudan uzakla$mayacagız.ve yetersiz kaldıgımız noktada kar$ıdakine saldırmayı secmeyecegiz..

    benim $imdilik aklıma gelenler bu uc kuraldan ibaret..elbetteki bir cok kural vardır..lakin hemen hepsi indirgendiginde temel olarak bu uc kurala dayanır..

    ozetle demek istedigim;toplumların sosyal bir sorunu cozmek icin elinde bulundurdugu belki de tek $eydir tartı$mak,ileti$im kurmak,insanların du$unce alı$veri$inde bulunmaları..e hal boyleyken tartı$ma icin gerekli olan adabı dahi saglayamadıktan sonra onun ismi tartı$ma olmaktan cıkar,saldırıya donu$ur..eger tartı$mayı kapı$ma tadında yapıp,saldırı haline getirirseniz ortada olan sorunu cozmek yerine varolan sorunu daha da buyutmu$,icinden cıkılmaz bir hale sokmu$,varolana yenilerini eklemi$ olursunuz..

    son soz;
    her ne olursa olsun adabı elden bırakmayın..
  • şimdi bu adaba göre fikre karşı fikir olmalıdır. özeti budur. bir fikir beyan edersin ardından bu fikri çürüten ama en güzeli bu fikre karşı olsa bile bu ortaya konan düşünceye ''katkıda bulunan'' başka bir önerme, bağlam geliştirirsin. bu böyle böyle karşılıklı etkileşimle kişiler birbirine karşı çok zıt fikirler üretse bile gelişir ve ortaya olgun bir sonuç çıkar.

    ancak bu genellikle gerçekleşmez. çünkü bir kişi, iddiasını fikir üretmek yerine sadece görüntüsel bir biçem üzerinden yapıyorsa, yani söyledikleri tamamen trışkadan şeylerse üstelik de bunun da farkındaysa, siz bu fikri çürüttüğünüz anda kelime yapısı, dil bilgisi, cümle içinde söylenen bammbaşka bir kavrama sarılır, konuyu paramparça edeceğini bile bile sırf seni bozmak için sırff ama sırfff can sıkmak için argümanını ''sen ne bilecen lan denyo''ya getirir. senin bilgisizliğini ilana kalkarak senin fikrini yok etmeye kalkar. senin fikrin üzerinden bunu yapamaz da, sana saldırarak senin o fikre olan aidiyetin üzerinden bunu gerçekleştirmeyi umar. ama bu bir bombadır. bumerang bir bomba. atılır ve geri gelir atanın elinde patlar. tartışma da adabı da oracıkta sona erer.
  • yazi dilinde de gözetilmesi gerekirken bakiyorum da yazarlarimizin bir numarali müttefiki daha önce yazilanlardan cimbizla cektikleri cümlelere sacmasapan anlamlar yükleyip "vay demek sen böyle demek istedin"ler veya bariz oldugu icin yazilmamis seylere dikkat cekip "vay demek sen bunu yok sayiyorsun"lar olmus. halbuki insanin argümani yetersiz olunca savunduklarini dil oyunlari ile kanitlamaya calismasi ne kadar zavallica görünüyor bir bilseler. tavsiyem, sözlük hudutlarinda bir tartismaya giriyorsaniz (ki sözlük anayasasina göre taoculuktur) meraminizi gerizekaliya anlatir gibi yazin, yoksa durduk yere eliniz yorulup, asabiniz bozulacak.
  • belirli tipi insanin sinir sistemini fena halde gidiklayabilen bir sey. konuya "bazi kendini bilmez gerzolar" veyahut "ad hominem demeyeni dovuyorlar" cenahindan degil, en gunluk ornekle yaklasmayi isterim. istedim. bir arkadas var (popcornu icecegi hazirliyoruz), hayir severim de, ki bunu belirtmesem olmazdi, kizla yeterlik makaleleri hakkinda tartisirken "eehh beh! yeter ulannn!" deyip birbirimize girisir miyiz sonunda diye endiselenmeye basladim. hah, tartisma adabini masaya yatirmak istedigim minval bu, o minval ketfayt* minvali.

    simdi teori anlatip sizi sikacak degilim. yalan. piaget'nin bilissel gelisimle ilgili teorilerini, berkeley'den alison gopnik adli bir meslekdasimiz cosarak bilimsel yaklasima uyarlamis ve theory theory (her teori kendini bir noktada revize eder ve daha saglam bir teoriyle ortaya cikar), ve modularity (yani bilissel gelisim -ya da bilimsel teoriler- dogal olarak gelisir ve bu konuda cok zaman tek dogru vardir; zira gelisimin akacagi mecra onceden bellidir, bu mecraya akisi da bir kez tetiklenmeye bakar (iste dil gelisimi bir icgududur diyenler, chomsky yaklasimlari vs) tetiklendikten sonra o mecraya akar ve dahi akabilecegi tek mecra da odur zaten/ teori bazinda da revizyona acik olmayan ama fact/gercek tabanli teoriler de vardir gibi bir yaklasim) tartisan muhtesem bir calisma ustune konusuyoruz. modularity genelde gelisime tetiklenmesi beklenen moduller seklinde bakiyor, ki bu bicimde giden yanlari da var, ama piaget'nin teorisi isiginda diyebiliriz ki benlik akiskan oldugu uzre kisi her zaman gecmise donerek mevcut teorilerini revize eder ve bu dinamik bir surectir, degisim kacinilmazdir, ve genetik haritayla gelen bazi gelisimsel surecler olsa da bunlarin bilissel gelisim adina bilinc duzeyinde nasil gelistigi surekli geri donup olani revize etmekle gerceklesir (ki zaten bilimsel calisma-piaget bilissel gelisim benzerlik analojisini de buna dayandiriyor) hala okuyorsaniz helal olsun, sizi seviyorum. da, iste zurnanin zirt dedigi yer burda basliyor.

    baska bir suru teori daha var, iste interactionist, yani her gelisim bir cok farkli gelisimin es zamanliligiyla aciklanir vs gibi. bizim takildigimiz nokta da su, diyor ki hanim teyze, yahu iyi hos sen theory theory babadir diyorsun da, tek sundugu sey degisimin kacinilmaz oldugu, peki "neden degisiyor?" sorusunu cevapliyor mu? basliyorum, diyorum ki bak beybi, birincisi ben bu teori hepsini oper demiyorum ama herhangi bir gelisimsel sureci aciklarken kullanilabilir diyorum, bunun varligi diger tum teorileri silip atar gibi bir iddea icinde degilim, mesela her cocuk gelisimsel surec icinde once emekler sonra yurur, once heceler sonra konusur, bu modularity'ye daha uyar bir yani; ama hafiza gelisimine bakalim, tam anlamiyla theory theory'nin pratige aktarilmis hali; donup dunya gercekligimizi revize ediyoruz surekli.

    sonucta biz bunun ustune tartisirken oyle bir noktaya geldik ki, "ama o zaman atalim ortaya bir teori, donelim diyelim ki bu arada soyledigimiz her seyi unutun, bu oyle degil boyleymis, boyle mi yapalim?" iste ben kan dolasimimin izledigi yolu hissedebiliyorum boyle anlarda. diyemiyorsun ki ee bebegim iyi de bilimsel yaklasim dedigin sey zaten ne ki, yani teori revizyonu olmayacaksa eldeki teoriler iyidir deyip kapatalim bolumu, niye ugrasiyoruz? fakat usenmiyorum, bu fikri ellerimle marine ediyorum, diyorum ki "ya seni de anliyorum" (yalan) "ama bunlar arasinda ustun olan tek yaklasim bulma gibi bir caba icinde okumuyoruz bence bu yaklasimlari, yaniliyor muyum?" isi bence boyutuna cekiyorum ki darilmaca gucenmece olmasin, ustune yaniliyor muyumla goguste yumusatip veriyorum pasi, derken hooop burnumun ortasina cakiyor topu "hayir bence hepsini toparlayan tek bir teoriye ihtiyac var ve bu teorilerin ustunlugunden bahsetmeliyiz, o zaman diyelim ki bu kadar teori ustune kurduk literaturu, ama yanilmisiz biz pardon" ulan, okudugumuz calismanin adi "piaget is dead and i don't feel good myself either", otesi mi var?

    yani diyecegim su, en sonunda dedim ki, "eyvallah, anladim, cok farkli perspektiflere sahibiz bu konuda, bilissel gelisimi farkli acikliyoruz deyip gecebilir miyiz bunu?" gel diyorum farkli fikirde olmak konusunda ayni fikirde olalim* " tamam deriz de, sen benim dedigimi anladin mi?" boyle anlarda cok yalnizim atam diye aglayarak oturdugum koltuga kapanip hickiriklara bogulasim geliyor. hah, iste o tartisma adabinin onemi burda, illa belden asagi vurulmasi, konudan tamamen bagimsiz, bir zamanlar ya da halen uzantisi olmus yan fikirlere takilarak ya da bunlari kullanarak tartismanin saptirilmasi meselesi filan degil bu, bazen de resmen ayri iki dili konusma meselesi yahu! tum konusmayi bambaska bir dilde yapsam zannediyorum bu kadar anlasilirdim, bundan daha az degil. fakat bir yandan da paslari goguste yumusatip vermeye calismak da yanlis bir sey aslinda, cak topa, gerekirse kotu olalim di mi? iste bu da benim kor noktam saniyorum. sosyal rollerimizi ve gonlumuzden geldigince konusamamayi opeyim o halde.
  • din hocası;
    - çocuklar, eğer dünya güneş’e bir cm daha yakın olsaydı her yer erirdi.. eğer bir cm uzak olsaydı, her taraf donardı ve bizler yaşayamazdık....allah’ın gücünü buradan anlayabiliriz, di mi?

    - e iyi de hocam, dünya güneş’e 18 ocak’ta yakınlaşır, 21 haziran’da uzaklaşır...hem öyle dediğiniz gibi bir cm de değil.. yaklaşık 2 milyon kilometre.. neden o zaman bize hiçbir şey olmuyor?

    din hocası; (yüzünde yavşak bi gülümsemeyle diğer çocuklara dönerek)
    - işte bu da allah’in bir mucizesi değil midir çocuklar?

    (soruyu soran çocuğa dönerek)
    - sen de otur lan aşşağa hıyar! git biraz kuran mucizelerini oku it herif!
  • tüm o argumentum bilmemneler bir yana; adam karşımda bangır bangır tartışırken aklıma "burnundan şimdi sümük balonu çıksa yanlışlıkla" gibi şeyler geliyor, o zaman bu adab da bitiyor orada işte.